Nurullah Ankut – BTDK Konuşmaları (5c)

Birlik Tartışmalarını Düzenleme Kurulu (BTDK), sosya­listler arası birliğin teorik ve tarihsel arka planını, imkân ve şartlarını tartışmak üzere 12, 13 ve 19 Ağustos 1989 günlerinde toplanan 172 sosyalistin son toplantısında kuruldu. Toplantı ‘Temmuz ayı içersinde, çeşitli sosyalist dergilerde Sosyalistlere, başlığıyla yayınlanan deklarasyonu imzalamış olan 18 kişinin çağrısı üzerine yapılmıştı.  Tarihsel Maddecilik Portalı olarak, Nurullah Ankut’un “Türkiye’nin Toplumsal ve Sınıfsal Dinamikleri” başlıklı tartışmadaki ikinci tur konuşmasını sizlerle paylaşıyoruz.


Birlik Tartışmaları – 5, Türkiye’nin Toplumsal ve Sınıfsal Dinamikleri, Ara Konuşmalar (İkinci Tur), sayfa 78-80

NURULLAH ANKUT

Önce, başkan arkadaşımızın, bizim sunduğumuz devrim stratejisi şemasına itirazından başlamak istiyorum.

Arkadaşımız, böyle bir şemayı gereksiz bulduğunu söyledi. Aramızda devrim anlayışı konusunda; büyük farkların olduğunu gösteriyor bu. Doğa bilimlerinin görevi; doğal olayları önceden doğru bilmek, önlem almaktır. Sosyal bilimlerin görevi ise; sosyal olayları önceden görmektir. Devrimci kurmayın görevi de, devrimin yolunu, devrimin izlemesi gereken veya izleyeceği olası yolu, önceden, geçmişi tahlil ederek, bilimin ışığında hesaplamaktır. Ona göre bir belirleme yapmaktır. Buna ustalarımız devrim stratejisi derler. Bu açıdan bu son derece gereklidir bizce. Hatta gene Kıvılcımlı Ustamız, “Halk savaşının Planları” adı altında, bunu en detayına kadar inceleyen bir kitap yazmıştı. Daha çok kitabında da bu konuyu incelemektedir.

Şimdi Serhat [Baysan T.D.] arkadaşımızın konuşmasından başlayalım.

Arkadaşımız son derece muğlâk konuştu: Yerel inisiyatifler, İşçi Sınıfının rolü, burjuvazinin demokrasi programı gibi…

Yani bunları biz sosyal reform programı olarak değerlendiriyoruz ve arkadaşın, arkadaşlarımızın devrimden koptuklarım devrim diye bir sorunlarının olmadığını gösteriyor, böyle değerlendiriyoruz arkadaşlarımızın tüm konuşmalarını. Tek tek detayına girmek burada vakit alacaktır, hepimiz arkadaşlarımızın bu tezlerini biliyoruz.

Yine burada, İslamiyetle, Marksizm hesaplaşmamıştır diye bir tez attı arkadaşımız, tersine, hesaplaşmıştır. Kıvılcımlı, “Osmanlı Tarihinin Maddesi” adlı eserinde, İslamiyetle uzun uzun hesaplaşmıştır. Bugünkü İslamcı hareketin karakteri konusunda bir kararsızlık içinde olduğunu söyledi. Bu konuda da Kıvılcımlı netçe olayı koymuştur. Bugünkü Türkiye’deki İslamcı hareketin, yani tarikatların, binlerce tarikat yuvasının, taşrada her mahalleyi, her kasabayı örümcek ağı gibi kaplayan ve en büyük silahlarının antikomünizm olduğunu bildiğimiz tarikatların, Tefeci-Bezirgân sermayenin dünya görüşünü temsil ettiğini koymuştur. Kur’an kursları, imam hatip okulları, sırf Tefeci-Bezirgânların dünya görüşünü yaymak, emperyalist ve sınıfsal sömürü altında inleyen insanlarımızı cennet özlemiyle uyutmak, bu amacı güder. Bu açıdan, emperyalizm cephesinin bir gücüdür İslamcı hareket. Onu savunan partiler de Tefeci-Bezirgânların örgütleridir. Onların batıya karşıyız, emperyalizme karşıyız lafları bizleri yanıltmasın. Onlar modern Finans-Kapitalist olmadıkları için, antika sermaye oldukları için, ulus kavramına bile karşıdırlar, biliyoruz. Burjuvazinin bile geri sindedirler onlar. Ortaçağın ümmetçilik konağının özlemi içindedirler. Ve savundukları da, biliyoruz, İslam ortak pazarı, ortak İslam parası gibi, ülkeyi Ortaçağa götürmeyi amaçlayan bir takım sloganlardır. Bunu netçe bilmemiz gerekir.

Ertuğrul arkadaşımız, proletarya aydınlarının tarihsel rolleri artık bitti, bitmiştir. Bugünkü devrimde artık bu güçler bir rol oynayamazlar…

Ertuğrul: Öyle demedim. Askerlerin rolü bitmiştir dedim.

Nurullah Ankut: Biz, proletarya aydınları olarak, ordu gençliğinin bir bölümü şeklinde koyuyoruz. Evet, biz arkadaşımızı doğru anlamışız. Proletarya aydınları derken, altını çizerek belirtmiştim, ordu gençliğinin bir bölümü diye. Doğru anladık bu açıdan.

Arkadaşımız bir tarih vermiyor. Ne zaman bitmiştir rolleri?

En son 27 Mayıs’ı biliyoruz. Daha önce de söyledik, 27 Mayıs öncesi sosyalistler bir avuç insandı. 27 Mayıs Devrimi, sosyalizmi serbest bıraktı ve sosyalist kültür hızla yayıldı, Türkiye’de 27 Mayıs’tan sonra. Ve ondan sonra Talat Aydemir’in, Fethi Gürcan’ın önderliğindeki hareketleri biliyoruz. En son 12 Mart öncesinde, Ertuğrul arkadaşın da ittifak içinde olduğu ordudaki ilerici cunta hareketlerini biliyoruz. Buna bir grup bizim arkadaşımız da katılmıştır. Yine Kıvılcımlı Usta’nın anılarından biliyoruz, “provokasyondan başka hiçbir şeyin hazır olmadığını kör olsam bilirdim, onlara göre her şey hazırdı, devrim yapacaklardı” diyordu. Bildiğiniz gibi, İrfan Tansel’lerin, Atıf Erçıkan’ların ajan provokatör olarak, bu ordu gençliğinin içine katılarak, onların ilerici hareketlerini provoke ettiklerini hepimiz biliyoruz. Ve en son 12 Eylül sonrası, faşist cuntanın liderlerinin, harp okulundan şu kadar öğrenci attık, bundan sonra da atmaya devam edeceğiz, dediğini yine hepimiz biliyoruz.

Demek ki, Jön Türk hareketi diye tüm dünyada yayılan hareket, yani tarihsel üretici güçlerden, gelenek görenek üretici güçlerinden kaynaklanan bu hareket bitmemiştir. İleride, proletarya devriminde de, vurucu güç olarak rol oynayacaktır. Nasıl ki bir sivil gençlik varsa, bir ordu gençliği de vardır ve bunun bir parçası devrimin safında yerini alacaktır.

Bugün biz hepimiz, gençlik saflarından geldik. Niye katıldık devrimci harekete? Elimize sunulan tüm olanaklara rağmen niye girdik bu harekete? Ölen arkadaşlarımız niye öldüler?

Hep, bu tâ Osmanlı’nın ilk kuruluş yıllarından kaynaklanan dirlik düzeninden güç alan devrimci gelenekle girdiler. Ve önümüzdeki devrim proletarya devrimi olduğu için, bu devrimde, bu güçler rollerini oynayacaklardır. Biz böyle görüyoruz. En son Afgan devriminde, yine aynı tarihsel nedenden kaynaklanan, güç alan, devrimciler, Afgan devrimini gerçekleştirmişlerdir ve tam 12 yıldır sosyalizmi kurma çabasındadırlar, uluslararası emperyalizmin tüm saldırılarına rağmen. Demek ki bu güçler Türkiye’de de, dünyada da yok olmamıştır, olmayacaktır.

Yine başta Ertuğrul arkadaş olmak üzere, Oral arkadaş, Yaşar arkadaş, yeni araştırmalar öneriyorlar. Her konuda yepyeni araştırmalar yapmalıyız diyorlar.

Evet, yeni araştırmalar yapmalıyız. Ama önce geçmişle proleterce hesaplaşmalıyız. Geçmişin doğru koyduğu şeyler nelerdir? Onları açıkça, dürüstçe, proletarya dürüstlüğü içinde ortaya koyup teslim etmeliyiz. Yoksa küçükburjuvaca intihar etmek için, intihar bahaneleri bulmak için yapılan araştırmalar hiçbir sonuç vermez. Hepimiz 40, 50 yaşımıza geldik. Ortalama 20 yıldır devrimci hareketin içindeyiz. Tüm bu konuların hepsine sıfırdan başlamak gerekir diyorsak, bu devrimcilik değildir arkadaşlar. Yarın bizden 20 yıl sonra gelecekler de aynı şeyi söylerler, bizlerin çabası da güme gider. Bu arkadaşlarımızı böyle konuşmaya yönelten de, bir tarihsel gelenektir. Ama olumlu bir gelenek değil, olumsuz bir tarihsel gelenektir. Biliyoruz, Şark’ta 7000 yıldır sahip-i zuhur tarihi kendisiyle başlatır. Arkadaşlarımızın bu gelenekten kaynaklanan küçükburjuva hastalıklarından dolayı geçmişi bir türlü içlerine sindirememeleri, olumluluklarını görememeleri buradan kaynaklanmaktadır.

Biz Kıvılcımlı’yı savunuyorsak; karakaşı, karagözü için savunmuyoruz. Onu, sınıf düşmanları karşısında her zaman bilenmiş bir bıçak gibi durduğu için, tek o nedenden de savunmuyoruz. Kıvılcımlı’yı, Türkiye devriminin tüm ana sorunlarını, burjuvazinin zindanlarını bir üniversiteye çevirerek, çözdüğü için savunuyoruz. Başta Kürt meselesi…

Serhat arkadaşımız, ayrı örgütlenme yeni bir konudur, bunu Türkiye solu söylememiştir, diyor.

“İhtiyat Kuvvet: Milliyet Şark” Meselesi, 1932’lerde kaleme alınmış bir meseledir. Ayrı örgütlenmenin gerekliliğini ve Türkiye Kürdistan’ının bir sömürge olduğunu, tekmil Kürdistan’ı kapsayacak bir ayrı örgütlenmenin gerekliliğini, Kıvılcımlı Usta açık seçik koymuştur ortaya. Bu kitabı hepimiz gördük. Daha Türkiye solu bu seviyeye gelmemiştir. Bugün PKK lideri bile, Kıvılcımlı’nın dediği gibi, diyerek söze başlamak gereğini duyuyor. Ama o arkadaşlar da, üzülerek söylüyoruz ki, ezilen ulus şovenizmi içindeler, tam kurtulmuş değiller. Kıvılcımlı’nın hakkını yarı teslim ediyorlar, tam olarak teslim edemiyorlar.

Yine arkadaşlarımız, 12 Eylül, 12 Mart, AET meseleleri yeniden ortaya konulmalı, tartışılmalı, çözülmeli diyorlar.

Kıvılcımlı bu meseleleri de çözmüştür. 12 Martlar, 12 Eylüller neden yapılmaktadır?

İki nedenden dolayı:

Bir, 27 Mayıs Politik Devriminin yarattığı sosyalizm kültürünü burjuvazi hazmedememiştir. O kültürü kökünden kazımak, yeniden Türkiye’yi 27 Mayıs öncesinin karanlıklarına döndürmek istemektedirler.

İki, Türkiye Halkını, uluslararası emperyalizme kayıtsız şartsız peşkeş çekmek, yani AET’ye satmak, devretmek istemektedir. Biliyoruz ki, 19’uncu Yüzyılda sınıf egemenliği tekniği milli idi. Yani her ulusu, egemen burjuvazisi kendisi güderdi. Ama emperyalizm devrinde bu teknik uluslararası olmuştur. Bizim 500 vatan-millet satıcısı Finans-Kapitalistimiz ve sadece 2000 Antika Tefeci-Bezirgânımız, Türkiye Halkını güdemeyeceklerini, sürgit bu sömürü, bu zulüm altında güdemeyeceklerini, biliyorlar. Onu, uluslararası emperyalizme toptan peşkeş çekerek, kendimize nasıl olsa bunun karşılığında rahat bir komisyon, alırız, böylece bu beladan kurtuluruz diyorlar.

Süremiz bittiyse prensiplere saygılıyız. Teşekkür ederim.

,
One comment to “Nurullah Ankut – BTDK Konuşmaları (5c)”
  1. Sevgili admin, açıklama bölümüne yılı yazılmamış, yılı da eklerseniz yazının geçmiş ile bu gün ilişkisi daha net ortaya çıkacaktır. Çalışmalarınızda başarılar dileriz. Selamlar, sevgiler.

Cemal Akyürek için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir