
Kuvayimilliye Kahramanı Köprülülü Hamdi Bey’in Mücadele Tarihi
Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşımızda, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinde çok önemli destansı bir dönemdir. Bu mücadelede, düzenli orduların yanında halkın kendi inisiyatifiyle oluşturduğu Kuvayimilliye birlikleri, işgalci güçlere karşı önemli bir direniş sergilemiştir. Bu kahramanlardan biri de, özellikle Kuzey Ege ve Biga Yarımadası’nda gösterdiği olağanüstü mücadeleyle anılan Kuvvacı Kahraman Köprülülü Hamdi Bey’dir. Edremit Kaymakamı, Akbaş Cephaneliği Baskını’nın mimarı ve Kuvayimilliye’nin öncülerinden olan Hamdi Bey, kısa ama yoğun yaşamına sayısızca kahramanlık sığdırmıştır. Bu yazımızda, Kuvayimilliye Kahramanı Köprülülü Hamdi Bey’in hayatını, mücadelelerini ve Türk tarihindeki yerini ele alacağız.
Erken Yaşamı ve Eğitim Yılları
Kuvayimilliye Kahramanı Köprülülü Hamdi Bey, 1886 yılında, o dönemde Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı olan Makedonya’nın Köprülü (bugünkü Veles, Kuzey Makedonya) kasabasında dünyaya gelmiştir. Babası Kolağası İbrahim Bey’in erken vefatı nedeniyle yetim kalan Köprülülü Hamdi Bey, dayısı olan Celalettin Bey tarafından yetiştirilmiştir. İlk öğrenimini Köprülü’de, orta öğrenimini ise Üsküp İdadisi’nde tamamlamıştır. Ardından İstanbul’a gelerek Mülkiye Mektebi’ni bitirmiş ve memuriyet hayatına adım atmıştır.
Köprülülü Hamdi Bey’in askeri yetenekleri ve idari yetkinliği, genç yaşta kendini göstermeye başlamıştır. 1912’de Balkan Savaşları sırasında yedek subay olarak orduya katıldı ve Kumanova Cephesi’nde Sırplara karşı çarpışmıştır. Vardar Ordusu’nun dağılmasıyla 200 kişilik bir kuvvetle çete savaşı yaparak Edirne’ye ulaştı ve Mehmet Şükrü Paşa’nın kuvvetlerine katıldı. 1913’te Edirne’nin Bulgar işgalinden kurtarılmasının ardından Edirne Polis Müdürlüğü’ne, kısa süre sonra da Demirköy Kaymakamlığı’na atandı. Burada Bulgar çetelere karşı mücadeleleriyle adını duyurmuştur.
Kaymakamlık Yılları ve Edremit’teki Hizmetleri
Köprülülü Hamdi Bey, memuriyet hayatında sırasıyla Malkara, Keşan ve Balıkesir’in Sındırgı kazalarında kaymakamlık yaptı. 26 Temmuz 1917’de Edremit Kaymakamlığı’na atandı. Edremit’te sadece idari görevlerle yetinmedi; sosyal ve kültürel alanda da önemli katkılar sağladı. Kasabanın gençlerini Edremit İdman Yurdu’nda örgütledi, savaşta babalarını kaybeden çocuklar için Yetimler Yurdu’nu kurdu, ilçenin imar planını çizdi, kanalizasyon ve elektrik altyapısını geliştirdi ve ilk matbaanın kurulmasına da öncülük etti. Bu hizmetleriyle birlikte Köprülülü Hamdi Bey, halkın sevgisini büyük ölçüde kazandı.
Ancak, 6 Nisan 1919’da Damat Ferit Paşa Hükümeti tarafından “İttihatçı” olduğu gerekçesiyle görevinden alınmıştır ve hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Balıkesir Mutasarrıfı Tunalı Hilmi’nin yardımıyla Burhaniye’ye kaçtı ve burada Kuvayimilliye birliklerini bilhassa örgütlemeye başladı.
Şimdi sizlere, Köprülülü Hamdi Bey’in Tarih sahnesine çıktığı ve adını altın harflerle Kuvvacı Kahramanlar arasına nasıl yazdırdığından bahsedelim:
Kuvayimilliye’ye Katılımı ve Akbaş Cephaneliği Baskını
İzmir’in 15 Mayıs 1919’da Yunan işgal Orduları tarafından işgaliyle başlayan süreç, Anadolu’da direniş hareketlerini tetikledi. Türk Halkının bağrında gün geçtikçe artarak devam eden işgaller büyük bir yara açtığı dönemlerde Köprülülü Hamdi Bey, Ayvalık ve Burhaniye’de dağınık halde bulunan Kuvayimilliye birliklerini toparlayarak Yunan işgaline karşı mücadele başlattı. Balıkesir’de düzenlenen kongrelerde, işgale karşı cepheler oluşturulması kararlaştırılmıştı. Ancak bu cephelerde silah ve cephane eksikliği büyük bir sorundu. Hep bildiğimiz üzere Birinci Kuvayimilliyeciliğimizde cephane sorunu her kaynakta yazılı olarak ortaya konan bir sorundur.
Köprülülü Hamdi Bey’in tarihe geçen en büyük kahramanlığı, Akbaş Cephaneliği Baskını’dır. Çanakkale Boğazı’nda, Gelibolu yakınlarındaki Akbaş Cephaneliği, Batılı Emperyalist İtilaf Devletleri’nin kontrolünde önemli miktarda silah ve mühimmat barındırıyordu. İngiliz Emperyalistleri, bu cephaneyi Rus Beyaz Ordusu’na göndermeyi planlıyorlardı.
Balıkesir’deki 61. Tümen Komutanı Miralay Kazım Bey’in emriyle, Köprülülü Hamdi Bey bu baskını gerçekleştirmek için gönüllü oldu. 26 Ocak 1920 gecesi düzenlenen baskın büyük bir başarıyla sonuçlandı. Sekiz bin tüfek, kırk makineli tüfek ve yirmi bin sandık cephane Kuvayimilliye’nin eline geçti. Bu olay, Köprülülü Hamdi Bey’e “Akbaş Kahramanı” unvanını kazandırdı ve Mustafa Kemal Paşa tarafından Nutuk’ta övgüyle anılmasına vesilen olan önemli bir kahramanlık nişanesi oldu.
Peki, Köprülülü Hamdi Bey’in tarih sahnesine adını altın harflerle yazdırmasına sebep olan “Akbaş Cephaneliği Baskını” olayının bir diğer önemi neydi?
Ondanda bahsetmek gerekir.
Meşhur Akbaş Cephanesi Baskını’nı 26-27 Ocak 1920 yıllarında gerçekleşmiştir. Akbaş Cephaneliği, Mondros Mütarekesi gereği Fransız kuvvetlerince el konulan Osmanlı ordusuna ait Eceabat yakınındaki cephane deposudur.
Mondros Mütarekesi’nin 1’nci maddesi gereği İtilaf Devletleri, Osmanlı Harbiye Nezareti’nden 26 Kasım 1918 akşamına kadar Çanakkale Boğazı mevzilerinin boşaltılmasını istemektedir. Bu duruma göre Gelibolu’daki 14. Kolordu ile 55. Tümen, Malkara’daki 49. Tümen ve Eceabat’taki 60. Tümen, mevzilerini boşaltarak daha geri hatlara çekilmişlerdir.
Bu geri çekilme sonrasında İtilaf Devletleri zaman kaybetmeksizin Çanakkale Boğazı’nın her iki yakasını da işgal etmişler ve bölgedeki ikmal depolarını kontrol altına almışlardır. Kontrol altına alınan ikmal depoları arasında en önemlisi “Akbaş Deposu”dur. Akbaş Deposu’nda bulunan cephanelikler hem önemli hem de bu depodaki malzemelerin büyük çoğunluğu, 1917 yılında Bolşevik İhtilali sonucunda Doğu Cephesi’nde ele geçirilen malzemelerdir. 7.000 – 8.000 tüfek, 40 Rus Maxim ağır makineli, 20.000 sandık cephane ve çeşitli askeri malzeme çeşitliliğinden oluşmaktadır. Bu durumun istihbaratına sahip olan İtilaf Devletleri, Akbaş Deposu etrafında güvenlik önlemleri almışlardır. Deponun güvenliği Fransız kuvvetlerine bırakılmıştır. Güvenlik önlemi almışlardır çünkü; depo içerisindeki malzemelere İtilaf Devletlerince el konulacak ve malzemeler, Rusya’da Kızıl Ordu’ya karşı savaş vermekte olan Pyotr Nikolayevich Wrangel komutasındaki Wrangel Ordusu olarak bilinen Beyaz Ordu birliklerine aktarmayı planlamaktadırlar. Akbaş Deposu bu sebeple önemlidir. Depo içerisinde bulunan önemli miktardaki malzemenin kısa süre sonra yurtdışına çıkacağının öğrenilmesi Kuvayimilliye cephesinde tedirginlik yaratmıştır.
Cephanelerin yurt dışına çıkarılması ve hem de Kızıl Ordu karşısında bir karşı devrimci güç olan Beyaz Ordu’ya ulaştırılmak üzere yurt dışına çıkarılacak olması, Kuvayimilliye Güçlerinde derhal önlenmesi ve icabına bakılması gereken bir durum olarak kararlaştırılmıştır.
Bu durumun tahlili Kuvayimilliye Güçleri tarafından yapıldıktan sonra, Akbaş Cephaneliği’ndeki malzemeye el konulması fikri, Balıkesir’deki 61. Ordu komutanı Kazım Özalp Bey’in ve Heyet-i Merkeziye üyesi Köprülülü Hamdi Bey tarafından gündeme getirilmiştir. Bu fikir artık hayata geçirilmek zorundadır. Nitekim öyle de olur. Kuvayimilliye Önderi Köprülülü Hamdi Bey, görevlendirdiği yardımcısını bölgeye gönderir. Hamdi Bey’in adamı, yerel köylü kıyafetleriyle depo çevresinde 1 hafta boyunca istihbarat toplar. Toplanan istihbarat sonucunda, depodaki güvenlik önlemleri konusunda koğuşların yerleri, nöbet noktaları, nöbet değişim saatleri, mevcut asker ve subay sayısını, telefon hatlarını, sahilde kayıkların yanaşıp yükleme yapabileceği noktaları kapsamak üzere tüm gerekli bilgiler başarılı şekilde elde edilmiştir.
Artık geriye kalan tek şey istihbarat bilgileri kapsamında bir baskın planı yapmaktır. Nitekim Köprülülü Hamdi Bey ve adamları planlarını yapmıştır. Herkes görev edinmiş ve yapması gerekenleri kafasına kazımıştır. Gün gelmiş çatmış ve tarih 26 Ocak 1920 gecesini göstermektedir. 26 Ocak gecesi, 40 kadar Kuvayimilliye Gücü, Akbaş Cephaneliği Garnizonluğunu basmıştır. Senegalli Sömürge Askerlerden oluşturulan garnizondaki sömürge askerler, hiçbir direniş göstermemişlerdir. Baskın ani ve kusursuz bir biçimde gerçekleşmiştir. Sayıca az olunmasına rağmen Kuvayimilliye’nin ataklığı ve cesareti, sayıca az olmayı dezavantaj olmaktan çıkarmıştır. İşte diyalektik böyle bir şeydir. Çoğu zaman bir yürekli, cesaretli ve bilinçli kişi; yüze bedeldir.
Köprülülü Hamdi Bey ve adamları tarafından el konulan cephaneler, Karşı Devrimci Beyaz Ordu birliklerine ulaştırılmasına fırsat verilmeden, Anadolu kıyısında bekleyen vapurun çektiği mavna ve kayıklar Akbaş koyuna yanaşmış ve malzemeler yüklenmiştir. O sırada devriye atan İngiliz devriye gemilerine yakalanmadan Anadolu kıyısına taşınan malzeme bu kez kara üzerinden iç kesimlere sevk edilmiştir. Böylece Milli Mücadele güç kazanmış ve Ekim Devrimi’ne karşı girişilecek olan hamleyi geri püskürtmüştür.
Esir alınan sömürge askerleri ise Akbaş garnizonuna geri gönderilmiştir. Köprülülü Hamdi Bey, İngiliz komutana bir mektup bırakmış ve mektubunda garnizonu 200 kişiyle bastığını, askerlerin direnme şansı olmadığını belirterek meydan okumuştur. Bu baskını önemli kılan iki sonucu olmuştur.
Birincisi: Cephanelere el konularak Milli Mücadele önemli ateş gücü elde etmiştir.
İkincisi: Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın müttefiki Bolşevik Devrimcilerine karşı girişilen karşı devrimci girişim engellenmiştir.
Akbaş Cephaneliği Baskını’nın yalnızca Kuvayimilliye için değil, aynı zamanda uluslararası siyasetteki dolaylı etkileri açısından da kritik bir önemi vardı. Köprülülü Hamdi Bey’in 26 Ocak 1920’de gerçekleştirdiği bu baskınla ele geçirilen yaklaşık sekiz bin tüfek, kırk makineli tüfek ve yirmi bin sandık cephane, İngiliz Emperyalistlerinin planlarına göre Rusya’daki Beyaz Ordu’ya gönderilecekti. Bu silahlar, Bolşevik Devrimcilere karşı mücadele eden Beyaz Ordu’nun elini güçlendirmek için kullanılacaktı.
Eğer bu cephane Beyaz Ordu’ya ulaşsaydı, Rusya’daki iç savaşın seyri üzerinde önemli bir etki yaratabilirdi. Bolşeviklerin zaferini geciktirebilir ya da zayıflatabilirdi, bu da dolaylı olarak dünya tarihindeki güç dengelerini etkileyebilirdi. Hamdi Bey’in bu cesur hamlesi, sadece Türk Kurtuluş Savaşı’nda Kuvayimilliye’nin elini güçlendirmekle kalmamış, aynı zamanda uluslararası bir satranç tahtasında beklenmedik bir hamle olarak da tarihe geçmiştir.
Köprülülü Hamdi Bey’in liderliğindeki Akbaş Cephaneliği Baskını, yalnızca Kuvayimilliye’nin cephane ihtiyacını karşılamakla kalmadı, aynı zamanda uluslararası siyasette dolaylı bir etki yarattı, demiştik. İngiliz Emperyalistlerinin, bu cephanelikteki silahları Rusya’daki Beyaz Ordu’ya göndererek Bolşevik Devrimcilere karşı kullanmak ve destekleme planları, Köprülülü Hamdi Bey’in başarılı operasyonu sonucunda bozulmuştur. Bu sayede Akbaş Cephaneliğindeki silahlar Bolşeviklere karşı kullanılmak üzere yola çıkamamıştır. Ele geçirilen silahlar, Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşımızda kritik bir rol oynarken, Rusya’daki iç savaşın dinamiklerine de Bolşevikler lehine dolaylı olarak etki etmiştir. Akbaş Cephaneliği baskını, Köprülülü Hamdi Bey’in askeri stratejik dehasını ve mücadelesinin küresel çaptaki önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Tarih sahnesindeki bu manivela Köprülülü Hamdi Bey’in kahramanlığının yalnızca yerel değil, küresel çapta da etkili olduğunu daha net bir şekilde vurgular. Bu olay, Birinci Kuvayimilliyeciliğimiz ve Bolşevik Devrimciler arasındaki bir başka kader birliğinin ifadesi olarak somut şekilde tarih sahnesindeki yerini almıştır.
Anzavur İsyanı ve Şehadeti
Akbaş Cephaneliği Baskını, İngiliz Emperyalizmi ve Osmanlı Hükümeti’ni rahatsız etmiştir. Padişah Vahdettin’in desteklediği Ahmet Anzavur’un liderliğindeki “Kuvayi Muhammediye” çetesi, Kuvayimilliye’ye karşı isyan başlattı. Hamdi Bey, Biga ve çevresinde milli mücadeleye asker toplarken, Anzavur’un isyanı bölgeyi tehdit etmeye başladı. Çerkes Ethem ve Kara Hasan’ın Pomak güçleriyle birlikte Anzavurculara karşı mücadele etti. Ancak, halkın savaş yorgunluğu ve Anzavur’un dini söylemlerle manipülasyonu, Hamdi Bey’in işini zorlaştırdı. Öyle ki bölgedeki Halk, Osmanlı Tefeci-Bezirgan Gericiliği tarafından kışkırtıldı.
17 Şubat 1920’de, Köprülülü Hamdi Bey, Çanakkale’ye bağlı Yenice ilçesinin İnova köyünde, Vahdettin tarafından görevlendirilen Anzavur çetesi tarafından yakalandı. İşkenceyle Biga’ya götürülürken yolda şehit edildi. Köprülülü Hamdi Bey, at arkasına bağlanarak işkence ile şehit edildi. Cesedi, beş gün boyunca Biga sokaklarında at arkasına bağlı şekilde gezdirmek suretiyle sergilendi; bu, halk üzerinde korku yaratmayı amaçlayan bir vahşetti. Köprülülü Hamdi Bey’in cesedi halka teşhir edilerek; “Kuvvacıların sonu budur!” denilerek, işgalle direnen halkımıza gözdağı verilmek istenmiştir.
Sonunda, Yusuf İzzettin Paşa’nın emriyle cesedi Biga’daki eski mezarlığa defnedildi. Hamdi Bey’in son sözleri, onun kararlılığını ve inancını yansıtan önemli sözlerdi: “Kuvayimilliye yalnız ben değilim. Kuvayimilliye bütün millettir ve ölmeyecektir!”
Evet, Hain Vahdettin, Kuvayimilliyeyi ve bütün bir milleti sindirememiş ve korkutamamıştır.
Birinci Kuvayimilliye Kahramanı Köprülülü Hamdi Bey, 34 yaşında şehit düştüğünde, ardında bir kahramanlık destanı bıraktı. Biga’da onun adını taşıyan bir mahalle ve görkemli bir heykeli bulunmaktadır. Mustafa Kemal Paşa, Nutuk’ta Hamdi Bey’i “büyük şehit” olarak anmış ve Akbaş Cephaneliği Baskını’nı “şayan-ı gıpta” bir başarı olarak nitelendirmiştir. Onun bu veciz ve onurlu mücadelesi, Türk milletinin bağımsızlık azminin simgelerinden biri olmuştur.
Sonuç
Köprülülü Hamdi Bey, Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşımızın isimsiz kahramanlarından biri değildir; aksine, adını tarihe altın harflerle yazdırmış bir vatanseverdir. Balkan Savaşları’ndan Kuvayimilliye’ye uzanan mücadele dolu hayatı, cesareti ve halkına olan bağlılığıyla genç nesillere ilham vermeye devam edecektir. Onun onurlu mücadelesi, Türk milletinin en zor zamanlarda bile birlik olup bağımsızlığına sahip çıkabileceğinin kanıtıdır. Köprülüllü Hamdi Bey ve onun gibi kahramanların fedakarlıkları, bugün biz İkinci Kuvayimilliyecilerin Tam Bağımsız Türkiye mücadelesinde yaşamaktadır. Çağımızın Vahdettin ve Damat Ferit Paşa Hükümetlerine karşı her birimiz birer Köprülülü Hamdi Bey’iz!
Adana’dan Fatih
