Mirsaid Sultangaliyev – Şark Meselesi

sultangaliyev-sark-meselesiMirsaid Sultangaliyev’in 26 Kasım 1919 tarihinde gerçekleştirdiği konuşma Doğu Halkları Komünist Teşkilatları II. Umum Rusya Kurultayı’nda gerçekleşmiştir. Konuşmanın aslı, Parti Merkez Arşivi’nden elde edilmiştir.

Biz komünistler için Şark meselesi (tüm diğer meseleler gibi) bir program meselesi olmayıp, taktik meselesidir. (Bununla beraber, bu mesele, bir an, bir veya birkaç yıl meselesi değil, kanaatimce birçok on yıllar ve belki de asırların meselesidir.

Rusya’da başlamış olan toplumsal devrim, dünya toplumsal devriminin başlangıcıdır. Bu yalnız bir Rus devrimi, işçi ve köylülerin veya Rusya işçi sınıfının devrimi değil, uluslararası sınıfsal mücadelenin, uluslararası proletarya ile uluslararası sermaye arasındaki (dünyadaki toplumsal yeniden yapılandırma için verilen) mücadelenin başlangıcıdır.

Komünist Parti liderleri, Batı Avrupa işçi sınıfı arasında , İngiltere, Fransa, Amerika ve Almanya da (yani uluslararası emperyalizmin maddi ve manevi güçlerinin yoğunlaştığı ve yüzeysel bakıldığında sınıfsal devrim için tüm somut şartların var olduğu görülen ülkelerde) devrimsel gelişme oluşturmanın toplumsal devrim için yeterli olabileceğini düşünüyorlardı.

Gerçekten de, Batı Avrupa’yı ele alarak toplumsal devrim açısından incelersek, burada (işçi sınıfın, kendisinin sermaye tarafından istismar edildiğini anlaması için) tüm şartların sanki var olduğunu ve toplumsal devrimin başlatılması için gereken aşamaya sanki ulaşmış olduğunu görebiliriz.

Herkesçe bilindiği üzere, partimizin liderleri, Batı’nın devrimcileştirilmesi için yoğun çalışmalar yapmışlar.
Rusya komünistleri, Batı komünist partileri ile (Spartacılar, Avusturya, Macaristan ve diğer ülkelerin toplumsal elemanları ile) ilişki içindeydiler:

Fakat Ekim devriminden artık iki yıl geçmiş olmasına rağmen, Batı’da toplumsal devrim henüz başlamamıştır.
Biz, Almanya’da Spartakist hareketin nasıl başladığını gördük:

Bir taraftan Batı proletaryasının kendi burjuvazisi üzerinde zafer kazanmak istediğini, diğer taraftan da Batı Avrupa sermayesinin, Batı Avrupa emperyalizminin, tüm emekçi unsurlara galip gelme gayretlerini görmekteyiz.

Farklı akımların (örneğin, cumhuriyetin kurulmuş olduğu Macaristan’da) mücadelesi sonucunda Macaristan Sovyet Cumhuriyeti’nin düştüğünü, Spartaküs hareketinin bastırıldığını görüyoruz.

Batı Avrupa proletaryasının (iktidarı ele geçirmek, burjuvaziyi yenmek ve sermaye üzerinde proletarya diktatörlüğünü kurmaya yönelik) tüm çabaların sonuç vermediğini ve hezimete uğradığını görüyoruz.

Bunun sebebi nedir? Sebep budur ki, Doğu’nun katılımı olmadan uluslararası sosyalist devrimin gerçekleştirilmesi imkansızdır.. Bu aşağıdaki sebeplerden dolayı imkansızdır:

Farz edelim ki, günlerin birinde İngiltere, Fransa, Almanya işçileri kendi burjuvalarını devirdiler ve buralarda proletarya diktatörlüğü kurmayı başardılar.

Bu durumda ( eğer biz komünistler durumumuzu Doğu’da sağlama almazsak) neler olabilir? Rusya da görülen tablo tekrar edilecektir.

Merkezde yenilmiş olan Rus burjuvazisi, kenar bölgelere yöneldi ve hareket yeteneği olan tüm güçlerini, tüm karşı devrimci enerjisini ..(stenografi metinde boşluk var) Finlandiya, Polonya, Ukrayna, Kırım ve Kafkasya’da diğer bir deyimle Rusya’nın kenar bölgelerinde, Rus emperyalizminin ve Rus milletinin eski sömürgelerinde yoğunlaştırmaya başladı.

Ben diyorum ki, (Batı Avrupa da toplumsal devrimin gerçekleşmesi durumunda) aynı şeyler dünya çapında yaşanacaktır. Tüm bu Lloyd George’ler, Klamenso, Çerçil ve uluslararası emperyalizmin diğer ideologları Doğu’ya, kendi sömürgelerine yönelecek ve bu sömürgeleri Batı Avrupa toplumsal devrimini ezmek için kullanmaya çalışacaklar: Yani Rusya toplumsal devriminde gözlediklerimiz, daha geniş çapta (dünya çapında) tekrar edilecektir.

Bu ilk koşuldur: Doğu halklarının,devrimsel güç olarak dünya devrim hareketine katılımı ile ilgili olan ilk koşul. Fakat yoldaşlar, bunun böyle olmadığını görüyoruz.

Batı Avrupa işçileri henüz batı burjuvazisinin gırtlağına sarılmak durumunda değiller. Henüz İngiliz işçilerin kendi Çerçillerinin gırtlağına sarılarak ona “yeter, bizim ve doğu halklarının kanını bunca içtiniz” diyemiyor. Batı proletaryasının sahte sosyalizm peşinde koştuğunu, II. Enternasyonal’in sahte sosyalizm liderlerinin peşinde koştuğunu görüyoruz.

Sebep nedir?

Yoldaşlar sebep şudur: Doğu’nun istismarına, sömürge mülklerinin uluslararası emperyalizm tarafından istismar edilişine, belki de kendi iradesi dışında, ama Batı Avrupa’nın işçi sınıfı da dolaylı yoldan iştirak etmektedir.

Batı işçileri, kendi burjuvazisine bu veya diğer ekonomik içerikli talep ileri sürdüğünde, burjuvazi hemen hemen her defasında bu ekonomik talepleri yerine getirmektedir: Zira bu talepleri yerine getirmek için gereken potansiyele sahiptir: Çünkü burjuvazinin elinde bitmez tükenmez kaynaklar bulunmaktadır ki, -yalnız kendi işçilerinin değil hem de sömürgelerin işçileri üzerindeki efendi konumunu devam ettirmek için- gereken taze kanı bu kaynaklardan devamlı olarak sömürmektedir.

Bu durumda karşımıza bir soru çıkmaktadır: Toplumsal devrim sürecinde Doğu’nun konumu nedir?
Biz komünistler için bu açıkça bilinmektedir:Bbiz, Doğu’yu (kendi meselelerimizin çözümlendirilmesi için) uluslararası emperyalizme karşı bir güç olarak kullanmalıyız.

Biz, karşımıza koymuş olduğumuz genel amaçlardan hareket etmeliyiz.

Diyoruz ki, uluslararası toplumsal devrimi gerçekleştirmek zorundayız. Bunun için ilk önce uluslararası emperyalizmi yenmeliyiz; uluslararası sermayeyi yenmeliyiz. Bu uluslararası emperyalizm, uluslararası sermaye nerededir?

Uluslararası emperyalizm, Batı Avrupa Emperyalizmidir: uluslararası sermaye Batı Avrupa sermayesidir. Canlanmakta olan Japon emperyalizmi, belki de Çin emperyalizmi, uluslararası emperyalizmin kuyruklarıdır. Biz, başlıca amacımız olan uluslararası toplumsal devrimi gerçekleştirme hedefine ulaşmaya gayret gösterirken böyle bir yaklaşım içindeyiz:
Rusya’da toplumsal devrim bir gerçektir. Bunu uluslararası devrime dönüştürmek, Rusya toplumsal devriminin enerjisini tüm dünyaya yaymak gerekmektedir.

Bunlar, şimdiye kadar Batı’ya yönelik olarak yapılmıştır, fakat doğu’ya yönelik olarak ya hiç yapılmamış ya da az yapılmıştır. Bence, bu parti liderlerinin bir hatasıdır.

Eğer Doğu’yu sosyalist bir yaklaşım içinde incelersek göreceğiz ki, Doğu (Asya, Afrika, Avustralya dahil) uluslararası emperyalizm, kendi durumu muhafaza etmek için gerekli olan tüm kaynakları esasen Doğu’dan, kendi sömürge mülklerinden sömürmüştür.

Hatta, kendi içinde rekabet halinde olan sermayenin doğurduğu emperyalist savaş dahi bir taraftan Almanya, Avusturya- Macaristan , diğer taraftan da İngiltere, Rusya, İtalya, Fransa, Amerika arasında, bunlardan, her birinin Doğu’da daha sağlam pozisyonları ele geçirmek istemeleri sonucunda ortaya çıkmıştır.

Bunların her biri, Doğu’da meskun olan halkların -ki, bunlar kültürel durumlarına göre ezilmeye daha müsait olmakla rahat bir istismar objesi oluşturmaktadırlar- tek efendisi olmak istemiştir.

Bugün görebildiğimiz haliyle batı kültürünün gelişmesine, Batı’nın maddi ve kültürel zenginliklerinin oluşumuna esasen Doğu yani Batı’nın sömürgeleri iştirak etmiştir.

Amerika’yı alalım (…) Tüm bu zenginlikler nasıl birikmiştir? Bunlar, milyonlarca Amerika yerlisinin Kızılderili’nin, milyonlarca Afrika siyah derilinin hesabına oluşturulmuştur. Bu 42, 50 katlı binaların ortaya çıkmaları için, Anka kültürünün yok edilmesi, milyonlarca Amerika Kızılderili’nin ve Afrika siyah derilinin öldürülmesi gerekli olmuştur.
Amerika yerli ahalisinin istismarına, keza Afrika yerlilerinin dolaylı istismarına sadece İngiltere, Fransa, İspanya, Almanya değil, tüm diğer batı Avrupa devletleri de iştirak etmişlerdir.

Kapitalizmin gelişmesini, Avrupa militarizminin ve emperyalizminin son dönem içindeki gelişmelerini incelersek, göreceğiz ki, Batı Avrupa Emperyalizmi siklet merkezini Doğu’ya kaydırmış bulunuyor.

Amerikanın zenginlikleri bitince, Afrika kaynaklarını istismar etmiş, bunun ardınca da siklet merkezini Ortadoğu’ya, Hindistan’a, Afganistan’a, İran’a taşımışlardır..

Batı Avrupa’nın doğu sömürgelerinin istismar edilen zenginliklerini rakamla ifade edebilseydik, Batı Avrupa’nın tüm maddi zenginliklerinin % 95’nin, -Batı kültürünün ve işçi sınıfı bilincinin temelini oluşturduğunu göreceğiz ki- bunun da kökünde Doğu’nun kanı ve teri vardır.

Doğu’ya bu açıdan yaklaşırsak, şunu fark edeceğiz: Doğu, öyle bir devrim kazanıdır ki, bu kazan tüm batı Avrupa’yı devrim içinde boğabilir.

Bence, Batı Avrupa’nın doğu sömürgelerinde ezilen halkları’nın göğsünde birikmiş olan enerjiyi kullanıp kullanamayacağımız, sergileyeceğimiz yaklaşıma bağlıdır.

Biz bu meseleye (başlangıçta da anlatmış olduğum üzere) bir komünist olarak yaklaşmalıyız.

Başlıca hedefimiz dünya devrim ateşini alevlendirmektir. Bu devrim ateşini, sadece Batı Avrupa işçileri aracılığı ile alevlendirmenin imkansız olduğunu görüyoruz.

Zira Batı Avrupa burjuvazisi Batı Avrupa emperyalizmi, sadece Batı Avrupa’ya ait bir şey olmayıp, tüm yerkürenin emperyalizmidir.

Bu noktada sadece Batı Avrupa emperyalizminin gücü yetersizdir; ezilen doğu halklarının gücüne de ihtiyaç duyulmaktadır.

Bizim Doğu’ya bakışımız uluslararası toplumsal devrimle ilgili olan bu amaç doğrultusunda belirlenmek zorundadır. Görüyoruz ki, şöyle veya böyle Doğu ile yakın irtibata girmek zorundayız.

Ben konuşmamın başlangıcında söyledim ki, biz Doğu’ya gitmek istemesek de -hatta batı’da toplumsal devrim başlamış olsa dahi- bize karşı harekete geçmek isteyen güç ile doğuda karşılaşacaktık. Fakat Doğu’nun bize karşı değil, bizim yanımızda hareket etmesine ihtiyacımız vardır.

Doğu’nun bizim yanımızda yer alması için ne yapmalıyız?

Ben, Doğu’nun sosyo ekonomik şartlarından hareketle, burada devrim başlatılması için büyük miktarda somut malzemenin bulunduğunu artık anlatmış bulunuyorum.

Doğu uluslararası emperyalizmin bir objesi olarak, bu emperyalizme karşı ayaklandırılabilir. Gerçekten de, Doğu’nun içgüdüsel olarak Batı Emperyalizmi’ne karşı yürümekte olduğunu görüyoruz:

Burada Batı Emperyalizmi’nin baskısıyla muhtelif akımlar ortaya çıkmaktadır. Burada tüm müslüman halkları (dünya emperyalizmine karşı mücadele amacıyla) birleştirmek isteyen ve panislamist olarak adlandırılan akımlar oluşmaktadır.
Diğer taraftan burada, Doğu’nun tüm Moğol kökenli halklarını birleştirmeyi amaçlayan panmoğolist akımlar ortaya çıkmaktadır.

Uluslararası emperyalizm, günümüzde böyle bir akım içinde bulunmaktadır. İtilaf devletleri olarak Doğu’yu, uluslararası devrime karşı mücadele amacıyla kullanmak istediğini görüyoruz.

İngiltere’nin İran ile anlaşma yaparak, onun Rusya toplumsal devrimi ile mücadeleye katılmasını talep ettiğini görüyoruz. Görüyoruz ki, Fransave diğer devletler, tüm emperyalist orduları Türkiye üzerine gönderiyorlar:
Burasını çökertmek parçalamak ve kendilerine karşı başlatılacak olan her türlü hareketin kökünü ta baştan kazımak istiyorlar.

Fakat Doğu’nun emperyalist unsurlarının da kendi aralarında birleştiklerini, keza Batı Avrupa’da, muzaffer itilaf devletlerine düşman olan diğer Avrupa emperyalistleri ile birleşme yolları aradıklarını, Alman emperyalizmi ile birleşme gayreti içinde olduklarını görüyoruz.

Bu çok önemlidir: Zira Alman emperyalizmi, Doğu’da yeni akımlar oluştuğunu, milli devrim ruhunun canlandığını ve bunun uluslararası emperyalizme ve esasen İngiliz emperyalizmine karşı yöneleceğini görmüştür.

Karşımıza bir mesele çıkmaktadır. Doğu’da nasıl çalışacağız, hangi politikayı izleyeceğiz? Doğu’da toplumsal hareketlerin var olduğunu görüyoruz, gözlerimizin önünde Panislamizm ve Panmongolizm var.

Şark meselesinde izleyeceğimiz taktik, bizim başlıca meselemiz olmalıdır. Önce uluslararası emperyalizmin işini bitirmek zorundayız:

Demek ki, bu amca hizmet eden tüm hareketleri desteklemeliyiz.

Görüyoruz ki, uluslararası emperyalizmin bir objesi olan Doğu, bu emperyalizme karşı ayaklanmaktadır. Bu veya diğer adlar altında bu emperyalizme isyan etmektedir.

Açıkça görülüyor ki, biz bu hareketi, uluslararası emperyalizm devrilinceye kadar, batı Avrupa işçileri kendi diktatöryasını tesis ederek batı Avrupa da işçi ve köylü Sovyetlerinin hakimiyetini kuruncaya kadar desteklemeliyiz.
Fakat bu noktadan sonra, -uluslararası emperyalizm olarak batı Avrupa emperyalizminin yenilmesinden sonra- belki de öyle bir dönem başlayacak ki, doğu ülkelerinde bir doğu emperyalizmi ortaya çıkacak: Türkiye, İran, Hindistan, Çin ve Japonya’nın emperyalist unsurları kendi aralarında birleşerek sarı derililerin Avrupa’ya yürüyüşünü başlatacaklar.
Biz, bu amaçla Doğu’nun anti emperyalist partisini kurmaya başlamalıyız.

Biliyoruz ki, İran’da ve Azerbaycan’da emperyalist partiler vardır. Fakat Türkiye’de emperyalist parti yoktur. Çin’de yoktur, Japonya’da sosyalist partiler vardır, fakat belirgin bir komünist partisi yoktur.

Bir sonraki meselemiz, Doğu’daki çalışmaların başlıca meselesi, komünist partisinin kurulması olacaktır. Bunun temellerini atmalıyız. Bu konuda geç kalmadan çalışmalar yapmalıyız.

Böylece benim kanaatimce Doğu’daki çalışmalarımız iki yönde yürütülmek zorundadır: Birinci yön, doğunun sosyo ekonomik durumu ile belirlenmektedir.

Şimdi Doğu Batı Emperyalizmi’ne karşı silahlanmaktadır.

Demek ki, uluslararası emperyalizmi silahsızlandırmak için Doğu hareketini desteklemek zorundayız.

Günümüzde uluslararası toplumsal devrimin kurulması gerektiğinin bilinci içinde, oralarda, bu Kızılordu’da çalışacak olan kadroların yetiştirilmesine başlamak gerekir.

Ne yapabiliriz? Acil olarak Genel Kurmay Doğu Akademisi kurulmalı veya Genel Kurmay Akademisi’nde Doğu bölümünü oluşturmalıyız.

Kızılordu’nun, Tatar, Başkırt vs. komutanları için kurslar düzenlemeliyiz.

Eğitim alanında, sinematografın halen Doğu halklarına hizmet vermediğini görüyoruz:

Tatar, Başkurt, Kırgız halkının hayatını onların anlayacağı bir şekilde anlatan filmler yapılmamıştır. Tiyatroyu alalım: Kırgızlar arasında, keza Türkistan müslümanları arasında tiyatronun henüz yaranmakta olduğunu görüyoruz:
Tatarlarda tiyatro var ve sanıyorum halk tiyatrosu kurmak istiyorlar.

Karşımıza, bu halklar arasında kültürel ve aydınlatma faaliyetlerinin yönetilmesi işinin yoğunlaştırılması meselesi çıkmaktadır.

Bu amaçla, Doğu Halkları Eğitim Komiserliği gibi özel bir organ kurulması amaçlarımıza uygun olacaktır. Son olarak, Şark meselesi hususunda Kurultaya sunmak istediğim karar taslağını okuyorum: “Kurultay…(okuyor)

 

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir