Yıldırım Koç’un Gerçek TKP, Şefik Hüsnü ve Hikmet Kıvılcımlı iftiraları üzerine (Ankara Direniyor)

70’li yıllarda Amerikancı ve burjuva sınıfının karşı devrimci ajan örgütlerinde (sendikalarında) beslenen Yıldırım Koç, şimdi ise Doğu Perinçek’in partisinin yayın organlarında çeşitli yazılar kaleme alıyor; “Kemalizm teorisyenliği” ışığında Türkiye’nin proleter devrimci önderlerine saldırıyor.

Yıldırım Koç, Şefik Hüsnü ve Gerçek TKP’nin, Kemalizme karşı sınıfsal temelli eleştirilerine soyut eleştiriler getirerek manipülasyon yapıyor

Anadolu ulusal kurtuluş hareketinin gerçekleştirdiği Demokratik Devrime “burjuva devrimi” denilmesine tepkide bulunuyor ve farklı bir makale yazısında şunları söylüyor;

“Türkiye demokratik devriminin gerek Ulusal Kurtuluş Savaşı, gerek 1923-1938 dönemindeki evriminde belirleyici amaç, bağımsız bir ulus-devletin korunması ve güçlendirilmesi, ulusun bireylerinin çağdışı etkilerden kurtarılması ve özgürleştirilmesi, bir milletin yaratılmasıydı.

Bu amaca ulaşmada peşinen tercih edilen bir ekonomik/siyasal/toplumsal model de yoktu. Mustafa Kemal Paşa, kapitalizmin gelişmesinin önündeki engelleri kaldırmak isteyen burjuvazinin bir temsilcisi değil, bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti kurmak için gerektiğinde kapitalizmden ve burjuvaziden de yararlanmayı kabul eden bir önderdi.” [1]

Öncelikle Demokratik Devrim, yurtta emperyalizme karşı ulusal boyutta bir savaş veya mevcut iktidara karşı sivil ihtilallerle (vatandaş harbi) gerçekleştirilebilir. Dünya çapında ilk demokratik devrimler 16. yüzyıldan 19. yüzyıl Avrupa’sına kadar, Marks-Engels ustaların o dönem için  “orta sınıf” olarak adlandırdığı burjuvazi, mutlak monarşist imparatorluklara karşı sivil ihtilal (vatandaş harbi) vererek yeni bir devlet biçimi oluşturdu, medeni ve uygar bir devlet anlayışını devrimlerle Avrupa ve Amerika toplumlarına yaydılar.

19. yüzyılın sonlarına doğru, 20. yüzyılın ilk çeyreğiyle birlikte sanayiciler, ziraatçılar, bankacılar ve tüccarların içerisinde bulunduğu serbest rekabetçi kapitalist anlayış, yerini sadece sanayi ve bankacılık zümresinin egemenliğine bıraktı ve Kıvılcımlı’nın “uluslararası bankacılık topluluğu” ve “Finans Kapital” olarak adlandırığı tekelci kapitalist-emperyalist aşamaya Avrupa ve ABD ülkeleri tarafından geçildi.

Böyle bir süreçte oluşan modern Türkiye Cumhuriyeti, “kapitalizmden ve burjuvaziden de yararlanma”yı daha da ileriye götürdü ve Celal Bayar’ların İş Bankası ile Finans-Kapital’in ülkemizdeki ekonomik/siyasal/toplumsal tahakkümü boy gösterdi.

Şefik Hüsnü “Türkiye’de Sınıflar ve Politika” adlı eserinde bu durumu şöyle açıklar; “Her millet içinde en az iki millet vardır: varlıklılar milleti, yoksullar milleti. Sermayedarlık usul-ı iktisadisi (kapitalist ekonomi tarzı), olduğu gibi sürdürülerek, genel olarak milletten ve tekabülden bahsedilirse, varlıklılar milleti kastedilmiş olur. Türkiye’de bu milletin saltanatı, yalnız bir isim farkıyla, şimdiye kadar olan idarenin devamı demektir. Bu da Türk burjuvalarının, Avrupa sermayedarlarıyla müştereken; Türk işçi ve köylüsünü, eskiden daha beter edip istismar etmelerine denktir.”

Demokratik Devrime de iki sınıf öncülük edebilir: Proletarya ya da burjuvazi. “Kemalist devrim” olarak adlandırılan cumhuriyet devrimini çeşitli burjuva kadrolar gerçekleştirmiş ve cumhuriyet sonrası da bu sınıfsal tahakkümün gelişmesini hızlandırarak yeni bir Türk Devleti oluşturmuşlardır. Mustafa Kemal, modern Türk Devletinin önderi olduğu için burjuva devriminin önderi olarak görülmesi ve ulusal kurtuluş savaşında Kuvayimilliye içerisinde, emperyalizme karşı savaşmış komünistlerin, Cumhuriyet sonrası dönemde de siyasi kimlikleri gereği Mustafa Kemal’i sınıfsal temelli olarak eleştirmesi gayet doğal bir tavırdır.

Devlet, bir sınıfın diğer bir sınıfa karşı savaş uyguladığı baskı aygıtıdır. Hâl böyle iken burjuva sınıfının gerçekleştirdiği devrime sınıfsal bir karakter ekleyememek, Yıldırım Koç’un bir şeylerin üstünü örtme veya soyutlaştırma kompleksinin adeta somut bir örneğidir.  Türk komünistlerinin, yani proleter devrimci kadroların gelişen burjuvaziye karşı gelmesi ve sınıf savaşımını cumhuriyetten sonra da devam ettirmesi, siyasi görev değil de nedir?

Bu yapılanlar, gerçek TKP’nin, ezilmeye devam eden Türkiye işçi ve köylüsüne arka çıkarak onların kurtuluş reçetesini gösterdiğini ve onların gerçek bağımsızlıklarını temsil ettiklerini bizlere göstermesi değil de nedir?

Yıldırım Koç, diğer yandan Hikmet Kıvılcımlı’yı “Kürt bölücülüğü” ile suçlayarak ülkemizin orjinalitesini barındıran gerçek kurtuluşunu susuşa getirmeye çalışıyor. [2]

Ocak ayında paylaştığı “Hikmet Kıvılcımlı ve Kürt bölücülüğü” adlı makalesinde, (ki buna makale de demek güçtür) Kıvılcımlı’nın Kürt ve Ermeni sorunlarına yönelik 1930’lu yıllarda Elazığ cezaevinde kaleme aldığı “Yedek Güç: Ulus (Doğu)” kitabını “sakıncalı görüşler” olarak belirtiyor. Türkiye’nin ulusal sorunlarına dogmatik bir anlayışla yaklaşan Yıldırım Koç, Marksist-Leninist teoriden bağımsızca, adeta burjuva aydını gözünden (sınıfsal konumu da zaten öyledir) olayları değerlendiriyor ve ülkenin çözüm gerektiren sorunlarına en sistematik çözümü bulanlara “bölücü” sıfatı takıyor.

Yıldırım Koç ayrıca bahsedilen kitaptan yaptığı alıntılarla Kıvılcımlı’ya bir “manipülasyon operasyonu” yaparak, onu Ermeni soykırımı yalanının arkasında duruyormuş gibi göstermeye çalışıyor. Kitaptan sadece bu kısımı makalesinde paylaşıyor;

“Kürtlükle Türklük, Ermenileri, dünyada nadir görülmüş sinsi bir vahşet içinde katliama uğrattı.” [3]

Ancak aynı kitapta Kıvılcımlı şunları da söylemektedir;

“Genel olarak komünizm ve özel olarak Sovyet Devrimi, bütün
ulusal davalar gibi Ermenilik Sorununu de fiilen halletmiş olmak durumundadır. Bir defa, sayıca Ermenilerin dörtte üçünden fazlası (% 77,9)
Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti durumuna girmiştir. Bu suretle dünyada biricik işçi ve köylü devleti, Ermenilere yurt sorununu kökünden halletmiş oluyor. Fakat, Cumhuriyet Burjuvazisinin Sovyet Devrimi’ne yalnız
bu sorunda borçlu olduğu huzur, bundan ibaret değildir. Komünizm ve
Sovyetler Devrimi, emperyalizmi sevindiren, Komünizme ve Türkiye’nin
başına bela olabilecek bir Ermeni Sorunu’nu tamamıyla likide [tasfiye] etmek yolunda bulunuyor.”
[4]

Yıldırım Koç, Kıvılcımlı’nın “Sömürge Kürdistan” teorisinden de alıntılar yapıyor ve insanlara onun aslında kim olduğunu, güya teşhir ediyor!

Anadolu’da başlayan ulusal kurtuluş mücadelesinin, cumhuriyet sonrası burjuva hakim sınıflarının ülkesi oluşundan sonra yapılan ilerici devrimle birlikte, baskılar da gerçekleştirildi.  Kıvılcımlı’nın da bahsettiği gibi Anadolu Burjuvazisi – yani Kemalistler, CHP iktidarı -, ikinci sınıf vatandaş olan Kürt halkına kültürel ve iktisadi boyutta baskı uyguladı. Yapılanlar, ulusal sömürü temelli bir sınıf çatışmasının ilk adımları olmuştur.

Ezen ulus (devlete haim olan tek millet, yetkin sıfatı olan bürokratik kesim) konumunda bulunan burjuva devleti, Kürtleri adeta “şamar oğlanına” dönüştürdü, Kürt halkını bulunduğu sınıfsal konumda, yani; ağalık düzeni içerisindeki tarım işlerinde tutmaya, gelişen sanayi üretimi karşısında feodal ilişkilerin sık olduğu düzende kalmasını devam ettirdi.

Kıvılcımlı, Kürt emekçilerinin bu durumda yapması gerekenin; kendilerini emperyalizme veya yerli Türk burjuvalara sürekli satan, ağalık denilen gerici feodailizme karşı Komünist bir programla, demokratik bir çapta örgütlenilmesi ve Kürtlerin Türk proletaryası ile el ele vermesi gerektiğini söylüyor. Yani bu bağlamda Kıvılcımlı’nın yaptıkları Kürtlerin emperyalizme hizmetle birlikte “bölücü faaliyetlerde” bulunmasını engellemek ve proletarya devrimine köylü sıfatlarıyla hizmet etmesini sağlamaktır.

Kıvılcımlı bu süreci diyalektikçe yorumladıktan sonra Kürtlerin de bu duruma sessiz kalamayacağını Yıldırım Koç’un alıntıladığı sözde dile getirilmiştir;

“Kürdistan’da Kemalizmin iktisadi çapulu devam ettiği nisbette ve bu çapulla doğru orantılı olarak, bir Kürt milliyet cereyanı ve hareketi büyüyecektir. Bu tarihi bir zarurettir.” [5]

Görüldüğü gibi memleketinin kurtuluşunu düşünen ve bunun kurtuluşu için ulusal sorun başlığı adı altında, halkların içerisinde bulunduğu sınıfsal durumların, sınıfsal çözümlerini bizlere sunan Kıvılcımlı Usta olaylara metafizik değil, diyalektik bakıyor. Bu gerçekçi teoriyi eleştiren kişilerse mantığın hangi temellerini temsil ettiklerini belli etmektedirler.

Yıldırım Koç, eğer makalenin neredeyse tamamını Kıvılcımlı’nın sözleri ile doldurup bu sözlere çocukça başlıklar ekleyip sözleri çürüttüğünü sanıyorsa ya bizlerle alay ediyor ya da “kocamışlık” yolunda kesinkes ilerliyor demektir.

Kıvılcımlı Usta’nın sözlerini böyle komik başlıklarıyla ne kadar manipüle ettiğini görebiliyoruz, tamamen soyut ve altı boş olan bu yazı yerine somut eleştiriler var olsa, daha uzunca cevaplar verebilirdik. Fakat çıkarı parababalarını iktidarda tutmak olanların böyle bir kabiliyeti olmadığı açıktır.

Ankara Direniyor’dan Eren

[1] Yıldırım Koç – Kemalist Devrimin Temel Amacı Bağımsızlıktır. Aydınlık Gazetesi

[2] Yıldırım Koç – Hikmet Kıvılcımlı ve Kürt Bölücülüğü. Aydınlık Gazetesi

[3] Hikmet Kıvılcımlı – Yedek Güç: Ulus (Doğu), sayfa 20. Derleniş Yayınları

[4] Agy, sayfa 20

[5] Agy, sayfa 171

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir