Mühürsüz oyları kim ispat edecek (OdaTV)

ysk_de_analizYüksek Seçim Kurulu’nun, kanun hilafına mühürsüz zarf ve pusulalar ile kullanılan oyları geçerli sayma kararı, hem siyaset hem hukuk öznelerince doyurucu biçimde tartışıldı…

Siyaset ve hukuk camiası – iktidara biat etmeyen ve özgür akılları ile düşünenleri kast ediyoruz – YSK kararının tam kanunsuzluk hali olduğunda mutabık.

Hukuk camiasından Kemal Gözler, Rıza Türmen, Tolga Şirin ve kimi akademisyenler YSK kararını ele alan ve izlenebilecek yolları tartışan oldukça yetkin görüşler yazdılar. Hukukçuların “öğretici” kesiminin bu yöndeki çalışmalarının biz “uygulayıcı” kesimine yol gösterme yeterliliğinde olduğunu ifade etmeli.

Biz, bir başka pratik soruna, ve fakat pratik sorunun hukuk teorisinde işgal ettiği alana da girerek değinmek istiyoruz:

MÜHÜRSÜZ OYLARIN SAHTE OLMADIĞINI İSPAT YÜKÜ KİME AİT?

Hukukta yorum sorunu geçmişten süregelen bir tartışma alanıdır. Halen Roma Hukuku’nun Latince kalıplarıyla yorum sorununa dair formülasyonlar zikreder hukukçular. Bir nevi Roma’dan beri yerleşmiş yorum kuralları/ilkeleri vardır ve bir kısmı bugün de tartışmasızdır. Meselenin başat kaynağı, Iustinianus’un Digestası’dır. Orada sayılan kalıp ilkelerin önemli bölümü bugün modern hukukta da geçerlidir. Bizdeki bir o kadar önemli kaynak da 1868-1876 yılları arasında Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir komisyon tarafından derlenen İslami özel hukuk (medeni hukuk) kuralları kodeksi olan “Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye” (kısa adı Meccelle) denilebilir. Burada da çeşitli yorum ilkeleri derlendiğini ve gerek yorum öğretisinde, gerekse yorum uygulamasında geçerliliğini koruduğunu görmekteyiz.

Hukukumuzun bir diğer sorunu Metodoloji sorunudur. Hukuk metodolojisi öğretisi, özellikle argümantasyon alanı, Türk Hukuk sistemi için bakir bir alandır denebilir. Bu alanda Ertuğrul UZUN’un “Hukuk Metodolojisinin Sorunları” eserini zikretmelidir.

Okuyucu, sorunu “YSK başkan ve üyelerinin hukuk ve hukuksal yorum/metodoloji bilmemesi” olarak gösterdiğimizi düşünüp sıkılmamalı. Bilakis, o kadar açık ve basit yorum/metodoloji kuralları ihlal edilmiştir ki, sorunun kaynağının hukuktan siyasal güdüme kaydığını görmek çok kolay olacaktır. Ve YSK’ya düşen “İspat Yükü”nü görmek de…

Ortada ne yazık ki interprétation authentique (hukuken kendisine itiraz edilmeyen bağlayıcı-otantik yorum) vardır. Ancak bu yargısal yorum kaynaklı yorum (kazai tefsir), kanunun somut olaylara uygulanması amacıyla yapılır. Bu alanda temel ilkelerden biri Digesta’daki “benignius leges interpraetandae sunt, quo voluntas earum conservetur” (Kanunlar onların amaçlarını koruyacak şekilde yorumlanır) kuralıdır.

Kanundaki sözlerin anlamı açık ise yorum yapılmaz! (interpretatiocessat in claris). Keza Mecelle’ye göre de zahir olan sözlerin tefsire ihtiyacı yoktur. Montesquie bu tür açık hükümlere uyarlanabilecek bir deyiş aktarmaktadır: “hakimler, kanunun sözlerini telaffuz eden bir ağızdan başka bir şey değildir.”

Montesquie bu sözlerinde yine Roma’dan etkilenmiştir. Roma hukuku bu konuda “hakim kanunu söyler, kanun yapmaz” demiştir (Judicis est jus dicere, non dare).

Bir diğer Roma ilkesi buna paraleldir: Judexnon de legibus, sed secundum leges debet judicare(Hakim, kanunu yargılamamalı, kanuna göre yargılama yapmalıdır).

Kanun lafzının ve amacının açık olduğu bu durumda yorum yasağı kuralı vardır sonuç olarak (in claris non fit interpretatio) . Zira “kanun istediği zaman söyler, istemediği zaman susar” (ubi lex voluit dixit, ubi noluit tacuit).

Bu halde, “mühürsüz oy pusulası ve zarf geçersizdir” kuralının açıklığı, bu açıklığın yoruma kapalılığına rağmen, aynı zamanda hakim olan YSK başkan ve üyeleri nasıl olur da kanunun sözü dışında bir “kanun yapar”? Öyle ki mühürsüzlüğü geçersiz kılan kural, diğer ihtimali (mühürsüzlüğün geçerli olmasını) açıkça inkar etmektedir (qui dicit de unonegat de altero: birşeyi kabul eden, diğerini inkar ediyor demektir).

Bu soruya şöyle devam edelim ve kuralı Mecelle’den görelim:

Sıfat-ı Arızada Aslolan Ademdir  (Mecelle, m.9), (Asli niteliğin varlığı, arızi niteliğin yokluğu asıldır)

Peki bu durumda, YSK’nın, kanunun katiyetle inkar ettiği “mühürsüzlüğün geçerliliği” arizi halini bağladığı “aksini ispat: dışardan getirildiğini (yani sahteliğini) ispat” kuralı nasıl yorumlanmalı?

Mecelle’den devam edelim: Beyyine Hilaf-ı Aslı İspat İçindir (Delil, Aslın Aksini İspat İçindir)

Bu ilke, ispat yükünün, asıl olan durumun aksini iddia edene ait olduğunu ifade eder. Diğer bir ifadeyle “aslın hilafını iddia eden kimseden delil istenir” (Gözler-2016,s.312).

Yani bir şeyin asli niteliğinin o şeyde mevcut olduğu; arızi niteliğinin ise mevcut olmadığı varsayılır, yani bu yönde bir karine vardır. Dolayısıyla ispat yükü bu karinenin, bu genel kabulün aksini iddia eden kişiye aittir. Açıkçası asli niteliğin varlığını iddia eden kişinin bunu ispat etmeye ihtiyacı yoktur; tersine ispat yükü asli niteliğin aksini iddia eden kişiye düşer. Yani ispat yükü sıfat-ı arızayı iddia edene aittir. (Ibid,s.312-313)

Bu aşamada hukuksal yorum araçları olan hukuki argüman formlarına değinelim ve Ertuğrul UZUN’dan faydalanalım (Uzun-2016, s.157).

Üç forma değinmeye ihtiyacımız var: Hukuki Analoji, Argumentum a Contrario (aksiyle ispat), Argumentum a Fortiori (evleviyetle kanıtlama)

Yazımızı daha fazla tekniğe indirgemeden sadede gelelim:

Asli Kural: Oyların geçerli sayılabilmesi için zarf ve pusulada sandık kurulu mühürü olmalıdır.

Argumentum a Contrario: Mühürsüz oylar geçersizdir/sahtedir.

Argumentum a Fortiori: aslın aksini ispat yükü, mühürsüz oyların sahte olmadığını (arıziyi) iddia edendedir.

Sonuç olarak, yasanın koyduğu açık, amir ve esasen yoruma kapalı hükme rağmen, bu karinenin aslı dışında arızi bir durum olduğunu iddia eden YSK, mühürsüz ama geçerli olduğunu iddia ettiği oyların geçerliliğini ispat etmek durumundadır. Zira “ispat yükü asli niteliğin aksini iddia eden kişiye düşer.”

Dolayısıyla YSK, önce mühürsüz oy kullanılan sandıkları tespit etmeli, bu sandıklardaki mühürsüz pusula ve zarfları göstermeli, bunların da sandık kurulunun hatasıyla mühürlenmediğini ispat etmelidir.

Yasal kuralı reddeden YSK’nın, geçersizliğe/sahteliğe delalet eden mühürsüzlük halinin aksini ispatı vatandaşa bırakması, en iyi ihtimalle bizi Reductio ad absurdum (saçmaya indirgeme) haline götürür. Vatandaşlar kriminoloji laboratuvarı değildir ki verdiği oyun ya da başında nöbet tutuğun sandığın içinden çıkan oyların pusulasının sahte olduğunu incelesin ve anlasın…

Biz bu nedenle geçtiğimiz günlerde YSK’ya “mühürsüz oy kullanılan sandıklar hangileridir” sorusunu soran bir başvuru yaptık. Bakalım, YSK arızi iddiasını ispat edebilecek mi?

SON OLARAK, bir hukuki analoji daha yapalım: YSK sözel açıklamasından iki gün sonra yazabildiği kararının sonuç bölümünde ne dedi: “ihmali bulunan sandıklar hakkında suç duyurusu yapılmasına…”

Neden bunu dedi YSK?

Argumentum a Contrario: Mühür basmayı “unutan” sandıklar suçludur.

Argumentum a Fortiori: Tüm mühürsüz oyları geçerli sayan YSK haydi haydi suçludur.

Çağdaş toplum insanının akıl yürütmesi, kendiliğinden bu sonuca varır. Biz meseleye yalnız argüman kattık. Bu nedenle de toplumsal insan, bu reductio ad absurdum “sonuç” ile aptal yerine konmayı kabul etmemiş ve ilk tepkisini sokakta vermiştir.

YSK suçüstü yakalanmıştır! Aksini ispat etmedikçe YSK SUÇLUDUR!

Bu nedenlerle de halkoylaması sonuçları geçerli ve gerçek olamayacak kadar absürddür!

Av. Doğan Erkan

Odatv.com

Kaynakça:

ALİ HAYDAR EFENDİ, Dürerü’lHukkamSerhuMecelleti’lAhkam (çev. Raşit Gündoğdu ve Osman Erdem, Gül Neşriyat, İstanbul)

ÇELEBİCAN-KARADENİZ, Özcan, Roma Hukuku, Ankara, AÜHF DSİ yay.,2000

GÖZLER, Kemal, Hukuka Giriş, Bursa, Ekin Basım Yayın, 2016

GÜRİZ, Adnan, Hukuk Başlangıcı, Ankara, Siyasal Kitabevi, 1996

GÜRİZ, Adnan, Hukuk Felsefesi,Ankara, Siyasal Kitabevi, 2000

UZUN, Ertuğrul, Hukuk Metodolojisinin Sorunları, İstanbul, Nora Kitap, 2016

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir