Lenin, Anadolu’daki Kurtuluş Savaşı neden destekledi? Tartışma üzerinden Sahte Sol’un ve Kemalizm’in eleştirisi (Adana Direniyor)

Bir tartışma üzerinden Lenin‘in ülkemizdeki Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı‘na neden destek olduğu konusunda yazı yazmanın icap ettiğini düşündüm, arkadaşlar. Bu konuda gerek Türkiye’deki “Sahte-Sevrci Sol” dediğimiz grupların, gerekse “Kemalist” kişi ve yapıların şaşı bakışları veyahut bilinçli çarpıtmaları söz konusu. Sevrci Sahte Sol’un büyük çoğunluğunun ve hatta tamamının 1991’de Sosyalist Kampın çözülmesiyle birlikte dümenini AB-D Emperyalistlerine kıran ve onlarla eklemlenen, Kürt Hareketinin siyasi partisi ve bir sermaye partisi olan HDP’nin ve PKK’nin kuyrukçusu olduklarını biliyoruz. Bu grupların bu davranış ve çizgileri başkaca bir eleştiri konusu ancak, yazımızın konusuna neden şaşı ve bilinçli çarpıtmalarla baktıklarının altında yatan sebepler arasında bu ideolojik yapıları söz konusudur. Bu sebeple de Leninist Prensipleri temelden tahrip eden gruplar olarak karşımıza çıkıyorlar.

Geçelim konumuza…

Osmanlı, birinci emperyalist paylaşım savaşında her ne kadar paylaşım savaşının “emperyalist” bir parçası gibi gözükse ve Almanya müttefiki olsa da aslında Osmanlı bu paylaşım savaşında, savaşın taraflarınca çoktan pay edilmiş ve amiyane deyimle defteri dürülmüş bir durumdadır. Çanakkale Savaşı Zaferimiz, olayın bu yanıyla da “mazlum ulusların emperyalizme karşı ilk zaferi” olmuştur. Bu savaşta askeri dehalığı ön plana çıkan Mustafa Kemal, hem halkın sempatisini kazanmış, hem de tarih sahnesine apaçık çıkmıştır. O, artık Kurtuluş Savaşı’nı başlatacak isimdir.

Peki, tüm bu süreçten sonra gelişecek olan Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’na neden destek olmuştur, Lenin?

Emperyalizm çağında bağımsızlık savaşlarının ilerici bir rolü söz konusudur. Ve bu durum bağımsızlık savaşıyla birlikte saltanata, gerici yapılara karşı, koşulu itibariyle burjuva demokratik ihtilaline yol açacak gelişmelere ve ilerlemelere gebeyse, bu Leninist prensiplerce ve bilimin öngörüsüyle önemli ve desteklenebilir durumdur. Çünkü: tarihin gidişatını ilerletecek bir durumdur aynı zamanda.

Olaya “Marksist-Leninist” olmak iddiasıyla bile dahi mekanik bir biçimde yaklaşan bazı sosyalistlerimiz mevcut. Bunlar, görünüş ve iddia edişleri üzerine temel yapı taşı Diyalektik Materyalist dünya görüşüne sahip kimseler olarak karşımıza çıkıyorlar. Ancak Marks’ın da söylediği üzere her şey göründüğü gibi olsaydı bilime gerek kalmazdı.

Şimdi “Lenin neden destekledi?” inceleyelim…

Bugünkü Türkiye, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda savaşın taraflarınca çoktan pay edilmesiyle, Batı gericiliği: Emperyalizm tarafından “Sevr” koşullarına mahkûm edilmiş olmasıyla ve gerekse içeride Doğu gericiliği: Saltanat tarafından ezilmekte ve işbirlikçiliğiyle “ezilen ulus” konumuna düşürülmektedir. Bu durumda “bağımsızlık sorunu” ile birlikte yine aslında onunla ilintili olan “ulusal sorun” söz konusudur.

Bu durumda Leninist ilkelerce Lenin’in de bizzat tarif ettiği “ezilen ulusun burjuvazisi” durumu söz konusudur. Lenin, Ulusların Kaderini Tayin Hakkında bu durumu şöyle ortaya koymaktadır:

“Eğer ezilen ulusun burjuvazisi, ezen burjuvaziye karşı savaşırsa, biz, her zaman ve her durumda, herkesten daha kararlı olarak bu savaştan yanayız; çünkü biz, zulmün en amansız ve en tutarlı düşmanlarıyız.” [1]

Lenin’in de ortaya koyduğu üzere Türkiye’nin içerisine düşürüldüğü durum: Batı Gericiliği: Emperyalizm(Uluslararası tekelci Finans-Kapital) saldırısı, Doğu Gericiliği: Saltanat saldırısı altındadır. Bu durumda zulme uğrayan Anadolu halkının yanında olmak ve onların antiemperyalist savaşlarını desteklemek “zulmün en amansız ve en tutarlı düşmanları” olunmasındandır.

Genelde Kurtuluş Savaşı ve onun getirisi olan “Burjuva Demokratik Devrim”ini bahsini ettiğimiz Sevrci Sahte Sol, “Burjuva devrimi desteklenemez” şekliyle gerekçelendirmektedir. Bu öylesine Marksist (Tarihçil Maddecilik) bilimine ters düşen ve hatta metafizik, durağan bir düşünce biçimidir ki; bir yanıyla da bunu diyen kişiler Marksist bilimin inkârına varmaktadırlar. Bu kişiler, Lenin’in Mustafa Kemal’e yazmış olduğu mektupları ya hiç okumamışlar –yani eksikler, ya da basbayağı Marksizme-Leninizme açıktan saldıran Marksist görünümlüler! Bizce ikincisi kuvvetle muhtemeldir.

Marksist-Leninistler kendinden olmayanı, kendi düşüncesinde olmayanı desteklemezler veya savunmazlar diye bir şey söz konusu değildir. Eğer öyle olsaydı Komünist Manifestoda Marks, burjuvazinin tarihte oynadığı son derece devrimci ve ilerici rolü ortaya koymaz ve bundan Komünist Manifestoda bahsetmezdi değil mi, arkadaşlar? Hepimizin bildiği üzere Marksizm, olanı olduğu gibi ortaya koyma sanatıdır, bilimidir. Lenin’de aynen böyle yaparak Mustafa Kemal’in ve onun önderlik etmiş olduğu Kurtuluş Savaşı’nı ve kendi deyimiyle “Burjuva İhtilalını” olduğu gibi ortaya koymuştur. Ve şunları söylemiştir:

“Mustafa Kemal tabiî sosyalist değil. Fakat görülüyor ki, iyi bir teşkilâtçı. Yüksek anlayışlı bir lider. Millî burjuva ihtilâlini idare ediyor. Progressif (ilerici), iyi düşünceli, akıllı bir devlet adamı. Bizim de Sosyalist ihtilâlimizin mânâsını anlamış olup, Sovyet Rusya hakkında olumlu hareket ediyor. O, soygunculara karşı bir Kurtuluş Harbi yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına ve Sultanı da, yarânı ile birlikte alt edeceğine inanıyorum. Halkın ona inandığını söylüyorlar. Ona yardım etmek gerek. Yani Türk inkılâbına yardım. İşte sizin işiniz budur.

“Türk hükümetine ve Türk halkına saygı gösteriniz. Mağrur olmayınız. Onların işlerine karışmayınız. İngiltere, onların üzerine Yunanistan’ı saldırdı. Bize karşı da İngiltere ve müttefîkleri ne kadar memleketler saldırmışlardı!

“Fakir olmamıza bakmayarak Türkiye’ye materyel yardımı yapabiliriz. Moral yardımı, dostluk müşterek duygusu ise, üç kat daha büyük bir yardımdır.” [2]

Görüldüğü üzere Devrimler Kartalı Lenin Usta, olayı netçe görmüş ve olanı olduğu gibi ortaya koyarak harekete geçmiştir, arkadaşlar. Uzun lafın kısası; Latin ve Güney Amerika halkları için Jose Martiler, Simon Bolivarlar neyi ifade ediyorsa, Mustafa Kemal’de bu topraklar için aynı şeyi ifade etmektedir. Ne bir eksik, ne bir fazla!

Mustafa Kemal, bu destek ve müttefiklik üzerine kayıtsız kalmamıştır. Kendiside şu sözlerle minnettarlık duygusunu kelimelere dökmüştür: “Eğer Rusya’nın yardımı olmasaydı yeni Türkiye’nin İngiliz-Fransız ve Yunan müdahalecilere karşı zaferi ya bugünkü ile karşılaştırılamaz ölçüde büyük kurbanlar pahasına elde edilirdi ya da hatta büsbütün olanaksız olurdu. Rusya Türkiye’ye hem manevi ham maddi bakımdan yardım etti. Ulusumuzun bu yardımı unutması bir suç olur.”

Bugün maalesef kendisine Leninist diyenler, örgütlerinde koca koca “Komünizm” yazanlar, Mustafa Kemal’in “Ulusumuzun bu yardımı unutması bir suç olur” diyerek gayet haklı olarak unutulmaması gerektiğini tüm ulusa hatırlatırken, görünüşte Leninist olan, ama özünde Sevrci Sahte Sol olanların “Leninist” olmak iddiasıyla bunu unutması veyahut başka bir deyişle; işlerine gelmemesi ve tahrip edercesine davranmaları boşuna değildir. Onlar artık siyasi rahmetli ve sadece var olmak kavgasındadırlar. Buna ne denli onurlu, namuslu var olmak denirse? Bu varoluşun ne denli onurlu ve namuslu olduğuna da siz değerli okuyucular karar vermesini isteriz.

Birde bu duruma şaşı bakan Kemalist aydın(!)larımız mevcuttur. Bu kişiler, Lenin’in yardımlarının “pragmatist” olduğunu söylerler. Oysaki tarihe baktığımızda, tarih yargıcı bu yardım ve desteğin pragmatist değil tam manasıyla ilkesel, bilimsel olduğunu göstermiştir. Nitekim Kemalizm olgusu tamamıyla finans kapital bataklığında uçuşan sinekten farksızdır. Mustafa Kemal’in devrimci yanlarını, antiemperyalist, bağımsızlıkçı ve ilerici rollerini halkımızdan saklamak ve Kalpaklı Mustafa Kemal’in üzerine toprak atmak niyetindedirler. Kemalistlerimiz için ikonlaştırılmış, manasız ve masa üzeri biblodan öteye gitmeyecek olan bir “Atatürk” fetişizmi kâfidir. Tarihe baktığımızda Mustafa Kemal’i Çankaya Köşkü’ne hapseden, yazılarını sansüre eden ve onu psikolojik olarak alkol intiharına sürükleyende bu bayağı kişilerin sosyal eğilimleridir.

Adana Direniyor’dan Fatih

KAYNAKLAR:

[1] Vladimir İlyiç Ulyanov, Ulusların Kaderini Tayin Hakkı – Ulusal Sorunda “Pratik Olma”
[2] C.İ. Aralov: Bir Diplomatın Hatıraları, Rusça.

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir