Tayyibistan’dan kesitler (Halkın Kurtuluş Yolu)

analiz-tayyibistanAdam, İstanbul Belediye Başkanı olur olmaz, kendi gibi AB-D uşağı, Ortaçağcı halk düşmanı Özal tarafından çalışma yaşamına sokulan Özelleştirme-Taşeronlaştırma uygulamalarına dört elle sarıldı. Nerede bir Belediye hizmeti varsa oraya bir taşeron sokuldu. İşlerin hemen hepsini, daha önceden kendi akrabalarına-yandaşlarına kurdurduğu “şirket”lere verdi. Tabiî bütün bu ihalelerden de komisyonunu aldı.

İstanbul Belediyesi’ndeki yolsuzlukları, vurgunları, rüşvetleri, ihaleye fesat karıştırmaları, kalpazanlıkları hep davalık oldu. Bunların birçoğundan yargılandı. Yandaşlarının çoğu bu suçlardan cezalar aldılar. Kendisi ise “dokunulmazlık zırhı”na bürünerek (şimdilik) kurtuldu.

Oysa (oğluna adını verdiği) kırk yıllık hocasını satıp, AKP’yi kurduğunda, ilk seçim vaadi olarak “dokunulmazlıkları kaldıracağım” demişti. Ama bu, halkı kandırmak için söylenmiş koca bir yalandan ibaretti. İktidara geldi ve 12 yıllık iktidarı boyunca da “dokunulmazlıkları kaldırma” diye bir söylem lügatinden çıktı.

Belediye Başkanı iken İstanbul’dan vuruyordu, Başbakan oldu Türkiye’den vurmaya başladı. Tüm kamu mallarını yandaşlarına peşkeş çekti, karşılığında komisyonunu aldı. Şiştikçe şişti. Türkiye’deki bankalara güvenmediği için İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesap açtığı gibi, vurgunlarının bir kısmını da Afrika ülkelerinde tutmaya başladı. Dünyanın en zengin 10 siyasetçisi arasında yedinci sıraya girdi. Bir zamanlar en yakın çalışma arkadaşı olan Abdullatif Şener’e göre en az 100 Milyar dolarlık bir servet yaptı.

Bu serveti nereden bulmuş? Nerede çalışmış? Ne gibi bir ticaret yapmış? İETT’de üçüncü sınıf bir topçuluktan buralara nasıl gelmiş?

İlk zamanlar, her fırsatta anlattığı Ülker’in dağıtım işinden bu kadar servet yapılamayacağını bizzat Ülker’in patronu açıklayarak yalanladı.

Adam elde ettiği görevler nedeniyle yasal olarak vermesi gereken Mal Beyanları’nı dahi usulüne uygun vermediğinden, resmi kayıtlara göre sağlıklı bir rakam bulmak olanaksız.

Ancak 17-25 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu ile dünya âlem gördü ki, vurgunlardan elde ettiği nakit paraları bir günde sıfırlayamadı. Taşı taşı bitmiyordu. Günün sonunda ise 30 milyon Euro elde kalmıştı. Bu parayla Şehrizar Konutları’nda altı tane daire aldı yine bitiremedi. Çocuklarının, damatlarının, kardeş ve eniştelerinin servetine, Bakan oğullarının ayakkabı kutularına, yatak odalarındaki para sayma makinelerine girmeyelim…

Sonuçta, Deniz Feneri Savcısının dediği gibi “Hırsızlar İmparatoru” şimdi de (15 Ağustos’tan bu yana) devlet başkanı olarak karşımızda bulunmakta.

Buraya kadar ne Anayasa taktı ne Babayasa…

Kanun da, Mahkeme de, yargıç da, savcı da, polis de kendisi.

Meclis de, Hükümet de, Parti de kendisi.

Ama yine de güvenemiyor. “Dokunulmazlık zırhı”ndan sıyrıldığı anda “çelik bilezikle tanışacağı”nı çok iyi biliyor. Onun için her koşulda “dokunulmaz” kalmak istiyor.

YSK tarafından ilan edilen Cumhurbaşkanlığı seçimi kesin sonuçlarının aynı gün Resmi Gazetede yayımlanması yasal bir zorunlulukken bunu engelliyor.

Cumhurbaşkanı seçilenin partisi ile ilişkisi kesilir ve TBMM üyeliği düşer, şeklindeki Anayasa’nın çok açık hükmüne rağmen, parti başkanlığına da Başbakanlığa da devam ediyor. Kendinden sonraki parti başkanı ve Başbakanın kim olacağını belirliyor.

Bu atama kararından sonra, aslında yapılmasına bile gerek olmayan, ama göz boyamak için topladığı Olağanüstü Genel Kurulu’ndaki meczuplaştırılmış insanlara; “Bu bir veda değildir. Bu bir başlangıçtır, milattır, fatihadır. Bugün değişen şekildir, öz değişmiyor” diyerek gerçek amacının Tayyibistan Diktatörlüğü olduğunu ortaya koyuyor.

Daha seçilir seçilmez, gazetecilerin “Adli Yıl açılışına katılacak mısınız?” sorusuna; “Barolar Birliği Başkanı gelirse katılmayacağım” dedi. Yargıtay Başkanı da hemen durumdan vazife çıkardı; Tayyip’in talimatını görüşmek için Yargıtay Başkanlık Kurulu’nu toplantıya çağırdı. Neyse ki; oy çokluğuyla da olsa toplantıda; “Adli Yıl açılışında yargının asli unsuru olan savunmanın sözünün engellenemeyeceği” kararı çıktı.

Sonuç itibariyle Tayyip’e rağmen çıkan bu karar doğru olmakla birlikte, koca koca yargıçların sırf Tayyip istedi diye böyle bir karar almak için toplanmayı dahi kendileri için zûl sayması gerekirken, “tıpış tıpış” toplantıya gitmeleri de Tayyibistan’dan bir başka kesittir.

Adam, cebren ve hileyle devletin bütün kurumlarını ele geçirmiş ve kendisine bağlamıştır. Anayasa, yasa, mahkeme, etik kurallar, hiçbir şey kendisini bağlamıyor. Dahası o çok inanır göründüğü ve her konuşmasında sömürüsünü yaptığı dini kurallarla da kendini bağlı görmüyor.

Bir zamanlar (İstanbul Belediye Başkanlığına aday olduğunda) yaptığı bir konuşmada, (alyansını göstererek) “Tek özel mülküm budur. İleride Tayyip Erdoğan’ın zengin olduğunu görürseniz bilin ki haram yemiştir” diyordu. Bugün ise bu serveti nasıl edindiğini açıklama gereksinimi dahi duymuyor. İyi de “haram yemenin kul hakkı yemek” olduğunu, İslamiyete göre de affedilmeyen tek günahın “kul hakkı yemek”olduğunu Tayyip bilmiyor mu? Bal gibi ya da zehir gibi biliyor. Ama “tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemeye” de devam ediyor.

Çünkü adam, gerçek İslamiyete inanmıyor ki. Bunların inandığı CIA İslamı olduğundan, kendilerini Hz. Muhammet İslamı ile bağlı görmezler.

Onlar gerçek İslamın kurallarına meczuplaştırdığı zavallıların uymasını isterler. Yani gerçek yaşamda acılarla, ıstıraplarla boğuşan, İşsizlik-Pahalılık Cehenneminde inim inim inleyen halkımızı; “Bu dünyaya imtihana geldik. Burada çektiğimiz sıkıntılar öbür dünyada mükâfat olarak dönecek”  diyerek uyutmaktadırlar. Kendileri ise “aynı imtihana” girmeden, dünya nimetlerinin hepsinden yararlanarak, lükse ve şatafatla günlerini geçirmektedirler.

Gerçekten inanan, samimi, dürüst birinin böyle bir yaşam sürmesi mümkün mü?

Ne diyelim… Bu devranın bir süre daha gitse de uzun süre gidemeyeceği çok açıktır. Halkların ilelebet sürü yerine konması mümkün değildir.

Uyanan, bilinçlenen, örgütlenen ve kurtuluşu için savaşan halkın karşısında, hiçbir diktatörün durabilmesi mümkün değildir.

Tayyibistan Diktatörlüğü de yıkılmaya ve yaptıklarının hesabını vermeye mahkûmdur.

Unutmayalım, karanlığın en koyu olduğu an aydınlığa en yakın olunan zamandır.

Kaynak: Halkın Kurtuluş Yolu Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir