Post-modern mizahın ırkçılıkla dansı: Aylan bebek karikatürü

analiz_charlie_hebdo

Mizah, güçlü bir silah. “Orantısız zeka” diye nitelediğimiz mizahın karşısında, despotluğun teslim olduğunu vücuduyla yaşayan insanlar olarak, mizahın etkisini küçümsemek imkansız.

Kontrol dışı kullanılan her silah gibi, mizahında ayarsız kullanıldığı zamanlarda kullananın kendisine zarar vermesi kaçınılmaz (Diğer yandan mizahçıların özgün eserler vermesini sağlayan da o “ayarsızlıkları”, sınır tanımama durumudur, bu da ilginç bir nokta). Ülkemizde de mizahçıların baskı altına alınmasına neden olan, belli bir prensibe dayanmayan, dolayısıyla olgulardan kopan mizah tarzı, aslında “tek kutuplu” dünyanın getirdiği çaresizlik, umutsuzluk ve öfkenin taşması olarak da tanımlanabilir. Yine de dilimiz sürçtüyse affola demeyi bilmek gerekir eğer insanları ikna etmek gibi bir amacınız varsa.

Son dönemde bazı mizah yazarlarının popüler edebiyat dergileri çıkarmaya başladığını, burada karikatürlerin yanında popüler edebiyat mirasından da bir miktar faydalanmayı amaçladığını gördük. Belli bir prensibe dayanmayan, ortaya düşünsel olarak kötü bir tada sahip çorba çıkartan bu dergilere eleştiriler mevcut (*). Yapılan eleştirilerin temelinde post-modernizmin, özel olarak yapıbozumcu yöntemin, yani olguları olduğu gibi görmek yerine gerçekleri kendi dileğine, görüşüne göre yorumlamanın önde olduğu vurgulanmaktaydı.

Eleştirilen durumun benzerini mizah dergilerinde bulabiliriz. Bugün çok sayıda insan politik bir dergi almak yerine mizah dergisi alıyor. Mizah dergileri, bir politik derginin sayfalarca anlatmak, açıklamak zorunda olduğunu 1 sayfayı bile bulmayan karikatürle aktarabiliyor. Bu noktada gücü ortada, tartışmak gerçeği reddetmek olur. Ancak bunu yaparken bir prensipler bütününe (partilerin program dediği çerçeveye) bağlı kalmadığından, çoğu zaman gerçeklikten koparak çizerin kendi dünyasındaki yanılsamaları aktarmaya başlıyor bu dergiler.

En bilinen örnek, bugünlerde tekrardan bir karikatürle gündeme gelen Fransa’daki Charlie Hebdo dergisi… Derginin yeni editörü Riss, Almanya’da yılbaşı kutlamaları sırasında yaşandığı iddia edilen taciz olayları hakkında bir çizim hazırladı. Çizimde “Göçmenler – Aylan büyüseydi ne olacaktı? Almanya’da işe yaramaz bir pandikçi“cümlesi yer alıyor. Karikatür, “Fransa, söylediğimiz gibi değil” başlığı altında bulunuyor ve yazının aslında ırkçıların görüşlerini yansıttığı dergi tarafından ortaya konuldu.

Karikatürü, Charlie Hebdo’nun geçmişteki görüşleri ile birlikte değerlendirenler, karikatürün belirtildiği gibi ırkçıların görüşlerini eleştirmek amacıyla değil, tam da mülteci karşıtlığından ortaya çıktığını savundu. Fransa’da yaşayanlar tarafından yapılan değerlendirmede ise derginin eleştiri yaptığı noktanın, ülkelerindeki faşistlerin iç dünyalarını yansıttığı şeklinde oldu.

Prensipsiz bir şekilde mizah yapmak konusunda birinci sırada yer alan Charlie Hebdo, aslında nasıl mizah yapılmazın örneğini gösteriyor. Birincisi, önyargıları kabuk gibi beynini sarmış milyonlarca insanın, tam da emperyalizmin feodal kalıntılarla işbirliği yaptığı ülkelerde kurmaya çalıştığı sisteme ikna edilmesini sağlıyor. Bugün karikatür hangi nedenle yapılmış olursa olsun, Arap, Kürt, Türkmen bir insanın Suriye’de tecavüzcü olacağı varsayımı ve bunun 3 yaşında “katledilen” bir çocuğun üstünden anlatılması, kafadan silahsızlandırılmış insanların “önceden öyle düşünmese bile” hiçbir zaman Avrupa’daki insanlarla uzlaşamayacağına ikna ediyor. O saatten sonra, es kaza bu propagandaya maruz kalmış insanı ikna etmek olanaksızlaşır (Aylan Kürdi’nin babasının demeçlerine bakılabilir).

İkincisi, olaya hiçbir şekilde sınıfsal farklar açısından bakılmamış oluyor. Bugün göç etmek zorunda kalan milyonlarca insanı savaşa sürükleyen emperyalizmdir, insanları serserileştiren, yoksullaştıran, evsizleştiren asıl hedefe karşı yönelmeyen mizah, faşistleri parababalarının istediği gibi anlatmak haline döner. Her ne kadar en sınır tanımayan şekilde eleştiri okları batırıldığı düşünülse de, aslında hiçbir şekilde suya sabuna dokunmadığı görülecektir o mizahın.

Üçüncüsü, karikatür İslamofobi adlı uydurma bir fobi ile bağdaştırılıyor (İslamofobi de post-modernizmin sağ kanadı tarafından uydurulmuş saçmalıklardan biridir). 3 yaşında bir bebeğin dinini bilebilir miyiz? Suriye’den sadece İslam inancında insanlar mı göçtü? Konunun bu noktaya çekilmesi, timsah gözyaşı dökenlerin işidir.

Ancak söz konusu davranışı farklı bir kavramla açıklayabiliriz. AB’deki ülkelerin çoğu insanda afyon gibi kullandığı oryantalist önyargıları canlı tutan, metafizik anti-feodalizm davranışıdır bu (yani 1789 Fransız Devrimi materyalizmi ile 2016’ya bakmaktır) . Yıllarca dünyanın merkezinde kendisini görerek “geri kalanı” değerlendiren bir topluluğun, dolayısıyla önyargılara sahip bir topluluğun yaşadığı AB ülkelerinde, diyalektik materyalizmin “bilim alanına” bıraktığı dini tanımlama meselesi, burada kendisini siyasete, sınıflarüstücülüğe bırakmıştır. Halbuki din konusunda en verimli, en tutarlı mücadeleleri yapan bilimsel sosyalizm takipçileri böyle mi yaparlar? Hiç de böyle davranmazlar (**) (***). Bugün emperyalizm, Doğu’da en gerici akımları, feodal yapıları desteklerken, Batı’da ise insanları ister sağ, ister sol yönden olsun, olguların tamamen dışında bir oryantalizm ile uyutuyor.

Altını kabartılandırmak istediğimiz iki nokta var. Birincisi, Charlie Hebdo’nun bu konuda göçmen karşıtı bir propaganda yapıp yapmadığı konusuna girmedik. Şu anda ekmek, su gibi ihtiyaç duyduğumuz sosyal değişimin, yani devrimin, yani sıkıcı, boğucu iş yerlerimizden, okullarımızdan, devlet dairlerinden kurtulmanın yolunun bu olmadığı noktasında eleştiri yaptık. İkincisi ise, ısrarla emperyalizmin konumlanışı üzerinden dolaya baktık. Çünkü bugün emperyalizmi üzmeyen her eylem, o beklediğimiz devrimden bizi adımlarca uzaklaştırır.

IŞİD’li katillerin Charlie Hebdo’ya gerçekleştirdiği katliam sonrası yapılan anmalarda tam da ikinci noktanın daha fazla göze batmasının zorunlu olduğunu gördük. Çünkü anmalar, kendisi de emperyalistlerin en alçağı olan Fransa’nın konsolosluğu önünde, hem de “sol” gruplar tarafından yapıldı. Ortaçağcı gericiliği el altından desteklediği artık gün ışığı gibi ortaya çıkan Fransa Devleti önünde taziye dilemek, dikkat edilmesi gereken bir hareketti. İşte bu özensizlik, bizim post-modern solumuzun içine işleyen oryantalizmin yansımasıdır. Her ne kadar bazıları birbirine “liberal” diyerek en keskin suçlamayı yönelttiğini sansa da, finans-kapital solcuları ile aynı safta olmaktır. Bu örgütler de bir yandan ortaçağcı gericiliği hakkaniyetli bir şekilde kınarken, öbür taraftan Fransa devletinin konumunu da eleştiremediler, hem de en uyanık görünenleri dahil.

Yarın yeni bir kalkışma yaşayacağız. Büyük ihtimal, karşımıza çıkanlar bu malzemeleri kullanacaktır. Ancak gerçek, en inatçı devrimcidir. Daha fazla Arap, Kürt, Türkmen çocuğunun ölmeyeceği bir dünya, inat ediyoruz ki, kurulacaktır.

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir