Kanlı Bir Planın Gölgesinde Orta Doğu ve Türkiye’nin Kaderi

Gün geçmiyor ki Orta Doğu halklarının kaderine çökmek isteyen Emperyalist emeller dur durak bilsin. Artık hayatımızdaki büyük bir gerçeği tanımamız, kavramamız ve karşısında durmak için neler yapmamız gerektiğini bilmemiz gerekir. Peki nedir bu görmezsen gelinemez gerçek? Cevap 3 harfte yatıyor: BOP.
BOP, yani Büyük Orta Doğu Projesi’ni tanımak için Orta Doğu’nun siyasal geçmişine, özellikle Soğuk Savaş dönemine ve coğrafi değerine göz atmamız bu konuyu anlamlandırabilmek için gerekli. Orta Doğu, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra emperyalistlerin rızasına göre sınırlara ayrılmış ve aynı halktan insanlar emperyalizmin “böl-parçala-yönet” metoduna uygun biçimde parça parça yaşamak zorunda bırakılmıştır. Orta Doğu, emperyalizm için paha biçilmez kaftandır. Kapitalizmin israfçı düzenini sürdürmek için gereken doğal kaynaklar, ve o kaynakları sermaye sahipleri için işleme rolünde çalışacak büyük bir ucuz iş gücü. Emperyalizmin Orta Doğu’yu paylaştırırken hedefini anlamak zor değil; sözde elden çıkar, pratikte kullan-at. Bu sistem, hayali bir süre boyu emperyalizme hizmet eden krallar ve başkanlar, yani valiler aracılığıyla gerçekleşti. Bu dönemde Arap halkları birlik olma arzusundan mahrum bırakıldı. Bunu dile getirmek üzere de bir parti ve bir insan belki de sömürüden ve düzenden bıkmış insanlara umut oldu: Mişel Eflak ve Baas Partisi.
Eflak’ın fikirlerini anlamak için bakabileceğimiz iki önemli eser var ki bu eserler Baas’ın temel yapı taşları niteliği taşımaktadır. Biri “The Battle For One Destiny” yani “Tek Kader İçin Savaş” diğeri ise “On the Way of Resurrection” yani “Diriliş Yolunda“. Baas’ı anlamlandırabilmek için bir ayrımı yapmamız lazım. O ayrımda ise Baas’ı ikiye ayırmaktayız.
-Sivil Baasçılık
-Militarist Baasçılık
Bu ayrımı yapmak önemlidir. Zira Baas aydınları “sivil” yani demokratik tarafta kalırken Hafız Esad, Saddam Hüseyin ve Cemal Abdülnasır gibi liderler Militarist taraftadır. Hatta öyle ki Hafız Esad iktidarı öncesi (iktidarda rol sahibi – darbe hükümeti) ve iktidarı sırasında ideolojinin kurucusu Mişel Eflak, partiden tasfiye edildi ve kaçmak zorunda kaldı. Aynı şekilde Cemal Abdülnasır, Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni ilan etmesinde Eflak’tan esinlenmesine rağmen Eflak’ın fikrini almadan üyelere partinin feshi konusunda baskı yaptı. Bunlar değerlendirilmeli çünkü Baas, Sosyalist temelinde bile Marksist bir proleterya devrimi ideali gütmezken bu tür Militarist hatta görüşe aykırı olarak Sağ liderlikler teoriyle pratiğin uyuşmazlığını, dolayısıyla Arap Birliği’nin sağlanmasını geciktirdi, hatta gerçekleştiremedi ve bunu en olanak dahilindeki vakitte yapamamaları şuanki sürece varan yolun oluşumuna ve emperyalistlere “Arap Birliğine izin vermemeleri gerektiği” gerçeğini gösterdi. Baas üzerinde şunun üzerinde durmakta fayda var ki Baas bir proleterya partisi veya hareketi değildi, olmak gibi bir niyeti de yoktu. Baas, bizim tabirimizle en iyi şartlarda Arap halkları içinde bir “Milli Burjuva Devrimi” gerçekleştirebilecek kapasitedeydi. İlerici yönleri pratiğe uygulandığı Libya’da devrim niteliğinde sonuçlar da aldı.
Baas’ı anlamak, BOP’u anlamak için çok önemli, tarihsel süreçte “Arap Soğuk Savaşı” olarak nitelendirdiğimiz dönemde Baas’ın teorik eksiklikleri ve pratik önder hareketinin ideolojiyle iç çelişkileri ABD tarafındaki Arap ülkelerine büyük avantaj olmuş ki sistemin temelinin yöneticilerle çelişmesi de emperyalizme “Arap Baharını” gerçekleştirme olanağı sunmuştur. BOP’un bugün uygulamada olmasının sebebi Arap halklarını emperyalizmden uzaklaştırması beklenen bu görüşün başarısızlığıdır. Baas’ın son temsilcilerinden olan Kaddafi konuşmalarında Beşar Esad da dahil olmak üzere anti-emperyalist düzlemdeki Arap ülkelerini uyarmış, ancak dedikleri yanıtsız kalmış ve sonucunda şuan Orta Doğu’nun neredeyse tamamen ABD-İsrail güdümüne kaymasına sebebiyet vermiştir. Bu hareketin başarısızlığının temel sebebi açık ve net: Baas hayatı değiştirmeyi değil, 3-5 günü değiştirmeyi hedefleyen bir görüştür. Bizler şunu unutmamalıyız; üretim araçlarının kontrolü kimin elindeyse hayatın gidişatına o yön verir. Baas, Arap işçi sınıfına siyasal güç verseydi şuan apayrı senaryolardan bahsediyor olacaktık. İşte Baas’ın temel hatası anti-emperyalistliğini sınıf değil, milliyetçilik merkezli konumlandırmasıdır. Son olarak şunu söylemek lazım, Baas Partisi en çok İsrail’in canını yakmış ve İsrail’in zaten bağlı kaldığı siyonizme daha da sıkı bağlanmasını sağlamıştır. Baas’ın tartışılmaz en büyük çabası İsrail’i yok etmek olmuş, ama İsrail’e tapınanlar kulübü nedeniyle kendisi yok edilmiştir.
Baas, şüphesiz ki BOP’un oluşum nedenini anlamamızda önemli yer sahibidir. Ancak BOP’un uygulamaya geçmesinde en önemli yer sahibi Orta Doğu’nun etno-dini yapısının karmaşıklığıdır. Dışarıdan bakınca çoğunluk Müslüman-Arap gibi dursa da perapektifi daralttığımızda göreceğimiz senaryo şu şekilde. BOP hangi ülkeleri aktif olarak hedef alıyor? Suriye, Lübnan, Irak, İran, Türkiye. Bu ülkelerde ortak ne var? Etnik ve dini çeşitlilik. İşte bu emperyalizm için bir cevherdir. Biz neyi biliyoruz? Emperyalizmin “böl-parçala-yönet” ile hakimiyet sağladığı. Orta Doğu’nun bu yapısında etnik ve dini bölünmesi en az olan ülkeler hangileri? İsrail ve Suudi Arabistan. Peki bunlar ne görevde? İsrail doğrudan işin içindeyken Suudi Arabistan masa altından fonlama gibi işlerle projeyi doğrudan fonluyor, bu listeye körfez ülkeleri de dahil edilebilir.
Gel gelelim ki BOP’un nihai ve en temel amacına. Bu amaç çok bariz: Orta Doğu’da ABD ve İsrail karşıtı her yapıyı yok edip ABD güdümünde üç büyük devletin Orta Doğu’da at koşturmasını sağlamak. Bunlar İsrail, Amerikan mandasını kabul etmiş Suudi Arabistan ve Amerikan mandası Kürdistan. Bu planda hangi ülkenin neden hedef alındığına gelelim. Suriye, Irak, Lübnan gibi ülkeler doğrudan planın önünde duran zayıf duvarlar gibi. Suriye parçalara ayrılacak, bir yarısı İsrail diğer yarısı Kürdistan tarafından kontrol edilecektir. Irak, iki din devletine ayrılacak ve Kürdistan’a boş arazi olarak verilecektir. Lübnan ise doğrudan İsrail tarafından işgal edilecektir – ki edilmektedir -. Türkiye, İran gibi ülkeler ise bölgede doğrudan İsrail ve ABD’nin varlığına tehdit oluşturma ihtimali taşıdıkları için hedeftir. Türkiye günümüzde böyle bir rolde değil, aksine BOP Eşbaşkanı Erdoğan tarafından yönetilmekte ve plana doğru emin adımlarla yönlendirilmektedir! İran ise “Direniş Ekseni” ile planın karşısında durmuş ve siyonizm ile emperyalizme karşı cephe almıştır. Yani bu ülkelerin bölünmesi olası ve güncel tehditleri ortadan kaldırmak demektir. BOP, Orta Doğu’yu parçalara ayırıp, kan gölüne çevirme ve emperyalist iktidarların emellerini gerçekleştirme planıdır.
BOP’un ortaya çıkmasının altında yatan sebepleri, uygulanabilmesinin nedenlerini ve amacını ele aldık. Gel gelelim ki önemli soruya. BOP şu an nasıl ilerliyor? BOP, şuan devam ediyor ve tamamlanmaya çok yakın. Şimdi madde madde ele alacağız:
1) Saddam Hüseyin‘in Irak‘ı halkçı bir iktidardan uzak olsa bile anti-emperyalist (kendi emperyalizmini uygulamayı deniyordu) bir yapıdaydı. Irak, Şam’ı İsrail eline düşmekten kurtarmış ve ABD’nin Orta Doğu’daki varlığına tehdit olmuştur. Bunun neticesinde Saddam Hüseyin iki savaşın ardından devrilmiş, Irak’ta Muhassasah politikası/geleneği başlamış ve Kürt asıllı olmayan kişilerin başkan seçilmesi uygun görülmemiş, kısacası ülkenin siyasi gücü Peşmerge tarafından ele geçirilmiştir. Peşmerge ise Irak’ın kuzeyinde bir Kürt burjuva devletçiği olarak kendi otoritesini kuvvetlendirmiştir. Irak, şuan hala siyasi gerilimler ile siyasal istikrarsızlık çekmektedir.
2) Muammer Kaddafi her ne kadar BOP bölgesinde olmasa bile bölgenin en büyük anti-emperyalist aktörlerinden biri, hatta aktörüydü ve BOP’a da karşı çıkacaktı. Kaddafi, ABD’nin kirli propagandaları sonucu ülkesinin iç savaşa sürüklendiğini gördü ve neticede kendi halkının elleriyle ABD emperyalizmine kurban gitti. Şu an Libya bölgenin en dengesiz yapılarından birine sahip ve iç savaşı devam ediyor yani BOP ile Libya, elimine edildi.
3) Beşar Esad, 2000’de başa geldiğinde AB-D ile normalleşmeyi denedi ancak kabul görmedi çünkü sınırlar çoktan çizilmişti. Esad iktidarında Suriye ülke tarihinin en refah içindeki senelerini yaşamasına rağmen bir takım fonlanan teröristin başlattığı ayaklanmaları ardı kesilmedi ve ülke bir iç savaşa sürüklendi. Esad senelerce direndi ancak Aralık 2024’te İsrail tarafındna verilen emirle Türkiye tarafından fonlanan teröristler, Suriye Ordusunun emir komuta kademesinin satın alınışıyla kontrolü ele aldı. Şu anda İsrail’in Şam Valisi Colani kendi halkı tarafından istenmemekte olan elini sivil kanına bulamış bir katil olarak orada duruyor. Son günlerde İsraik destekli Dürzilerin ayaklanması ve İsrail’in Suriye’yi bombalaması bize gösterdi ki Colani’nin süresi doldu ve Suriye tamamen paramparça edilecek. Dürzi Devlet, Alevi Devleti ve Kürt Devleti kuruldu kurulacak ki SDG (Rojava) kendi bölgelerinde devletvari bir şekilde işliyor. Büyük resme baktığımızda görüyoruz ki Suriye 2011’den çok daha kötü bir noktada ve BOP takır takır işliyor. Colani tarafından belli halkların katledilmesi ve İsrail’in “kurtarıcı” rolü üstlenmesi de süreci hızlandıracak.
4) İran senelerce siyonizme karşı savaş verdi. En sonunda doğrudan siyonizm tarafından hedef alındı ve karşılık verdi. Verdiği karşılık basın tarafından sansürlense bile etkisi tartışılamaz çünkü İsrail’e geri adım attırdı. İran şuan doğrudan bir hedef, ABD doğrudan olaya dahil oldu. BOP’un şuanki en büyük hedefi direnen son devlet olan İran’ı ortadan kaldırmak ve yeniden saldıracaktır.
5) Ve Türkiye. Ülkemizin hukuksuz iktidarı ve diplomasız lideri Amerika tarafından kendilerine takdim edilen BOP Eşbaşkanlığı görevini onurla kabul etmiş ve iktidarlarının başından beri bu amaçla hareket etmiştirler. Bu yolda CIA’sal İslam’ın gücünü kullanarak kitleleri kontrol altına almış ve çeşitli hilelerle hurdalarla iktidarını korumuştur. Aynı şekilde meclisteki partiler de buna hizmet ederek ABD Emperyalizminin çeşitli oyuncaklarından ibaret olmuşturlar. Şimdi ise geldiğimiz noktada bir açılım, yani bir ihanet süreci söz konusu. Bu sürecin amacı belli: Kürt burjuva hareketinin desteğiyle beraber ülkeyi bölecek yeni anayasayı şekillendirmek. AKP’giller iktidarı da, PKK ve onun meclisteki temsilcileri de aynı yolun yolcusu olup birbirlerinin yoldaşları konumundadır. Türkiye, BOP’un en büyük aşamalarından biri olarak kendi içerisinde de bir federal yapıya onay verecek ve böylece Irak-Suriye-İran-Türkiye dörtlüsünün dördünde de Kürt yönetimleri olacaktır. Bunun sonraki etabı nedir? Onların birleşmesi ve bir manda Kürdistan kurulmasıdır!
Yaklaşan tehlike büyük, BOP kendini şuan halklara şirin göstermesine ve özellikle İsrail’in Suriye’de Dürziler, Aleviler ve Kürtlerce kurtarıcı olarak görülmesi halkların yaklaşan tehlikenin farkında olmadığının göstergesidir. AKP’giller ile geçen her gün BOP’a yaklaştığımız bir gün demektir! Bu haince planı durdurmak için halkımızın İkinci Açılım yani İHANET sürecini baltalaması, süreci ilerletmemesi gerekmekte. Aksi takdirde Türkiye’de yanıbaşındaki Suriye ile Iraktan farksız duruma düşecek ve halkımız kendi ülkesinde yabancı muammelesi görür olacaktır. BOP sadece bir plan değil, aynı zamanda Amerikan dış politikasını şekillendiren bir parça. Bu politika yıllardır geliyorum dedi ve şuan kapımıza dayandı. Bundan korunmak istiyorsak yapmamız gereken şey tek ve net! O da AKP’giller iktidarından en hızlı biçimde kurtulmak.Bu planı ülkemizde uygulayan faktörlerden birisi olan PKK ve geniş yapısı olan KCK’yı elimize alalım. PKK’nın BOP’a en büyük hizmeti Kürt halkını şoven amaçlarla sömürmüş ve Kürt halkının sınıfsal nefretini IRK bazlı ele alıp sosyalist görünümlü etnik milliyetçi bir yapı olarak ilerlemesi olmuştur. PKK’nın Kürt halkı üzerinde böylece geniş etki görmesi de Kürt halkını sınıf mücadelesinden uzaklaştırmış yani doğrudan emperyalizmin ekmeğine yağ sürmüştür. PKK’yı takiben diğer alt örgütleri de bu yoldan ilerlemiş ve Orta Doğu’da belki de içerisinde en çok devrimci ruh bulunan Kürt halkını sınıf mücadelesinden uzaklaştırmıştır. Ayrıca PKK-ABD işbirliği ülkemizdeki sol hareketleri de kendi güdümüne almış ve halkımızı karanlığa mahkum etmiştir! Öyledir ki geçmişte devrimci saflarda yer almış örgütler dümeni ABD’ye kırmış, Rojava’nın açtığı kanatlarda huzur bularak Rojava’nın yani PKK’nın “Enternasyonalist Özgürlük Taburları” katılmıştır. PKK ve türevleri halk savaşçısı olduğunu iddia eder ama doğudaki feodal yapılara karşı mücadele etmez, iki yüzlüdür. Bu yüzden de Kürt burjuva hareketi olarak nitelendirilir ve burjuva karakteristiği de sözde devrimci bu örgütün sözde barış bahanesiyle AKP’giller ile anlaşmasını bizce normal kılar sonuçta aynı yolun yolcusudurlar. PKK aynı zamanda halk üzerinde “Sol=PKK” izlemini bırakmış bir proje olarak gerçek devrimcilere karşı bile bir önyargı oluşmasına sebep olmuştur. Şimdi ise bu örgüt Suriye’de SDG ile ve Türkiye’de kim bilir ne ile söz sahibi olacak. AKP’giller rant ve vurgun iktidarı olarak kendi düzenini sürdürmeye bakar, ülke meseleleri umurlarında değildir. Bu nedenledir ki BOP eşbaşkanlığını kabul etmiştir, anlaması zor değil. Özet geçmek gerekirse BOP, Orta Doğu’ya barışı değil daha fazla kanı getirecek olan haince bir projedir.
Şu sözleri hatırlayalım: Yugoslavya, Libya, Irak, Suriye… sıra sende Türkiye!
Ankara’dan Kaan