Parti ve İşçiler

“Proletarya partisi: Bütünü ile işçi sınıfının en genel, en ileri, en sağlıklı eğilimlerinin teorisini ve pratiğini temsil eden örgüttür. İşçi zümrelerinden herhangi birinin veya ikisinin kendi özel eğilimlerine göre kurup güdeceği bir parti, “işçi”adını taşısa bile, işçi sınıfı partisi olamaz. İşçi sınıfı bütününün teorik ve pratik varlığını, tarihi eğilimini tümüyle temsil edemediği sürece güdük, sapık bir zümre, kat partisi olur. Oturaklı ve tutarlı bir proletarya partisi rolünü başaramaz.” Hikmet Kıvılcımlı proletarya partisini 16 Şubat 1971 yılındaki Sosyalist gazete de böyle tanımlamıştır. 

Ve devam etmiştir. 

“Bir partinin, parti olabilmesi için yalnız sınıf partisi olması yeter mi? Hayır. Sınıf partisinin, aynı zamanda siyası iktidar savaşı yapmaya elverişli bir örgütte olması gerekir.” Yani iktidar olmayı hedeflemelidir bunun mücadelesini vermelidir. Hikmet Kıvılcımlı’nın sözünün üzerine söz söyleyecek değilim.

İşçi Sınıfıyla sadece İşçi Sınıfının çıkarlarını savunulamayacağını, tüm halkın çıkarlarının İşçi Sınıfının çıkarlarından hiçbir şekilde bağımsız olmadığını, bunun ötesini savunmak İşçi Sınıfı körlüğü olacağının bilincindeyim.

Ben, sol-sosyalist partilerin siyasi iktidar savaşı kısmına girmeden, sadece işçi sınıfı içinde ki mücadelesine işçilerin bakış acısıyla bakacağım.

Konuya sonuçtan giriyorum.

Sol-sosyalist partilerin bir çoğu var olan işçi direnişlerinin bir kısmına dayanışmaya giderek, bir kısmını yok sayarak, sendikaların basın açıklamalarına, eylemlerine, mitinglerine katılarak resim çektirmeyi, sarı sendikacıların kontrolündeki sözde işçi mücadelesine tabii olmayı yada yayın organlarında işçi haberleri yapmayı sınıf mücadelesi olarak görüyor.

Kendine sol-sosyalist partiyim, işçi sınıfı mücadelesi veriyorum diyenlerin web sitelerine bakın, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Kendilerinin örgütlediği, öncülüğünü yaptığı, organik bağının olduğu hiçbir işçi mücadelesi yok. Hiçbir sorumluluk almadan hepsi işçi sınıfı mücadelesi içinde olduğunu anlatmış, direnişçi işçileri ziyaret etmiş, işçilerin onları nasıl coşkuyla karşıladığına dair yazılar kaleme almış. Uzun uzadıya İşçi Sınıfının nasıl kurtulacağını dair yayın organlarında çözümlemelerde bulunmuşlar. Eleştirmişler sendikaları, direnişleri, işçi örgütlenmelerini, parababalarını. Çok güzel. Çok güzelde ya sendikalar eylemler yapmıyorsa, işçi örgütlenmeleri yoksa, direnişler olmuyorsa, eskisi gibi büyük işçi mitingleri yapılmıyorsa ne olacak? Neyi yazacaklar, neyi anlatacaklar? Sendikaların içinde de yoklar. Sarı sendikacıların işçi örgütlemeleri mi beklenecek? Evet, aynen öyle yapıyorlar.

Kuruluş amaçlarının en başında İşçi Sınıfının kurtuluşu olan sol-sosyalist partiler İşçi Sınıfını nasıl kurtaracak? Kurtaramaz. Hatta kendi varlığını koruyamaz, bir süre mücadele eder gibi yapar sonra ya bölünerek ya da bölünmeden küçülerek yok olur gider. Ya da HDP’ye yada CHP’ye eklemlenerek varlığını sürdürmeye çalışır. Ama ömründe İşçi Sınıfı gibi bir derdi olmaz. Ekrem İmamoğlu’nun seçim kazanmasını kendi kazanımı olarak görür.

Sosyalist partilerini besleyen İşçi Sınıfı ve sınıf mücadelesidir. İşçi Sınıfından uzak sınıf mücadelesi olmaz. Sosyalist hiç olunmaz.

İşçiler, hak gaspları yaşamaya, işten atılıp direnişe başlayınca sosyalistlerle tanışmaya başlıyor. Öncesi yok. Peki işçilerin bu süreçten önce sorunları yok mu?

Sosyalistim, İşçi Sınıfı partisiyim demekle sınıf partisi olunmuyor. Parti programında kuruluş amacının İşçi Sınıfının kurtuluşu için mücadele edeceğiz, demekte sosyalist parti olmaya yetmiyor. Kağıt üzerinde kalıyor. Direnişçi işçilerle resim çektirmek, onları partilerine, adı işçilerin hoşlarına gidecek, kurucuları arasında işçilerin olmadığı, kurdukları işçı derneklerine, seminerlerine, konferanslarına götürmekle de İşçi Sınıfı partisi olunmuyor. Hani bir atasözümüz var ya “Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.” bu durumu ne güzel anlatır, onları.

İşçilerin adını dahi bilmediği sınıf partisi olur mu? Olur. Hem de o kadar çok var ki. Ama ey işçiler ben İşçi Sınıfı partisiyim diyen her partinin arkasına da işçiler gitmez. Çok çok iyi mücadele veriyor olabilirsiniz ama yine de yürümezler sizinle. Sınıf bilincinin oluşması gerekir. O sınıf bilincini verecek olanda sınıfın içinde mücadeledir. Elbette bunun için zamana ihtiyaç vardır. Zaman uzun olabilir, sabır ister. İşçiler, partilerin teorisine değil pratiğine bakar, önceleri. İşçiler için pratik teorinin yansımasıdır. İşçi Sınıfı partisi, ayakları yere basan, gerçekçi bir teori ve o teoriyi hayata geçiren sınıf mücadelesi içinde ki pratiktir.

Sol-sosyalist partilerin aktif üyeleri arasında işçiler yok gibidir. Bu durum, işçilerin gözünden kaçmaz Daha çok öğrenci gençliği ve avukatlar, farklı meslek gruplarında üniversite mezunları aktif olarak bulunur. Öğrenci gençliğini sınıf mücadelesi içine çekemedikleri içinde öğrenci gençliği okulda, kantin masalarında tartışmalar içinde kaybolup gider. Sorun işçi sınıfı içinde aydın işçi çıkartamama sorunudur.

İşçi Sınıfı partisi hiçbir yere eklenmeden işçilerin, yoksul halk ve ezilen halklar için mücadele etmekle olunur. Elbetteki dayanışma içinde olduğu yapılar olacaktır. Bunların başında sendikalar, işçi dernekleri gelir. Ancak asıl olan İşçi Sınıfı mücadelesinde sendikaların değil kendisinin de öncülüğünü yaptığı örgütlenmelerin içinde yer alması, sendikalara ve İşçi Sınıfına yön verebilmesi, kitleleri harekete geçirebilmesidir. İşte o zaman İşçi Sınıfı partisi olma yolunda önemli bir adım atılmış olunur. Var mıdır böyle bir parti? 

İşçilerin yoğun olarak sahiplendiği, birlikte mücadele ettiği bir parti yoktur. Ancak sınıf mücadelesinde izlediği, takip ettiği bir parti vardır.

İşçiler o partiyi,
– 1 Mayıs Taksim mücadelesinde biliyor. 
– Binlerce işçinin işsiz kaldığı ve kalacağı özelleştirmelere karşı mücadelesinde tanıyor. 
– Özelleştirilen Tank Palet Fabrikasının satışına karşı tavrı ve vermiş olduğu hukuk mücadelesinde izliyor.
– Soma’da katledilen 301 maden işçisinin davasında, ailelerinin mücadelesinde görüyor.
– Aylardır yasal hakları için parababalarına, sarı sendikacılığa karşı mücadele eden hiç kimsenin görmediği, duymadığı, konuşmadığı, hakları için direnen Real, Makro, Uzel, Tüvtürk direnişçilerinin mücadelesinde tanıyor. 

İşçiler o partinin, hiçbir bir güce eklemlenmeden kendi parti programı çerçevesinde İşçi Sınıfı mücadelesini sürdürdüğünü biliyor. 
O parti Halkın Kurtuluş Partisi (HKP). İşçiler, HKP’ yi izliyor, takip ediyor. Bilin istedim.

İşçi ve Sendika’dan Miroğlu

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir