Suriye Politik Ekonomisi ve Rusya ile ilişkiler

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz iddialardan birisi Esad’ın doğrudan “Rus emperyalizminin piyonluğunu” yaptığı iddiasıdır. Bu yazıda vatanını emperyalizmin sömürgesi haline gelmekten kurtarmaya çalışan ve İkinci Kurtuluş Savaşı veren Suriye halkının mücadelesini karalamak için uğraşan Sevrci Sahte Sol’un, Kontrgerilla’nın ve Ortaçağcı Gericilerin bu iddiasını yakından inceleyeceğiz. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bazı “solcuların” zihinlerinde tasarladığı gibi, bir ülkede herhangi bir yurt dışı yatırımı olması veya arada ticaret ilişkilerinin bulunması, o ülkeyi doğrudan emperyalizmin piyonu haline getirmemekte. Gerçekten ortada neler döndüğünü bize gösteren en kesin yol, ekonomi üzerinden bir analiz yapmak olacaktır. Konunun bütünlüklü olarak ele alabilmesi adına, bambaşka koşullar içeren Suriye’nin talan edilmesi öncesi ve sonrası ilişkileri de ayrıca bilmek gerekiyor.

SURİYE VE AVRUPA ÜLKELERİNİN EKONOMİK İLİŞKİSİ

Hafız Esad’ın oğlu Beşşar Esad daha iktidara gelirken reformların ve ekonomik olarak açılımın, “demorkatikleşmenin” gerçekleşeceğini vaad ediyordu. Bunun da 2000’lerde emperyalizme ekonomik olarak açılma ve yakınlık yönünde gerçekleştiğini söyleyebiliriz. 2000’li yılların sonları, yabancı yatırımın önemli ölçüde arttığı bir dönemdir. Suriye daha öncesinde de sömürgecliliğe karşı savaş vermiş bir ülke olarak, emperyalizm çağının bir tür burjuva iktidarında -burjuvazinin sınıf konumu ve çıkarları gereği – emperyalizmle uzlaşmaya başlamıştır.

Suriye Devletinin sunduğu resmi verilere göre yabancı yatırımın ezici çoğunluğunu petrol şirketlerinin yatırımları oluşturuyor. Bunun haricinde toplam yatırımın %80’i Avrupa ülkelerindendir.

Petrol sektöründe toplam yatırıma oranla %62 Hollanda merkezli Shell petrol şirketi, %8 i Fransız merkezli Total petrol şirketi, bir %8 de Hırvatistan merkezli INA Industrija nafte d.d petrol şirketi bulunuyor. Petrol sektörü dışında Arap yatırımları %61 oranında ağırlık gösteriyor. [1]

Yukarda görüldüğü üzere toplam yatırım miktarınin ülkenin GSMH’ına oranı %26.9, bu da o zamanlarda ülkenin yeni yeni yabancı özelleştirmeye (oranın gelişen ülkelere yakın olmasından yola çıkarak) açıldığını ve batı emperyalizmine yaklaştığının farklı bir göstergesi.

Beşşar Esad, siyaset alanına sonradan girmek durumunda kalan, İngiltere’de eğitim görerek emperyalizmin “konfor” alanlarını tadan bir siyasi liderdi. 2008 yılında, Arap Birliği Zirvesi’nde, Kaddafi “Saddam’dan sonra sıra bize gelecek” diye haykırmaktaydı. Öyle de oldu, emperyalistler yeni pazar alanları için kendileri ile uzlaşan iktidarlar istiyordu. Kaddafi ile birlikte yeni hedef, Suriye iktidarıydı. İşte Beşşar Esad’a öğretici olan ve ders çıkarttıran süreç, bu saldırı süreçleri oldu. Esad, buna yönelik doğru önlemler almaya çalışsa da, artık amaç hasıl olmuştu.

AB-D kodamanlarının talan hırsı, Suriye’nin işgal sürecini başlattı. Saldırı başladıktan sonra ekonomik yasakların ardından Shell ve Total bölgeden çekilmek durumunda kaldılar. Daha sonrasında ise zaten yıllardır bulunan Suriye-Rus ekonomik ilişkileri zorunlu olarak güçlendi, işin asıl can alıcı kısmı da zaten bu mevzudur.

ESAD VE RUSYA EKONOMİK İLİŞKİLERİ

Sovyetler Birliği mirasının talanının ardından, özel sektörü yeni yeni toparlanan Rus emperyalizmi ise, emperyalist paylaşımda yerini geç aldığından ötürü uykusundan yeni uyanmaktaydı. Yukarıdaki raporda, yatırımlarından tarihinden olsa gerek zira Shell ve Total uzun zamandır Suriye’de bulunuyordu ama Rus yatırımları 2010-2011 yıllarında, bahsedilmese de Rus şirketlerinden gelen bazı yatırımlar da bulunuyor, mesela Tatneft şirketinin Suriye’de Al-Bou Kamal Petrol Şirketi’ne 2010’da yaptığı yatırımlar… Bu şirketin hissedarları yarı yarıya Suriye devleti ve Tatneft’tir [2]. Ne yazık ki yatırımın net olarak değerini bilemesek de günlük üretimin günde 1000 varil [3] olduğu biliniyor, bu o dönem civardaki Shell’in hissedarı olduğu Al-Furat Petrol Şirketi’nin günde 13000 varile kıyasla düşük bir rakam. [4] Bunun dışında Stroitransgaz’ın da 2010-2011 döneminde Suriye ile 1.1 milyar dolar değerinde bir tesis inşaatı bulunuyordu. [5]

Zaten Sovyet döneminden beri var olan ilişkiler, emepryalist talan sonrası daha da geliştirildi, 2019 yılında Mercury LLC ve Velada LLC adlı iki firmaya [6] petrol arama çalışmaları için izin verildi, yapılacak yatırımın parasal detayları hakkında bir detay ortada gözükmüyor.. Bunun dışında Tartus’ta bir tahıl deposu için 500 milyon dolar yatırım yapılacağı [7] biliniyor. Yani kısacası iki ülkenin kapitalistleri arasında talan ile birlikte artan bir finansal ilişki var, bu doğru. bununla birlikte “kukla” değerlendirmesini yapacak kadar etkili olup olmadığını anlamak için gelin Suriye’nin genel durumuna göz atalım. Rus emperyalistlerinin projelerine rağmen, ülkede hala önemli ölçüde devlet sermayesi bulunmaktadır (bankalar haricinde Suriye Petrol Şirketi gibi petrol sanayisinde ABD’nin işgallerine rağmen büyük ölçüde söz sahibi firmalar bulunuyor).

SURİYE’NİN GENEL DURUMU VE TALAN

Suriye, Hafız Esad zamanında yapılan millileştirmeler ve ekonomik gelişmeler sayesinde yüksek miktarda bir devlet sermayesinde sahip. Bu yüzden emperyalist devletlere petrol kaçakçılığı, emperyalistlerin yardımları ve küçük çaplı tarım dışında doğru düzgün bir gelir kaynağına sahip olmayan IŞİD, YPG, ÖSO gibi taşeron örgütlere kıyasla önemli ölçüde gelir kaynağı ve bağımsız sermayesi bulunuyor.

[Şekil 1]

Yukarıdaki istatistikler ışığında, 2010 yılından sonrasında resmi veri bulunmamasına rağmen (Bunlar büyük ihtimalle üçüncü parti kurumların 2010 sonrası tahminleri), 2010 yılında devlet sektörü GSMH’nin yarısından fazlası [8] devlet bankalarının elinde bulunuyor. Yani buradan da görülebileceği gibi Suriye’de Çin veya Rusya’dakine benzer devlet bürokrasisinin özelleştirmeye uğraştığı bir sermaye var, üretim ilişkilerinde gelir devlete gittiğinden ayrı bir karaktere sahip. İstatistiklerdeki düşüşün sebebi sizin de tahmin edebileceğiniz gibi talandır, CIA’in kendi verilerine göre bile [9] sadece 2013 ile 2015 arasında GSMH’da 11 milyar dolarlık bir kayıp yaşanıyor.

Emperyalist talanın verdiği ekonomik zararın sonrasında ekonomik olarak zor durumda kalan Suriye, Rusya, İran ve Lübnan gibi devletlerle daha fazla iş antlaşmaları yapmak durumunda kaldı (aslında bunun burjuva hareketinin özelleştirme bağlamında işine yaradığını da söylemek gerekir). Bununla birlikte az önce belirtildiği gibi, bu savaşta taşeronluk yapmayan ve ulusal burjuvaziyi temsil eden tekrardan onlardır. Bu talanın en açık sebeplerinden biri ise ABD emperyalizminin özelleştirmeyi daha da hızlandırmak istemesi ve ülkedeki siyasi durumdan yararlanması olarak değerlendirebiliriz, en başta Rusya’nın artan finansal ilişkileri ve askeri olarak yoğun desteği ön görülmeden girişilen bir talan planı kısaca.

Rusya ile egemenlik haklarını koruyarak işbirliği yapmak, tamamen onun piyonluğunu yapmak demek değil. Ülkedeki sınıfsal iktidarın ve koşulların ne ölçüde şekil aldığına göre de, devlet sermayesi ve özel sermayenin tutumu değişir. Aynı biçimde halkçı iktidarların yer aldığı Venezuela, Bolivya, Vietnam, Küba, hatta Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nde bile bir biçimde özelleştirmeye (Özellikle Venezuela, Rus emperyalizmi ile tekrar finansal ilişkiye girmeye zorlanmıştır) dış ticareti dengelemek açısından başvurmaktalar. Tüm bu davranışlar, Politik Ekonomi açısından tartışmalı olmakla beraber, emperyalizmin yoğun ambargo ve saldırı şartlarında gerçekleştiğini tekrar hatırlamak gerekiyor.

Katkıda bulunanlar:
İzmir Direniyor’dan Ege

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir