
Bu makale, Resumen Latinoamericano sitesinde 22 Kasım 2025 tarihinde yayınladı.
Washington, rejim değişikliğini tırmandıran bir saldırıda Venezuelalıları hedef alıyor; açık askeri şiddeti, sessizce çok daha fazla can alan bir ekonomik kuşatmayla birleştiriyor.
Dünyanın büyük bölümü, Venezuela kıyılarında artık “rutin” hale gelen açık denizdeki cinayetlere – yeni icat edilen Savaş Bakanlığı’nın “Güney Mızrağı Operasyonu” adını verdiği seri infazlara – dehşetle bakıyor.
31 Ekim’de BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk saldırıları kınayarak “yükselen insani bedeller kabul edilemez” dedi. Kolombiya’daki Halkların Sosyal Zirvesi (8–9 Kasım) Washington’u yerden yere vurdu. Dört gün sonra Caracas’ta 35 ülkeden hukukçuların katıldığı bir toplantı “katliam furyasını” mahkûm etti. Ulusal Avukatlar Birliği’nin Askeri Hukuk Görev Gücü “feci savaş suçları ile uluslararası insan hakları, deniz ve askeri hukukun ihlalleri” suçlamasında bulundu.
ABD’nin vahşeti karşısında çekincesi olmayan bir yayın organı olan The New York Times bile Washington’un uydurma “uyuşturucu önleme” gerekçesini “gerçeklikle çelişen” olarak niteledi.
Dünyanın yasa dışı narkotiklerinin başlıca tüketicisi, kaçakçılık kârlarının büyük aklayıcısı ve kartellerin gözde silah tedarikçisi olan ABD’nin “uyuşturucu belası”na dair endişe duyduğu iddiası gülünç.
Gerçekte, yetkin Birleşmiş Milletler Dünya Uyuşturucu Raporu 2025’e göre Venezuela, uyuşturucu üretimi ve işleme faaliyetlerinden esasen arınmış — ne koka, ne marihuana, hele ki fentanil hiç yok. Avrupa Birliği’nin küresel uyuşturucu kaynaklarına dair değerlendirmesi ise Venezuela’yı anmıyor bile.
Bay Trump için en can sıkıcı olanı, ABD Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi’nin (DEA) 2025 Ulusal Uyuşturucu Tehdit Değerlendirmesi Venezuela’yı kokain üreticisi olarak listelemiyor ve yalnızca çok küçük bir transit ülkesi olarak zikrediyor. Venezuelalı Devlet Başkanı Nicolás Maduro da narkotik kaçakçısı olarak anılmıyor.
Dışişleri Bakanlığı, güya Maduro’nun yönettiği “Cartel de los Soles”i Yabancı Terör Örgütü (FTO) olarak sınıflandırıyor. Ne var ki bu oluşum, basitçe var olmadığı için DEA değerlendirmesinde yer almıyor.
Bu arada, katliamın bilançosu yüze yaklaşıyor; buna rağmen tek bir gram uyuşturucu bulunmadı. Buna karşılık, Venezuela hükümeti 64 ton ele geçirdi. Açıkça görüldüğü üzere Washington’un niyeti uyuşturucu önleme değil, rejim değişikliği.
Yaptırımlar öldürür
ABD’nin Venezuela’ya yönelik doğrudan askeri şiddeti ne kadar korkunç olsa da, “aşırı ölümler”e çok daha fazla katkıda bulunan bir etken medyada cılız yer buluyor. Yaptırımların bilançosu, katliamınkinden yüz kat fazla.
Yaptırımlar, savaşa alternatif değil; daha az aleni bir şiddet biçimiyle savaşı sürdürmenin yolu — ama yine de ölümcül.
Yaptırımlar, “yasa dışı tek taraflı zorlayıcı önlemler” olarak daha doğru adlandırılır ve Washington’un küçük teknelerin üzerine güney Karayipler’de ve Ekvador’dan Meksika’ya uzanan Pasifik’te yağdırdığı füzeler kadar ölümcül olabilir.
İktisatçılar Mark Weisbrot ve Jeffrey Sachs, 2017–2018’de uygulanan ABD yaptırımlarının Venezuela’nın ekonomik krizini vahim biçimde ağırlaştırdığını ve tahmini 40.000 “aşırı ölüm”e doğrudan katkıda bulunduğunu gösterdi.
2020’ye gelindiğinde, eski BM Özel Raportörü Alfred de Zayas bilançoyu 100.000’in üzerinde tahmin etti. Uluslararası hukuk uzmanı olan de Zayas, yaptırımların toplu cezalandırma işlevi gördüğünü; hükümet görevlileri yerine sivilleri hedef aldığını savunuyor.
Washington, yaptırımları sürdürürken rejim değişikliği saldırısını şimdi tırmandırıyor — tam da Venezuelalıların cezalandırıcı önlemlere başarıyla direnmeleri nedeniyle.
Yaptırımlar orantısız biçimde çocukları öldürür
The Lancet’te hakemli bir bilimsel rapor, yaptırımların küresel kurbanlarının orantısız bir bölümünün beş yaş altı çocuklar olduğunu ortaya koyuyor. Hatta çalışma, açık savaştan daha fazla insan yaşamının yaptırımlar nedeniyle söndüğünü tespit ediyor.
SanctionsKill! Kampanyası, yaptırımların insani bedelini açığa çıkarmak ve bunların nasıl sona erdirilebileceğini göstermek için yürütülen bir aktivist proje olduğunu ifade ediyor. Sağlık emekçilerini, bu “çocuk öldüren” yaptırımları sona erdirmek üzere ABD Kongresi ve yürütme organına hitaben bir mektuba imza atmaya davet ediyorlar.
Sağlık emekçilerinin mektubu, The Lancet çalışmasından hareketle yaptırımların özellikle küçük çocuklar için şu yollarla ölümcül olduğunu ayrıntılandırıyor:
- Su kaynaklı hastalıklar ve ishal vakalarında artışa yol açmak
- Düşük doğum ağırlığına neden olmak
- Açlık ve yetersiz beslenmeyi ağırlaştırmak
- Hayat kurtaran kanser tedavilerini ve organ nakillerini engellemek
- Antibiyotikler ve diğer yaygın ilaçlara erişimi ve ithalatını tıkamak
- Doğal afetler sırasında yaptırıma maruz kalan ülkelerin yardım almasını engellemek
İmzacılar arasında; çocuk doktoru ve uzun yıllardır sağlık reformu savunucusu Dr. Margaret Flowers; Washington Üniversitesi’nde emekli öğretim üyesi, Uluslararası Sağlık Bölümü’nün eski başkanı Prof. Amy Hagopian, PhD; Soykırıma Karşı Doktorlar’ın kurucu ortağı, dahiliyeci Dr. Nidal Jboor; Ulusal Tek Ödeyici hareketinin liderlerinden, çocuk doktoru Dr. Ana Malinow yer alıyor.
