Vietnam Savaşı, Demokratik Halk Devrimi, Sosyalizmi ve Günümüzdeki Durumu (Aydın Direniyor)

Sosyalizmi yaşamış diğer Şark ülkelerine (Kore ve Çin) tarihî açıdan benzerlik gösteren Vietnam, uzun süre Modern Sınıflı Toplumla tanışmamıştır. 19. yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte Batılı Emperyalistler, Hindiçini’ne (Vietnam, Laos ve Kamboçya) gelmeye ve burayı işgal etmeye başlamıştır. Fransız Emperyalizmi’nin sömürgeleştirdiği Vietnam’da Derebeyileşmiş Saltanat, Emperyalistlerle el ele verdi ve onların işbirlikçiliğine soyunmuş oldu böylece. 1896’dan 1916’ya kadar ”Batı gericiliği” (Emperyalizm) uşağı ”Doğu gericiliği” (Saltanat) iktidarı iyice pekişti.

Bununla aynı doğrultuda olarak ülke, Modern Sınıflı Toplumla ancak Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı yıllarında tanışabildi. Bu da genlikli antifeodal bir burjuva devrimi ile değil, Fransız Emperyalizmi’nin denetimi ve gözetimi altında Geri Kapitalist kısmi bir dönüşümle gerçekleşti. Vietnam’da daha sonra Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ve devrimin önderlerinden olacak olan Ho Şi Minh (Ho Amca) ve arkadaşları, öğrenim görmek amacıyla Fransa’ya giderler. Ho Amca, burada sosyalist fikirlerle tanışır ve Marksizm-Leninizm’i benimser. 1920’li yıllarda Fransız Komünist Partisi’nin kurucularından olur. 1930’larda ise yurda dönerek yoldaşlarıyla Vietnam Komünist Partisi‘ni kurarlar.

Vietnam Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcını, Ho Amca ve yoldaşlarının partiyi kurması kabul edebiliriz.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler’in önderliğindeki Nazi Faşistleri, Fransa’yı işgal etmiş ve böylece Vietnam, Nazi Almanyası’nın müttefiği Japon Emperyalizmi’ne kalmıştı.

1941’de Vietnam’da ulusal kurtuluş cephesi ve 1944-45 yıllarında Vietnam Kurtuluş Ordusu kurularak mücadeleye hız verir Vietnam komünistleri. Bu kez ise Japon Emperyalizmi karşıtı antiemperyalist bir cephe örmektelerdi.

Mayıs 1945’te Stalin ve Sovyet Kızıl Ordusu, Berlin’e girdi. Hitler Faşizmi tarihe gömülmüş oldu böylece. Hitler, komünistlerin eline geçmemek amacıyla bir korkak gibi, intihar ederek öldü. Japonya ise Hiroşima-Nagazaki’ye ABD tarafından atılan atom bombaları nedeniyle savaştan çekilmek zorunda kaldı.

Savaştan en kârlı olarak çıkan emperyalist devletler, ABD, İngiltere ve Fransa, girecektir Vietnam’a. Paylaşacaklardır ülkeyi, parçalayacaklardır kendi emperyalist çıkarlarınca. Ve iktidara da kendi kuklalarından birini oturtacak, ipini de Washington’a sımsıkı bağlayacaktır. Ancak, boşluk ortamını bir fırsat olarak değerlendiren Ho Amca ve yoldaşları, erken davrandılar ve tüm Vietnam’da iktidarı ele geçirdiler. Gelişmemiş kapitalist ilişkiler sebebiyle cılız olan İşçi Sınıfının ideolojik öncülüğünde Vietnam Demokratik Halk Devrimi’ni gerçekleştirdiler 1945’te. Tabiî Vietnam’ın kendi özgül koşulları gereği bir Köylü Devrimi olarak gerçekleşebildi bu devrim. General Giap Yoldaş şöyle anlatır:

“Partimizin askeri çizgisi daima Partimizin siyasi çizgisinden kaynaklanır ve onu izler. Onun bu askeri çizgisi, silahlı mücadele ile birleşmiş olarak, silahlı ve siyasi mücadeleler içinde devrimin hedeflerini gerçekleştirmeye çalışır. Devrimimiz, ulusal demokratik halk devrimi aşamasından geçmeli ve kapitalist gelişme safhasını atlayıp, sosyalist devrime doğru ilerlemelidir. Bizim askeri çizgimiz, tamamıyla ulusal demokratik halk devriminin çizgisine dayanır. Bu çizgi, esas olarak köylülerden oluşan, emperyalizmi ve feodalizmi yıkmayı, bağımsızlığı yeniden kazanmayı ve köylülere toprak vermeyi amaçlayan bir devrimci savaşın çizgisidir. Bu, tam bir ulusal kurtuluş savaşının düşman tarafından yürütülen haksız saldırgan savaşa karşı koymak için verilen haklı bir savaşın çizgisidir.

Devrimin iki görevi, ulusal ve demokratik görevleri, birbirlerine sıkıca bağlıdır. Bu nedenledir ki, devrimci halk savaşına itici bir güç sağlamak ve bunu zaferle sonuçlandırabilmek için, bütün halkı, işçi sınıfının önderliği altında toplamak, geniş köylü kitlelerini seferber edip örgütlemek ve demokratik devrimle ilgili sorunları bilhassa, toprak meselesini çözümlemek zorunludur.

Devrimci savaşı tam olarak, muzaffer bir şekilde yürütmek için, işçi sınıfının öncü partisinin önderliğini güçlendirmek zorunludur. Bu sürekli devrimin içinden, ulusal demokratik halk devriminden sosyalist devrime geçmek için bütün koşulları yaratan ve güvence altına alan bir önderliktir. Bu yolda, halkın silahlı güçleri, gerçekte emekçi halkın -işçi ve köylülerin- silahlı kuvvetleri sürekli olarak Parti tarafından yürütülmüş ve eğitilmiştir. Halkın silahlı kuvvetlerine, yüksek bir savaşçı ve devrimci ruh kazandırılmış olup, bu kuvvetler yeni safhada, Proletarya diktatörlüğünün güvenilir bir aracı haline gelmek olan görevlerini yerine getirmek ve ilerletmek için gerekli bütün koşullara sahiptir.

Öte yandan, ülkemiz fazla geniş toprakları bulunmayan, nüfusu kalabalık olmayan ve esas olarak, tarımsal geri bir ekonomiye sahip bulunan sömürge ve yarı feodal bir ülke idi. Düşmanlarımız olan, Japon faşistleri veya Fransız sömürgecileri, maddi olarak bizden çok daha güçlüydüler ve gelişmiş bir kapitalist ekonomiye ve güçlü düzenli ordulara sahiptiler. Bugün, Güney’de, hizmetindeki uşaklarıyla birlikte, ABD emperyalizmi de ekonomik ve askeri açıdan güçlü bir düşmandır.

Bu şartlarda, bizim askeri çizgimiz, çok daha güçlü bir düşmana karşı mücadele eden küçük bir ulusun çizgisidir. Bu strateji, davamızın haklılığı ve halkımızın mücadeledeki birliği içinde, mutlak siyasi üstünlüğümüze dayanmak şeklindeki temel sorunu yaratıcı ve uygun bir şekilde çözümlemede başarılı idi. Zayıf olanla kuvvetli olana karşı çarpışmak, en modern silahları devrimci ruhla alt etmek mümkündür. Kısacası, küçük bir ulus saldırgan emperyalizmin profesyonel ordusunu yenilgiye uğratabilir.

Partimizin askeri çizgisinin başarısı, somut şartlarımızda, Marksizm-Leninizm evrensel ilkelerinin devrimci savaşta, devrimci silahlı kuvvetlerin ve devrimci üslerin inşasında yaratıcı bir şekilde uygulanmasının, tipik bir örneğidir. Bu çizginin, muhtevası, devrimci savaşın niteliğini, genel ve ülkemizdeki özel kanunlarını yansıtır. Bu muhteva, devrim davasında büyük zaferlerin kazanılması için, siyasi mücadelenin askeri mücadele ile birleştirilmesinde, bütün halkın siyasi mücadelesinin gene bütün halkın ayaklanmasıyla, halk savaşıyla birleştirilmesinde oldukça zengin ve yaratıcı bir muhtevadır.

Bu askeri çizgi, Partimizin önder rolünü nihai zaferin mutlak bir garantisi olarak, en önemli husus sayar. Bunun nedeni, Partimizin işçi sınıfının öncü Partisi ve işçi sınıfının halkın ve ulusun çıkarlarının en uzlaşmaz temsilcisi olmasıdır. Partimiz sadece, en mükemmel bir şekilde devrimci mücadeleyi sürdürmeye azmetmiş olmayıp, aynı zamanda, Marksizm-Leninizmi de kendine kılavuz edinmiştir. Bu bakımdan zaferi sağlayacak olan en doğru taktik ve stratejileri saptamaya muktedirdir.

Halkımız, devrimci mücadele içinde bulunduğumuz dönemde, bir yandan kardeş ülkelerin devrimci mücadeledeki kıymetli deneylerini uygularken, öte yandan da, halkımızın yabancı saldırısına karşı boyun eğmez bir şekilde mücadele etme geleneğini ve geçmişteki köylü ayaklanmalarının kahraman ve kararlı ruhunu sürdürmekte ve en yüksek düzeye çıkarmış bulunmaktadır. Marksizm-Leninizm tarihi ve ulusun belirleyici hasletlerini asla reddetmez tam tersine, bu hasletleri yeni tarihi şartlarda yeni boyutlara ulaştırır. Binlerce yıllık tarihimde halkımız yabancı saldırısına karşı ulusal bağımsızlığı yeniden kazanmak üzere kahramanca mücadele etmek için tekrar tekrar ayaklanmıştır. Bu silahlı mücadelelerde, halkımız askerlik sanatına yaratıcı katkılarda bulunmuştur. Güçlü bir düşmanı yenilgiye uğratmak için adalete ve insanlığa dayanmış, zayıfken güçlü olana karşı savaşmaya, geniş çaplı savaşlarda küçük birliklerle zaferler kazanmaya alışmıştır. Bazı zamanlar düşmanı, yok etmek üzere, ülkenin derinliklerine doğru çekmiş, bazen, düşmanı kovmak, yenmek ve ülkeyi kurtarmak için elverişli şart ve yerleri bulmaya çalışırken, geçici olarak birliklerini başkentin dışına çıkarmış, bazen de, düşman tamamen yenilgiye uğratılana kadar uzun süreli bir mücadele için üsler oluşturarak, silahlı kuvvetlerini dağlık ve ormanlık bölgelerde inşa etmiştir. Gene bazen, köylülüğün savaşçı ruhunu seferber etmiş, geniş ve güçlü bir ordu yaratmış ve düşmanın ana kuvvetlerini beklenmedik ve cüretkar manevralarla yok etmiştir. Halkımızın boyun eğmez ruhunun, atalarımızdan miras kalan askeri tecrübelerinin bugünkü şartlar içinde Partimizin askeri çizgisine ve askeri teorisine katkısı olmuştur.” [1]

Ho Şi Minh önderliğinde Demokratik Halk İktidarı kuruldu. 2 Eylül 1945’te Vietnam Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi.

İktidarın ele geçirilmesine, Vietnam Halkı’nın kendi geleceğini çizmesine öfkelenen Uluslararası Parababaları, bir kez daha saldırdılar ülkeye. Fransız Emperyalistleri, 250 bin askerini yığdı Vietnam’a. İşgal etmek, sömürgeleştirmek istedi Vietnam’ı.

Böylece Kahraman Vietnam Halkı, emperyalistlere karşı iktidarını ve ülkesini korumak için gerilla savaşına girmek zorunda kaldı. Gerilla savaşı metodunun ustalarından General Giap, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın önderlerindendi. 1954’te Vietnam Halkı, Fransız Emperyalizmi’ni kalıcı olarak ülkesinden kovdu. Vietnam ormanları emperyalistlerin korkulu rüyası haline geldi.

Sıra diplomasiye ve masa başına gelmişti. Emperyalist çakallarla Cenevre’de masaya oturan Vietnam yurtseverleri, Kamboçya‘nın ve Laos‘un bağımsızlığına kavuşmalarını sağladı. Emperyalistler ise yine bir düzenbazlık yaparak Vietnam’ı Kuzey-Güney olmak üzere ikiye böldü. 1956 yılında birleşme için seçim yapılacağının önerilmesiyle Vietnam devrimcileri razı oldular buna. Çünkü biliyorlardı ki, Güneyde yaşayan Vietnamlılar da bağımsızlık ateşiyle yanıp tutuşmaktadır. ABD Emperyalist Çakalları’nın Güney Vietnam’daki kuklası Diem, bu gerçeği bildiğinden seçime yanaşmadı. Emperyalistler kendi yaptıkları anlaşmaya sadık kalmayarak, zerrece dürüst olmadıklarını gösterdiler. Vietnam devrimcileri, bunu gördüler ve ABD kuklası Diem’i devirmek için, gerilla savaşını tekrar başlattılar. 1954’ten 1975’e kadar süren çetin savaşta General Giap önderliğindeki Vietnam Ordusu, ABD Emperyalizmi’ni defetmeyi ve Vietnam’ı birleştirmeyi başardı. ABD, Vietnam Halkı’na karşı eşi benzeri görülmemiş bir soykırım, kıyım, katliam, vahşet politikası uyguladı. İkinci Dünya Savaşı’nda tüm tarafların kullandığı bombaların yaklaşık üç katı kadarını Vietnam topraklarında patlattı. Buna karşın Vietnamlılar, ormanlarının altını derin tünellerle donatarak bu ablukadan kaçtılar, oldukça çetin geçen, uzun bir savaşın ardından tam bağımsızlıklarını sağladılar. ABD, burayı kaybedilmemesi gereken bir kale olarak görmekteydi. 1960’larda 700 bin Amerikan askeri Vietnam’da bulunmaktaydı. ABD’nin kabusu komünizmin ateşi Vietnam’ı sararken, insanlık dışı katliamlarını durduramıyordu. Vietnam Halkı, verdiği Büyük Ulusal Kurtuluş Savaşı sonucunda ABD’yi kovmayı başardı. Vietnam’da 2 milyon vatan evladı, şehit düştüler. Devrimin şehitleri olarak tüm sosyalistlerin bilinçlerinde yaşayacaklar. Bunun yanı sıra Ho Amca, 1969’da savaşta öldürüldü. Bu olay da Vietnam Devrimi için büyük bir kayıp oldu.

Sonuç olarak;

  • Vietnam Demokratik Halk Devrimi başarıya ulaştı.
  • Sosyalizme ekonomik sıçramanın önünde bir engel kalmadı.
  • General Vo Nguyen Giap önderlik ettiği Vietnam Halkı’yla birlikte Japon, Fransız ve ABD Emperyalist Haydutları’na unutamayacakları bir tokat attı. Hala etkisinden kurtulabilmiş değildirler. Bu çakallar, az nüfuslu ve geri bıraktırılmış bir ülkeye tüm teknolojik silahlarıyla saldırmışlar ancak sonunda hezimete, bozguna uğramışlardır.

1975 yılında ülke, Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti ismini aldı. 1976’da ise birleşme gerçekleşti. Devrimin önderleri, Proletarya Demokrasisini ve merkezî planlı sosyalist ekonomiyi kurdular. Ancak, iş burada bitmez. Gelecek kuşaklara teorik-ideolojik eğitim verilerek sosyalizmin sürerliliği de sağlanmalıdır. İşte Vietnamlı yoldaşlarımızın gözden kaçırdıkları veya yapamadığı bu olmuştur. Vietnam’da devrimi gerçekleştiren kuşağın ardından gelen yeni nesile Marksizm-Leninizm aşılanmamıştır, sosyalist insan yaratılamamıştır. Bu olumsuzluk ise kaçınılmaz olarak sosyalizmin yitirilmesine sebep olmuştur. ABD’ye karşı tarihteki en büyük ve zorlu Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başaran Vietnam Halkı, günümüzde Amerikan hayranıdır. ABD Emperyalist Devleti’ni dünyanın en iyisi, bir numarası olarak görmektedir. Günümüz Vietnam’ının iktidar sahipleri, ABD’yle yakın ekonomik ilişkiler içerisindedir. Özel sektör, ekonomiye hakim durumdadır. Kabullenilmesi zor da olsa Vietnam burjuvazisi günümüzde oluşmuş bulunmaktadır. Çok acıdır, hicap duyulması gerekir ama gerçektir. Nike başta gelmek üzere, çoğu teknoloji gerektirmeyen ABD markasının üretim yeridir günümüzde Vietnam.

Ziyaret eden pek çok insan, artık ülkede sosyalizmin olmadığının ayan-beyan ortada olduğunu söylemektedir. Namuslu, sosyalist aydınımız Abidin Nesimi Fatinoğlu’nun burjuvalaşmış, iş adamı olmuş oğlu Ali Fatinoğlu da, ülkeyi gezenlerden biriydi. Aktarımına göre; ülkedeki gökdelenlerde yaşayanlar hayatlarından oldukça memnunlarmış. Gökdelenlerin hemen yüz metre ötesinde simsiyah bir nehir akmakta, nehrin çevresindeki barakalarda yaşayan insanlar var. Onlar da Budizm inancına sahipler. Şimdiki yaşamımızda biz fakiriz, ancak ikinci yaşamımızda biz gökdelenlerde oturacağız, diye düşünüyorlar. Bizdekine benzer olarak din afyonuyla afyonlatılmış, uyuşturulmuş kitlelerin beyinleri.

Bu da ortaya koyar ki; insanlar orada kapsamlı bir sosyalist dönüşüm, değişim yaşamamışlar ve ideolojik eğitimden geçmemişler. Bu hata Doğu Avrupa Sosyalist Blok ülkeleri ve Sovyetler Birliği’nde de yapılmıştır. Sonucunda bu sosyalist cumhuriyetler yıkılıp gitmiştir kolayca. Bu eksik kapatıldığında hem sosyalist ülkelerde yaşam standartları yüksek olacaktır hem de tam anlamıyla gerçek sosyalizm kurulmuş ve yaşamış olacaktır.

Vietnam sosyalizminin bu yitip gidişini, General Giap da üzüntüyle izlemekteydi. Şark ülkelerindeki çoğu devrimci önderin aksine (takdir edilmelidir) emekliliğini zamanında istedi, ölene dek iktidarda kalmak hevesi yoktu. Giap, potikadan ve askeriyeden elini eteğini çekti ve 102 yaşına kadar yaşadı. Giap, hayatta bulunduğu süre içinde Vietnam’daki bu gidişe, kapitalist yola girişe muhalifti. Binbir türlü acı ve zorluklarla inşa edilen Vietnam sosyalizmi, günümüzde Finans-Kapitalist yola girmiş bulunmaktadır. Daha kötüsü, Vietnam bağımsızlığını dahi ABD Emperyalistlerine karşı korumayı başaramamıştır. Görüldüğü gibi ABD, Vietnam’ı kendi Finans-Kapital şirketlerine “boş arazi” haline getirmiştir.

ABD Emperyalistleri 1987’den itibaren, ABD Başkanı Reagan’ın özel elçisini Vietnam’a göndermesiyle, Vietnam Devrimi’ni geriletmek-yayından çıkarmak için her türlü iblisliği yaptı. Yazıktır ki sonuç verdi bu hainane politikaları. 1994-95 yıllarında ABD, Vietnam’a uyguladığı ambargoyu kaldırdı ve iki ülke büyükelçiliklerini yeniden açtı. 2000 yılında Clinton, Vietnam’a gelerek ”İkili Ticaret Anlaşması”nı imzaladı. 2013’te Obama ile Sang, ”ABD-Vietnam Kapsamlı Ortaklık” belgesine imza attılar. 2014-16 yıllarında ise silah ambargosu kaldırıldı. Böylece Sosyalist Kamp’ın dağılışının ardından zayıflayan Vietnam’da karşıdevrim hızla ilerledi. ABD, burada kendi müttefiki Vietnam Parababalarını yaratmayı başardı.

Yine 1975’te Demokratik Halk Devrimi ve ABD Emperyalizmine karşı Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başarıya ulaştıran bir başka Çinhindi ülkesi Laos, namuslu sosyalist lideri Kaysone Phomvihane önderliğinde sosyalizme sıçramıştır. Ancak, Laos da Vietnam’ın izlediği yanlış yola girmiştir. Sosyalist Kamp’ın çöküşünün ardından kerte kerte sosyalizmden uzaklaşmış ve 1992’te ABD ile ilişkiler tekrar başlamıştır. Son olarak 2011’de Laos borsasının ”hizmete açılmasıyla” kapitalist dönüşüm tamamlanmıştır.

Kısacası Laos ve Vietnam bir zamanlar sosyalist ülkelerdi. Ancak izlenen yanlış veya eksik politikalar sonucu Çin Halk Cumhuriyeti gibi yalnızca göstermelik sosyalist ülkelere dönüşmüştür.

Bir diğer Hindiçin ülkesi Kamboçya ve halkı ise katliamcı, sapık, işkenceci, sahte komünist Pol Pot İktidarı’nın (Kızıl Kmer) zulmü altında inlemiştir.

“1975’te iktidara geldikten sonra Pol Pot bütün şehirleri boşaltıp insanları köylere tarım işçisi olarak çalışmaya gönderir. Çalışamayacak durumda olanlar itlaf edilir. Eğitimliler de öyle. Mesela, 1700 kişi sadece gözlüklü oldukları için katledilmiştir. Pol Pot’a göre gözlüklü adam okuyan adamdır. Okuyan adamsa zararlıdır. Hastalar, tarımda çalışamayacak durumda olanlar hemen katledilir. Kendisine karşı çıkanlarınsa zaten hiç yaşama şansı yoktur. Uzatmayalım yoldaşlar. Yaygın kanaate göre 1975 ile 1979 yılları arasında Pol Pot iktidarı 1 milyonun üzerinde Kamboçyalıyı katleder. Hatta bazı iddialara göre bu sayı 1 buçuk ila 2 milyon arasındadır. İktidara geldiğinde Kamboçya’nın 7 milyon nüfusu vardır. İşte bu 7 milyonun ortalama olarak dersek 1,5 milyonunu katletmiştir Pol Pot yönetimi. Aşağı yukarı nüfusun beşte birini yok etmiştir. Katliam kurbanları, her sınıf ve tabakanın insanlarından oluşur. Kadın erkek, yaşlı genç, çocuk, her yaştan ve her cinsiyetten insan kurban edilir. Öyle ki her evden en az 1 kişi katledilmiştir o süreçte.

Başkent Phnom Penh’in 14 km dışında bugün hâlâ “ölüm tarlaları” denen toplu mezarlara defnedilmiştir bu kurbanların bir bölümü. Şu ana kadar burada 129 toplu mezar keşfedilmiştir.

Şehrin merkezinde ise Pol Pot’un işkence merkezi haline dönüştürdüğü bir okul bugün müze olarak korunmakta ve yerli ve yabancı gezginlere gösterilmektedir. Rehberler buralarda hangi yöntemlerle insanların işkence gördüğünü anlatmaktadır. Enteresandır; buradan gelip geçmiş kurbanların kayıtları tutulmuş, resimleri çekilmiştir, önden ve yandan. Dosyalanmıştır bu kayıtlar. Onlar da sergilenmektedir bu işkence müzesinde bugün. Merak edenler internet ortamındaki onlarca videodan burada yapılan insanlık dışı işkenceleri sağ kurtulan kurbanların anlatımından, o günlerdeki Pol Pot’un görevlilerinin anlatımından ve bu soykırım müzesinin bugünkü görevli rehberlerinin anlatımından dinleyip öğrenebilirler. Tabiî içleri kaldırırsa…

Başkentteki bu soykırım müzesi Pol Pot’un ülkedeki pek çok hapishanesinin, işkencehanesinin en büyüğüdür. Burada takriben 20.000 insan sorgulanıp işkencelerden geçirilmiş ve katledilmiştir. Böyle işkencehanelerde katledilenler, aileleriyle birlikte yok edilmiştir; öldürmezsek büyüyünce intikam almaya kalkar, karşıdevrimci olur korkusuyla. Bir kısmı burada açlık ve işkenceden ölmüş, bir kısmıysa ölüm tarlalarına götürülerek orada öldürülmüş ve toplu mezarlara gömülmüştür.” [2]

Tabiî katliamcı, ruh hastası Pol Pot; aynı zamanda hem Mao Tarikatı’nın bir müridi, sosyalizmden sapan Çin’in kutsayıcısı ve Sosyalist Kamp ve Sovyetler Birliği düşmanıdır.

Dahası Mao’nun ömrünün son yıllarında bunayarak savunduğu emperyalist AB ve NATO gibi kurumlarla da yakın ilişki de bulunur Pol Pot. CIA tarafından yönlendirilir. ABD tarafından desteklenir.

Böylesine sosyalizmle bağdaşmayan sindirme, baskılama ve yıldırma politikalarıyla sözde komünist bir rejim kurulmuş ve hüküm sürmüştür Kamboçya’da. Biz bu sebeplerden dolayı, Kamboçya’yı sosyalist bir ülke olarak kabul etmiyoruz.

Bu hastalıklı rejim, 1979’da Devrimci Vietnam Ordusu tarafından yani gerçek komünistler tarafından alaşağı edilir, yıkılır. Sapkın ÇKP’yi rahatsız eder bu durum. Çin Ordusu’nu Vietnam’a saldırtırlar ancak Vietnam Halkı, onları da püskürtüp atar ülkesinden.

Aydın Direniyor’dan bir yoldaş

[1] V.Giap – Halk Savaşı’nın Askeri Sanatı, s. 167-170, Yöntem Yayınları, Aralık 1979

[2]  Nurullah Ankut – Bin Kalıplılar Doğu Perinçek ve PDA Avanesi’nin İhanete Karmış Siyasi Serüvenine Dair, Pol Pot Katliamlarına PDA Desteği ve Övgüsü, Derleniş Yayınları, s. 284)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir