Bilim Tarihi Üzerine Alternatif Bir Okuma

Bilim tarihi çoğu zaman doğrusal ve batı merkezli bir ilerleme anlatısı üzerinden ele alınmaktadır. Ancak bu burjuva aydınlanmacı yaklaşım, insanlığın kolektif bilgi üretim sürecini daraltmakta ve farklı coğrafyalarda ortaya çıkan bilimsel birikimleri yeterince görünür kılmamaktadır. Bilim tarihi, beş büyük atak çerçevesinde şekillenmiştir. Bunlar; Mezopotamya atağı, Yunan atağı, Hint-Arap atağı, Avrupa atağı, Einstein atağı.
1. Mezopotamya Atağı
Bilim tarihinin ilk büyük sıçraması Mezopotamya’da gerçekleşmiştir. Bu dönemde bireysel bilim insanlarının isimleri günümüze ulaşmamış olsa da Sümer ve Babil uygarlıklarından kalan çivi yazılı tabletler, matematik, astronomi ve geometri alanlarında ileri düzey bilgi üretildiğini göstermektedir. Sayı sistemleri, temel geometri bilgileri ve astronomik gözlemler bu coğrafyada sistematik hale getirilmiştir. Bu nedenle bilimsel düşüncenin kurumsal temellerinin Mezopotamya’da atıldığı söylenebilir.
2. Yunan (Miletos) Atağı
İkinci büyük atak, genellikle Antik Yunan ile ilişkilendirilmektedir. Bu sürecin başlangıcı olarak Miletos kenti öne çıkmaktadır.
Bu atak burjuva aydınlanmacılar tarafından İsa’dan 500 yıl önce başlatılıyor. Fakat bize göre İsa’dan önce 700’lü yıllarda başlıyor. Başlangıç yeri de Miletos’tur. Miletos’ta Thales yaşamıştır. Thales’in ailesi aristokrat bir aileydi. Babası oğluna ‘’Oğlum git şu Mezopotamya’ya bir bak bakalım orada neler oluyor?’’ dedi. Thales Frigyalıların yaptığı gemiye binip Mezopotamya’ya geldi. 20 yıl orada kaldı. Burada Sümerler’den, Babilliler’den matematiği ve geometriyi öğrendi. Miletos’a geri döndüğünde kendi okulunu açtı. Thales teoremleri gerçekte Mezopotamya’nın ürünüdür. Pisagor teoremi Pisagor’a ait değildir. Amerika’nın Irak’ı işgali sırasında bir matematikçi bir tablet buldu bu tablette Pisagor teoremi anlatılıyordu.
Bu bağlamda Thales’e atfedilen teoremlerin, köken olarak Mezopotamya matematiğine dayanmaktadır. Antik Yunan’da bu bilgilerin sistematik hale getirilmesi ve felsefi temellerle bütünleştirilmesi, bu dönemi ayrı bir atak haline getirmiştir. Thales, Pisagor, Öklid, Arşimet ve Sokrates gibi isimler bu sürecin önde gelen temsilcileridir.
3. Hint-İran-Arap Atağı
Üçüncü büyük atak, İslam dünyasında özellikle Abbasi döneminde ortaya çıkmıştır. 8. yüzyılda başlatılan çeviri hareketi ile Antik Yunan eserleri Arapçaya kazandırılmış, bu eserler üzerinden yeni bilimsel üretimler gerçekleştirilmiştir. Nasturi kökenli bilginlerin katkılarıyla gerçekleşen bu süreç, yalnızca bir aktarım değil, aynı zamanda özgün üretim dönemi olmuştur.
Bu dönemde Ömer Hayyam, Muhammed bin Musa el-Harezmi, İbn Sina, Farabi, El-Cezeri, Şerafeddin el-Tusi ve Nasîrüddin Tûsî gibi isimler matematik, astronomi, tıp ve mühendislik alanlarında önemli katkılar sunmuştur.
Özellikle Ömer Hayyam’ın Celali takvimi, doğruluk oranı açısından Gregoryen takvimden daha ileri bir hassasiyet sunmaktadır. Celali takvimi 4 bin günde bir hata yaparken, Gregoryen takvimi 3 bin günde bir hata yapmaktadır.
Avrupalılar Ömer Hayyam’ın cebir, limit, türev ve integral konusunda hakkını yediler. Ömer Hayyam’ın rubailerini herkes bilir ama dünyada gelmiş geçmiş tüm matematikçilerin içinde 17 büyükten biri olduğunu pek kimse bilmez. Mesela İsmaililer’den Hasan Sabbah integrali bulan kişidir. Keza aynı şekilde üçüncü ataktaki Şerafeddin el-Tusî, Nasîrüddin Tûsî’nin buluşlarını Avrupalılar kendileri bulmuş gibi kendilerine mâl etmişlerdir.
Amerika’nın, Irak’ı işgali sırasında yüz binlerce Sümer tabletini yok etmesinin nedeni uygarlığın ve bilimin, doğuda değil; Yunan’da başladığını göstermek amaçlıdır.
4. Avrupa Atağı
Dördüncü büyük atak, Rönesans ve sonrasında Avrupa’da gerçekleşmiştir. Bu dönemde İslam dünyasından aktarılan bilgi birikimi önemli bir rol oynamıştır. Özellikle Hint-Arap rakam sisteminin Avrupa’ya ulaşması, matematiğin gelişiminde kritik bir eşik olmuştur. Hintlilerin bulduğu rakamları Muhammed Bin Musa El-Harezmi altın bir tepside götürüp İtalya’ya teslim etmiştir. 0Fibonacci’nin bu sayıları kullanarak yazdığı eserler, Avrupa matematiğinde yeni bir dönemi başlatmıştır.
Bu süreçte Kopernik, Galileo, Kepler, Bruno ve Newton gibi isimler modern bilimin temel taşlarını oluşturmuştur. Fizik, astronomi ve matematik alanlarında yapılan çalışmalar, bilimsel yöntemin kurumsallaşmasını sağlamıştır.
5. Modern Fizik Atağı (Einstein Dönemi)
Beşinci büyük atak, 20. yüzyılın başlarında modern fizik devrimi ile gerçekleşmiştir. Albert Einstein, tek başına bir atak olarak değerlendirilecek düzeyde bilimsel dönüşüm yaratmıştır. Görelilik teorisi ile uzay ve zaman kavramları yeniden tanımlanmış, klasik fizik anlayışı köklü bir şekilde değişmiştir.
Aynı dönemde kuantum mekaniği alanında Heisenberg ve Marie Curie gibi bilim insanlarının katkılarıyla mikro ölçekte fiziksel gerçeklik yeniden yorumlanmıştır. 1927 yılında düzenlenen Solvay Konferansı, bu dönüşümün sembolik zirvesidir.
Günümüzde teknolojik ilerlemeler hızla devam etmekle birlikte, bunların bilimsel “atak” olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışmalıdır. Galaksilerin genişlediğinin keşfi, karanlık madde ve karanlık enerji kavramları, Higgs bozonunun bulunması ve kara delik görüntülerinin elde edilmesi gibi gelişmeler, önemli ilerlemeler olsa da, bunların büyük bir paradigma değişimi yaratıp yaratmadığı sorgulanmalıdır.
Bu bağlamda Einstein’ın ifade ettiği gibi, evrene dair bilgimizin yalnızca küçük bir kısmına sahip olduğumuz düşüncesi, yeni bir büyük atak beklentisini güçlendirmektedir.
Bilim tarihinde büyük ataklar, genellikle farklı medeniyetlerin bilgi birikiminin etkileşimi sonucu ortaya çıkmakla beraber çoğunlukla doğu kökenlidir. Günümüzde küresel ölçekte binlerce bilim insanı çalışmasına rağmen, yeni bir paradigma devriminin henüz ortaya çıkmamış olması dikkat çekicidir.
Altıncı büyük atak, muhtemelen mevcut fizik teorilerinin ötesine geçen, evrenin henüz bilinmeyen %95’lik kısmını açıklayabilecek bir çerçeve ile gerçekleşecektir. Bu atak, yalnızca teknolojik ilerlemelerle değil, aynı zamanda kavramsal ve teorik dönüşümlerle mümkün olacağı aşikardır. Yeni atağın, 2020 yılında kaybettiğimiz matematikçi Ramazan Şahin’in dediği gibi kaos teorisi ve diyalektiğin bileşiminden çıkacağını düşünüyorum.
İnsanlığın geleceği açısından bu yeni atak, yalnızca bilimsel bir sıçrama değil, aynı zamanda varoluşsal bir zorunluluktur.
İstanbul’dan Emre