NATO’cularla Anti-Emperyalizm olamaz: Adana Örneği

4 Nisan tarihinde, Adana’da “NATO’ya hayır” eylemi gerçekleştirildi. Bu eyleme kendisine devrimci, sosyalist, sol diyen örgüt ve siyasi partiler de katıldı. Yeni Sahte TKP’nin de dahil olduğu bu örgütler EMEP, Halkevleri, Sol Parti, TÖP, TİP idi. Bir başka dikkat çekici katılım da, Amerikancı Burjuva Kürt hareketinin siyasi partisi HDP’nin katılımıydı.

Tüm gariplikler de burada başlıyor. Tartışmaların da özü HDP’nin katılmasından kaynaklanmakta. Çünkü özü itibari ile BOP’çuluk, ABD’cilik ve AB’cilik konusunda emperyalizmin yararına çok sayıda politikası olan ve bu politikalar uğrunda Türk ve Kürt emekçi halklarının çıkarına değil, daha çok Kürt Burjuvazisinin çıkarına hareket eden HDP’nin NATO’ya hayır demesi de, pek mümkün değerlendirilmemekte. Bir başka deyişle NATO’ya hayır demek olan tam bağımsızlıkçı, Anti-Emperyalist, Anti-Feodal ve Anti-Şovenist mücadelenin bir yapıtaşı olmadan bu eyleme katılım gerçekleştirdi HDP.

HDP Adana İl Örgütü’nün bu eyleme katılmış olması da HDP’nin kendi seçmeni ve aydın çevreleri tarafından kınandı, hatta kendi deyimleri ile rezalet olarak tanımlandı. Biz gerçek devrimciler açısından – Türkiye’nin “Tam Bağımsız bir Türkiye” olmasını isteyenler açısından – HDP’lilerin bu tepkileri, NATO’culuk, ABD’cilik ve AB’cilik hususunda aslında “namussuzuluklarında namuslu” oldukları gerçeğini de bir kez daha göstermiş oldu. Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi, yani HDP’nin siyasetinin özü, – programı ve pratiği – bırakalım devrimciliği, demokrat dahi olmanın asgari ilkelerini barındırmamakta. Çünkü, devrimci olmaktan çok demokrat olmanın koşulları, vazgeçilmezleri mevcut ve devrimcilerin de bu asgari müştereklerden geriye gidilmesi düşünülemez. Eğer devrimci olma iddiasında bu asgari müştereklerden geriye giden bir durum içerisinde “devrimci örgüt, siyasi parti” varsa, bu pek gerçekçi bir devrimcilik iddiası olmamaktadır.

https://twitter.com/sidkizilan/status/1511149098061209603?t=Tk3YABpmDy16H7ubxcsW4Q&s=19

İlerici, devrimci olmayan bir yapı da, haliyle NATO’ya hayır diyemez. Devrimciliği geçtik, demokrat dahi olmayan bir yapı olarak HDP’yi tanımlamaktayız. Kendilerinin “NATO’ya hayır” takiyeleri, başta HDP’nin ezici çoğunluğunda, bir rahatsızlık oluşturdu. Bunu netçe gözlemleyebilmekteyiz, bunu görmek için kılı kırk yararcasına davranmaya gerek yok. Olayı takip ettiğimizde, bu olguyu görebilmekteyiz.

HDP’nin kendisine ABD emperyalistleri tarafından verilen “Sol Tabelalı Şark Ekspresi” illüzyonu bile, HDP’lileri zaten hali hazırda rahatsız etmeye yetmekte. HDP, geçmişte bu görevi çok açıktan yapmıyordu aslında. Şimdi ise açıktan giriştiği bu takiye, yani HDP Adana İl Örgütü’nün bu girişimi, bir nabız yoklamasıydı. Ve bu nabız yoklamasında sınavdan geçememiş oldu. Kimlerin sınavından geçememiş oldu? Başta kendi partilileri tarafından bu sınavda kalmış oldular. Nitekim, tam bağımsızlıkçı, Anti-Emperyalist soldan ziyade, önce kendi partililerinin hışmına uğradılar.

Sosyal medya paylaşımlarına bakıldığında ve HDP’lilerden yapılan geri bildirimlerde, bu tepkiyi daha somutça görmekteyiz. HDP Adana İl Örgütü’nün eylemine yönelik, “Menderes İnanç” adıyla bir açıklama da paylaşıldı. Açıklamada şu ifadeler yer almakta;

HDP ADANA İL ÖRGÜTÜ NE YAPTIĞININ FARKINDA MI?

Bu fotoğraf karesinde olmanız Kürt’lerin uluslararası ilişkilerine aykırıdır!”

Buradaki uluslararası ilişkiler, hepinizin tahmin edeceği üzere Suriye ve Irak’da ABD emperyalizminin desteği ile yürütülen BOP’un “Free Kurdistan” ayağından bahsediliyor. Uluslararası deyimi demagoji içeriyor aslında, bu ilişkiler ile bu eylemin kotarılmasının aykırılık taşıdığını söylüyorlar. Kendilerince de tutarlılar, bir sıkıntı yok burada. Sonrasında;

“Kusura bakmayın.” diyor bir eleştiri olarak. Devamında;

Doğu Perinçek’in zihniyetine hizmet edecek eylem ve etkinliklerden ivedilikle uzak durulmalı. Zira; bu gibi eylemler kırk yıldır onun tarzıdır.”

Burada muazzam bir siyasi namussuzluk yapılıyor. Devrimcileri, Marksist-Leninistler, Komünistleri Doğu Perinçek ile eşitleyip, bunu bir hakaret olarak tüm devrimci insanlarımıza yakıştırıyorlar. Tabii onlar için ulusal onur, tam bağımsızlık, devrimci ilkelerimiz çok önem arz etmiyor. Şöyle deniyor;

“HDP Genel Merkezi bu kararı aldıran arkadaşlarla görüşmeli diye düşünüyorum.

NATO’yu, Türkiye’ye Kürt’ler getirmediler. Elli yıldır, üç beş kişi ile atılan sloganla NATO çıkmadı ve çıkmayacak. Bu marjinal bir eylemdir.”

Değerli arkadaşlar, ülkemizde NATO’ya karşı girişilen eylemleri, NATO karşıtlığını “marjinal” olarak değerlendiriyorlar, suç haline getirmeye çalışıyorlar. Bunu kim yapıyor peki? Başta ABD Emperyalistleri olmak üzere, onların istihbarat örgütleri bu konuda zaten tüm NATO karşıtı eylemleri “kriminal” olarak değerlendiriyor. Bu açıklamada da “bu marjinal bir eylemler” sözü ise tamamen ABD tedrisatından geçişi göstermiş olmakta. Açıklama devam ediyor;

“Bu yapılan Rojava’daki Kürt-ABD-Fransa ve koalisyon ülkeleri ile olan diplomatik İlişkilerini, sabote etmedir. Güney Kürt federe devletinin tüm kusurlarına rağmen, geçen hafta; ABD Başkanı BİDEN tarafında gönderilen, hemde uluslararası ilişki yönteminin ve değerli tarzı ve ağırlığı ile gönderilmiş olan bir iletişim yöntemi ile bu mektubun ağırlığı iyi anlaşılmalı. Diplomasinin en değerli yöntemi ile, elden gönderdiği mektup henüz okunmamışken, HDP Adana İl Örgütü, TKP’nın ve kim marjinal çevrelerin etkisinde kalarak, bu karede yer alması, böylesi bir basın açıklamasına katılması oldukça apolitik bir durum diye düşünüyorum.”

HDP’lilerin bu rahatsızlığını, bu açıklama ile dile getirmesi kendi politik zeminleri ve siyasetleri açısından tutarlılık barındırıyor. Çünkü HDP’nin ABD emperyalizmi, AB, NATO ve BOP konusunda, hiç saklamaya gerek duymaksızın, ilişkisi mevcut. Dirsek teması bile değil deyim yerinde ise… Bu açıklama, HDP Adana İl Örgütü’nün eyleminin de niteliğini bizlere gösteriyor. İşin onlar açısından kötü tarafı, HDP Adana İl Örgütü’nün, kendi deyimleri ile Yeni Sahte TKP’nin dümen suyuna girerek “NATO’ya Hayır” eylemi gerçekleştirmiş olması şeklinde görülmekte. Bu HDP’nin seçmeni ve aydın çevresi tarafından böyle görülüyor olabilir. Ancak şunu unutmamak gerekir, HDP Adana İl Örgütü’nün, bu eyleme katılırken HDP Genel Merkezi’nin yetkili mercilerinin bu eylemi bilmiyor olması pek mümkün değildir.

Yazının başında da söylediğim gibi, HDP’nin kendisine verilen bir görev var. HDP’nin bu görevi, ABD emperyalistleri tarafından Türkiye’de “Sol Tabelalı Şark Ekspresi” illüzyonunu oynama görevidir. Yıllardır da bu oyunu oynuyor ve bu oyun sonucunda kendisine “devrimci, sol, sosyalist” diyen irili ufaklı partiler kuyruğuna takılmış ve orada siyasi rahmetliler pozisyonuna gelmiş durumdadır. Bu eylemin de bu görev doğrultusunda yapıldığı aşikar. Sadece bir biçim ve yöntem değişikliği mevcut. Bu yöntem de, eskiden açıkça yapılmayan “Sol Tabelalı Şark Ekspresi” illüzyonu, şimdi daha açıktan (HDP’nin aydın çevresi tarafından açıklamada belirtildiği gibi), daha “marjinal” boyutlara evrilmiş durumda. Tabii bu bir sınav ve nabız yoklamasıydı, bu sınavdan geçemediler.

Asıl mesele, kendisine “devrimci, sosyalist” diyen yapıların (yukarıda saydığımız, HDP dışındaki örgütlerin), sosyalistlik, devrimcilik konusunda mangalda kül bırakmayan tavırlarının, birden bire “kağıttan kaplan” hale gelerek çöküp gitmesi.

Devrimci bir örgütün, devrimci bir partinin ilk olarak cepheleri net görmesi gerekir. Kendisi dışında kalan örgütlerin sınıfsal niteliklerini ortaya koyması gerekir. HDP’nin sınıfsal yapısına baktığımız zaman, işçi sınıfının ve başta Kürt Emekçi Halkının çıkar ve menfaatlerini koruyup onların demokratik haklarına sahip çıkmayan bir yapıda olduğunu biliyoruz. Çünkü HDP’nin demokrat olmanın asgari ilkeleri çerçevesinde davranan bir siyasi parti olmadığını biliyoruz. Öyle olsa idi, bugün HDP tarafından feodal nitelikteki ağalar anılmazdı, Ortaçağcı Gericiler ile bir ilişki, bir seçim ittifakı durumu söz konusu olmazdı. Hepimizin bildiği gibi, HDP sürekli Şeyh Said anmaları, Said-i Nursi anmaları yapmakta. Said-i Nursi’nin gerici özünü kavrayamayanlar açısından şöyle bir tekrar yapmak gerekirse; Said-i Nursi “Nur Cemaati”nin elebaşı ve Fethullah Gülen’in elebaşı olduğu örgütün, cemaatin “fikirbabası”. Said-i Nursi’nin açıklamalarında başta Alevi halkı gelmek üzere, çok sayıda farklı topluluğa yönelik kin ve nefret açıkça görülmektedir.

HDP demokrat olmanın asgari ilkelerinden biri olan Anti-Feodalizm mücadelesini barındırmıyor. Barındırmadığı gibi, feodal tabakalarla bir ittifakı, bir ilişkisi söz konusu. Özellikle bunu Doğu İllerinde görmek mümkün. Öte yandan, bir başka demokrat ilke Anti-Emperyalist olmak. HDP’nin bu konuda böyle olmadığını geçmişten ve günümüzden politikalarından, davranışlarından anlamaktayız. Gerek Suriye’de “Kuzey Kürdistan”ın kurulmasına olan destekleri, Rojava’daki fiili iktidar hakkındaki düşünceleri, açıklamaları bunu ortaya koymakta.

Wikileaks belgelerine göre; Selahattin Demirtaş’ın Washington ziyaretlerinde “devşirildiği” ifşa oldu. Diğer yandan, yine ABD’den HDP’nin görev dilenmesi de bilinmekte. Yine BOP gerçekliği var, ABD emperyalizmi bir çok ülkenin sınırlarını değiştirmek istiyor ve bunun için kan akması gerektiğini söylüyorlar. BOP’un Kürdistan ayağını hayata geçirmek için, Suriye, Irak ve ülkemiz Türkiye’de görev adamları arıyorlar. Bu görevlere de kim koşacak? Amerikancı Burjuva Kürt Hareketinin siyasi partisi HDP koşuyor işte. Anti-emperyalist olmaları da bu açıdan söz konusu değil. Bu örnekleri arttırabilir ve alıntılar yapabiliriz, uzatmamak adına özetçe geçiyorum.

Tabii bir de Anti-Şovenizm var, demokrat olmanın asgari ilkesi olarak… HDP’nin şovenizmi şöyle açıklanabilir; Şanlıurfa’da bugün de sürmekte olan bir İşçi Direnişi mevcut, Araç Muayne istasyonunda… Bu direniş, hangi siyasi görüşlerden patronlara karşı yapılıyor dersiniz? Hepimizin ön kabulünde bir HDP-MHP uzlaşmazlığı mevcuttur. Sanki hiç bir araya gelemezler gibi öngörülür. Ancak HDP’li ve MHP’li patronların çıkarları bakımından ortaklaştığını, Şanlıurfa örneğinde görmekteyiz. Buradaki istasyonda iki ortak patron çıkıyor. Biri HDP’li, biri MHP’li. İşçilerin anayasadan doğan demokratik hakkı olan sendikalaşmaya karşı bir mücadele içerisine giriyor patronlar. Burada da şovenizmin örneklerinden birini görmekteyiz. Aklımıza sadece “ırkçılık” yönü gelmemeli şovenizm deyince, o yönü de var elbette. Bununla birlikte kavramsal açıklama olarak şovenizm “bir ulusun çıkarını, diğer ulusun çıkarına üstün tutma” olarak tanımlayabiliriz. Bu noktada Kürt Burjuvazisinin, kendi “ulusal” çıkarını, Kürt emekçisinin çıkarlarından üstte tutmak için “şeytanla” (Kontrgerilla Partisi üyeleri ile) bile yan yana durabildiğini görmekteyiz. Bu olay üzerinden HDP’nin Kürt ve Türk emekçilerin sömürüsünü barındıran sınıf ilişkileri içinde olduğunu ortaya koyabiliriz.

Saymış olduğumuz ilkeler dolayısıyla, kendisine devrimci, sosyalist diyen diğer örgütler açısından, HDP’nin sınıfsal konumu ortaya konmamış olmakta. Baştan bir hata içerisindeler. Bu hata neyi doğruruyor?

Çokça dillendirilen, sürekli olarak sorulan bir mesele söz konusu. Haksız bir konu denemez elbette. “Sosyalist, Devrimci çevreler neden birleşmiyor?” Çok önemli bir soru. Öylesine önemli ki, yıllardır da devrimci önderlerin kafa yorduğu bir sorun. Türkiye özelinde, başta Hikmet Kıvılcımlı Usta “Anarşi Yok Büyük Derleniş” broşürü ile cevap veriyor, onun da etüt edilmesini öneririz arkadaşlar.

Devrimci birlik nasıl olur? Özetçe anlatmak gerekirse, tüm devrimci yapıların merkezi bir örgütlenmesi ile mümkün olabilir. HDP tarafından kotarılmaya çalışılan, şu anda karşımızda olan “demokrasi ittifakı, platformculuk, bileşencilik vb..” tarzındaki yapılar, bildiğimiz burjuva ittifakçılığının siyasi bir yansımasıdır ve asla “Devrimci Derleniş”in zeminini oluşturmamaktadır. Burjuva anlamda ittifakçılık politikaları da devrimci siyasetin sağlıklı bir zemine oturmamasına yol açar. Bugün HDP’nin kuyruğuna takılan örgütler de bu modaya uymuş vaziyetteler.

Bu tip girişimler neyin üstünü örtüyor? Tabii ki derlenişe olan ihtiyacın üstünü örtmekte. Yani “Proletarya Partisi”nin, Türkiye İşçi Sınıfının ve emekçilerin, en geniş halk yığınlarının çıkarını savunan ve onun iktidar olmasını sağlayacak baş örgütünün derlenmesini baltalamış oluyor. Aynı şey, Kürt ulusu açısından da geçerli olmakta elbette. Bu baltalamanın başını çeken de, Amerikancı Kürt Hareketi’nin başı HDP olmakta. ABD tarafından verilen görevler boşuna verilmedi kendilerine. HDP’nin kuyruğuna takılmış örgütler, HDP’nin sınıfsal analizini yapmaktan, olgulara sınıfsal bakmakta bi haber.

Ekim Devrimi Kartalı Lenin’in de belirttiği gibi, “Devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz.” HDP kuyruğundaki bu örgütlerin devrimci teorisi kalmadığından, devrimci pratikleri de olmamakta. HDP, ABD emperyalizminin çıkarı bakımından “sol sosu” ile ne önerirse, kuyrukçu örgütler de buna ayak uyduruyor ve bir başka deyim ile “yokları oynuyorlar.” Yani siyasi rahmetli oldular. Geniş emekçi halk yığınları açısından, insanlarımıza devrimci bir programı ve Proletarya Partisi’nin derlenişi sunmaktan uzaklar. Özellikle Yeni Sahte TKP ve Sol Parti, bu konuda riyakar bir tutum içerisindeler ve Anti-Emperyalist tavıra sahip çıkan halkımızın gözüne kül serpme girişimi içindeler. Bu noktada bir kez daha İşçi Sınıfı mücadelesinin hafızası “kandırılmalara” engel olacaktır temennisi içindeyiz.

Adana Direniyor’dan Fatih

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.