Hikmet Kıvılcımlı – Proleterya Diktatörlüğü (Paris Komünü hakkında*)

melk4* Bu aktarma, Hikmet Kıvılcımlı’nın “Devrim Nedir?” adlı kitabının altıncı bölümü olan “Geçici Devrim Hükümeti”nde “Proleterya Diktatörlüğü” alt başlığı, geçtiğimiz günlerde yıl dönümünü yaşadığımız Paris Komünü ile ilgili Kıvılcımlı’nın anlatımını içerdiği için seçildi . Özellikle yıldönümü yaklaşan 1 Mayıs ve Taksim-Gezi isyanı öncesinde kitle hareketinin nasıl sonuçlara varabileceğinin kavranması açısından, Paris Komünü üzerine bir aktarma paylaşmanın faydalı olacağını düşündük.

II- Proletarya Diktatörlüğü

Mesele böylece konulursa daha iyi anlaşılır. Sosyalizme varmak için bir ara geçit devri gereklidir. O geçit devrinin dışarıdan bakınca pek korkunç görünen (ve burjuvazi ve küçükburjuvazi tarafından domuzuna sömürülen) ünlü bir adı vardır: “PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ”!..

Ne var ki, bu deyişe giren “diktatörlük” sözcüğü gerçekte her türlü diktatörlüğün tam tersi ve zıttıdır. Onun için buna “PROLETARYA DEMOKRASİSİ” adını vermek daha doğru olur. Ancak, şimdiye dek ağızlarda dolaşan demokrasi, bildiğimiz burjuva demokrasisidir. Küçükburjuva ağızlarında bu demokrasi öylesine kepaze edildi ki, onun yerine geçecek bir düzen idaresine yeniden “demokrasi” demek, o idareyi önceden kötülemek olabilirdi.

İşçi devrimi ile doğan devlet biçimine niçin “Proletarya Diktatörlüğü” diyoruz?

Çünkü halk çoğunluğu, burjuvazi üzerine, burjuvaziye siyasi hak vermeksizin egemen olur ve burjuvaziyi SINIF OLARAK ezer.

Oysa, burjuvazi her ülkede azınlığın azınlığıdır. Ezici çoğunluk emekçi halktır. Öyle ise, çoğunluğun azınlığı ezmesine diktatörlük denilebilir mi?

Herkesin bildiği demokrasi, azlığın çokluğa uyması demektir. Azlığın çokluğu ezmesi düpedüz diktatörlüktür. Onun için burjuvazi tarihte kendi diktatörlüğünü, yani bir avuç adama çoğunluğu ezdirişini açıkça yürütürse buna “diktatörlük” adını verir. Bu diktatörlüğü bir takım uyutucu kurallarla maskeleyebilirse, “demokrasi” diye yutturur. Bu yüzden burjuva açık diktatörlüğüne “KİŞİ DİKTATÖRLÜĞÜ” adı verilmek icap eder. İşçi Sınıfının bütün kitlelerle iktidara gelişi, yeryüzünde eşi görülmemiş demokrasinin gerçekleşmesidir.

Ona rağmen gerçek sosyalistler proletarya demokrasisine “İşçi Sınıfı diktatörlüğü” diyorlar.

Kapitalist ülkelere bakalım. Orada burjuva denilen bir avuç adam kendi ülkesinin azlığı iken, sınıf olarak büyük halk çoğunluğu üstünde sömürüsünü ve egemenliğini yürütür. Bu düzene “demokrasi” adını verir. Gerçekte kapitalist düzeninden daha kıyasıya diktatör sistem olamaz. Bununla birlikte bir yol harcıâlem olarak “demokrasi”: burjuva rejiminden ibaret sayılmıştır. Böyle bir durumda demokrasi sözcüğü yerine, çokluğun azlığı ezdiği, ama bunu açıkça ve mertçe yaptığı rejime “diktatörlük” adı verilmiştir.

Proletarya diktatörlüğünün bir karakteristiği de, devrim hükümetinin ve devletin öncülüğünü İşçi Sınıfının yapmasıdır. Zaten “İşçi Sınıfı diktatörlüğü” deyiminin iç anlamı bu karakteri göze çarptırmaktır. İşçi Sınıfı öncülüğü, bütün öteki çalışkan zümre ve tabakaları ne sömürür ne de ezer. Ama bu tabakalar, binlerce yıl sürmüş sınıflı toplumda, hele parlak bir medeniyet kurmuş olan kapitalist düzeninde, burjuva demokrasisine ve sınıflı toplum gelenek göreneklerine körü körüne kapılmıştır. Bu aldatılmış ve uyutulmuş büyük yığınları, kendi insan kurtuluşları için eski sosyal illetlerden sıyırmak gerekir. Bunu da en iyi yapacak güç, İşçi Sınıfının içgüdüsü ve bilincidir. Burada “diktatörlük” biçimiyle görülen İşçi Sınıfı öncülüğü; hasta olan çocuğa, annesiyle hekimin kollarını tutup ilaç içirmelerine benzer. Çocuğun kurtuluşu için biraz da zor kullanalım. Bu ilaç içirmeye “diktatörlük” adı verilebilir.

Proletarya diktatörlüğü bir bilim deyimidir. Onun hayattaki karşılığı ve biçimi nedir?

Proletarya diktatörlüğü denilen olay, hayatta başlıca iki ünlü biçimle kendini gösterir:

1- 1871 Fransız büyük devrimindeki PARİS KOMUNASI,

2- 1917 Büyük Rus Devrimindeki SOVYETLER BİRLİĞİ…

Bilimcil Sosyalizmin proletarya diktatörlüğü dediği, bu iki büyük devrimin hükümetlerinden başka bir şey değildir.

Nitekim Marks, “Fransa’da İç Savaş” eserini anlatırken, Geçici Komuna hükümetinde halkın gösterdiği korkunç denecek ölçüde demokrasiyi bütün örnekleriyle verdikten sonra, karşısındakilere, yani burjuva savunucularına şöyle haykırır:

“Proletarya Diktatörlüğünün ne olduğunu mu öğrenmek istiyordunuz? İşte o Paris Komunası’dır.”

Proletarya diktatörlüğünün birinci adımı Paris Komunası, ikinci adımı Sovyetler’dir:

“Sovyetler iktidarı, proletarya diktatörlüğü gelişiminin ikinci evrensel tarihi adımı veya safhasıdır. Birinci adım Paris Komunası oldu.” (Lenin, Avrupa ve Amerika Yoldaşlarına Mektuplar, 24.01.1919, c. XVI, s. 7)

Marks’ın “Fransa’da Vatandaş Harbi” eserine Üçüncü Önsözünü yazan Engles, şöyle der:

“Bu son zamanlar, filistenler (ikiyüzlü kaba burjuvalar) gene proletarya diktötürlüğü sözüyle dehşete düşmeye başladılar. Ey çıtkırıldım baylar. O diktatörlüğün ne olduğunu mu anlamak istiyorsunuz? Paris Komunası’na bakınız: İşte o PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ idi.”

Lenin, Üçüncü Enternasyonal’in Açış Söylevi’nde, bütün dünya işçi ve halk temsilcilerine şöyle dedi:

“PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ: Şimdiye dek bu söz kitleler için Latince bir sözdü. Sovyet sisteminin bütün dünyaya yayılması sayesinde, o Latince söz bütün yeni dillere tercüme edildi: Proletarya Diktatörlüğünün pratik biçimi işçi yığınlarınca bulunmuş bir çocuktur.” (Lenin, Komüntern’in Birinci Kongresinde Açış Söylevi, 02.03.1919, c. XVI, s. 35)

“Proletarya Demokrasisi” bu idi ve bunun nasıl bir demokrasi olduğunu, yani diyalektik momentiyle nasıl bir diktatörlük olduğunu Lenin şöyle anlattı:

“Proletarya Demokrasisi, bütün burjuva demokrasilerinden milyonlarca defa daha demokratiktir. Sovyetler iktidarı TÜM DEMOKRATİK BURJUVA CUMHURİYETLERİNDEN milyonlarca defa DAHA DEMOKRATİKTİR.” (Lenin, Proletarya Devrimi ve Dönek Kautski, 1918 Eylül-Ekim, c. XV, s. 461-462)

Sovyetler iktidarının ne olduğunu daha ayrı bölümde ayrıntılarıyla göreceğiz.

III- İşçi ve Köylü Sınıflarının

Demokratik Diktatörlüğü

Yukarıdaki söylenenlere göre, Paris Komunası proletarya diktatörlüğünün ilk biçimi ve tipidir. Ancak Paris Komunası, üzerinde aynen kopya yapılacak kusursuz bir model değildir. Zaten hayatta bütün sosyal olaylar için kusursuz model aramak, softalıktan başka bir şey değildir.

Paris Komunası, üstelik, kanlı bir biçimde yenilgiye uğramıştır. Onu aynen kopya etmek, yenilgiyi göze almak olurdu. Öyle ise, Paris Komunası’ndan gerekli dersleri almak başka şeydir, onu kopya etmek başka şeydir.

Proletarya diktatörlüğü Paris Komunası’nda birinci adımı atmasa idi, şüphesiz, ikinci adım Sovyetler Devrimi o denli bilinç ve başarı ile gerçekleşemezdi. Ancak, her başlangıç gibi, Paris Komunası adımının da hem yanlışları hem de unutulmaz doğru dersleri oldu. Bir yandan yanlışları ile acıklı öğütler veren Paris Komunası, öte yandan Proletarya Diktatörlüğü adına gerekli yepyeni biçimler ve parolalar yarattı.

Ondan sonra gelen ikinci adımda, Paris Komunası’nın ileri parolaları ve biçimleri ele alınarak yanlışlardan sakınmak becerildi.

Komuna’nın yanlışları nelerdir? Komuna’nın parolaları nasıl alınmalıdır?

Bu iki yönde özetler verelim.

A- Komuna’nın Yanlışları:

Başlıca üç noktada toplanır:

1- Paris Bankası’na Dokunmamak:

1871 Paris Komunacıları, burjuva demagoglarının palavralarına gereğinden çok aldırmış masum çocuklar idiler. Kendilerinin çapulcu olmadıklarını, paraya göz dikmediklerini ispatlamak istediler. Böyle ülkücü bir temizlikle, Paris Bankası’nın hazinelerine el değdirmediler.

Oysa Paris Bankası ne idi?

Aslında Fransa Halkının emeğinden çalınıp biriktirilmiş bir zenginlikti. Onu Komuna’ya mal etmek, halktan aşırılmış değerleri halka sunmaktı. Yani hırsızlık malı yakalayıp asıl sahibine geri vermekti.

Paris Bankası’nda yatan paraları Komuna’ya mal etmemek yüzünden, önce devrim hükümeti kendisi için gerekli maddi garantiyi ve temeli bulamadı. Ondan sonra, imkânsızlıklarla kıvranıp ezildiği zaman ise, üzerine çöken gerici hükümet o dokunulmamış Banka’nın hazır parasını eline geçirdi ve o parayla işçileri kurşunlattı.

2- Versay Üzerine Yürümemek:

Paris Komunası ilan edildiği zaman, Komunacılar gene inanılmaz derecede aşırı bir yüksek vicdan soyluluğu gösterdiler. Bütün gerici devlet adamlarının kollarını sallayarak Versay’a çekilmelerine müsaade ettiler. Bu eski kurtlar Versay’a gider gitmez, fırsat buldukça ellerinden gelen ajitasyonu yapmakla kalmadılar; ellerine düşen Komunacı esirleri, balkonlardan çığlık atan süslü madamlarının gözleri önünde işkence yapa yapa öldürttüler.

Onları susturmak ve yaptıkları işkenceleri durdurmak için üzerlerine yürümek, yakalanan kodamanlara misliyle karşılık vermek gerekiyordu. Komunacılar, masum çocuk yüreğiyle kardeşkanı dökmek istemediler.

Az sonra, zaman kazanan ve memleketteki köylü yığınlarını, taşra halkını binbir kancıkça yalanla aldatan gericiler kuvvet buldular. Kendileri Versay’dan Paris’in üzerine silahlı yürüyüş yaptılar. Komunacılar, bu yürüyüşün bile ilk gösterilerini sonuna dek kovalamaya tenezzül etmediler. Gericiler, düşman yabancı Alman kuvvetinden destek alarak Paris’e baskın yaptığı zaman, on binlerce işçinin ve fakir halkın kanını göz kırpmadan dökmeyi bildiler. Fransa’nın yıllarca belini doğrultamayacağı biçimde sanayiini baltalamak pahasına, uzman işçileri kılıçtan geçirdiler.

3- Açık Programı Olmamak:

Komunacılar, insan kardeşliği ve sosyal eşitlik gibi prensiplerle yola çıkmışlardı. Bu prensipler doğru idi. Ancak, nasıl uygulayacaklardı? Herkesin, hele kara yığınların anlayacağı biçimde prensiplerini programlaştıramamışlardı.

O yüzden halk içinde yeterli birlik ve bilinç doğamadı. Taşra ahalisi Paris’le, köylü sınıfı İşçi Sınıfıyla sıkıca bağlanamadı. Halkın bölümlülüğünden yararlanan gericilik, parçala ve egemen ol parolasıyla halkı birbirine düşürüp devrimi boğdu.

Bütün bu ve benzeri yanlışlar, ikinci adım olan Sovyetler Devrimi zamanında yapılamazdı ve yapılmadı.

B- Komuna’nın Parolaları

Paris Komunası’nın yanlışlarını tekrarlamak, onlardan çıkan dersleri anlamaya yetmez. Komuna’nın parolalarını da kavramak ve ona göre benimsemek gerekir. Mesela; Komuna’nın parolası HALK DEVRİMİ idi.

Halk kimdir?

İşçi ve köylülerdir.

İşte bu parolayı her ülkenin kendi sınıf ve politika yapısına göre uygulaması gerekir.

“Komuna’nın parolalarını sersemce tekrarlamamalı.”

Mesela, devrim Rusya’da olurken, “Rus şartlarına uyan pratik parolalar” bulmalıdır.

O parola:

“Proletaryanın ve köylülüğün devrimci, demokratik diktatörlüğüdür.” (Lenin, Paris Komunası ve Proletarya Diktatörlüğünün Görevleri, 1905, c. VI, s. 283)

Proletarya diktatörlüğünün ülküden hayata geçtiği yerde, köylülük çoğunlukta olduğu sürece, İşçi Sınıfı devrimi köylü devrimi ile el ele yürür ve bu iki devrim hareketinin el ele vermemesi yalnız devrim düşmanlarını güldürür.

Mademki köylü devrimi deyince DEMOKRASİ, işçi devrimi deyince PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ akla geliyor, öyle ise bu iki sınıfın ortak kurtuluş hareketi, yani gerçek HALK DEVRİMİ, ancak DEMOKRATİK DİKTATÖRLÜK biçimini alabilir ve o biçimde başarı kazanır.

Köylü devrimiyle işçi devriminin el ele vermesi ancak iktidarı almak için olur. Yoksa iktidarsız devrim olamaz. Hem köylü devrimini istemek, hem köylü sınıfının iktidara gelmesinden ürkmek, netice bakımından köylü devrimini istememektir.

Onun için, İşçi Sınıfı ile köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü parolasını en canlı biçimiyle temsil eden iktidar SOVYETLER İKTİDARI oldu. Ancak Sovyetler bu parolayı açıkça programlaştırdığı ve somutça hayata geçirmeyi bildiği için başarı kazandı.

Bazı oportünistler kendilerine ağır basan devrim korkaklıklarını örtmek için, köylü devriminin işçi devrimine, demokratik devrimin proletarya diktatörlüğüne zıt olduğunu öne sürerek, köylülüğü işe katmanın tehlikesinden söz ettiler. İkinci Enternasyonal’in ve Menşevikliğin sapıkları, devrimin diyalektiğini unutarak, zıtlıksız hareket beklemek yolunda devrimi inkâr ettiler. Böylece, bir sözlerini öteki sözleri çürüttü. Mesela:

“Plekhanov: Tarım devriminden korkmamak gerektiğini söyler. Oysa özellikle devrimci köylülüğün iktidarı ele geçirmesinden korkmak, tarım devriminden korkmaktır. Eğer tarım devriminin zaferi, devrimci halk tarafından iktidar mevkiinin ele geçirilmesi demek değilse, tarım devrimi boş laftır.” (Lenin, RSDİP’nin Stockholm Kongresinde Tarım Meselesi Üzerine Alınan Kararlar Söylevi, 1905 Mayıs, c. IX, s. 417- 418)

Bu bakımdan, tarım devrimini köylü devriminden ayırmak, her ikisini çıkmaza sokup, İşçi Sınıfı devrimini başarısızlığa uğratmak olur.

IV- Geçici Devrim Hükümeti Nedir?

Sosyalizme geçiş köprüsü olacak Proletarya Diktatörlüğü, köylünün çoğunlukta olduğu ülkelerde; İşçi Sınıfının ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü adını aldı. Bu geçit devrine girmek için, isyan başarı kazanır kazanmaz bir hükümet kuruldu. Buna “Geçici Devrim Hükümeti” denildi. Geçici Devrim Hükümeti de, en sonunda: Proletarya diktatörlüğünün tümü değil, ancak bir başlangıcıdır.

“Fakat diktatörlük var, diktatörlükçük var.” (Lenin)

Proletarya diktatörlüğüdür diye, Geçici Devrim Hükümeti sırf proleterlerin, yani İşçi Sınıfının temsilcileriyle ve sırf sosyalistlerle mi kurulur?

Hayır. Geçici Devrim Hükümeti, bütün çalışan halk sınıflarının ve zümrelerinin ortak bir iktidar aygıtıdır. Mesela, Paris Komunası’na bakalım:

“O (Paris Komunası), düpedüz (nastoryaşçi) ve tertemiz (saf: arı) bir proletarya diktatörlüğü, yani üyelerinin yapısı ve pratik görevlerinin karakteri arı sosyal demokrat olan bir proletarya diktatörlüğü olabilir mi? Hiçbir vakit ve kesinlikle olamaz. Paris Komunası’nda bilinçli (hem de ancak AZ ÇOK bilinçli) proleterler, yani Enternasyonal üyeleri azınlıkta idiler; hükümetin çoğunluğunu küçükburjuva demokrasisinin temsilcileri teşkil ediyorlardı.” (Lenin, Paris Komunası ve Proletarya Diktatörlüğünün Görevleri, 1905, c. VI, s. 279)

Tıpkı bunun gibi 1917 yılının ilk günlerinde kurulan Sovyetler örgütü içinde dahi önceleri bilinçli proletarya temsilcileri, yani Bolşevikler azlıktılar. Çoğunluk, Menşeviklerle Sosyalist Revolusyonerler’de idi.

Geçici Devrim Hükümeti, bir bakıma ve bir yandan sosyalist düzenine varmak için demokratik burjuva devrimini de sonuna dek götürür. Ne var ki, bu olay, yani Geçici Devrim Hükümetinin demokratik burjuva devrimini son kerteye dek geliştirmesi, Paris Komunası’nın yahut Sovyetler İktidarının bir burjuva devrimine alet olacağı sonucunu çıkartamaz. O gidiş yalnız sosyalizme doğru yürürken yolun üstünde rastlanan bütün eski rejim artıklarını; gerek Derebeyi, gerek Burjuva gericilik elemanlarını devrim metotlarıyla temizleme konağıdır.

Onun için, Menşeviklerin zannettikleri gibi, Sovyetler Devrimi GENEL OLARAK bir burjuva devrimi değildir. 1905 Nisan-Mayıs Menşevik Konferansı şöyle karar almıştı:

“Geçici Hükümet… şu burjuva devriminin görevlerini gerçekleştirmeyi üzerine alır.”

Bu efendilere kalırsa; İşçi Sınıfı önce devrimi yapacak, sonra boyun kesip iktidarı burjuvaziye teslim edecek…

O gibilere şöyle karşılık verilebilir:

“Siz meseleyi “tarihçe” gözden geçirmek isterseniz, görürsünüz ki; herhangi bir Avrupa ülkesinin örneği oportada ve aydınlıktır. Orada tamamıyla “gelgeç” olmayan bir sürü devletler burjuva devriminin tarihçe görevlerini gerçekleştirirler. Hatta devrimi yenmiş hükümetler bile, o yenilmiş devrimin tarih görevlerini gerçekleştirmek zorunda kalırlar.”

Mesela: 1789 yılı Fransa’da burjuva devrimi “Kurucular Meclisi” biçiminde başladı. 1791 yılı “Yasama Meclisi “ günlerinde devrim ilerledi. 1792 yılı “Konvansiyon” Meclisinin ilk devrimci döneminde, yani 1793 yılı asıl BÜYÜK adını almaya layık olan Fransız Devrimi, demokrasi devrimini sona erdirmek için tarihte örneği görülmemiş hamlelere girişti.

Dokuz Termidor günü (27 Temmuz 1794), Ordu’nun gericileriyle anlaşan Jirondenler, Doksan Üç devrimcilerini ezdiler. En sonunda burjuva gericiliği öylesine aldı yürüdü ki, Napolyon tipinde bir serseri zıpçıktı, burjuvazinin eşsiz örneksiz kahramanı kesildi. Mısır’da Osmanlı’dan dayak yedi, kaçarak Paris’te 18 Brümer hükümet darbesini yaptı. Bu bozgun temsilcisi darbeci hokkabaz general, koskoca Fransız milletinin başına imparator diye bela kesildi.

İşte bütün bu kerte kerte “devrimi yenmiş hükümetler”, hiç de devrimin hükümetleri sayılamazlardı. Öyle iken, “yenilmiş devrimin tarihi görevlerini gerçekleştirmek zorunda” kaldılar.

Demek tarihte burjuva devrimi ile devrim hükümeti birbirine karıştırılamaz. Devrim hükümeti, burjuva hükümetinden uçurumlarla ayrılmış bambaşka bir gerçekliktir.

“Bununla birlikte, “Geçici Devrim Hükümeti” sizin söylediğinizden başkadır: Devrim devrinin hükümeti denilen şey, devrilen hükümetin yerine doğrudan doğruya geçmiş ve halk isyanına dayanmış (yoksa halkın üstünde herhangi temsil mümessillerine dayanan değil) bir hükümettir. Geçici Devrim Hükümeti, devrimin zaferi uğruna, devrim düşmanı (kontrarevolusyoner) teşebbüslerin durmaksızın giderilmesi uğruna yapılan mücadele organıdır. Yoksa hiçbir zaman; genel olarak burjuva devriminin görevlerini gerçekleştirmek organı değildir.” (Lenin, Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği, Temmuz 1905, c. VI, s. 323)

Bütün bu geçici devrim hükümeti üzerine söylenenlere göre, o hükümetin tanımlanması şu iki sözle özetlenebilir:

1- Herhangi bir meclisin kararına değil, “DOĞRUDAN DOĞRUYA HALK İSYANI”na dayanarak kurulmuş hükümettir.

2- Burjuvazi için değil, proletarya devrimi için ve halk devrimi adına her türlü “KONTR-REVOLUSYONER TEŞEBBÜSLERİ DURMAKSIZIN GİDEREN” hükümet GEÇİCİ DEVRİM HÜKÜMETİDİR.

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir