Nazizmin Kökeni ve Doğası (Denizli Direniyor)

20. yüzyıl, geride bıraktığımız diğer yüzyıllar gibi dehşetengiz olaylara sahne oldu. Bunlardan en dehşetli olan iki tanesini saymak gerekirse, sanırım bunların Holokost ve 2. Dünya Savaşı olduğu konusunda pek fazla fikir ayrılığı olmayacaktır. Ancak bu olayların değerlendirilmesi ve bunlardan çıkarılan dersler noktasında suyun epey bulandığını söylemek mümkün. Bu bulanıklığın, özellikle faşizme karşı mücadeleyi kendisine görev bilmiş olan kişiler için bir tehlike olabileceğini söylemek gerekiyor. Tarihsel bir örnekle daha somut olarak göstermek gerekirse; Karl Kautsky’nin ve Alman Sosyal Demokratların faşizm analizinin getirdiği ittifak politikalarının, faşizan rejimlerin en yıkıcısı olan Nazizmin iktidara yükselişine yaptığı katkıdan bahsetmek mümkün. Faşizmin yalnızca İtalya gibi tarımsal, endüstrileşmenin sınırlı olduğu ülkelerde iktidara yükselebileceği ve Almanya’da faşizmin asla başarılı olamayacağı iddiasını ortaya atan Kautsky ve Alman sosyal demokrasisi [1], bu analizden ve sahip oldukları anti-Bolşevizmden gelen bir ittifak politikası benimseyerek müttefiklerini komünistlerden değil burjuvazinin içinden seçmeyi tercih ettiler. [2]

Kimilerinin sağ popülist, kimilerinin proto-faşist dediği hareketlerin yükseldiği şu dönemde faşizmi anlamanın yollarından biri faşizmin tarihselliğini anlamaktır; bu da faşizmin geçmiş yüzyıla ait ve bugün var olmayacak bir fenomen olup olmadığının, ya da faşizmin adeta gökten düşercesine “demokratik batı medeniyeti”nin ilgası olarak ortaya çıkmış bir olgu olup olmadığı gibi tartışmaları içerir. Şüphesiz ki bunun için genel bir görüngü olarak faşizmin analizi gerekli olsa da, bu genel görüngünün analizine ulaşabilmek için faşizm olgusunun çeşitli tarihsel bağlamlar içerisinde büründüğü özgül biçimlerin tahlilini yapmak gereklidir. Bu incelemenin konusu da özel olarak Almanya’da ortaya çıkmış ve Holokosttan sorumlu olan Nazi faşizminin ideolojik ve sınıfsal doğası olacaktır ve bunun faşizmin geçmiş yüzyılda veya bugün ortaya çıkmış faşizan eğilimlerin tümünü içermeyecektir. Nitekim Umberto Eco’nun da belirttiği gibi:

“Sadece bir tane Nazizm vardı. Franco’nun hiper-Katolik Falanjizmine Nazizm diyemeyiz çünkü Nazizm temelde pagan, politeist ve Hristiyanlık karşıtıdır… Ama faşizm oyunu çok farklı şekillerde oynanabilir ve oyunun adı değişmez”. [3]

1. Bölüm: Kolonyalizmin Mirası ve Nazizmin İdeolojik İskeleti

Nazizmin ideolojisi dendiğinde herkesin aklına gelen şey, “ari ırk” ideolojisi olsa gerek. Lakin bu ari ırk ideolojisinin nereden geldiği noktasında entelektüel popüler kültür içerisinde ciddi bir sorgulama bulmak zordur. Bunlar, ruh hastası eski bir ressamın ortaya atıp bir cinnet anı yaşayan topluma kabul ettirdiği ve istisnai bir durum olarak görülür.

Bize göre ise, Kanadalı felsefeci J. Moufawad Paul’un dediği gibi, Fanon ve Cesaire gibi yazarlar Nazilerin Avrupalılara yaptığının aslında sömürgeleştirilmiş ve köleleştirilmiş Avrupalı olmayan halkların her günkü durumu olduğunu söylerken haklıydı. Yani aslında Nazizmi ve Holokostu özgün yapan şey, Avrupa sömürgeciliğinin soykırımcı uygulamalarının Avrupa nüfusunun kendisine yönelmiş olmasıydı. [4]

Nazizmin barındırdığı soykırımcı ve sömürgeci açılımları “Alman kültürünün” bir ögesi ve bir dışavurumu olarak görenlerin sayısı az değildir. Kısmen haklı oldukları da söylenebilir, nitekim Almanya’nın faşizm öncesi aydınlanmacı döneminde de soykırım ve “ırk bilimi” görülmemiş şeyler değillerdi. Nazi-öncesi Alman devleti, gerçekleştirdiği Namibya soykırımının kurbanları olmuş insanların kalıntılarını topluyor [5] ve “ırk bilimini” geliştirmek için onların üzerinde deney yapma amacı taşıyordu. [6] “Kafa tasları soykırım kurbanlarından alınıp, ırki olarak aşağı olduklarına dair işaretler bulmak amacıyla incelenmek üzere Berlin’e taşındı. Bugün bile Almanya’nın çeşitli kurumlarında binlerce insanın kalıntıları mevcuttur”. [7]

Lakin bunu Alman kültürünün kendine has karakteristiğine indirgemeye çalışanların gözardı ettiği husus, bunun Avrupa’nın geri kalanındaki sömürgeci güçler için de çok farklı olmadığıdır. Belçika’dan İspanya’ya kadar bütün sömürgeci güçlerin tarihinde neredeyse aynı şeyler görülmekle birlikte, biz daha spesifik bir ülkeye odaklanacağız: Britanya İmparatorluğu.

Britanya’nın sömürgelerinden bahsettiğimizde sanırım aklımıza ilk gelecek olanlardan biri Hindistan’dır. Britanya’nın bu gibi ülkelerde bıraktığı etki, her ne kadar “tarihçi revizyonizm” denilen akıma mensup bir avuç yazar tarafından aklanmaya çalışılmışsa da hemen herkesin bildiği üzere yıkıcıdır. Hindistanlı ekonomist Utsa Patnaik, Britanya’nın toplamda Hindistan’dan 45 trilyon dolar çaldığını ve bunun sonucu olarak gerçekleşen ölüm sayısının 1.8 milyar insanı bulduğunu öne sürmüştür. [8] Britanya İmparatorluğu’nun bu dönemde sömürgelerinde yürüttüğü faaliyetler, İngiliz tarihçi Mike Davis tarafından “Geç Viktoryen Holokostlar”(Late Victorian Holocausts) olarak nitelendirilmiştir. [9] Bu bakımdan aslında Holokost ve onun arkasındaki kafa yapısı, insan toplumlarının hatırı sayılır bir kısmı için yeni bir şey değildi.

 Modern Britanya’nın en ikonik siyasi figürleri bile Nazilerde modern tekniğin olanaklarıyla donanmış en vahşi ifadesini bulan kolonyalist ırkçılığı yine oldukça açık ve iğrenç şekillerde ifade etme geleneğinden bağımsız değildi. 2002 yılında en büyük Britanyalı seçilen Winston Churchill [10] 1937 yılında şu sözleri sarfetti: “Örneğin ben, Amerika’nın Kızılderili yerlilerine yahut Avusturalyalı siyahilere büyük bir yanlış yapıldığını kabul etmiyorum. Kabul etmiyorum ki daha güçlü bir ırk, daha üstün bir ırk ya da hiç olmazsa dünya işlerine daha hakim bir ırkın gelip onların yerini alması bu insanlara yapılmış bir yanlıştı. Bunu kabul etmiyorum.” [11]

Churchill’in bu sözlerinde de, döneminin hem Britanyalı hem de diğer sömürgeci ülkelere ait siyasi figürlerinde görülen sosyal Darwinist bir bakış açısının göze çarptığını söylemek mümkün. John Hobson, Britanya’da sosyal Darwinizmin zemin kazanışını şu şekilde izah ediyor:

“Ancak 1840’lardan sonra açık (ya da bilimsel) ırkçılık Britanya’da etkili bir şekilde ortaya çıktı… Önemli anlardan biri Darwin’in, çabucak sosyal bilimlere taşınan Türlerin Kökeni’nin yayınlanmasında yatıyor. Yine de kitabın bazı fikirleri, en dikkat çekici olanı da Herbert Spencer olmak üzere, Darwin’den önce de vardı. ‘Doğal seçilim’ ve ‘uyum sağlayanın hayatta kalması’ nosyonları –ki ikincisini literatüre kazandıran Herbert Spencer’dır-, Batılılar nezdinde beyaz ırkın üstünlüğünü meşrulaştırmakta önemli hale geldiler. Darwinizmin sosyal bilimler teorisine taşınması özellikle önemliydi, ‘çünkü ırkların geri ve ileri olarak ya da Avrupalı-Aryanlara karşı Oryantal-Afrikalı olarak bölünmesinin “bilimsel” geçerliliğini vurguluyor gibi görünüyordu’[Edward Said]. Dünya tarihinde ilk defa, toplumların gelişiminin kalıcı ırki karakteristiklere dayalı olduğu düşünülüyordu(‘tek gerçek ırktır’). İnsanlık tarihinde ilk defa medeniyetin tanımlayıcı kriterleri olarak ten renginin ve genetik özelliklerin önemine vurgu yapılıyordu…

Bu ekstrem formunda bilimsel ırkçılık, en kötü ihtimalle aşağı ırkların imha edilmesini, en iyi ihtimalle de sosyal apartheid’i meşrulaştırıyordu.” [12]

Nazizmin kökenleri ile Avrupa sömürgeciliğinin ve özellikle de Britanya sömürgeciliğinin bağlantısı her ne kadar Holokost özelinde de görülüyor olsa da, bu bağlantıyı sergileyen Nazi yegane Nazi suçunun Holokost olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu bağlantıyı daha açık seçik sergileyen şey, Domenico Losurdo’nun da belirttiği üzere pek çok tarihçi tarafından “insanlık tarihinin en büyük kolonyal savaşı” [13] olarak nitelenen İkinci Dünya Savaşı’nın doğu cephesidir. Burada sözü Domenico Losurdo’ya verelim: “Her ne kadar Churchill’i , Ghandi’nin (ve daha dolaylı olarak anti-kolonyal hareketin diğer savunucularının) yaptığı gibi Hitler’le yan yana koymak su götürür olsa da, yine de anlaşılabilirdir. Hitler defalarca Alman Hindistan’ını Doğu Avrupa’da inşa edeceğini ilan etmemiş midir?” [14]

Hitler’in ve Nazizmin fetihçi ideolojisinin kökeni, Britanya İmparatorluğu’nun Hindistan’daki varlığından da ilham alarak daha da radikalize ettiği kolonyalist gelenekti. Kavgam kitabından itibaren açık seçik ifade ettiği gibi birincil amaçlarından biri, aşağı ırk olarak gördüğü Slav ırklarının üzerinde, bu ırklara boyun eğdirilmesi ve hatta bu ırka mensup kişilerin köleleştirilmeleri üzerinden yapılanacak bir imparatorluk inşa etmekti. Doğu cephesi ve Sovyetler Birliği’ne karşı imha savaşı da özünde bu doğrultuda gerçekleştirilmiş hamlelerdi. Bu da Üçüncü Reich ve Sovyetler Birliği arasındaki savaşı, “tarihin en büyük kolonyal savaşı” yapıyordu.

Bu bakımdan Nazizmin, Batı sömürgeciliğinin öz evladı olduğunu ifade etmekte bir sakınca yok.

Devam edecek…

Denizli Direniyor’dan Ege

[1] Massimo L. Salvadori, Karl Kautsky and the Socialist Revolution 1880-1938, syf. 350, Verso Books

[2] David Beetham, Marxim in Face of Fascism: Writings by Marxists on Fascism From the Inter-War Period, syf. 42, Machester University Press

[3] Umberto Eco, Ur-Fascism, New York Review of Books

[4] Colonial Skull Museums (İngilizce)

[5] Museums Move to Return Human Remains to Indigenous Peoples – NY Times (İngilizce)

[6] Germany to Return Skulls of Colonial Victims in Namibia – DW (İngilizce)

[7] Vajra Chandrasekera, Review of Nnedi Okorafor, Strange Horizons (İngilizce)

[8] Britain Robbed India of 45 Trillion Thence, 1,8 Billion Infians died from deprivation – MR Online (İngilizce)

[9] Mike Davis, Late Victorian Holocausts: El Nino Famines and the Making of the Third World, Verso Books (İngilizce)

[10] Victory for Churchill as he wins the battle of the Britons – BBC (İngilizce)

[11] Winston Churchill, Statement to the Peel Comission, 1937 (İngilizce)

[12] John M Hobson, 2004, The Eastern Origins of Western Civilisation, Cambrigde: Cambrigde University Press; aktaran: John Smith, Why the Holocaust? (İngilizce)

[13] O que é revisionismo histórico? (İspanyolca)

[14] Domenico Losurda, Stalin and Hitler: Twin Brothers or Mortal Enemies?, the Critique of Crisis Theory Journal, Volume 3 Issue 1, syf. 34 (İngilizce)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir