Sarı Sendikacılar kanser illeti gibi sinsidir (Bir sarı sendikacı nasıl doğar?)

İşçiler anayasal sendika hakkını kullanarak, sendikalara üye olarak hak arayışını başlatmış olurlar. Ancak Türkiye’de hak aramak zor iştir. İşten atılma olur, direniş olur, baskı olur, sürgün olur, gözaltı olur, tutuklanma olur. Ama bunları yaşayan işçilerin, işyerine sendikanın girmesi ile de tüm beklentileri karşılanamaz. Ya da tüm sorunları çözülemez. En büyük nedenlerden biri, hak arama mücadelesinde sarı sendikacıların gözden kaçırılmış olmasıdır.

Sendikal mücadele sendikanın toplu iş sözleşmesi yapması ile bitmez. Asıl mücadele bundan sonra başlamalıdır. Mücadele ise sarı sendikacılığa karşı olmalıdır. Ama bunun içinde sarı sendikacılık ile sınıf sendikacılığı arasında ki farkı bilmek gerekir. Gerekir ki mücadele edilebilsin.

Bir sarı sendikacı nasıl doğar?

Her sendikal mücadelede, işçi direnişlerinde sarı sendikacılarda, sınıf sendikacıları da çıkabilir. İllaki gidenlerin yerleri doldurulacaktır. Sarı sendikacılığın yoğun olduğu bir ülkede ise sarı sendikacıların çıkma olasılığı yüksektir. Ve siz, bir direnişle sendikacı olabilirsiniz.

Ama bir iki direnişle sınıf sendikacısı olamazsınız. Çünkü deneyim gerekir.

Sınıf sendikacısı olmak, sınıf bilinci ile doğru orantılıdır. Teorik anlamda donanımlı olmalısınız. Sınıf bilinci olmayanın, işçi sınıfına inanmayanın gideceği yer sarı sendikacılarının yanıdır. Ama oraya giderken mutlaka gerçek yüzünü gizleyecektir. Ağzında işçi sınıfı düşmeyecektir. Çünkü onu oraya aldatacağı işçiler çıkartacaktır. Bu anlamda burjuva siyasi partilerinden bir fakları yoktur. Onlarda her şeyi halk için yaparlar.

Evet onlar diğer işçilerden farklıdır. Öncü olurlar. Öne çıkarlar. Ama öne çıkmak için acele etmez, beklerler. Fırsatı kaçırmazlar. Kurnazdırlar. Havayı iyi koklarlar. Mesela çoğu zaman örgütlenmeyi başlatan taraf olmazlar. Örgütlenmenin içine son aşamada dahil olurlar. Hani onlar bu işe girse tüm işçileri sürükler, sendika üyesi yaparlar. Mücadele onlarsız kazanılamaz. Ağır ağabey tavırları ile diğer işçiler tarafından adeta zorla lider konumuna getirilirler. Sendikalaşmanın, mücadelenin yükünü taşıdıkları düşünülür. Birde üstüne işten atılır, sürgün edilirlerse kahraman olurlar. Kahramanların çevresinde işçiler arttıkça kariyerist özellikleri ve zaafları ortaya çıkar. Temsilci olunacaksa onlar olmalıdır. Sendika yönetimine girmekte akıllarının bir köşesinde yazılıdır. Hak ettiklerini de düşünürler. Ne olunacaksa onlardan ötesi olmaz. Artık onlar işçi kalamazlar. Kendi istikballeri için çoktan çalışmaya başlamışlardır. Gizliden gizliye sendikacıların aldığı ücretleri, yedikleri, içtikleri ile ilgilenirler.

Temsilci, delege, yedekten de olsa sendika yönetimi, derken profesyonel yönetici olurlar. Her şey işçi sınıfı içindir. Kendilerini davaya adamışlardır. Konuşmaları değişmiştir. Biz derken dahi “beni” öne çıkartmaya başlamışlardır. Benin önünde kimse duramaz.

Herkes farkındadır.

Ancak mücadelenin içinde bu özelliklerle hiç kimse çok fazla ilgilenmez. Çünkü alınterini ortaya koyanların insana yaraşır çalışma koşulları ve insanca yaşayabileceği bir ücretten başka bir amaçları yoktur. İşçiler, alavere dalavere ile uğraşmazlar. Emeğinin karşılığı olan hakları için mücadele ederler

İşçiler hakları için mücadele ederken sarı sendikacı adayı çok yol almıştır. Kurulu düzen için de tehlikeli olmadığını göstermeye başlamıştır.

Öyleki gireceği ilk sendikal seçimde kime hizmet edeceğini belli eder. Kalıcı olması kendisini pazarlamasına bağlıdır. Mücadele arkadaşları ile davranıyormuş gibi yapıp yönetime gelebilmek için işverenlerin desteklediği adaylarla işbirliği içine girebilir. Savunması da dava için yönetimde olmak gerektiğine inandırır peşinde gelenleri. Ona inanmayanlar azınlıktadır. Üstelik onlar geç de kalmışlardır. Sarı sendikacı örgütlüdür artık. Çünkü sarı sendikacı adayı en başından itibaren gelecek iyi günlerinin hazırlığını yapmıştır. Umurunda değildir işçiler. İlişkilerini ona göre şekillendirmiştir. Eğer bu kişiler sendikacı olamaz ya da sendikacılıkta umduğunu bulamazlarsa gidecekleri yer tarafı oldukları işverenlerin yanıdır.

Sarı sendikacılar önce en yakınındaki arkadaşlarını, eski dostlarını yanlarında birer birer uzaklaştırır, satarlar. Hiçbir sarı sendikacının yanında güveneceği eski arkadaşı yoktur. Artık sarı sendikacı doğmuştur.

Evet sarı sendikacıların hepsi işçilikten gelmiştir. Bir kısmı mücadele içinden bir kısmı tepeden sendikaların başına geçmiştir.

İki tip sarı sendikacı vardır. Tepeden gelenler ve mücadele ile sendikacı olanlar.

Tepeden gelen sendikacılara hiç girmeyelim. İşçi sınıfı mücadelesi ile hiç ilgileri yoktur. Tam bir bürokrattırlar. Doğrudan işverenlere bağlıdırlar. Burada işçi de sendikayı bilmez; sendikanın işverenin bir yan kuruluşu olduğunu düşünür. Bir bakıma onlar sendikacı olarak adlandırılmazlar da. Sayıları oldukça fazladır.

İkinci tip sarı sendikacılardan durum farklıdır.

Onlar kendi gibi sarı sendikacılarla kıyasıya mücadele ederek hatta en yakın arkadaşlarına dahi ihanet ederek, yol arkadaşlarını harcayarak sendika yöneticisi olmuştur. Ve baş düşmanları sınıf sendikacılarıdır. Tek hedefleri vardır oturdukları koltuğu korumaktır. O koltuğu korumak için vermeyecekleri taviz yoktur. Ki bu tip sendikacılar işçi sınıfı için en tehlikeli olanlardır. Sendikal mücadeleyi kontrol altında tutarlar. İşverenler için güvencedirler. İşverenlere karşı gibi gözüküp işverenlerin çıkarlarına zarar vermeyecek eylemler içinde bulunurlar. Hatta “işçilerin haklarını gasp edenlere dünyayı dar ederiz” gibi çok sert açıklamalarda bulunarak işçilerin harekete geçmesini engellerler. Ama aynı gün pratikleri ile 180 derece dönerler. Ancak onların dönüşü bir illüzyonla işçinin gözünde kaçırılır.

Bu tip sendikacılar, sınıf mücadelesi veren işçilere, işçi önderlerine yaşam hakkı tanımaz.Susturmak ister. Çünkü onlar işçilerin hareket tarzını, örgütlenme biçimlerini ve asıl olan sarı sendikacılığa karşı verebilecekleri mücadele yollarını bilirler. Kendileri dışında hareket etmelerini engellerler. İşçilerin etrafını örümcek ağı gibi sarmışlardır.

Ki bazıları sol fraksiyonlarda gelmiş, sendikacılığın nimetleriyle dümeni kırmış ama sol söylemlerden vazgeçmemişlerdir. Her cümlesinde emeğe, işçi sınıfı, sınıf mücadelesi, sınıf ve kitle sendikacılığına vurgu yapan ve sarı sendikacılığı yerden yere vuran biri işçileri aldatmaz değil mi?

İşte o söylem işçileri kandırmak için gereklidir. Size inanılmaz gelebilir ama bu sarı sendikacıların bazıları birçok kesim içinde ( sol -sosyalistlerde dahil) devrimci, sosyalist, işçi dostu olarak bilinirler. Seminerlere, konferanslara çağrılır, işçilerin sorunları ile ilgili konuşmalar yaparlar. İşte bundan dolayı işçilerde onlara güvenir. İşte bundan dolayı tehlikelidirler.

İşte bunlardan dolayı işçiler sarı ve sınıf sendikacılığın ayrımına varmaları zorlaşır. Çünkü sendikal mücadelenin dili aynıdır. Farklı olan uygulama biçimidir. İşçiler sendikalara üye olurken bu dile bakarlar. Sınıf sendikacılığını farkını ise ancak hakları gasp edildiğinde anlarlar. Ama iş işten geçmiş olur. Bir kez bir işyerinde örgütlülüğe karşı güvensizlik, kırılma olursa toplamak da zor olur. Ki o işçiler sadece bir fabrikada işçi değildir. İnsan sosyal bir varlıktır. İşte o kırılma hayatın her alanına yansır.

Son söz olarak;

Sarı sendikacılar yalancıdır, işçi düşmanıdır. İşçilerin emeği üzerinden geçinen asalaklardır. İşçi sınıfımız için zararlıdırlar. Sarı sendikacılık kanser illeti gibi sinsidir. Son ana kadar fark ettirmez kendini. Bütün vücudu kaplayarak işçi sınıfımızın direncini kırar. Hareketsiz bırakır.

İşçi sınıfımızın direncini ancak ve ancak sınıf sendikacıları artırır. Ve o direncin kalıcılığı da bir partilerinin olmasına bağlıdır.

İşçi ve Sendika
,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir