Marksist Epistemolojiye Temelsiz Saldırlar: Hakikatin Açıklanışı (Antalya Direniyor)

karl-marx-yaziDaha önce, Marksizme karşı teorik saldırılar hakkında yazıp çizmiş, ve bu saldırıların esasen ne manaya geldiğini de belirtmiştim. Nitekim, gözümün önünde cereyan edenlere baktığımda, kendini “entelektüel” olan kesimin içerisinde, yalan yanlış bilgiler ve çarpıtmalar ile, daha teorinin özünü ve alfabesini kavrayamamışken veya kavramazdan gelirken, Marksizmin teorisine ve dünya görüşüne canla başla saldırmak, bir tür “moda” haline gelmeye başladı. Bu akımın başını da tabi ki, üstadı Karl Popper’den feyzini alıp yalnızca Marks’la da kalmayıp Hegel’e “salak” diyen, diyalektiği sembolik mantıkla çürütmeye çalışan Celal Şengör çekiyor. Baştan belirteyim ki, burada yapılmak istenen ne Şengör’e cahil ithamında bulunmak, ne de Şengör’ün –haddim olmayarak- doğa bilimciliğini ve kariyerini küçümsemektir. Bilakis, söyleyen şahsın karakterinden bağımsız olarak, bu yazıda yalnızca söz konusu iddiaya karşı Marksist epistemolojinin savunusu üzerinde duracağım. Bunun için, Marksizmin aslında ne dediğini, ona yan yana bile gelemeyeceği görüşlerin nasıl atfedildiğini, “strawman” mantık hataları ile proletaryanın rehberi bilimsel sosyalizmin nasıl haksız karalamalar altında kaldığını sergilemeye çalışacağım.

Her şeyi açıklamak/hiçbir şeyi açıklamamak?

Şengör’ün söz konusu videoda [1] kullandığı ifade şu şekilde:

“Yani Marks ne dedi ‘kesinlikle her şeyi açıklayabiliyoruz’. Bunun üzerine Popper dedi ki ‘Marks bununla hiçbir şeyi açıklamıyor’.”

Burada Marks’a ve Marksizme, mutlak bilgiye ulaşmış olma iddiası atfediliyor. Marks’ın ve Marksizmin her şeyi açıkladığı iddiasında olduğu, “mutlak” sırrı keşfetme şerefine nail olduğu ima edilmek bir yana, muhatapların gözüne sokulurcasına ortaya atılıyor.

Peki Marks, gerçekten böyle bir cümle sarf etmiş, böyle bir iddiada bulunmuş muydu? Marks’ın düşünce sistemi, Marks’ın felsefesi böyle dar bir anlayışa sığar mıydı? Onunla yan yana gelebilir miydi? Bunu da, Marks’ı takip eden biri olarak ben göstermek isterim.

Marksist epistemolojinin ilgili ilkeleri ışığında: İthamın teori ile uyumsuzluğu

Öncelikle, Marksizmin karakteristik özelliklerinden biri, dayandığı dünya görüşü ve kendisini ontolojik-epistemolojik ilkelerinin üzerine bina etmesidir. Sembolik mantıkla çürütülmeye çalışıp “zırva” denilen diyalektiği de kapsayan diyalektik materyalizm düşüncesi, Marksizmin “Weltanschaung”-evreni kavrayışının temelidir. Daha önceki yazılarımın aksine, bu sefer sadece diyalektik materyalizmin ilgili kısmını açacağım.

Marksizme göre; gerçek, insan zihni ve bilincinin, duyumsamalarının dışındadır. Onun dışında, ondan bağımsız olarak var olması dolayısıyla, nesnel “OLGU” olma özelliğini taşır. Çünkü bizim zihnimiz, bilincimiz, düşünce ve duyumsamalarımız maddi bir varlığın sonucu olarak meydana geldiği gibi, düşüncelerimiz, teorilerimiz bize dışımızda nesnel olarak bulunan maddi dünyanın bağrından gelir. Dışımızda var olan maddi evren, maddi varlık esas olan birincil veri iken, bilinç ve duyumsamalarımız, zihnimiz ikincil verilere denk düşer.

Engels’in ağzından diyalektik: “Gerek dış dünyanın ve gerekse insan düşüncesinin genel hareket kanunlarını bildiren bilimdir” [2].

İnsan bilinci dışında bulunan dış dünya, ve onun bir sonucu olarak ortaya çıkan düşüncenin “HAREKET” kanunlarını ifade eden diyalektik; her şeyin sürekli bir hareket ve değişim halinde olduğunu, sarmal bir şekilde ilerleyip çelişkiler içerisinde zenginleşerek nicelikçe ve nitelikçe başkalaşan, birbirine bağıntılı-ilişkili ve birbirinden soyut anlaşılamayacak evren ve olguların gerçekliğine dayanır.

“Diyalektik, metafiziğin tersine, doğaya rastgele toplanmış, doğanın durgunluk ve hareketsizlik, durağanlık ve değişmezlik halinde olmadığını, hep bir şeylerin doğduğu ve geliştiği, bazı şeylerin de parçalanıp öldüğü, sürekli bir hareket ve değişme, sürekli bir yenilenme ve gelişme halinde olduğunu kabul eder.” [3]

Dolayısıyla, evrende “MUTLAK” olan hiçbir şey yoktur. Sonsuza kadar geçerli, sonsuza kadar kalabilen, sabit ve yerinde duran, hareketten ve değişimden bağımsız, gelişim ve ölüm sürecinden bağımsız var olan hiçbir şey söz konusu değildir. Dolayısıyla diyalektik materyalizmin bir mutlak gerçeğe ulaşma iddiası, bir her şeyi açıklama iddiası olamaz.

“Diyalektik evren kavrayışı bütün bu filozof kör döğüşünü bir vuruşta dağıtır. Gelmiş geçmiş tekmil sayın filozoflara sorar: <<Bunca kan terleri dökmeniz hep o yaman mutlak hazretleri uğruna mıdır?>> ve kısaca cevap verir. << Nafile yoruluyorsunuz; O sizin kendi KURUNTUNUZDUR. Gerçekte mutlak olarak ne bir madde, ne bir fikir veya hakikat vardır. Ne de onu kavrayıp kavramamak meseledir>>” [4]

“Pante Rei!”(Her şey akar!) diyerek bu ilkeleri ilkin ortaya koyan büyük filozof Heraklitos, “aynı nehirde iki defa yıkanılmayacağı” örneğini veriyordu. Çünkü nehir akar ve değişir, siz kendiniz değişirsiniz…

İnsan zihninin dünya ile etkileşimi de böyledir. Marks’ın Feuerbach Üzerine Tezler’inde ortaya koyduğu üzere, insan zihni ve onun zihnindeki teori, yalnızca maddi dünyayı şu ya da bu biçimde yansıtmakla kalmaz, onu değiştirme özelliğine de sahiptir. En kötü mimar ve en iyi arı örneğini veren Marks, aralarındaki farkı “mimarın yapısını gerçekte kurmadan önce, onu imgesinde kurabilmesi” olduğunu belirtiyordu. [5]

İnsan zihni maddi dünyayla etkileşim halindeyken ve onu yansıtırken, zihnin kendisi değişime uğrar ve bu değişim, onun yansıttığı ve bağrından kopup geldiği maddi dünyanın değişimiyle daha da tetiklenir; bu esnada o, maddi dünya tarafından değiştirildiği gibi kendisi de maddi dünyayı değiştirmeye devam eder. Maddi dünyanın değişimi zihnin değişimini, zihnin devinim ve değişimi de maddi dünyanın değişim ve devinimini tetikler. Siz evreni kavramaya ve kavrayışınız ölçüsünde değiştirmeye koyulduğunuzda, siz, maddi varlığınız ve zihniniz, onun dışında nesnel olarak var olan ve kavramaya çalıştığınız maddi varlıkla beraber değişir. Dolayısıyla sizin zihniniz, insan zihni, bütün maddi gerçekliği hiçbir zaman tam manasıyla, bütünüyle, tamamen kavrayıp bilince çıkaramaz, hiçbir zaman “her şeyi açıklayamaz”! Çünkü insan zihni maddi dünyayla etkileşip onu kavradığı sırada kendi değişimin yanı sıra, o kavrayış esnasında maddi-nesnel evren ve gerçekliğin kendi de hareket etmekte, değişmekte, sürekli bir şeyler yıkılmakta, çürümekte ve ölmekte, sürekli bir şeyler doğmakta ve gelişmekte, gerçeklik çelişkiler içerisinde sürekli dallanıp budaklanmaktadır.

Bunu daha da somutlaştırıp daha iyi anlaşılmasını sağlamak için, “uzay aracı” metaforuna başvurulabilir.

Bugün evrenin genişlemesi, kabul edilen bir bilimsel bilgidir. Varsayalım ki, evreni dolaşarak keşfedecek kapasitede gelişmiş bir uzay aracımız ve yeteri kadar da yakıtımız elimizde mevcut. Evreni sürekli dolaşmaya ve keşfetmeye başladık. Biz evreni dolaştıkça ve keşfettikçe, evren de aynı zamanda genişlemekte olduğu için, mutlaka sürekli hiç ziyaret etmediğimiz yerler olacaktır, ve evreni tam anlamıyla baştan sona dolaşmış olmamız hiçbir şekilde mümkün olmayacaktır.

Dolayısıyla, Marks’a ve Marksizme bir “her şeyi açıklama”, “mutlağın sırrına erme” düşüncesi atfedilemez!

Marksizmi bir din gibi gösterip çarpıtmak isteyenler ise, Mahir Çayan’ın deyimiyle “hareketin hareket halindeki bir doktrini” olan diyalektik temelli bilimsel sosyalizm öğretisini, dogmatizm ile suçlarlar. Oysa ki olgu temeline dayanan diyalektik materyalist temelli Marksizm, örneğin Lenin’in emperyalizm çağını analizi, öncü parti teorisi, sınıfa bilincin nasıl aşılanacağı meselesi gibi katkılarla Marksizmi ana ilkelerinden saptırmadan geliştirmiş, ve Marksizm-Leninizm doğmuştur. Buna karşın, Kautsky ve Berstein gibi İkinci Enternasyonal önderlerinin yaptığı ise, Lenin’in aksine, Marksizmi ana ilkelerine sadık kalarak geliştirmek değil, bilakis, onu çarpıtmak veya açıkça reddederek revizyona uğratmaktır.

Kaldı ki, Marksizmin “aşılmaz olmak” gibi bir iddiası da yoktur. Tarihsel maddeciliğe göre insan zihni ve bilgisi, tarihsel olarak koşullandırılmıştır. Bir Orta Çağ insanından, modern kozmolojiye, yahut biyolojiye, yahut fiziğe dair 21. Yüzyıl bilim adamlarının bilinç seviyesinde olması beklenemez. İlk çağın bilim ve felsefe/düşünce adamlarının günümüzde başarılı bir Ortaokul veya liselinin sahip olduğundan daha az bilgiye sahip olması, insan bilgisinin o gün ve bugünkü tarihsel koşullandırmalarına bağlıdır. Üretici güçlerin gelişimi, ilerleyen toplum biçimler, sosyal ve tarihsel devrimler vs. ile nicelik ve nitelik olarak değişe devine bu günlere gelinmiştir. Bu bağlamda Marksizm, kendini de insanlığın edindiği bilgi birikimin bir sonucu olarak, nicel birikimin nitel bir sıçraması olarak görür ve bunun daha ileriye doğru devam edeceğini de dolayısıyla öngörür.

Bunun için; nicelik ve nitelik kavramlarının diyalektikteki yerine bir göz atalım:

“Formel mantığa göre çoğalan şeyin kalitesi(niteliği) değişmez: kantitesi (niceliği, miktatı) yahut sayısı artar.

Oysa gelişim her şeyden önce bir nitelik değişikliğini getirir.

‘ Normal bir atmosfer basıncı altında su 0*C ısıya düştü mü katılaşır, 100* C’de akıcı halden gaz hale geçer.’***(Engels, Anti-Dühring, s.192(Marks-Engels, Werke, C.20, s. 117-120)

Yani niteliği akıcı olan su 0*C’ye kadar akıcılğını soğuyarak korur, ama o dereceye gelir gelmez, artık beklemeksizin birden bire akıcılıktan çıkıp buz kesilir. İşte bu bir nicelikten(suyun içindeki ısının derece azalışından) sonra ansızın başka bir niteliğe, katılığa atlamasıdır. Buğu olması da gene öyledir. Demek ki zıtların çatışması uzun süre birikiş yaptıktan sonra ansızın bir atlamayla başka niteliğe geçer. Gerçek değişiklik böyle iki basamaklı gelişimle olur.” [6]

Nicel birikimce değişimler, nitel sıçramaca değişimleri beraberlerinde getirirler düşüncesi, diyalektikte “niceliğin niteliğe dönüşümü yasası”(transformation of quantity to quality) olarak isimlendirilir. İnsan toplumlarının bilgi sürecini ve dolayısıyla kendisini de yine böyle kavrayan bilimsel komünist düşünce, diyalektik materyalizmi insanlığın o güne kadar biriktirdiği bilgi birikiminin getirdiği bir nitel sıçrama olarak, proletaryanın tarih sahnesine çıktığı dönemin metodu olarak görür. Tıpkı metafiziğin, burjuvazinin ilerici olduğu ve feodal aristokrasiye karşı burjuva devrimlerini üstlendiği dönemde insanlığın nicel bilgi birikiminin yarattığı bir nitel sıçrayış olması gibi, keza skolastizm de öyledir…

Dolayısıyla Marksizm, aşılmaz olduğunu da iddia etmez ve kendini mutlak gerçeğin sırrı olarak dogmalaştırmaz, sürekli hareket ve değişim halinde olan evrenin hareket kanunlarını kavramaya çalışır ve onunla hareket ederek “hareketin hareket halindeki bir doktrini” olarak tanımlanmayı hak eder.

Peki ya bu çok beylik çarpıtmaları dile getiren baylar ve hanfendiler, onlar tarihsel ve diyalektik materyalizmin, proletarya ve insanlığın kurtuluş bilimi Marksizm-Leninizmin çok ayırt edici, karakteristik özelliklerini bilmemekte midirler? İçlerinden birisi, küçük yaşta öğrendiği Almanca’ya referans vererek onları kendi dillerinde ve mektuplarına kadar okuduğunu iddia ediyor… Taktir sizin. Ama şayet bilmeden veyahut kavramadan böyle konuşmaları, yahut bilerek ve isteyerek tahrif edici bir biçimde aktarmaları olarak özetlenebilecek ihtimallere baktığımda, ikisinin de son derece vahim ve eşit derecede korkunç olduğunu söyleyebilirim.

150 yıldır Marksizmin ölümünü ilan eden sermaye sınıfının bilimsel sosyalizmin teorisine saldırması doğaldır. Gelgelelim, Marks’ın deyimiyle “proleter sınıfın teorisyenleri” olan devrimci komünistler, işçi sınıfının teorik rehberliğini Marksist-Leninistlerin mücadele alanlarından biri olan ideolojik mücadelede savunmak uğruna her zaman burada olacaktır.

Antalya Direniyor’dan Ege

[1] Celal Şengör – Marx Yanıldı 0:46-0:47

[2] Friedrich Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu,(Marks-Engels, Werke., C.21. s. 293)

[3] Jozef Stalin, Diyalektik Materyalizm ve Tarihsel Materyalizm, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, syf. 14

[4] Hikmet Kıvılcımlı, Diyalektik Materyalizm, Derleniş Yayınları, syf.17

[5] Karl Marks, Kapital

[6] Hikmet Kıvılcımlı, Diyalektik Materyalizm Nedir?Ne Değildir? Nasıl Kullanılır?, Derleniş Yayınları syf. 59

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir