Proletaryanın Tek Kurtuluş Yolu: Enternasyonal

Bu deneme, İstanbul’dan Orhun yoldaş tarafından kaleme alındı.

Faşist uçakların yerle bir ettiği Ebro Nehri’nin molozları arasından bir çığlık yükseliyor, bir feryat yükseliyor göğe: GEÇİT YOK! Geçit yok faşizme, geçit yok emperyalizme, geçit yok her türlü sömürüye. Derken Falanjistlerin kurşuna dizdiği genç sosyalist feryada katılıyor. “Faşizminiz son bulacak!” Hapishanede ölmeyi bekleyen tüm sosyalistler ona eşlik ediyor. “Faşizme ölüm!” Jarama’da yaralanan Enternasyonal Tugay askerleri de ses veriyor öte taraftan. “Halka hürriyet!” Valencia’da, Madrid’de bir gitar sesi duyuluyor, genç ve güzel bir İspanyol kadını eşlik ediyor gitara. “Karşı saldırı çok güçlü, rumba la rumba la. Direnmek zorundayız, ay Carmela, ay Carmela!” Ardından tüm İspanya haykırıyor, Basklar, Katalanlar ve hür, Sosyalist İspanya’nın tüm halkları tek bir ses çıkartıyor bir olup: UYAN ARTIK UYKUDAN UYAN, UYAN ESİRLER DÜNYASI!

Vietnamlı genç konuşuyor bu sefer, elleri arkada, bir direğe bağlanmış. Kendi halkına mensup olan köpekler fotoğrafını çekiyor bu kahramanın, yüce (!) ABD ile uğraşanın başına neler geliyor görsünler diye. Nguyen Van Troi o gencin adı, bir elektrik işçisi, bir Vietkong. Haykırıyor idamını izleyen gazetecilere. “Ben bir günah işlemedim, asıl günah işleyen Amerikalılardır, ülkemi bombalayan onlardır!” Vatanını izleyerek ölme hakkı bile tanımıyor ona özgürlük temsilcileri. Gözleri bağlı kurşunlanıyor, tek bir laf çıkıyor ağzından: YAŞASIN VİETNAM! Aynı şeyi söylüyor düşen napalm bombası yüzünden can veren genç kız, ablasına ABD askerleri tecavüz etmiş, ağabeyi komünist diye kurşunlanmış. Derisi alev alırken, eti kavrulurken bağırıyor 14 yaşındaki o cesur Vietkong. “Yaşasın sosyalizm, yaşasın Vietnam!” Ardından tüm Vietnam takip ediyor onları, Ho Chi Minh’in sesi hainlerin elinde acı çekmiş olan Saigon sokaklarında yankılanıyor. Muzaffer Hanoi eşlik ediyor bu kutsal şarkıya, bütün Vietnam duyuruyor marşı dünyaya: ZULME KARŞI HINCIMIZ VOLKAN, BU ÖLÜM DİRİM KAVGASI!

Santa Clara’daki bir mozole Küba’sına bakıyor, kanıyla ve kurşunuyla kurduğu hür Küba’ya. Süzüyor Havana’yı Yoldaş Che, ABD’ye meydan okurcasına dimdik duruyor heykeli ve silüeti. Bolivya’da kurşunlanmamışçasına duruyor, çünkü biliyor o da bizim gibi. Vurulması değiştirmez hiçbir şeyi, o hayalet hala tüm sömürücüleri, kan emicileri titretiyor. Yeri göğü inletiyor Kumandan Che Guevara. “Bu dalga doğan her günle birlikte yükselecek ve karşı koyulamayacak!” Fidel de eşlik ediyor yoldaşına, Amerikan emperyalistlerinin yüzüne tükürürcesine. “Tarih beni aklayacak!” Küba ayağa kalkıyor, Che ve Fidel yine en önde, Zapatista’nın yok olan hükümranlığının ardından bir güneş gibi doğuyor Sosyalist Küba ve devam ettiriyor şarkıyı: YIKALIM BU KÖHNE DÜZENİ, BİZ BAŞKA ALEM İSTERİZ!

Mustafa Suphi’nin Karadeniz’in azgın sularına teslim olmuş bedenininden kan akıyor Nazım’ın kalemine. “On beşlerin hepsi, bir komünist gibi öldü!” Ancak perişan değil Nazım, perişan değil Türk emekçiler çünkü onlar biliyorlar. Biliyorlar ki bugün esir olan yarın her şey! Yıllar geçiyor, Nazım da göçmüş gitmiş. Suphi ve Nazım’ın yoldaşı Kıvılcımlı soruyor Türk proleterine. “Herkes yanıldığını illa faşizmin zindanlarında mı öğrenecek?” Kıvılcımlı’nın öğrencisi Mahir çıkıyor sonra sahneye. Yoldaşının asılacak olmasını kaldıramamış Mahir, sarılmış silahına. Belki bir hata, belki değil. Kızıldere’deki o evde çarpışan şey iki sınıf. Hiçbir şey değiştiremez bunu, tıpkı o motörde çarpışanın da iki sınıf olduğu gerçeğini değiştiremeyeceği gibi. Kızıldere’de etrafını sarmış jandarmalara bakıyor kerpiç evin çatısından Mahir, yüzyıllar önce Börklüce Mustafa nasıl süzdüyse Osmanlı ordusunu, Şeyh Bedreddin’in müritleri nasıl süzdüyse o da öyle süzüyor kapitalin ordusunu. Yine de elvermiyor yüreği garibanı vurmaya, bağırıyor emperyallerin kuklalarına. “Erleri çekin, rütbeliler gelsin.” Vuruyorlar Mahir’i Kızıldere’de, Deniz asılıyor iki yoldaşıyla. Mustafa Suphi’yle aynı yolda yürüyorlar, Şeyh Bedreddin’le kol kolalar. Göçük altında kalan maden işçileri de yanlarında onların, işkencehanelerde can veren gençler, 68 Kuşağı yanlarında. Seslerini tüm Türkiye, tüm dünya duyuyor. Türk ve Kürt halkı tek bilek, tek yürek olmuş, tekrarlıyor bu yiğitlerin ardından: BİZİ HİÇE SAYANLAR BİLSİN, BUNDAN SONRA HER ŞEY BİZİZ!

Petrograd’da bir yangın var, tüm dünyanın görebileceği kadar parlak bir ateş yanıyor Petrograd’da. Önderimiz, Devrim Kartalı Lenin gururla ve sevinçle açıklama yapıyor Petrograd emekçilerine. Ekim Devrimi’ni duyuruyor dünyaya, tarihin ilerleyişindeki o muazzam patlamayı duyuruyor. Kanı emilmiş, Çar için kanını savaşlarda sebil gibi akıtmış olan Rus işçisi ve köylüsü kul değil artık. Çar’ın sarayına giren ilk partizan sarayın salonlarını çınlatıyor. “Özgürüz artık, özgürüz!” Çarın zulmü yok artık, Tanrı’nın adıyla aç bırakılmak yok. Biliyor karısı ve kızı açlıktan ölen Rus köylüsü artık devletin onların elinde olduğunu. Yoldaş Lenin bütün Rusya’ya anlatıyor artık gücün kimin elinde olduğunu. “Biz devlet dediğimizde, devlet biziz, o biziz, o proleterya, o işçi sınıfının öncü muhafızı.” Beyaz haydutları kovalayan partizan da susmuyor artık, artık o da bağırıyor gırtlağı patlayana kadar. “Burjuvazi ve yandaşlarına ölüm, yaşasın Kızıl Terör!” Volgograd’ı beyaz köpeklerden kurtarmak için taaruz başlatıyor Yoldaş Stalin, kızıl şafağı ilk gören halkının ve ordusunun gücünü hissederek saldırıyor. Aynı güçle faşisti kırıp geçiyor, Berlin’de. Berlin’e giren askerler haykırıyor. “Çok yaşa Kızıl Ordu! Çok yaşa Stalin!” Sovyet halkları onca acıdan sonra ayağa kalkıyor, Rus, Türk, Yahudi, Ermeni, Gürcü, Çerkes, Ukraynalı ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin bütün özgür halkları gürlüyor, nihai kavganın artık başladığını burjuvanın kafasına kazıyor: BU KAVGA EN SONUNCU KAVGAMIZDIR ARTIK…

Ancak marşı bitirmiyor yoldaşlar, sınıf savaşımının öylece bitmeyeceği açık çünkü. Tüm dünya sessizliğe bürünmüş, hayaletin gezindiği yerler suskun. Moskova, Havana, Pyongyang, Pekin, Hanoi, Belgrad, Madrid ses çıkarmıyor artık. Lakin biz biliyoruz, yoldaşlarımızın önceden bildiği gibi biz de biliyoruz. Çelişkiler artıyor, sömürü ve baskı artıyor. Tarih her saniye ilerliyor, görüyoruz. Kurtuluş uzakta gibi görünebilir ama kurtuluş her zaman yakınımızda, tıpkı daha önceden olduğu gibi. Kurtuluşu biz görüyoruz, devrimin fitilini ateşleyecek kıvılcımın ne olduğunun farkındayız. O yüzden bu kavgamız, o yüzden bu direnişimiz. Kurtuluşu biz getireceğiz dünyaya, el ele özgür kılacağız dünyayı. Kol kola gireceğiz biz tüm dünya halkları ile, Yunan, Türk, Kürt, Arap, Fars aynı safta yürüyecek. Afrikalı, Asyalı’ya sarılacak, Amerikalı ve Avrupalı’nın elleri kızıl bayrağı dalgalandıracak. Marx ve Engels’in bize gösterdiği savaşımı bitirecek ve marşın son sözleriyle süsleyeceğiz zaferimizi: ENTERNASYONALLE KURTULUR İNSANLIK!

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir