“Tesadüf” ve diyalektik materyalizm

tesaduf_tmpTarihsel Maddecilik Portalı

Fizikötesi kökenli görüşleri savunanların, diyalektik materyalizmin de dahil olduğu ateizm konusunda malum bir ezberi vardır. Bu ezber “tesadüf” saçmalığıdır.

Söylemlerini kendi ağızlarından sunmak adına, şu satırları paylaşalım:

“Yahudi-Hristiyan geleneğinin ve İslam’ın varlık anlayışı Allah merkezlidir. Buna göre Allah dışındaki tüm varlıklar var oluşlarını bütün ayrıntılarıyla Allah’a borçludurlar. Galaksilerden dünyaya bitkilerden hayvanlara ve insana, insan bilincinden tüm doğal arzularına kadar her şey Allah’ın yaratılışının ürünleridir. Diğer yandan, natüralist-ateist varlık anlayışına inananlar, bütün bu saydıklarımızı “tesadüf ve zorunluluk” ile açıklarlar. Buna göre evren ve evrenin yasaları zorunlu olarak vardır, galaksilerden dünyamıza, bitkilerden hayvanlara ve insana, insanın bilincinden doğal arzularına kadar her şey zorunlu evren yasaları çerçevesinde gerçekleşen tesadüflerin ürünleridir.” [1]

Burada farklı varlık anlayışlarının olabileceğini kabul ediyor kitabın yazarları, genel olarak Jaques Monod’un kitabından referans ile ateistlerin varlığı “tesadüf ve zorunluluk” olarak açıkladığını belirtiyorlar. Tabii ki bunu, işlerine geldiği için böyle söylüyorlar. Çünkü ateizmler içinde “korkak materyalizm” dediğimiz deizm, agnostizm ve mekanik materyalizmlerin bulunduğunu ve bunların tanrıtanımaz olmadığı gerçeğini örtmüş oluyorlar.

Onların iddialarının aksine, tanrıtanımazlığı ayakların üstüne oturtan Diyalektik Materyalizmin dayandığı en temel kavram determinizmdir (türkçesi belirlenimcilik/gerekircilik/nedenselcilik olarak çevrilebilir). Kısaca açıklamak gerekirse, determinizmin temel görüşü, hiçbir şeyin tesadüf olmadığıdır.

 

Açıklarsak, diyalektik materyalizm olayların nedensiz, tesadüfen olamayacağını ortaya koyar. Olayların bir gidişi olduğu, bu olayların birbirine sıkıca bağlı olduğunu ve çeşitli karşılıklı ilişkilerle birbirlerini yarattıkları, bu ilişkilerin sürekli değişimler yarattığı diyalektik materyalizmin temelidir.

Ancak bilim ile dinleri dost etmek isteyen kalpazanlar ise ateistlerin tesadüfçü ve zorunlulukçu olduğunu belirtiyor. Ne berbat bir çarpıtma!

Özellikle de iki kavramın yan yana kullanılması da ekletik bir görüş. Bu ekletiklik, yıllar önce felsefenin tartışacağı bir konu olabilirdi. Ancak diyalektik materyalizmin doğuşunun ardından tesadüflerin de (şans, talih ve kaderi de buna dahil edebiliriz), zorunlulukların da (mutlaklık diyebiliriz buna) dünyada yeri olmadığı ortaya çıkmıştır.

Son söz olarak, insanlar binlerce yıl tanrının varlığı üzerine tartışmış, ruhun varlıktan bağımsız olamayacağını (aslında olmadığını ) kabul etmek zorunda kalmış, bilim açıkça varlığın maddeye dayandığını ortaya koymuş, kadim dinler tarafından keşfedilmesi yasaklanan tüm gerçeklikler keşfedilmiş, “hala neden Allah denen bir hayali kahramanın savunuculuğunu yapılıyor” diye sorulabilir?

Bu hayal kahramanı, insanlığın gelişim kanunları dahilinde yaşama girdi ve hala varlığını sürdürüyor. Ona inanan ya da ondan dünya çıkarı sağlayanlar, gerçekleri alt üst etmek pahasına onu savunmaya devam edecekler. Ancak insan, sahip olduğu kavrama yeteneğini geliştirerek Allah yargısından kurtulmakta, gelecekte de kurtulmaya devam edecektir.

 

 

[1] Allah Felsefe ve Bilim – Caner Taslaman, Enis Doko, Richard Swinburne, Robin Collins, sayfa 60

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir