Nurullah Ankut – BTDK Konuşmaları (5a)

Birlik Tartışmalarını Düzenleme Kurulu (BTDK), sosya­listler arası birliğin teorik ve tarihsel arka planını, imkân ve şartlarını tartışmak üzere 12, 13 ve 19 Ağustos günlerinde toplanan 172 sosyalistin son toplantısında kuruldu. Toplantı ‘Temmuz ayı içersinde, çeşitli sosyalist dergilerde Sosyalistlere, başlığıyla yayınlanan deklarasyonu imzalamış olan 18 kişinin çağrısı üzerine yapılmıştı.  Tarihsel Maddecilik Portalı olarak, Nurullah Ankut’un “Türkiye’nin Toplumsal ve Sınıfsal Dinamikleri” başlıklı tartışma tutanağını sizlerle paylaşıyoruz.


Birlik Tartışmaları – 5, Türkiye’nin Toplumsal ve Sınıfsal Dinamikleri, Tartışma Tutanakları, sayfa 7-9

NURULLAH ANKUT

Saygıdeğer arkadaşlar,

Bugünkü konumuz: “Türkiye’nin Toplumsal Dinamikleri”. Biz bu başlıktan Türkiye’nin sınıf ilişki ve çelişkilerini anlıyoruz. Arkadaşlarımız biraz afili konuşmayı sevdikleri için dinamizmi olmayan çökkün, asalak, hazır yiyici dediğimiz ya da mali sermaye ya da Finans-Kapital dediğimiz, Tefeci-Bezirgânlık dediğimiz güçleri de bu dinamikler içine almış oluyorlar. Bunu kısaca düzelttikten sonra şimdi gelelim Türkiye’nin sınıf ilişki ve çeliş kilerine:

Toplumlarda her ilişki aynı zamanda bir çelişkidir. Türkiye’de baktığımız zaman dünyada olduğu gibi iki cephe savaşıyor. Bir gerici emperyalizm cephesi, bunun karşısında ilerici ya da devrimci halk cephesi. Demek ki her savaşta olduğu gibi Türkiye’nin sosyal sınıflar savaşında da iki cephe karşı karşıya. Şimdi yine her savaşta olduğu gibi bu cephenin özgücünü, yedek güçlerini oluşturan sosyal güçler neler? Onlara bakalım.

Önce Emperyalizm cephesini tahlil edelim.

Bildiğimiz gibi cephelerin bir esas özgücü, o cepheleri oluşturan temel güç de denilebilen -ki bizce doğrusu özgüç olur- özgücü olur. Bir de bu özgücün müttefikleri yani onu destekleyen güçleri olur.

Emperyalizm cephesinin özgücü Finans-Kapital ya da Tekelci Sermaye ya da Mali Sermaye dediğimiz bir zümredir.

Finans-Kapital, arkadaşlar, sınıf değil; kapitalist sınıfın, burjuva sınıfın içindeki bir zümredir, bir azınlıktır. Hatta azınlığın azınlığıdır.

Bildiğimiz gibi, sınıfların içinde de zümreler olur. 19’uncu Yüzyılda, biliyoruz, burjuva sınıfın, kapitalist sınıfın içinde sanayiciler, emlak sahipleri, arazi sahipleri, tüccarlar gibi zümreler vardı. 20’nci Yüzyılla birlikte, sanayi sermayesinin, arazi ve mülk sahipleri sermayesinin, banka sermayesinin ve ticaret sermayesinin en kodamanları, bankalar kubbesi altında, çatısı altında birleşerek Finans-Kapital dediğimiz gerici, asalak, hazır yiyici zümreyi oluşturmuşlardır. Biliyoruz, Lenin Usta bu tekellerin oluşumunda rakam bile veriyor. Bir sanayi dalında 20 ya da 30 şirket kaldı mı, bunlar artık kendi aralarında serbest rekabeti bırakırlar. Çünkü çarpışırsak hepimiz batabiliriz. Çünkü sermaye büyük şekilde konsantre olmuştur, büyümüştür. O yüzden anlaşırlar ve tekel kurarlar. Tekellerin oluşumu biliyoruz, batıda 1860-80 arasında ve esas iktidarları ve dünyayı paylaşmaları, nüfuz bölgeleri halinde paylaşmaları yüzyılımızın başında gerçekleşmiştir.

Bildiğimiz gibi, Kırım savaşından 4 yıl sonra, 1858’de Osmanlı’ya ilk borcun verilmesi ve bundan 5 yıl sonra Osmanlı Bankası’nın, merkezi İngiltere’de kurulup Türkiye’ye gelmesiyle batı Finans-Kapitali Türkiye’ye girmiştir. (Zamanımız çok daraldığı için başlıklar içinde geçmek zorunda kalıyoruz.) Ve bu sermaye, giderek, 1863’te Türkiye’yi büyük ölçüde borçlandırmış. 1875’lerde bu borçlarını ödeyemez hale gelince, Düyun-u Umumiye dediğimiz bir örgütle, Türkiye’nin ekonomisini, politikasını, kültürünü tamamen tekeline almıştır. Ve Türkiye’de kendine bağlı bir komprador burjuvazi dediğimiz onun acenteliğini yapan bir burjuvaziyle işbirliğine girmiştir.

Bizde esas yerli Finans-Kapitalin -ki yerli Finans-Kapital deyince, bu, Uluslararası Finans-Kapitalden ayrı değildir, onunla etle tırnak gibi kaynaşmıştır- iktidara gelmesi, 1930’larda gerçekleşmiştir. Biliyoruz 1923’te İş Bankası kurulmuş. İş Bankası 1923-29 arasında çok büyük gelişme göstermiş ve Türkiye’de kurulan bankaların hemen yarısına (sermayesine ve kârına) ulaşmış durumdadır. 1930’larda karşıdevrimim yaparak, Finans-Kapital iktidarı ele geçirmiştir. Ve 1950’de de politik üstyapıyı, devletçiliğimiz denilen politik üst yapıyı, tamamen ortadan kaldırarak, üstyapıda da hâkimiyetini tümüyle sağlamıştır.

Demek ki gerici cephenin özgücü, bu Finans-Kapital. Bunların sayıları 500 civarındadır Türkiye’de. Ve Türkiye’nin özellikle 3 büyük şehrinde kümelenmiştir bunlar.

Bunların yedek gücü, Antika Tefeci-Bezirgân sermaye dediğimiz bir sermayedir ki bu, tarihte ilk kez iktidara gelen bir sermayedir. Tâ Sümerler çağından beri, 7000 yıldır Türkiye’de bulunmaktadır Tefeci-Bezirgân sermaye. Bu da üretim dışı bir sermayedir. Tıpkı Finans-Kapital gibi asalak, hazır yiyici bir sermayedir.

Bildiğimiz gibi, bu, ilk sınıfsız toplumdan sınıflı topluma geçerken ortaya çıktığında, köleleri satın alarak köle sahibi olmuş, efendi olmuş, toprak satın alarak derebeyi olmuş bir hazır yiyici, asalak sermayedir. 20’nci Yüzyılda Lenin Usta’mızın söylediği gibi; burjuvazi devrimci barutunu yitirdiği için, tekecileşip gericileştiği için, (biliyoruz serbest rekabet demokrasiye, tekel siyasi gericiliğe tekabül eder), tümüyle bütün dünyada devrimci barutunu yitirdiği için, geri kalmış ülkelerde de Finans-Kapital kendisi gibi antika asalak, gerici, çürümüş sermayelerle ittifak etmek durumundadır. Burjuvaziden yüzyılımızda hiçbir olumlu davranış beklemek mümkün değildir.

Gelelim Devrim Cephesine.

Karşıdevrim cephesini böyle özetçe koyduktan sonra arkadaşlar, Devrim Cephesinin ya da ilerici Halk Cephesinin Özgücü, bildiğimiz gibi İşçi Sınıfıdır.

Biliyoruz, 1960’lı yıllarda, İşçi Sınıfının özgüç olup olmadığı tartışma konusu idi. Hatta bazı siyasi gruptan arkadaşlarımız; asker-sivil-aydın zümre demokratik devrimi yapacak, ancak ondan sonra parti kurulacak, proletarya partisi ancak o zaman kurulabilir, yani İşçi Sınıfının bir fonksiyonu yok bu devrimlerde, zayıftır, cılızdır diyorlardı.

Daha sonra yine ortaya çıkan bazı gruptan arkadaşlar İşçi Sınıfının ideolojik önderliği söz konusu olabilir, fiili önderlik yapabilecek güçte değildir, o bakımdan hareket kırlarda gelişir, kırlardan şehirlerin kuşatılması şeklinde devrim başarıya ulaşır gibi, bizce Narodnizm dediğimiz, Lenin Usta’nın, yüzyılımızın başında kesinlikle çürütüp, tarihe gömdüğü teorileri savunur duruma gelmişlerdi. Ama 15-16 Haziran eylemiyle, İşçi Sınıfımız varlığını tüm karşıdevrimcilere olduğu gibi, devrimcilere de kabul ettirdi. Bugün artık devrimci gruplar İşçi Sınıfının devrimdeki özgüç olduğunu inkâr edemez duruma geldiler.

Biz, bildiğimiz gibi, 70 yıllık hareketin geçmişine sahip çıkıyoruz ve onu savunuyoruz ve o hareketin temsilcisi ve lideri olarak Hikmet Kıvılcımlı’yı tanıyoruz. Bu hareket, 1920’lerden itibaren İşçi Sınıfının özgüçlüğünü programına koymuştur ve tartışılmasını kesinlikle düşünmemiştir. Demek ki, özgüç İşçi Sınıfıdır.

Özgücün yanına bir de biz Proletarya Aydınları dediğimiz, Ordu Gençliğinin bir kesimini koyuyoruz. Bu yine pek çok arkadaşımızın bildiği gibi, geçmişte pek çok demagojilere neden olmuştur. Ve önderimiz Kıvılcımlı’nın darbeci olduğu, ordudan devrim beklediği, cuntacı olduğu şeklinde, birtakım, bizce bayağı ithamlara maruz kalmasına neden olmuştur. Proletarya Aydınları dediğimiz Ordu Gençliğimiz, tarihimize baktığımız zaman; Tanzimat’ta, 1908 devriminde, (1908 devrimini, biliyoruz, Lenin Usta değerlendirirken, Jön Türkler’in öncülüğündeki ordudaki devrimci hareket başarı kazanmıştır, der ve devrim başarıya ulaşmıştır ama ancak bu yarım bir zaferdir. Çünkü Türkiye’nin ikinci Nikola’sı Abdülhamit, henüz Meşrutiyet Anayasasını kabul etmekle birlikte tahttan indirilmiş değildir, der. Yine biliyoruz Abdülhamit tahttan da indirildi. Sonra Birinci Kurtuluş Savaşında, yine bu Ordu Gençliğimiz vurucu güç olarak ortaya çıkmış, öne çıkmış, emperyalizmin yenilmesinde çok büyük görev yapmıştır.

1908 ve 1923 devrimleri, bildiğimiz gibi, burjuva devrimleridir arkadaşlar. Lenin Usta’nın da açıkça tanımladığı gibi, bu devrimlerin niteliği burjuva karakterdedir. Burjuvazi, Anadolu Cemiyetleri şeklinde örgütlenmiş ve bu devrimin ideolojik olarak önderliğini yapmıştır. Ama o kadar zayıf, pısırık, ufuksuz bir durumdadır ki Anadolu burjuvazisi, bu devrimi ancak vurucu güçlerin vurması şeklinde başarıya ulaştırabilmiştir. Demek ki, o zaman bu vurucu güç, burjuva devrimcisi idi. Ama bugünkü Sosyal Devrimde yani Proletarya Devriminde özgüç proletarya olduğu için, bu vurucu güç, özgücün yanında yerini alarak vuruşunu yapacaktır devrimde.

Lenin Usta da, yine biliyoruz, 1905 devrimini değerlendirirken, ordu parçalanmadan ve ordunun bir bölümü kazanılmadan ciddi bir çalışma yapmak mümkün değildir. Ordu içinde biz çalışmalar yaptık, bundan sonra da yapacağız. Orduyu kazanmak için maddi çaba sarf etmek gerekir, şeklinde uyarılarda bulunmuştur partiye.

Demek ki, biz Proletarya Aydınları derken sadece Ordu Gençliğinin bu tarihimizdeki ilerici vuruşlarını göz önüne alarak, (ilerici vuruşlar var, biz sosyalist olarak, sosyalizm biliyoruz olayların bilimidir) bunu değerlendirmemiz gerekir. Teorik olarak yorumunu yapmamız gerekir. Bunu diyoruz. Ki, bu vurucu güç, Türkiye’nin tarihindeki her devrimde öne atılmış ve devrimi yapan sınıfın yanında rol oynamıştır. Proletarya Devriminde de bunun bir kısmı parçalanacak, gelecek proletaryanın yanında yerini alacaktır diyoruz. Ordu elbette burjuvazinin bir aracıdır. Burjuva devletin bir aracıdır. Ama kendisi burjuva değildir. Küçükburjuvadır. Ve en son bildiğimiz gibi bu vurucu güç 27 Mayıs devrimini yapmıştır. O zamana kadar, biliyoruz, devrimciler bir avuç insandı. Parababaları da onu ikide bir topluyor, tevkifatlarla dolduruyor zindanlara, devrimci düşüncenin kitleler arasında yayılmasını engelliyor.

Bildiğimiz gibi yine Kıvılcımlı Ustamız 1925’ten 50’ye kadar, 25 yılın 19 senesini burjuvazinin zindanlarında geçirmiştir. 1938 Donanma Davası’nda askeri savcı, Doktor Hikmet için delil arayacak kadar saf değilim, diye açıkça mahkemede söylemiştir. Ama 27 Mayıs’tan sonra ne oldu? Sosyalizm serbest bırakıldı. Yine bu vurucu gücün yaptığı bir politik devrimdir. Bunlar, arkadaşlar, sosyal devrim yapamaz. Bu mümkün değil, politik devrimdir.

Demek ki, bu özgücün yanında bir de yedek güçler var. Devrim cephesinin özgücünün yanında yani Proletaryanın ve Proletarya Aydınları dediğimiz vurucu gücün yanında yedek güçler var.

Bu da nedir?

Antika Küçükburjuvazi, modern orta tabakalar. Antika Küçükburjuvazi dediğimiz zaman arkadaşlar, köy yarı proleterleri ve orta köylülerimiz gelir. Bunları da proletarya, demek ki, yedek güç olarak yanına kazanmak durumundadır. Ve yine memurlarımız, aydınlarımız, dar gelirli insanlarımız proletaryanın müttefikidirler.

Bir de, tarafsızlaştırmamız gereken güçler var arkadaşlar.

Bunlar da nedir?

Büyük aydınlar, orta ve küçük işverenler, orta ve küçük emlak sahipleri yani Finans-Kapital dışında kalan burjuva sınıfının zümreleri… Bunlar kararsızdırlar. Yani ne tarafa gidecekleri konusunda kararsızdırlar. Demek ki, Proletarya bunları da Finans-Kapital Cephesinden koparıp, en azından; devrim olsa da benim için pek zararı yok, olmasa da, bir duruma getirebilirse, bu büyük bir başarı olacaktır. Demek ki ilerici Halk Cephesi de kısaca, özetçe budur, arkadaşlar.

Arkadaşlarımızın soruları, eleştirileri olursa seviniriz ve konumuzu ikinci bölümde açmak isteriz. Teşekkür ederim.

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir