Formel Sosyalizmin Eleştirisi – Bölüm: 2

PDF İzle & KaydetYazdır

Bölüm: 2
Dünyada formel sosyalizmin inşası

A) G.V. Plekhanov ve Formel Marksizmin İnşasında Rolü

Georgi Valentinoviç Plekhanov (1856-1918), Rus Marksizminin öncülerinden biri olarak kabul edilse de, zamanla Sovyet Marksizminin dogmatikleşmesinde ve formel bir şemaya dönüşmesinde büyük pay sahibi olmuştur. Lenin’in “Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi” adlı eserinde dolaylı olarak eleştirdiği ve daha sonra doğrudan polemiğe girdiği Plekhanov, Marksizmi tarihsel materyalizmin dinamik yapısını göz ardı eden, mekanik determinist bir felsefi kalıba dönüştürmüştür.

Plekhanov’un düşüncelerinin eleştirisi, Sovyetler’deki mekanik materyalizme dayalı tarih yorumunun kökenini anlamak açısından kritik bir öneme sahiptir. Onun teorik mirası, Stalin dönemi Sovyet Marksizminin temelini oluşturmuş ve formel sosyalizmin, tarihsel materyalizmi dogmatik bir yapıya dönüştürmesine zemin hazırlamıştır.

1. Plekhanov’un Tarihsel Materyalizme Katkıları ve Hataları

Plekhanov, tarihsel materyalizmin sistematik bir açıklamasını yapmaya çalışırken, Marx’ın tarih anlayışını katı ve değişmez bir evrim yasasına dönüştürdü. Ona göre:

Tarih belirli aşamalardan geçerek ilerler (köleci toplum → feodalizm → kapitalizm → sosyalizm).

Üretim tarzları, toplumun belirli evrimsel aşamalardan geçmesini zorunlu kılar. Ekonomi ise her şeyi belirleyen en temel faktördür ve üstyapısal öğeler (din, hukuk, siyaset, ideoloji) ancak ekonomik altyapıya sıkı sıkıya bağlıdır.

Bu görüşler, Marksist diyalektik içinde belirli doğrular barındırsa da, tarihin diyalektik doğasını ve toplumların kendine özgü gelişim çizgilerini göz ardı eden mekanik bir determinizme yol açmıştır.

Örneğin, Marx, Kapital’de ve Fransa’da Sınıf Mücadeleleri’nde, toplumsal gelişimin her yerde aynı olmayacağını vurgulamıştır. Marx, “Asya Tipi Üretim Tarzı” gibi kavramlar kullanarak, farklı coğrafyalardaki üretim biçimlerinin Avrupa merkezli bir feodalizm-kapitalizm şablonuna uymayabileceğini noktasında girişimde bulunmuştur. Ancak Plekhanov, Marx’ın bu uyarısını dikkate almamış ve toplumsal gelişimi katı bir evrim şemasıyla açıklamaya çalışmıştır.

Bu yüzden, Plekhanov’un tarih anlayışı, dönem dönem Lenin, Martov ve Potresov gibi genç isimler tarafından bile zamanla eleştirilmiş, Sovyet Marksizminin formelleşmesine neden olmuştur.

2. Plekhanov’un Metafizik Materyalizmi ve Sovyet Dogmatizminin Kaynağı

Plekhanov, materyalizmi mekanik bir doğa yasası gibi ele alarak, diyalektik yöntemin özünü bozmuştur. Engels’in “Anti-Dühring” ve “Doğanın Diyalektiği” adlı eserlerinde ele aldığı “doğal ve toplumsal diyalektik” ayrımını ihmal etmiş ve her şeyi fiziksel-mekanik yasalar üzerinden açıklamaya çalışmıştır.

Bu yaklaşımın sonuçları:

  • Tarihi, toplumsal sınıfların mücadelesinden çok, üretici güçlerin gelişim çizgisine hapseder.
  • İnsan iradesini ve öznenin rolünü küçümser, tarihsel süreci katı determinizme indirger.
  • Lenin’in vurguladığı devrimci süreci ihmal ederek, reformist ve aşamacı bir tarih anlayışına kapı aralar.

Stalin dönemi tarih anlayışı, büyük ölçüde Plekhanov’un formelleştirdiği bu mekanik materyalizm üzerine kurulmuştur. Stalin’in 1938’de yazdığı Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm adlı eser, Georges Politzer’in ders notlarından oluşan Felsefenin Başlangıç İlkeleri ve Felsefenin Temel İlkeleri adlı yapıtları ve Lev Abramovich Leontiev’in kaleme aldığı Ekonomi Politik kitabı, temel bilgiler sunması açısından önemli kitaplar olmakla birlikte Plekhanov’un mekanik tarih anlayışının etkisi altındadır.

3. Plekhanov’un Rusya’daki Toplumsal Yapıyı Yanlış Okuması

Plekhanov, Rusya’nın toplumsal yapısını analiz ederken Batı Avrupa’nın feodal-kapitalist geçiş modeline sıkı sıkıya bağlı kaldı. Bu yüzden, Lenin ve Narodniklerle girdiği tartışmalarda:

  • Rusya’nın feodalizmi tam anlamıyla yaşamadığını ve kapitalizmin önünde ciddi engeller olduğunu göremedi.
  • Köylü hareketlerini küçümsedi ve devrimin yalnızca sanayi işçileri eliyle gerçekleşebileceğini savundu.
  • Lenin’in “Demokratik Devrim” ve “İşçi-Köylü İttifakı” stratejisine şiddetle karşı çıktı.

Lenin, 1905 ve 1917’de Rusya’daki devrim süreçlerinde, Plekhanov’un dogmatik tarih anlayışını aşarak, toplumsal hareketlerin dinamik doğasını dikkate alan bir strateji geliştirdi.

Bu yüzden Lenin’in 1917’de “Bolşevikler devrimi gerçekleştirebilir mi?” sorusuna verdiği yanıt, Plekhanovcu aşamacılığa doğrudan bir meydan okumadır. Bolşeviklerin devrimini gerçekleştirebileceğini ortaya koyarken, tarihin dogmatik şemalara değil, devrimci sınıfların hareketiyle yazılacağının da kanıtlayıcısı olmuştur.

Lenin, 1915 yılında Plehanov’un görüşlerini – bu bağlam doğrultusunda – şöyle eleştirir.

“Bir’in ikileşmesi ve çelişkinin parçalarının bilgisi, diyalektiğin aslî özü‘dür. Nitekim Hegel de böyle koyuyor sorunu.

Diyalektiğin içeriğindeki bu yanın doğruluğunun, bilim tarihi tarafından gerçeklenmesi gerekmektedir. Genellikle (örneğin Plehanov’da) diyalektiğin bu yanına yeterince dikkat edilmemiştir: Karşıtların özdeşliği, bilginin yasası olarak değil de, bir örnekler toplamı olarak alınıyor.” (Lenin, 2014)

Plekhanov’un Rusya’nın devrimci potansiyelini küçümsemesi, onun formel sosyalist bir düşünür olarak kalmasına yol açmış ve Bolşevik hareketin dışında kalmasına neden olmuştur.

4. Türkiye’de Plekhanovculuğun İzleri

Türkiye’deki sol hareketler, özellikle Sovyet çizgisini takip eden TKP (1961-1987), TİP (1961-1981) ve SİP(1993-günümüz) gibi partiler, Plekhanov’un mekanik tarih anlayışını doğrudan ithal etmiştir.

  • Türkiye’de feodalizmin olup olmadığı tartışmaları, tamamen Sovyetler’in beş aşamalı toplum modeline dayanılarak yürütülmüştür.
  • Osmanlı’nın üretim tarzı analiz edilirken, Marksist diyalektik yerine dogmatik şablonlar kullanılmıştır.
  • Reformist ve parlamenter sosyalizm anlayışı, Plekhanov’un aşamacı yaklaşımıyla büyük ölçüde benzeşmiştir.

Türkiye’de TİP-SİP çizgisi, kesintisiz devrimi kavrama noktasında yetersizliği nedeniyle Türkiye’deki devrim konaklarını algılamakta yetersiz programlar üretmekte. Bu yüzden, Türkiye’deki sol hareketler, devrimci süreçleri anlamakta yetersiz kalmış ve işçi-köylü ittifakı gibi Leninist taktikleri benimsemekte zorlanmıştır. Kıvılcımlı, işçi-köylü ittifakı kavrayışını şu formülle özetler;

“Çarlıkta Burjuvazi cılız. Marksistler ne yapacak? Menşevik – Bolşevik ayrıldı.
Kalp Marksistlerce: İşverenleri ürkütmemek için hükümete katılmamalı, Avrupa’da Sosyalizm tutarsa iktidara geçmeli.
Gerçek Marksistlerce: İşverenleri bırak. İşçi kardeş, köylülerle birleş. Biz iktidarı alırız: Avrupalılara örnek oluruz.”
(Kıvılcımlı, 2008)

Sonuç: Plekhanov ve Formel Marksizmin Çıkmazı

Plekhanov, Rus Marksizminin en önemli teorisyenlerinden biri olsa da, onun tarihsel materyalizmi mekanik bir şemaya dönüştürmesi, Sovyetler’de ve dünyada formel sosyalizmin doğmasına yol açmıştır.

Onun en büyük hataları şunlardır:

  1. Tarihi, sınıf mücadelesinden çok üretici güçlerin mekanik evrimiyle açıklaması.
  2. Toplumsal gelişimi evrensel ve değişmez aşamalara bölmesi.
  3. Özne ve irade faktörünü küçümseyerek devrimci süreçleri küçümsemesi.
  4. Rusya’nın tarihsel özgünlüğünü göz ardı ederek yanlış siyasi analizler yapması.

Bugün, Türkiye’de ve dünyada Marksizmin yeniden canlanması için, Plekhanov’un dogmatik mirasından koparak yeniden diyalektik, tarihsel ve devrimci bir Marksist yöntem geliştirilmesi gerekmektedir. Türkiye’de bunun yöntemi olarak altyapıyı gözardı eden, ideoloji üzerine teorisini kuran akımlar da tercih edilmekte. Oysa bu iki akım da birbirini beslemekte ve devrimci yöntemlerin önünü tıkamakta.

B) Karl Radek: Formel Marksizmin Bürokratikleşmesinde ve Tarih Anlayışının Dogmatikleşmesinde Rolü

Karl Radek, Komintern’in şekillendirilmesi, uluslararası komünist hareketlerin Sovyet modeline entegre edilmesi ve Marksizmin dogmatikleşmesi süreçlerinde önemli roller oynamış bir diğer figürdür. Özellikle Marksizmin tarihsel materyalist yöntemini diyalektikten kopararak katı bir determinizme dönüştürmesi, yerel sosyalist hareketleri Moskova çizgisine çekme çabaları ve Komintern politikalarının merkeziyetçi bir yapıya bürünmesinde doğrudan etkisi olmuştur.

Radek’in katkılarını analiz etmek için onun kendi yazılarından alıntılar yaparak, tarih anlayışındaki katılıklar, ulusal hareketlere karşı yaklaşımı ve ekonomik determinizm üzerine vurgularını ele alacağız.

1. Karl Radek’in Tarihsel Materyalizm Yorumundaki Katı Şemacılık

Radek’in tarih anlayışı, Marksizmi bir yöntem olarak değil, katı bir evrim yasası olarak ele almasıyla dikkat çeker. Onun tarih yorumları, toplumsal gelişimi mekanik bir çizgide değerlendiren bir anlayışa dayanır.

Radek, 1922’te yazdığı bir makalede, Plehanov’a şu şekilde atıfta bulunur:

“Plehanov daha ilk çalışmalarında, Rusya’nın da kapitalizmin yolundan geçmek zorunda olduğunu ve bunu yaptığını gösterdi. Çarlığın boyunduruğundan Sosyalizmin egemenliğine sıçrama olasılığı hayallerini, zararlı bir yanılsama olarak yıktı. İşçi sınıfının, Rusya için demokrasiyi kazanmak için her türlü çabayı göstermesi gerektiğini ve ancak bilgilendikten, örgütlendikten ve aydınlandıktan sonra, kapitalizm ve demokrasi çerçevesinde Sosyalizm mücadelesini başarıyla sonuçlandırabileceğini söyledi. Plekhanov, 1881’de yayınlanan Sosyalizm ve Siyasi Mücadele adlı broşüründe şöyle yazmıştır:

‘Mutlakıyetçiliğin devrilmesi ve Sosyalist devrim gibi iki temelde farklı meseleyi bir araya getirmek, bu toplumsal gelişme unsurlarının ülkemizin tarihinde çakışacağına inanarak devrimci mücadele yürütmek, her ikisinin de gelişini ertelemek anlamına gelir.’ (G.V. Plekhanov, Sosyalizm ve Siyasi Mücadele, Seçilmiş Felsefe Eserleri, Cilt 1, Londra 1961, s.9. Radek, gerçekte 1883’te yayınlanan bu eserin tarihi konusunda yanılmıştı.)

Böylece yaklaşan Rus Devrimi’nin burjuva içeriğini ortaya koyarak, aynı zamanda devrimin kendisinin ilk etapta işçi sınıfının işi olacağını açıklamıştır. Plekhanov, 1888’de Sozialdemokrat’ta ‘Siyasi özgürlük ya işçi sınıfı tarafından fethedilecektir ya da hiç fethedilmeyecektir’ diye açıklamıştır.” (Radek, 1922a)

Bu yaklaşım, tarihsel materyalizmin özündeki diyalektiği silikleştirerek onu evrensel bir “zorunluluk yasasına” dönüştürür. Dolayısıyla Radek’in görüşleri, sadece teorik düzeyde değil, Komintern aracılığıyla pratiğe de aktarılmış ve dünya devrimlerinin seyrini doğrudan etkilemiştir.

2. Radek ve Ulusal Hareketlere Yaklaşımı

Radek’in ulusal hareketlere bakışı da formel Marksizmin bir yansıması olarak merkeziyetçi ve homojenleştirici bir karakter taşır. Lenin’in emperyalizme karşı anti-sömürgeci hareketlerle kurduğu stratejik ittifak anlayışı, Radek’te yerini bir tür “Moskova merkezli sosyalizm” modeline bırakır.

Radek, ilerleyen yıllarda ulusların kendi kaderini tayin hakkına ikna olmuş gözükür.

“Savaş sırasında Polonyalı, Alman ve Hollandalı komünistlerin bir bölümü, ulusların kendi kaderini tayin hakkının katılığı sorusu üzerine Lenin’le teorik bir tartışma yaptıklarında şunu sormuştuk: “Sosyalizm tüm sınırları silip tek bir ekonomik alan yaratmayacak mı?” O zamanlar, dünya devriminin seyrini çok daha az somut çizgilerde hayal ettiğimiz için Lenin’den farklıydık. Proletaryanın sosyalizm mücadelesini yürüttüğü koşulların çokluğunu yeterince kavrayamamıştık. Belki de kapitalizm aşıldıktan yüz yıl sonra, belki de bir yüzyıllık sosyalizmden sonra halklar arasındaki siyasi sınırlar ortadan kalkacaktır. Yalnızca Avrupa değil, tüm dünya sadece ekonomik bölgelere ayrılacaktır.” (Radek, 1923)

Oysa Türkiye özelindeki değerlendirmelerinde Radek’in Lenin’in politikasına sadece taktik bir mesele gibi baktığı şu cümlelerden anlaşılabilir;

“Sovyet Rusya, Türkiye’yi kara kaşı ve kara gözü için değil, Türkiye’nin zaferini Doğunun devrimleştirilmesi, dünya proletaryasının ve Rus Devriminin güçlenmesinde etkili bir unsur olarak gördüğü için desteklemiş ve hâlâ da desteklemeye devam etmektedir. Sovyet Hükümeti Lozan’da Türkiye’nin meşru taleplerini destekleyecektir. Sovyet Rusya’nın politikasını değiştirdiği yönünde spekülasyon yapan tüm kapitalist basınla birlikte İkinci Enternasyonal’in yarım akıllı aptalları bu politika değişikliğinin temelde Türk Hükümetinin diplomasi veya iç politikadaki tesadüfi hareketlerinden bağımsız olduğunu anlamıyorlar.” (Radek, 1922b)

Bu anlayış, ezilen halkların özgün mücadele biçimlerini küçümserken, her hareketi Sovyet çizgisine göre değerlendirme eğilimini güçlendirmiştir. Radek’in bu yaklaşımı, Türkiye dahil olmak üzere birçok ülkedeki komünist hareketlerin kendi özgün dinamiklerinden uzaklaşarak Moskova’ya endekslenmesine neden olmuştur. Gelecek süreçte ulusal kurtuluş hareketleri, Türkiye’de dahil olmak üzere, karşı-devrim dalgasına doğru giderken, formel bakış ile bu gidişi hızlandıracak girişimlere devam edilecektir.

4. Stalin Döneminde İlişkileri

Radek’in Stalin döneminde yeniden parti çizgisine yaklaşması, kendisini politik olarak koruma refleksinden çok, Sovyet devletinin sosyalizmi koruma adına merkezileşmesinin “zorunlu” olduğunu düşündüğü içindir. Onun bazı metinlerinde, Stalin’in Sovyetler’i ayakta tutma çabasını takdir ettiği görülür:

“Komintern’in önde gelen kesimi olan SBKP saflarının, Yoldaş Stalin’in önderliğinde sağlanan sarsılmaz birliği, dünya çapında Komünizm güçlerinin büyümesinde ve sağlamlaşmasında belirleyici bir faktördür.” (Radek, 1934)

Bu alıntı, Radek’in Stalin’i toptan reddetmek yerine, onun devlet pratiğini teorik katılıkla harmanlama çabasında bir çelişki yaşadığını gösterir. Radek’in katkıları ile Stalin’in örgütleyici devlet aklı zaman zaman kesişmiş, zaman zaman da çelişmiştir. Stalin’in devlet aygıtını sınıf mücadelesi koşullarında sağlam tutma çabası, Radek’in çizdiği ideolojik mutlakiyet ile bir noktada örtüşmüştür. Ancak, Stalin’in zaman zaman taktik esneklik göstermesi – örneğin NEP politikası gibi – Radek’in teorik katılığına ters düşmüştür.

Radek’in tarih anlayışında belirleyici olan unsurun, üretici güçlerin gelişimini her şeyin belirleyicisi haline getirmesi bunun nedenidir. Üstyapısal faktörler, sınıf bilinci, kültürel direniş biçimleri gibi öğeler Radek’in analizlerinde tali unsurlar olarak ele alınır. Bu yaklaşım: Sınıf mücadelesini ikincilleştirir. Tarihi, altyapının doğrudan ürünü olarak yorumlar. Devrimci öznelliği ve stratejiyi gölgede bırakır. Sonuç olarak, Radek’in tarihsel materyalizm yorumu, hem teori hem de pratik düzeyde Marksizmin dogmatikleşmesinde önemli bir adım olmuştur.

5. Türkiye’de Radekçiliğin İzleri

Radek’in Sovyetler aracılığıyla Komintern’e ve oradan da yerel sosyalist partilere aktardığı formel tarih anlayışı, Türkiye’deki sol hareketleri de etkilemiştir. 1920’lerden itibaren TKP çevresinde şekillenen politik hat, Radek’in “aşamacı” devrim anlayışına ve Batı tipi kapitalizmin zorunlu evrelerine dayanmıştır.

Bu bağlamda: Türkiye’de feodal kalıntıların “tam anlamıyla ortadan kalkması” sosyalist devrim için önkoşul sayılmıştır. Anti-emperyalist ulusal hareketler küçümsenmiş, sınıf ittifakları geri plana itilmiştir. Sovyetler’in çizdiği çerçeve dışındaki devrimci dinamikler “sapkın” olarak görülmüştür. Bu durum, Türkiye solunun yerel özgünlükleri okuyamamasına, reformizme sapmasına ve halkçı devrimci hareketlerle ilişki kurmakta zorlanmasına neden olmuştur.

Radek’in düşünceleri, özellikle Komintern aracılığıyla Türkiye’ye aktarılan teorik şemalarda doğrudan etkili oldu. 1920’ler ve sonrasında TKP’nin şekillendirdiği tarih anlayışı, feodal-kapitalist geçiş modelini adeta değişmez bir yasa gibi kabul etti. Türkiye gibi farklı sınıf yapılarına ve devlet-toplum ilişkilerine sahip bir toplumda, bu tür bir şablonculuk, solun organik bir hat inşa etmesini engelledi. Bu etki, yalnızca TKP ile sınırlı kalmadı; 1970 sonrası sosyalist yapılar da eksen kaymasını Radek’in bu mirası üzerinden yaşadı.

Farklı gözüken iki akım üzerinden, formel sosyalizmin ayaklarının kendisini Türkiye’de nasıl var ettiğini örnekleyebiliriz. Bir tarafta Milli Demokratik Devrimcilik ile Türkiye’de henüz burjuva devrimi görevlerinin tamamlanmadığı doğru tespitine rağmen, bu görevin güçsüz olduğu iddia edilen işçi sınıfının öncülüğünde değil, sivil-asker aydın zümresi öncülüğünde yapılacağı öne sürüldü. Diğer tarafta ise – Kıvılcımlı’nın deyimi ile – “sosyalist devrime uçuldu.” Özellikle TİP ve ardıllarında kendisini gösteren bu biçim, Türkiye’deki sınıf ilişki ve çelişkilerini kavrayamayarak, sürekli devrim ilhamlı bir Stalin taraftarlığına dönüştü. Radek’in Türkiye soluna yansıyan gölgesini tam da bu tavırda bulabiliriz.

Sonuç: Radek’in Katkılarının ve Sınırlarının Açık Değerlendirmesi

Karl Radek, Marksist teorinin disipline edilmesinde önemli bir figürdür. Yazın gücü, örgütleyici entelektüel niteliği ve ideolojik berraklığı dönemsel olarak önemli katkılar sunmuştur. Ancak onun Marksizmi formel bir kalıba sokması, yerel özgünlükleri ve ideolojik çeşitliliği görmezden gelmesi, tarihsel materyalizmin yaratıcılığını boğmuştur.

Stalin ile örtüşen yerlerde ise Radek’in merkeziyetçiliği desteklemesi, Sovyet devletinin devrim koşullarındaki kırılgan yapısını koruma saikiyle anlaşılabilir. Fakat bu, onu teorik katılık ve yaratıcı düşünceye kapalı bir çizgiye sürüklemiştir. Marksizmin bugün için yeniden yorumlanması gerekiyorsa, Radek’in öğretici hatalarına bakmak, hem yöntemsel açıdan hem de tarihsel sorumluluk bağlamında zorunludur.

Karl Radek, Marksist teorinin evrensel ilkelerini mekanik bir evrim yasasına indirgerken, Komintern aracılığıyla bu dogmatik yorumu dünya çapında yaygınlaştırmıştır. Onun katkıları, şu başlıklarda formel Marksizmin bürokratikleşmesine yol açmıştır:

  1. Diyalektik tarih yorumunu evrimci determinizme indirgemesi.
  2. Ulusal devrimci hareketleri merkezi bir sosyalist modele uydurmaya çalışması.
  3. Devrimci öznelliği değil, üretici güçlerin evrimi ve altyapı-üstyapı ilişkilerini ön plana çıkarması.
  4. Komintern’in merkeziyetçi yapısını ideolojik olarak meşrulaştırması.

Radek’in mirası, bugünkü devrimci hareketler için, formel Marksizmin ideolojik sınırlarının ve pratiğe yansımalarının sorgulanması açısından kritik önemdedir.

Marksizmin yeniden devrimci ve özgürleştirici bir güç olabilmesi için, hem Plekhanov’un hem Radek’in dogmatik mirasından kopularak, tarihsel materyalizmin diyalektik ve öznel yönlerinin yeniden inşa edilmesi elzemdir.

İstanbul’dan Emre
İstanbul’dan Özgür


Kaynakça

  • V.I. Lenin – Diyalektik Sorunu Üzerine,Felsefe Defterleri, Minör Yayınları, 2014, s.303.
  • H. Kıvılcımlı – (…) Devrim Zorlaması Demokratik Zortlama (Üç Kitap Bir Arada), Derleniş Yayınları, 2008, s.369.
  • K.Radek – Komünist Enternasyonal’in On Beş Yılı Komünist Enternasyonal Yürütme Komitesi Ajitasyon ve Propaganda Departmanından, 1934.
  • K.Radek –Sorunlarımız – Geriye Değil, İleriye. Halkların Kendi Kaderini Tayin Hakkı ve Avrupa Birleşik Devletleri, 1923.
  • K.Radek – Rus Devriminin Yolları, Komünist Enternasyonal Yayınevi, Almanya Dağıtım Ofisi: Carl Hoym Nachf. Louis Cahnbley, Hamburg, 1922 (a).
  • K.Radek – Uluslararası Basın Yazışmaları, Cilt: 2, Sayı: 104, 29 Kasım 1922 (b), s. 835-836.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir