Hikmet Kıvılcımlı – Tarihte Büyük Devrimciler (5): İbni Haldun

Sosyalist Gazetesi Sayı: 15 – 26 Ocak 1970

“İbni Haldun, toplum ve tarih kanunlarını Marx ve Engels’lere müjdeci olurca izlemiştir. Bu dahiyane buluşları, yaşadığı büyük pratik olaylardan sezmiştir.”

Hademut kabilelerine mensup olan İbni Haldun’undan ailesi Yemen’lidir. Muhtemelen VIII. asrın sonlarına doğru İspanya’ya göçmüştür.Bu sülalenin askeri Müstemleke olan “Cünd“e mensup olduğu sanılmaktadır. Endülüs Emevilerinden Emir Abdullah El Mervani zamanında İşbiliye’de meydana gelen siyasi İsyanda; Endülüs valilerinden Ümmeye B.Hacib’in başında bulunduğu Hâcib ailesi, Küreyb’in idare ettiği Haldun ailesi büyük rol oynamıştır.

XIII.yüzyılda İspanya kralı III. Ferdinand İşbiliye’yi fethedince; İspanya müslümanların dan büyük bir kısmı ile İbni Haldun’un ailesi de Afrika’ya gitmek zorunda kaldı. Afrika’ya giden müslümanlarla birlikte İbni Haldun’un ailesi Tunus ‘ a yerleşti. O devrelerde Tunus, ticari ve kültürel merkezdurumundaydı. Tefeci-Bezirgânların uğrak yeri olan Tunus’un sosyal yapısı, İbni Haldun’u çok etkilemiş ve yetişmesinde büyük rol oynamıştır. İbni Haldun’un doğuşu ve ilk tahsilini aldığı dönemlerde Tunus’ta Beni Hafs hanedanlığının hakimiyeti vardı. Bu hanedanlık 1228 yılından 1574 yılına kadar iktidarda kaldı.

İbni Haldun önce, Ebû Abdullah Muhammed B.Sâid’in kürsüsüne devam etti. Hocası Hadrem’in ikazıyla, dini bilgileri vargücüyle okudu. Malik B.Enes’in “El Muvaffa” ve “El Teshil”, Abd-el Ber’in “El Tevassi” ve İbni Hâcib’in “El Muhtasar” adlı kitaplarını; “Herkesin yaptığı gibi ezberlemedim, sadece okudum “diyor. Bu arada Arap edebiyatı ve Arap fizyolojisini inceleyebilmek için lisan öğrenen İbnî Haldun’un 18 yaşındaki öğrenim durumu budur. Bu yaştan sonra, Tunus medreselerin de ders vermeye başlar.

1348-1350 yıllarında Fas hakimi Ebu-ı Hasan Tunus’u istila edince, Fas’lı âlimler de Tunus’a gelmişti. Haldun bu âlimlerle görüşme imkanı buldu. İslam hukuku, akli ve felsefi meseleler üzerine geniş bilgiler elde etti. Durumu kendisi şöyle anlatır: “Gençliğimden beri ilme iştiyakım vardı. Her zaman ilim derneklerine koştum. Fas’tan Tunus’a gelmiş olan alimlerden Ebu Abdullah’ın derslerini üç yıl takibettim. O sıralarda Ebu-İshak, Konstantin Valisi Ebu-Zey ‘e karşı harekete geçti. 1353 yılında ordu ile beraber Tunus’tan çıktım. Yolda, Beni Merrin alimlerine katılmak istedimse de, bana kardeşim Muhammed engel oldu. Ordu ile Übeyye geldim. Buranın en büyük alimlerinden Şeyh Abdurrahman el Aznafi ile görüşme imkanı buldum. Sonra Telesse’ye, oradan Kafesse’ye geçtim. Fas hakimi Ebu İnan’ın isteği üzerine kendisinin Hacibi oldum. Toplantılarda hâkim beni yanına alır ve mühim bir mevki verirdi. Fakat o sırada, Becaya Emiri Ebu Abdullah Muhammed, Fas’ta mahpus bulunuyordu. Beni onunla ilgili göstererek, iftirada bulundular. Bunun üzerine Ebu İnan beni tevkif etti. Ebu İnan’ın ölümüne kadar hapis yattım. Yazdığım bir kasideyi okuyan Ebu İnan; beni tahliye edeceğini söylemiş, fakat Fas’ta bulunmadığından bunu yapmadan ölmüştü. Sonradan beni Hasan B.Ömer tahliye etti. Eski görevim iade edildi.”

Ebu Salim Fas Sultanı olunca, İbni Haldun başkâtip oldu. Siyasi muhabereler onun elinden geçiyordu.

Bir görevi de halkın istek ve şikayetlerini dinlemekti. Böylece halkla kaynaşma imkânı oldu. Ebu Salim’i ihtilâlle devirince, yerine geçen vezir Ömer B.Abdullah’tan Endülüs’e gitme izni aldı. Aldığı izinle Endülüs’e giden İbni Haldun, Gırnata Emiri Beni Ahmer’in misafiri oldu. Vezir olan İbni el Hatib aynı zamanda şairlik de yapıyordu. İbni Haldun, vezirle birlikte felsefi konular üzerine çalıştı. Emir tarafından Kastilya Krallığına elçi tayin edildi. Elçiliği sırasında Afrika’ya gitmeyi düşünüyordu. Ebu Abdullah’ın daveti üzerine Afrika’ya giderek, Becaya Emeratinin hacibliğine tayin edildi.

1375-1379 yıllarında bütün idari ve siyasi işlerini bırakarak “Mukaddeme”yi yazdı. Ailesi ve çocuklarının bir gemi ile batarak ölmesi üzerine , Mekke’ye, oradan Şam’a ve Timurlenk’in yanına gitti. Timurlenk’in yanında kitaplarını tamamlama imkanı buldu. Bir olay üzerine Mısır’a geldi. Mısır’da 26 Ramazan H.808 tarihinde öldü.

İbni Haldun’un derin ve dahiyane fikirlerini “Cihan Tarihi” ve “Mukaddeme” adlı kitaplarında görmekteyiz. Ayrıca, “Bürde isminde dini kasidenin şerhi İbni Rüşd hakkında bir hülasa, mantık hakkında bir risale, Merkes Sultanına bir risale. Otobiyografi” adlı eserleri vardır. Özellikle Cihan Tarihi ve Mukaddeme adlı eserlerinde, toplum ve tarih kanunlarını açıkça belirmiştir. İbni Haldun tarih üzerine şunları söyledi: “Tarih; hikâye anlatma tarzından ibaret olmamalı. Olayların iç yüzü aranılmalı, sebepler gösterilmelidir. Bu oluş ve bozuluş âleminde, olayların esasını aramak lazımdır.Olayların nakledilmesi ile tarih olmaz.Yeryüzünde varolan her olayın kendine mahsus bir tabiatı bir durumu vardır.İlkel bir topluma ait bir durum,medeni bir topluma uydurulamaz. Uydurulursa,toplumun tabiat halleri ile çarpışan bir tarih hatasına düşülecektir.”

“Dünyanın gidişi tek ve değişmez değildir. İnsanların küçüklük ve büyüklüğünde görülen hâl ve tavır özellikleri, aynı kavimler hayatında da vardır. Mevcut olan “Adetler , “yeni unsurlarla birleşir, bir terkip meydana getirir. Bir müddet sonra, eskiler yeniye kaynaşır ve unutulurlar.Bu devamlılık esnasında bir takım gelişim ve değişim olur. Bu oluş ve bozuluş âlemin esasını teşkil eder. Sezişle kavrayışı kendinde toplamış bulunan maymunun dahi, düşüncesi ve anlatması olan insana dönmeye elverişli oldukları gibi. ..İnsan türü hayvan cinsinden olup, ancak yaratıcı yön onu ayırt eylemiştir. İnsanı hayvandan ayırt eden şey, geçim işini üretmesi ve kendi cinsinden olanlarla yardımlaşması ve bunun için gereken sosyal, insancıl topluluğu ve sonunu iyileştirmeye yararlı fikir olmakla belirlenir. Sanayi de bu fikirden çıkagelir.” diyen İbni Haldun bu dahiyane buluşları, yaşadığı büyük pratik olaylardan çıkarmıştır. Özellikle, Batı ile Doğu arasındaki farklılığın, iktisadi yapıdan geldiğini belirten fikirleri çok önemlidir. “Bir kentte endüstrinin çokluğu, o kentteki bayındırlığın çokluğu ile belli olur…Şurası bilimmelidir ki; Batı toprağında İslam Devletinin bozulmasından dolayı, genel olarak endüstriye eksilme ve yitme geldiğinden, bilimlerin ve tekniğin öğretim dayanağı dahi Batılılardan kopma kertesine gelmiştir.Düşman istilâsı nedeniyle günden güne Endülüs’te İslâm kentlerinin bayındırlıkları azalarak yalnız deniz kenarındaki yerler kaldı.Onların ahalisi de idare ve geçim işinden baş kaldıramaklarından çokluk başka şey düşünemez oldular.Bayağı kimseler Batı-Doğu farkını görünce,bunu oluştan ve yaratılıştan bir şey sanırlar.” diyen İbni Haldun “Marks-Engels’lere müjdeliyici olurca” TARİHE IŞIK TUTMUŞ büyük bir düşünürdür.

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir