
Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü’ndeki 159 numaralı dosyasında yer alan bu makale, Kıvılcımlı’nın tamamlanmayan eserleri arasındadır.
Modern sosyalizmin politik, sosyal, kültürel, ve ilh. alanlarında en büyük düşmanı Kapitalizmdir. Kapitalizm hiç farkına varmaksızın Sosyalizmi doğurur. Ekonomi alanında üretim araçları ile metotlarını bir merkezde toplayıp makineleşmeye doğru sentezleştirdikçe :üretim yordamını sosyalleştirmiş olur. Sosyalizmin maddesel temelini kapitalizmin kendisi kurup geliştirdikçe, kendi eliyle kendi mezarını kazmışa döner. Kapitalizm kendi bindiği dalı keser. Eğer bir günah varsa, sosyalizmin günahı herkesten önce kapitalizme düşer. Sosyalizmi bir suç sayanlar, suçun kapitalizmden başkasında bulunmadığını pek iyi anlayabilirler.
Denilebilir ki, Türkiye’de bu hakikatı sınıflarına has sinsilikle iyice sezen kapitalizm – öncesi Osmanlı tefeci hacıağa ve bezirganları, sistemli biçimde elli, altmış yıldır modern kapitalizmi baltalayarak, sosyalizmi önleme içgüdülerini uygulamışlar ve uygulamaktadırlar. O baltalama uğrunda gerekince “Sosyalizm” in bütün sloganlarını kullanmaktan da çekinmemişler ve çekinmemektedirler (35 yıl önceki Kadroculukla şimdiki adı lazım değil “Sosyalist” akımlar gibi).
Kapitalizm, sosyalizmin yalnız üretimcil Teknik ve Metot temellerini kurmakla kalmamıştır. Ekonomik temeldeki kaçınılmaz oluşum ve gelişimi kendisi için yaşama prensibi yapacak sosyal sınıfı da, ünlü deyimi ile “Kendi mezar kazıcılarını” da her gün biraz daha sayıca çoğalmış, kalitece yükseltmiş, teşkilatlı, bilinçli millete öncü bir güç durumuna getirmiştir. Bu sosyal güç, yani İşçi Sınıfı, sosyalleşen ekonomi temeli üzerinde sosyal düşünceyi ve sosyal devrimciliği ve daha pek çok şeyleri hep kapitalizmden öğrenmiştir. İşçi sınıfının kendisine zıt bir kutup olarak yetiştiren de gene kapitalizmdir.
Zeki bir emniyet memurumuz, 1926 yılında İstanbul Ağırceza mahkemesinde okunan gizli raporunda :birçok işçiyi bir arada çalıştıran şu fabrikalar açıldıkça sosyalist düşünüş ve davranışların önüne geçilemeyeceğini yazarken, bu olayı açıklamış oluyordu. O günlerden beri, kimi ürünlerimizin Türkiye’de işletilmeden ihraç edilmesi, işlenmemiş yaprak tütünlerin ihracını kanun yasak ettiği halde, işverenlerin sistemli kaçak yollardan tütün ve benzeri ihracatı yapa durmaları, vergi sistemi sayesinde özel teşebbüsün (motorize yahut 10 işçiden fazlasını çalıştıran) iş yerlerini açmıyarak, vergi kaçakçılığı dan zengin olmasına göz yumulması… hep aynı sebepten ileri gelir. Ve Osmanlı yadigarı güdücülerimizin memleket kalkınmasını, hatta bağlılıklarını her fırsatta bildirdikleri Modern Batılılaşmayı (Kapitalistleşmeyi anlayınız) baltalamak pahasına da olsa, Türkiye’de proleterleşmeyi önlemek, işçi sınıfını çoğaltmamak, bilinçlendirmek uğrunda yapmadıklarını bırakmamaları… Hep o Tarihin çarklarını geri çevirme, gidişi gerisin geri “Devirme” ülkü ve çabalarından doğmuştur.
Antika Tefeci – Bezirganlar (Hacıağalar – Tüccarlar), modern kalkınmamızın temeli olacak Sanayileşmeyi uzun yıllar sistemlice yavaşlattılar.Birinci Milli Kurtuluş Savaşını yozlaştırdılar. Birinci Cihan Savaşında olduğu gibi, İkinci Cihan Savaşında da, daha çok vurguncu bir yapma sanayi türedi. Bu “Yeni Sınıf “savaş biter bitmez” yön”ünü buldu. Yabancı sermaye ile kaynaşarak, Batı ekonomisine haraç, Batı politikasına ihtiyat kuvvet veren cılız bir sanayi türetti. Sosyalizmi getirecek diye ödleri patlayan KAPİTALİZM, en sonunda gelmişti. Özel teşebbüsün büyük sanayii kuruluyordu. Ne yazık ki, bu gelişim Finans – Kapitalin tekelciliği oldu. 27 Mayıs’ın rağmına gayrı milli kaldı. Bunun Millet hayatımıza kaça mal olduğunu, anlamak için, AP saflarındaki yaban sermaye Gönüllülerinin ağzınadek yayılmış “İkinci Kuvvayımilliye” sloganının tutuşundan anlayabiliriz. (O ayrı bir konu) Şimdi Türkiye’de Kapitalizm tekelci biçimde de olsa gelişiyor. Onun sonucu Modern İşçi Sınıfı ve dolayısıyla Modern Sosyalizm gelişiyor.


