Kurtuluş Savaşında Türk-Sovyet İlişkileri

GİRİŞ
Tarihimizin dönüm noktalarında her zaman yanımızda bir dost devlet olmuştur. Bu vesikalarla mevcuddur.
Bu makâle dizisinde sizlere “Türk-Sovyet” ilişkileri içerisinde Millî Mücadele’yi inceledik. Yazıyı yazma maksadımız, maalesef bu konu üzerinde sosyal medyada gördüğümüz bilgi kirliliğidir. Bunun sebebi ise aşırı romantik ve ideolojik olan gayr-ı tarih tezlere itibar edilmesidir.
Bu konuyu incelerken birçok kaynak taraması yaptık. Bunu yaparken çok kolay bir iş olmadığını da anladık. Bu konuda mühim gördüğümüz bazı kaynaklar (Bu vesile kısaltmaları da göstermiş olacağız):
Türk Kaynakları:
– Genelkurmay ATASE Arşivi.
– Harp Tarihi Vesikaları Dergisi. (HTVD)
– TBMM Celse Zabıtları (CZ)
– Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri. (ATTB)
– Atatürk’ün Bütün Eserleri. (ATABE)
– Kurtuluş Savaşı İdeolojisi/Hakimiyet-i Milliye Yazıları.
– Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz.
– Ali Fuat Cebesoy, Moskova Hatıraları.
İngiliz Kaynakları:
– Foreign Office (FO), 371 sınıfı/serisi.
– Documents on British Foreign Policy (DBFP), 1 Series.
a) Yan kaynaklar
– Bilâl N. Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk dizisi.
– _____, İngiliz Belgeleri İle Sakarya’dam İzmir’e, 1921-1923.
– Salâhi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, C. 1-2.
– _____, Kurtuluş Savaşı Yıllarında İngiliz İstihbarat Servisi’nin Türkiye’deki
Eylemleri.
– Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye.
Sovyet Kaynakları:
– Rusya Toplumsal-Siyasal Devlet Arşivi (RGASPİ)
– Azerbeycan Cumhuriyeti Merkezi Devlet En Yeni Tarih Arşivi.
– Dokumenti Vneşney Politiki SSSR.
– Birinci Doğu Halkları Kurultayı.
– Jane Degras, “Soviet Documents on Foreign Policy”, Cilt 1, 1917-1924.
– Bolşaya Sovyetskaya Ensiklopediya.
– S. İ. Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları.
– SSCB Bilimler Akademisi.
– Y. A. Bagirov, Kurtuluş Yıllarında Azerbaycan-Türkiye İlişkileri.
– Frunze’nin Türkiye Anıları
***
ZORUNLU VE DOĞAL İTTİFAK
Devrimci meclis halk ile birlikte emperyalizme karşı kararlı savaşlar ve mücadeleler veriyordu. Bu bağlamda Büyük Sovyet devrimini yapmış Yeni Rusya, Ortadoğu’daki emperyalist zulüm ve baskının farkında idi bu yüzden hemen çalışmalara başladı.
Mustafa Kemal de bu devriminin önemini anlamıştı diyordu Lenin, haklıydı. Mustafa Kemal vaziyeti şöyle tahlil etti:
1- Ülkemiz emperyalist işgal altındadır ve buna karşı mücadele için ortak anti-emperyalist Doğu cephesi kurulmalı.
2- Bu yüzden Doğu ve Sovyetler ile anlaşarak “Kapitalizm ve onun çocuğu emperyalizme” karşı savaş verilmeli.
Evet Mustafa Kemal’in kısaca tahlili buydu. Vaziyeti anlamıştı, bu yüzden Filistin olsun Suriye olsun bir çok ülkelere iletişime geçip anti-emperyalist düşüncesini yaydı. Doğu ulusal kurtuluş savaşları yapan Pakistan, Afganistan ve Hindistan ile ortak cephe kuruldu.
Bu konu da en büyük dostumuz Sovyetlerdi. Sovyetler ile Türkiye Doğu’daki emperyalizm illetini bozacaktılar. Mustafa Kemal bunu Hâkimiyeti Milliye yazılarında bahsetmişti.
İtilaf Devletlerinin Çanakkale’de yenilmesi ile Çar Devletine yardım götürülememiş, bu yüzden de devrim koşulları oluşmuştur. Bu koşullar oluşunca Lenin önderliğinde başarılı bir devrim gerçekleşmiştir. Bu yüzden de Kurtuluş Savaşı’mızın koşulları da oluşmuş oldu. Buradan rahatlıkla Çanakkale ve Ekim Devrimi denklemini kurabiliriz. Yunus Nadi bu konu da Falih Rıfkı’ya şunları söyler: “Türk’ün Çanakkale’de dayanan sürgüsü dünyayı değiştiren bir
manivela olmuştur. Böylece Çarlık Rusya’sını yıktık, Rus Devrimi’ni mümkün kıldık. Biraz da bizim etkimizle gerçekleşen Rus Devrimi’ni büyük sonuçları bizi memnun eden büyük olaylar olmaktadır.” [1]
Falih Rıfkı da: “Eğer Lenin, Çarlığı yıkmasaydı ve Rusya zafer gününe erişmeseydi, İstanbul Rus olacaktı. İnsanın acaba bir İstanbul köşesine Lenin’in büstünü koysak mı diyeceği gelir.”[2]
Ayrıca Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye’de bulunan iki Komintern gözlemcisi de “Rus Devrimi Türkiye’de Kemalist Devrimi mümkün kılan ana etkenlerden biridir.” demektedir.[3]
Tarihi Dostluk, Proleteryanın öncüsü Lenin’in 3 Aralık 1917’de yazdığı “Rusya’nın ve Doğu Bütün Müslüman Emekçilerine” adlı bildirge ile başlayacaktı:
“Tahtından indirilmiş Çarın imzaladığı ve devrilmiş Kerenski hükümetinin onayladığı, İstanbul’un ele geçirilmesine ait gizli anlaşmanın yırtılarak yok edildiğini bildiririz (…) İstanbul Müslüman Türklerin elinde kalmalıdır. (…)”
“Türkiye’nin parçalanmasına ve Ermenistan’ın elinden alınmasına dair anlaşmanın yırtılarak yok edildiğini bildiririz.”[4]

İngiliz ve Fransız emperyalizmi orta doğu da bir çok yeri kuşatma altına almıştı. Sovyetler Afganistan’dan ve Anadolu’dan kuşatma altına alınmış bir vaziyette idi. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasını Fransız gazeteci Pertinaks 2 Kasım 1918 günü Echo de Paris gazetesinde “Rusya’ya karşı harekât için üsse sahibiz” şeklinde yorumlar.[5] Sevr Antlaşma’nın Sovyet Rusya’yı hedef aldığını belirten Sovyet Türkolog-tarihçi Bagirov ise, Antlaşma’nın bazı maddelerinin Sovyet Rusya’ya karşı müdahalelerinin sürdürülmesi amacına bağlı olduğunu belirtmekte ve “bağımsız ” Kürdistan ve Taşnak Ermenistan görüntüsü altında, Rusya’ya karşı savaş hazırlık üslerinin yapılması planlandığını belirtir.[6]

Rusya Sosyalist Federatif Sovyetler Cumhuriyeti Dışişleri Halk Komiseri G. V. Çiçerin, Güney Kafkasya Sovyet temsilcilerine 24 Eylül 1920 tarihli mektubunda, gerici odakların Kemalistleri yenmesi dahilinde, Sovyet Rusya’ya karşı Sultan önderliğinde cihat başlatabileceği ve bunun da Transkafkasya’da ciddi problemlere yaratacağı üzerinde durmaktadır.[7]

Sovyetler ayrıca Yunan tehdidinden korkmaktadır. Yunan tehdini Büyük Ermeni-Bizans Devleti yaratma kalkışması olarak görülür.

İLK ANTLAŞMA

Brest-Litwosk Antlaşması Türkiye tarihi açısından önemli bir konudur. Bu antlaşma Sovyetler ile İttifak Devletleri arasında olmuştu. Ekim Devrimi ile iktidara gelen Sovyetler Türkiye’nin emperyalizm tarafından paylaşılmasına karşılardı. Bu antlaşma da ilk başta Sovyetler kongrede ihtilalci çıkarmalar yapsalarda, Almanların artık sabrı taşıp işgal girişimlerine başlaması ile Sovyetler bu yükümlülükleri kabul etmek zorunda kaldı. Antlaşma da Kars, Ardahan ve Batum Ruslardan alınıp Türklere verilecekti. Bu konu da zaten Sovyetler ile hemfikirdik. Lenin ve Stalin bir çok konuşmasında “Alman soyguncu kapitalistler bize, Türkiye ‘nin bir parçasını yani Ermenistan bölgesini petroller karşılığında öneriyorlar “[8] ve “Derhal Türk topraklarından çekilmeliyiz”[9] diyerek şerefsiz önergelere karşı durdular. Ayrıca Sovyetler Emperyalistlerin Türkiye’yi parçalayacakları (Özellikle Çarlık) gizli antlaşmaları kamuoyuna sunmaya başladı.[10] Böylelikle Emperyalist oyunları bildirerek Sovyetler tavrını Türkiye’nin kurtuluşundan yer aldığını bildirmiş oldu. Bu tavırlar ile Türkiye’nin kurtuluş savaşı koşulları yavaş yavaş oluşmaya başladı.

HAVZA GÖRÜŞMESİ

Mustafa Kemal Samsun’a çıkmadan önce memleketin hali ve vaziyeti kötüydü. Samsun’a çıkarak ulusal kurtuluş savaşımızı başlatma adımını attı. Buraya aslında asayiş görevi ile gelmişti ancak Mustafa Kemal bunun dışına çıktı. Samsun’dan Havza’ya 25 Mayıs 1919 günü geçen Mustafa Kemal faaliyetlere başladı. Mustafa Kemal ve heyeti kendilerine ayrılan Mesudiye Oteli’ne yerleşirler. 18 gün burada kalacaklardır.[11]

Mustafa Kemal burada bir Sovyet heyetiyle görüşmeler yapar. Bunu Hüsamettin Ertürk‘ün anılarında görüyoruz:

“Mustafa Kemal ve arkadaşları, sıcak sularıyla şöhret almış bu şirin beldede (Havza) tam 22 gün kalmışlar, buraya kadar gelmiş bir Sovyet heyeti ile görüşmelerdi. Heyetin başında Rus miralay (albay) Budiyeni bulunuyordu (…)Miralay, Mustafa Kemal’e Bolşevik Rusya’nın silah ve cephane ile para yardımını vaad ediyor, buna mukabil müşterek düşmanları olan İtilaf Devletlerine karşı mücadeleye davet ediyordu (…)

Budyonni:

“Rusya’nın bütün ihtiyaçlarınızı tamamlamağa hazır bulunduğunu size arzetmek görevini üzerime almış bulunuyorum. Yeter ki, siz de bizim arzularımızı yapınız. Padişahlığı, halifeliği lağvediniz, komünistliği ilan ediniz.”

Mustafa Kemal cevap olarak :

“söylediğiniz kolay değildir, padişahlık zayıflamıştır ama halifeliğin güçlü olduğunu ayrıca İslam dünyasının yardımlari gerekli olduğu, komünizmi ilan etmek olanaksız olduğu ve tek amaçlarının istilaya sonlandırmak olduğu[12] söylemiştir.


BUDIYENİ MI YOKSA BAŞKASI MI?

Bir çok yazar bu görüşmeler hakkında farklı görüştedirler.

Stefanos Yerasimos: Bu görüşmelerin olduğunu ama Mustafa Suphi heyeti ile olduğunu düşünmektedir. İhtimaller dahilinde bir Sovyet heyeti ile görüştüğünü düşünmemektedir. Heyetin başında ki Budyonni’ni anılarına dayanarak o sırada Volga kıyısında Çaritsin çevresinde çarpıştığını yazdığını belirtir.[13]

Atilla İlhan: Mustafa Suphi ile yapıldığı kânatındadır.[14]
Mete Tunçay: 1970 sonbaharında Ankara’da toplanan TTK Kongresi için Türkiye’ye gelen Sovyet Bilimler Akademisi Tarih Enstitüsü’nden Anatoli Filipoviç Miller’e bu meseleyi sorduğunu, Miller’in ise Budyonni ile görüşüp  şu cevabı aldığını yazar:
“Ben kendim Türkiye’ye bir tek 1933 yılında gittim.”[15]

Em. Tümgrneral Celal Erikan: Ertürk’ün bu görüşmeyi bilemeyeceğini, bir Rus Subayının İngiliz istihbarat ağını geçerek Havza’ya gelmesinin mümkün olmadığını belirtir. Ayrıca gerçekleşmiş olsa bile Mustafa Kemal bunu Amasya’da arkadaşlarına açıklamış olması gerektiğini yazar.[16]

Prof. Dr. Suat Bilge: Budyonni’nin o tarihte başka bölge de olduğunu söyler, ancak Ertürk’ün istihbarat subayı olduğu için uydurma  bir ziyareti yazmasının mümkün olmadığını, belki de Rus temsilcisinin adını doğru hatırlamadığını yazar.[17]

Sabahattin SelekSalahi R. SonyelAli KemalMahmut Goloğlu gibi bir çok yazar bu görüşmenin doğru olduğunu kabul ediyor.[18]

Biz ise Prof. Dr. Suat Bilge ile Mehmet Perinçek‘e katılıyoruz. Sovyet görevlilerin o dönem akın akın Anadolu’ya geldikleri kesindir. O zaman Kafkas Rus Ordusu Askerî Devrim Komiteleri Trabzon, Erzurum, Erzincan, Van bölgelerine ajitasyon için elamanlar yollamıştır.[19] Bir çok Devrimci Türkiye’de görev almıştır. Hele 1919’larda Çiçerin’e İstanbul ve Anadolu’daki durumu ayrıntılarıyla anlatan bir çok rapor gönderilmektedir.[20] 1919 ortalarında Sovyet temsilcileri Anadolu da bulunduğunu hatta gözlemlerini aktardıklarını görüyoruz.[21] Ayrıca bir zamanlar Havza’da Mustafa Kemal’le bulunmuş Hüsrev Gerede, anılarında 11 Temmuz 1919’da Tümen Komutanı Rüştü Bey’in ittifak önerisi için Kafkaslar’dan Bolşevik Temsilcilerinin geldiğini belirtir.[22] Bolşeviklerin akın akın Anadolu’ya gelmesi hakkında İstanbul Hükumeti tarafından  da saptanmıştır. Damat Ferit Paşa, Trabzon Valisi Galip Bey’e “Hariciye Nezaretine devamlı gelen haberlere göre, birtakım Bolşeviğin Osmanlı kıyılarını geçerek Samsun ve Trabzon yoluyla Anadolu’ya geldikleri anlaşılmaktadır” diye yazar.[23] Hatta bir İngiliz Subayı, anılan dönemde, “o bölgeye Bolşeviklerin geldiği işitilmiş” olduğundan Ereğli’ye gönderilmiştir.[24] Sonuç olarak bu görüşmelerin yapılmış olması olanaklar dahilindedir. 

GÖRÜŞMELERDE KİM VARDI?

Görüşmelerde kesinlikle Budyonni yoktu. Çünkü kendisi o zamanlar Anadolu da bile değildi. Kendi anılarında bu görüşme hakkında daha doğrusu 1933’e kadar Anadolu’ya gelişine kadar Anadolu ile ilgili tek bir kayıt yoktur.[25]

Mehmet Perinçek‘e göre Budu Mdivani‘nin bu görüşmede olduğunu Ertürk’ün ise ad benzerliğinden karıştırdığını söyler.[26] Ayrıca yukarıda belirtiğimiz gazete de Türkiye hakkında gözlemlerini yazan Sovyet yetkilisinin de olabileceğini söyler.[27]

Sonuç olarak bu görüşmeler Sovyet ve bir çok kaynaklara dayanarak yapılmış olduğunu göstermektedir.

HÜSREV BEYİN MEKTUBU


Havza’da ise Mustafa Kemal’le birlikte bulunanlardan 
Hüsrev (Gerede) Bey, 7 Haziran’da Kâzım Karabekir‘e uzun bir mektup yazar, “her şeyden önce Bolşeviklerle temas edilmek, prensipleri anlaşılmak.. nasıl kabul olunacağını nasıl tatbik edileceğini kararlaştırmak ve fakat hemhudut olup, düşman taarruzatına karşı mukabeleyi temin etmek için silah, cephane, erzak almak cihetlerini sağlam kazığa bağlamak lazımdır .. “[28] diye belirtir. Mustafa Kemal dışında subaylarda bile Sovyetlerle dost olmalı görüşü hakimdir. Rauf Orbay‘a göre Mustafa Kemal’de , Anadolu’ya geçtiği günden beri Karabekir ve öteki kişilerden edinmiş olduğu bilgiye dayanarak, Bolşeviklerden yararlanabilme olasılığını düşünüyordu.[29]

KÂZIM ÖZALP ALDATILDI MI?

61. Tümen komutanı Albay Kâzım (Özalp) anılarında aktardığına göre Balıkesir’de yetkili bir Rus’un geldiğini, şu teklifi yaptığını söylüyor:

“Mücadelemizi Rus dostluğuna dayanarak devam ettireceğimizi, kapitalist alemine karşı Ruslar ile aynı fikirde olduğumuzu ilân edersek, bize istediğimiz kadar silâh, cephane, para ve hattâ icab ederse Türkistanlı asker yardımı yapacaklarını”

Özalp devamında bunu kabul etmediklerini, kendilerine sorulduğunda Ruslara düşman olmadığı ve dost bir komşu olarak tanıdıklarını ifade etmişler. Ayrılırken de gizlice silâh ve cephane yardımı yapacağını söylemiş, o Rus. Soñra Özalp, bu Rusuñ İngilizler tarafından tevkif edildiğini ve sürüldüğünü söylüyor.[30]

Bazı zevat bu görüşmeyi kabul sayar ve Ruslarla bizim bir görüşmemiz olduğunu dile getirir.

Sabahattin Selek, bu olayı Kâzım Özalp’den dinlemiş ve 1919 Haziran‘da gerçekleştiğini tahmin etmektedir.[31] Salâhi R. Sonyel, İngiliz belgesine isnat ederek “Ekim” demektedir.(Aşağıda göreceğiz.)

Mehmet Perinçek, bu zâtın Yusuf Yusupov olduğunu ihtimal saymaktadır.[32] Özalp’ın dediği gibi tevkif edilip sürülen bu zât, Yusupov olabilir. Çünkü Ingiliz esir listelerinde adı geçmektedir.[33] Ancak kat’i bir şey diyemeyiz.

Daha doğru olan şey ise, bu zâtın bir İngiliz ajanı olduğudur. Ingiliz İstihbarat’ının bu konudaki belgeleri bunu kanıtlamaktadır:

İstanbul’dan Ingiliz İstihbarat subayı Binbaşı W. N. Hay‘ın 18 Kasım’da Londra’daki Ingiliz Askeri Istihbarat Şefi Tümgeneral Sir W. Thwaites‘e gönderdiği gizli yazı:

“İstanbul’dan küçük bir zümrenin, görünürde Sovyet yönetimi adına Ulusçu önderlerle, özellikle Mustafa Kemal Paşa ile ilişki kurmaya çalıştığı, 1919 Eylül’ü sonlarına doğru dikkatimize sunuldu. Bir ajan, bu zümrenin toplantılarına sokulmayı başardı. O ve bir başkası, İstihbarat Servisi’nin talimatıyla davranarak, bu zümrenin elçileri sıfatıyla Anadolu’ya gitmeyi gönüllü olarak kabullendiler. Ayrılmadan önce, Bolşevik ajanı olduklarına dair kendilerine takdim mektubu ve ayrıca Mustafa Kemal’e veya herhangi bir Ulusçu mbdere verilmek üzere basit şifre ile yazılı bir mesaj verildi. Ajan, Balıkesir’de 61. Tümen komutanı ve kolordu komutan vekili Kâzım Bey’e takdim edildikten sonra, 21 Ekim’de İstanbul’a döndü. Bolşevizm konusunda Kâzım Bey şu demeçte bulundu:

‘Kişisel olarak Bolşevik programına karşı sempatim vardır, ama Bolşevik görüşler olanaksızdır.’ “[34]

Belgeniñ İngilizce aslı da S. R. Sonyel tarafından yayınlandı.[35]

Gerçekten de ilginç bir durum. Kâzım Bey, böylece İngilizler tarafından aldatılmış oluyordu.

AMASYA TOPLANTISI

Mustafa Kemal ve arkadaşları Amasya’ya geçerek burada Komutanlarla toplantı yapar. Bu toplantı da “Bolşevik olmanın sakıncası olmadığı “ kararı alınır. Mustafa Kemal 23 Haziran’da Karabekir’e yolladığı gizli telgrafta şunları söyler:

“Bolşevizmin sureti telâkki ve tecellisi (anlayış ve ortaya çıkış şekli) dahi müzakere edilerek esasen Kırım, Orenburg, Kırım vesaire gibi ahaliyi islamiye bunu kabul ederek diyanet an’ane (gelenek) gibi işlerde zaten alakadar olmadığından bunun memleket için bir mahzuru olamayacağı düşünüldü (…) hakikaten Bolşeviklerin daha müessir (etkili) bir vaziyete girmeleri hâlinde bir taraf görünmek azmile İtilaf kuvvetlerini memleketimizden uzaklaşmaya icbar ve aksi takdirde vatanımızın Bolşevik pâyi istilasında (istilası altında) kalmak tehlikesine sebebiyet vereceklerini iddia etmek ve ona göre icabatı fiiliyesine (gereken eylemlere) kalkışmak muvafık olacaktır. Diğer taraftan ilk teklifin herhangi bir suretle Bolşevikler tarafından yapılmasını intizar etmeyerek (beklemeyerek), derhal o havaliden dahile doğru mütenekkiren (kılık değiştirerek) gönderilecek bir kaç kıymettar zatın vasıtasile hemen müzakereye girişmek, anlaşmak pek muvafık olur. Bu suretle Bolşeviklerin bizim memleketimiz dahilinde kesretle (çoklukla) ve kuvvetle girmesine lüzum olamaz. İşbu gaye için zaten bu memleketin kudreti milliyesi hazır olduğu beyanile, yalnız şimdilik mütenekkiren, meselâ bazı murahhaslarının (delegelerin) kabulü ve müstakbel (gelecek) vaziyetlerimizi, eslâha (silah) mühimmat ve vesaiti fenniye (teknik araç) ve para ve leddelhace (ihtiyaç olduğunda) insan vermek gibi işler üzerinde müzakerat yapılabilir. Bu suretle anlaştıktan sonra kendilerini hudutta tutmak ve İtilaf kuvvetlerinin memleketi terk etmeleri için bir silah makamında kullanmak tasavvuru alileri (yüksek tasavvurunuz) veçhile pek musip (isabetli) olur”[36]

Burada anlaşıldığı üzere Rusya ile ilişkiye geçme ve her türlü maddi kaynaklardan yararlanma düşüncesi var.


KARAKOL CEMİYETİ VE BOLŞEVİKLER

Mondros’tan sonra oluşan Türkiye’de bir çok İttihatçı grup çıkmıştı. Karakol Cemiyeti bu gruplardan en önemlisiidir. Karakol Cemiyeti Sovyetlerle yapılan ilişkilerde büyük boyuta sahiptir. Gizli veya gayri resmi bir çok antlaşma ve görüşmeler de bu örgüt önderlik etmiştir. Karakol Cemiyeti İstanbul’a çeşitli yollarla ajitasyon ve propaganda yapmak için gelen Bolşeviklerle temas sağladığı görülmektedir.[37]

Karakol Cemiyeti’nin önderi diyebileceğimiz Kara Vasıf Bey, İstanbul’da yaptığı görüşmeleri rapor olarak Ali Fuat Paşa’ya sunmaktadır:

“Bolşevikler Kırım’da, bir Doğu İşleri Şubesi kurmuşlardır. Bu şubeden bir temsilci İstanbul’a gelerek kendileri ile temas etmiştir. Bu gelen mümessil, Türkiye’de demokrat bir hükümet şekli ihdasını, amele ve köylünün idareye iştiraklerinin temin olunmasını, büyük sermaye, imtiyazlı şirketler ve bankaların millileştirilmesini telkin ve bu takdirde Türkiye’ye altın ve gümüş olarak mali yardım yapılacağı gibi, askeri yardım da sağlanacağını, İngiliz ve Fransızların ülkeden kovulmasına çalışacağını söylemiş.”[38]

Kara Vasıf Bey’in raporunun alınması üzerine, Erzurum’da, Mustafa Kemal ve Karabekir Paşalarla Rauf Bey, Bolşeviklerle temasın Karabekir Paşa’nın tekeline verilmesi kararı alınır.[39]

1.Dünya Savaşında sonra Doğu da kalan Türk askerleri Teşkilat-ı Mahsusa ve Karakol Cemiyeti ile ilişkili olarak Sovyetlerle ilişki kurmuşlardır. Ayrıca savaşta Rusya safında esir olan Türkler Bolşevik olmuşlar ve ilişkilerde kilit rol oynamışlar ve aktif faaliyetlerde bulunmuşlardır.[40]

Buna kaynak olarak, 1920’li yıllarda Kafkas ve Azerbaycan Komünist Partisi Merkez Komiteleinde çalışan bir çok Türk vardı. Moskova’dan Bakü’ye gönderilen Nikit’in, Türk subaylarla ilgili sorduğu soruya, Kafkas Ülke Komitesi’nden İsa Davlatof:

“Türk Ordusunun Kafkaslar’dan çekilişinden sonra bazı Türk subayları burada kaldılar ve onlar bize her türlü mümkün yardımı yapıyorlar. Bunların bazılarını Komünist yaptık ve hâlâ Komünist olarak çalışıyorlar.” demektedir.[41]

Azerbaycan’da Bolşeviklerle ilişki kuran ve komünist olma yolunda ilerleyen İttihatçılar grubu oluştu.

Kara Vasıf Bey’in Bakü’ye gönderdiği Baha Sait,  gelir gelmez 1919 sonlarında Sovyet temsilcileri görüşmüştür. Kendisini İhtilal Hareketinin Kafkasya temsilcisi olarak lanse etmiştir. Bu görüşmeler sonucu bir antlaşma imzalanmıştır.[42] Bu antlaşma muhtemelen 1920 antlaşmasının taslağı olabilir.[43]


ERZURUM KONGRESİ

Amasya’dan sonra Mustafa Kemal Erzurum’a gelir. Mustafa Kemal, Erzurum Kongresi’nin açılış günü 23 Temmuz 1919’da yaptığı konuşmada, Sovyet Rusya’yla ilgili şunları söyler:

“Milli bağımsızlıklarını tehlikede gören ve her taraftan istilaya uğrayan Rus Milleti, bu genel tahakküme karşı bütün millet fertlerinin ortak kudretiyle çarpışıp ve herkesin bildiği gibi bu kuvvet, kendi memleketleri dahilinde üstün gelmiş ve kendi üzerine musallat olan milletleri de nüfuz ve yayılma dairesine almakta bulunmuştur.”[44]

İngiliz irtibat subayı yüzbaşı Perring, Erzurum Kongresi’ne çok sayıda delegenin katıldığını ve Kars’tan gelen bir çok Bolşevik temsilcinin de bulunduğu söyler.[45] Bu rapor İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nda bu Mustafa Kemal’in gerçekten Bolşeviklerle temas halinde olduğu izlenimi yaratmıştı. Kongre’nin son gününde Mustafa Kemal’le 2 saat görüşme yapan  Yarbay A. Rawlinson, raporunda: (özetle) “Bana İstanbul yönetimini tanımadığını ve ihtilalci (devrimci) olduğunu söyledi. (…) Mustafa Kemal tüm Bolşevik propagandasını ve eğilimini inkar etti, ama yalnız ad bakımından fark vardı. Tüm akımın Lenin tarafından başlattığı ve cömertçe finanse edildiği kanısındayım, ulusçu önderler Enver’le işbirliğini reddettiler.”[46]

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Bolşeviklerle temas kurulması için Karabekir Paşa’yı görevlendirirler. Bunun üzerine Paşa, Dr.Ömer Lütfi Bey‘i Bakü’ye, Dr. Fuat Sabit‘i Moskova’ya gönderir. Dr. Fuat Sabit burada Çiçerin’le görüşür ve koşulsuz yardım sözü alır. [47]

SİVAS KONGRESİ

4-11 Eylül tarihlerinde yapılan Sivas Kongresi sırasında Mustafa Kemal’in yanında Enver Paşa’nın Amcası Halil Paşa bulunur. Halil Paşa İstanbul’da İngilizler tarafından tutukluyken 7 Ağustos günü kaçırılır. Bu işi Karakol Cemiyeti yapmış ihtimali vardır. Kemal Paşa Bolşevik ilişkilerini Kara Vasıf ve Enverlere bırakmamak için kendi emrinde bir kişiyi göndermek ister. Bunun için Halil Paşa seçilir. Halil Paşa bölgeyi iyi bildiği için Sovyetlerle görüşmesi için Mustafa Kemal tarafından Bakü’ye gönderilir. Burada yapacağı iş Bolşeviklerle temas bulunmak, Azerbaycan ve diğer Kafkas ülkelerinin vaziyetini bildirmek ve Bolşevizmin yayılma sahasını genişletmek. Karabekir bunları Halil Paşa’ya söylemiştir.[48]

Söylediklerinde Nuri Paşaya dikkat edilmesini, bizim gayemize ters işlerde bulunmamasını, Nuri Paşa ile sizin kaçırılmasında İngilizler’in Azerbaycan için subay takviyesi yapması istediğini  belirtmiştir.


BAKÜ DE FAALİYETLER

Heyeti Temsiliye tarafından Bakü’ye gönderilen Fuat Sabit ve Ömer Lütfı ve Halil Paşalar burada bir çok Bolşevik faaliyetlerde bulunur. Halil Paşalar ve Fuat Sabitler bir toplantı düzenlerler. Şu karar alınır:

“İngiliz siyasetinin pek ateşli taraftarları olan Azerbaycan’daki Müsavat Hükümeti’ni en kısa zamanda yıkmak ve yerine Bolşeviklerle anlaşacak bir hükümeti başa getirmek.” olarak belirlediler.[49]

Bunun sonucu olarak İttihatçı ve Heyeti Temsiliye temsilcilerinden oluşan bir ilişki vasıtası amacıyla “Türk Komünist Partisi” kurulur. Bu partinin amacı Bolşeviklerle ilişkiye geçerek gerekli yardım ve görüşmeleri sağlamak, Kafkasya vaziyetini milli menfaatler açısından rayına oturtmaya çalışmaktır.

19 Nisan 1920‘de Heyet-i Temsiliye’ye sunulmak üzere bir mektup gelir. Bu mektupta Sovyetlerle ilişki kurulmasını, Nuri Paşa‘nın bir çok kez haince davranışlarda bulunarak Azerbaycan ve İngiliz Hükümeti adına çalıştığını yazar. Ayrıca mektupta Kafkasya ‘da Bolşevik hareketini boğmak için Ermeni, Gürcü ve İngilizlerin ortaklaşa çalıştıkları ve Azerbaycan Hükümeti’ni de bu yönde desteklediği belirtilmektedir.[50]

Türk Komünist Fırkası, bir taraftan Anadolu’dali hâkimiyetle Bolşevikler arasında vasıta rolü oynarken, diğer taraftan Azerbaycan’ın Sovyetleştirilmesi için Bolşeviklerle ilişkiye geçmişlerdir.[51]

27-28 Nisan 1920’de, içerisinde bir kısım Türk esirlerinin de bulunduğu Rus 11. Kızıl Ordu’sunun Azerbaycan’a girmesinde, Bolşeviklerle birlikte Türk Komünist Fırkası önemli rol üstlendi. Mehmet Emin Resulzâde bu konu hakkında şunları yazıyordu:

“Bakü’de bulunan Osmanlı Türklerinden bir kısım mesul zevat ağzından iş’ar olunuyordu (bildiriliyordu) ki, ‘Gelen Kızıl Ordu Kumandanı, Necati Bey namında bir Türktür. Bu ordunun kıtaatı meyanında Türk üsera-i harbinden (savaş esirleri) müteşekkil alaylar var, birçok kıtaat dahi Volga boyu Türklerinden ibarettir. Bu ordu hayat-memat mübarezesi (çekişmesi) içinde bulunan Anadolu’nun muavenetine (yardımına) koşuyor. Bu kuvvete karşı gösterebilecek mukavemet (direniş) Türkiye’nin halâsını engel edecek bir vakıa olabilir ki, büyük Türklük ve İslamlık nokta-i nazarında (bakış açısında) bir hiyanettir”[52]

Halil Paşa’da hatıratlarında şunu kaydeder:

“Bir gün Komünist Teşkilatı liderlerinden Erkan-ı Harp binbaşı Baha Sait bana geldi ve mahrem olarak görüşmek istediğini belirtti. Kendisinden çekinmeden konuşmasını istedim, bir girişe lüzum görmeden şunları söyledi: ‘Paşam, Şimali Kafkasya’da toplanan Kızıl Ordu, bir düşman gibi değil, bir dost olarak Azerbaycan’a gelecektir. Bunun da en büyük delili şudur ki, siz, şahsen Şimali Kafkasya’ya geçerseniz, bu ordunun kumandası size tevdi edilecektir (bırakılacaktır), bu en yüksek merkezin aldığı karar cümlesidir.”[53]

Bakû’ye geldiğinde Türk Komünist Partisi’ni dağıtacak olan Mustafa Suphi dahi bu firkanın Azerbaycan’ın Bolşevikleştirilmesinde fa’âl rol oynadığını belirtmektedir.[54]

Esaretten memlekete dönerken Bakû’deki olaylara şahit olan Mülazım Refet, Kâzım Karabekir Paşa’ya verdiği raporda şunları kaybetmektedir:

“Azeri ahalisinin Türkiye’ye, Türklere ihtiramı pek büyüktür. Bütün ezanları Anadolu’ya, Millet Meclisi’nedir. Hatta Bolşeviklerin bu kadar suhuletle ve bilâ kayd-u şart Azerbaycan’a girmelerine bu hissiyatın pek büyük dahili olmuştur. Halil Paşa’nın Azerbaycan hududuna yaklaşan Bolşevikleri iltizam eylediğini gören halk, Bolşeviklere hudutlarını açmıştır.”[55]

Bunun karşısında Azerbaycan’daki Sosyalist Hümmetçiler vasıtasıyla Bakû’deki Bolşeviklerle ve onların yeraltı fa’âliyetleriyle kurulan temaslar oldukça ümit vericidir. Bunun sonucunda Bolşeviklerle birlikte çalışma kararı alınır ve ilk etaptaki hedefleri olarak “İngiliz siyasetinin ateşli taraftarları olan Musavat hükümetini en kısa zamanda yıkmak ve yerine Bolşeviklerle anlaşacak bir hükümeti başa getirmek” olarak belirlerler. Bu amacı gerçekleştirmek için çalışacak bir komite kurulur. Ayrıca Azerbaycan’da yapılacak devrime karşı vuku bulacak Ermeni ve Gürcü saldırılarının önünü almak için Türk ordusunun Kafkas hudutlarına doğru harekete geçmesi gerektiği de savunulmaktadır.

Bu çerçevede Azerbaycan’daki Türk milliyetçileri ve subayları, özellikle Halil Paşa, Mustafa Kemal’in talimatları üzerine Bakû’deki Komünist Parti’yle ilişkiye geçer ve Azerbaycan’da Bolşevik yönetiminin kurulmasında önemli rol oynarlar. Hatta Bolşeviklere daha geniş bir halk desteği sağlamak için miting bile düzenlerler. Halil Paşa, halka hitaplarında “Azerilerin Kızıl Ordu’nun gelişinde korkmamaları gerektiğini” telkin eder. İki ülkenin ittifakı sonucunda 28 Nisan 1920’de Müsavat hükümeti yıkılır ve Azerbaycan’da Sovyet iktidarı ilan edilir.[56]

Dr. Fuat ve Ömer Lütfi Beylerin raporlarını Kafkas Seddi konusunda işleyeceğimiz için burada girmeyeceğim.

BAHA SAİT BEY VE BAKÛ ANTLAŞMASI

Mustafa Kemal Paşa3 Mart 1920 tarihli şifresi ile, Karabekir Paşa’ya, Karakol Cemiyeti ile Uşak Kongresi heyeti icraiyesi (yürütme kurulu) namına Bakû’ya gitmiş Baha Sait Bey’in Sovyetlerle bir ittifak antlaşması yaptığı öğrenildiğini bildiriyordu.[57]

Mustafa Kemal’in 3 Mart 1920’de Kâzım Karabekir’e Baha Sait Bey’in Bolşeviklerle anlaşma yaptığı bildiren telgrafın sûreti.

Antlaşmayı özetlersek, iki ihtilal merkezlerin emperyalizme karşı birlik ve destek olmaları gerektiği, Doğu’da mücadele merkezi kurmayı, mücadele sonunda Doğu ülkelerinde sovyet sistemini temini, bu amaca erişmek için para, mühimmat ve silah yardımının yapılması, Türkiye’nin askeri olarak Sovyetlere iç savaşta yardım edeceği, Sovyetler islam ülkelerinin istiklallerini sağlayacağına, içişlerine karışmayacağına, gizli örgütler kurmayacağına, İslâm ihtilalci hükümetleri şartsız olarak destekleyeceklerini, Türkistan’da sovyet idaresini kabul edeceklerini, Kafkas emperyalist ve işbirlikçi hükümetlerine ortak mücadeleyi ve son olarak Kafkasya’da ortak işbirliği ile amele ve köylüleri destekleyerek istiklali kazandıracaklarını söz vererek antlaşma imzalanır.[58]

Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir bu girişime oldukça sinirlidir. Kara Vasıf Bey bu antlaşmanın Heyet-i Temsiliye’nin onayı ile imzalanacağü bildirmesine rağmen Mustafa Kemal bu davranışa olumlu bakmayarak karşı koyar. Bu antlaşmayı yapanların Milli Mücadele liderleri ile hiç bir bağlantısı olmayan sadece onların güvencelerini istismar edenler olarak yorumlasak doğru olacaktır. Bu antlaşma hem Heyet-i Temsiliye hem de Sovyetler tarafından pek önemsenmeyip tarihte sadece bir vesika parçası olarak kalacaktır. Baha Sait Bey bundan sonra artık Türk Komünist Fırkasında bulunarak ilişkilerde kilit rol oynamaya başlayacaktır.  Bundan sonra Rusya, muhattabını Heyet-i Temsiliye olduğunu anlayarak yetkili bir heyetin Rusya’ya gönderilmesini isteyecektir.[59]

Nitekim Karabekir 13 Nisan 1920 tarihli telgrafında şunları söyler:

“Bundan sonra Bakü’den hiç bir şahsın tek başına imza ve selâhiyeti kabul edilmeyerek, daima komitenin müşterek karar ve selâhiyeti tebliğ olunmalı” diye yazmaktaydı.[60]

MOSKOVAYA GİDENLER

TKF oluşmasından sonra Fuat Sabit ile Halil Paşa Moskova’ya gönderilecektir. Bu gidişin Kazım Karabekir talimatı ile olduğu açıktır.[61] Bu yolculuğun temel gayeleri; Moskova’da Bolşevik liderlerle görüşmek, Sovyet Rusya’nın Milli Harekete yardımlarını sağlamak. Nitekim Moskova’ya geldikten hemen sonra Fuat Sabit, “Anadolu hareketinin doğuşu ve gelişmesi ” başlıklı, “Bakü Türk Komünist Fırkası Vekili Doktor Fuat” imzalı bir rapor Sovyetlere verilir.[62] Halil Paşa ile birlikte görüşmeler yaparlar. Fuat Sabit yapılan ilk liderlerle görüşmeleri hakkında, 3 Haziran 1920 tarihinde 3.Fırka Kumandanı Rüştü Bey’e gönderdiği mektupta, Rusya’daki gelişmelerden ve burada ki faaliyetlerinden söz etmektedir. Fuat Sabit, Sovyetlerin bize karşı olumlu baktıklarını söyler. Ayrıca ilk aşamada yaklaşık 1 milyon altın, 60 bin tüfek, her tüfek için üç bin mermi, yüz on iki top ve on ağır top miktarında yardım  yapılması konusunda anlaştıklarını ifade eder.[63] Fuat Sabit’le birlikte faaliyetlerde bulunan Halil Paşa da 4 Haziran’da Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği mektupta özetle, Sovyet Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin, yardımcısı Karahan ve Kızıl Ordu baş kumandanı Kamenev ile görüştüklerini, yardım konusunda söz aldığını ve şimdilik bu yardımın gizli tutulması gerektiğini yazar. Yardımın miktarı olarak telgraftan naklen bilgiler:

“1- Nısfı (yarısı) altın olmak üzere iki milyon lira,

2- Üç kolordu için yirmi bini İngiliz, yirmi bini Rus yirmi bini Japon olmak üzere cem’an (toplamak olarak) altmış bin tüfek ile her tüfeğe iki-üç bin kadar fişek itâsı (ödemesi) takarrür etti.

3- Yine üç kolordu birer alay teşkil edilmek üzere üçer bataryalı üçer taburluk üç alay sahra topçusu için cem’an yüz sekiz İngiliz sahra topu bol cephane ile size verilecektir.

4- Ayrıca on iki topluk bir ağır topçu taburu olmak üzere mevcut İngiliz obüslerinden (tahminen 10,5’luk) sevk olunacaktır.”[64]

Kazım Karabekir sonra Mustafa Kemal’e gönderdiği mektuptan dolayı teşekkür ederek silah ve cephane eksikliğini tekrar dikkat çekmiş ve Sovyet Rusya ile aramızda ki engelin kalkması konusunda Halil Paşa’ya telkin etmiştir. Yardımlar sonra Kâzım Orbay yolu ile gelmiştir.[65]

Türk Komünist Fırkasını kuranlar bu ölçü de ilişkilerde büyük gayret ve azimleri ile başarılı olarak ilk yardım ve temaslari yapmışlardı. 

SONUÇ

Bu bölüm de Sovyet-Türk ilişkilerinin başlangıç safhasını vesikalarla ve kaynaklarca inceledik. Gördüğümüz gibi ilişkiler gayri resmi ve bazı vasıtalarla olmuştur. Bu ilişkilerde Kazım Karabekir ve Mustafa Kemal’in rolü büyüktür. Ayrıca ilişkilerde İttihatçı gruplarının etkisi ve faaliyetleri de dikkat çekicidir. Bu yönden baktığımızda TBMM’ye kadar ilişkiler bu vaziyette ilerlemiş ve gelişmiştir.

KAYNAKLAR:

[1] Yunus Nadi, Anadolu’da Yeni Gün, 11 Ocak, 1922’den aktaran: Yrd. Doç. Dr. Nurettin Gülmez, Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’da Yeni Gün, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1999, s. 17.
[2] Falih Rıfkı, Çankaya, Doğan Kardeş Matbaacılık San. A.Ş, İstanbul, 1969, s. 166.
[3] Leonid-Friedrich, Ankara 1922 Kitabı, Kaynak Yayınları, 1985, s. 39.
[4] SSCB Dış Siyaseti, Belgeler Koleksiyonu, Neşr.M-1944, c.1, s. 21.
[5] B. Danzig, Turtsiya, Moskova, 1948, s. 59 aktaran: Dr. Dimitır Vandov,  Atatürk Dönemi ‘nde Sovyet-Türk İlişkileri, İnfograph, Frankfurt a. Main 1982, s. 17.
[6] Y.A Bagirov, Kurtuluş Savaşı Yıllarında Azerbaycan-Türkiye İlişkileri, Bilim Yayınları, İstanbul, Şubat 1979, s. 134
[7] RGASPİ, fond. 64, liste 2, dosya 11, yaprak 145. aktaran: Rem Kazancyan, Bolşeviki i Mladoturki, Moskva, 1996, s. 3.
[8] Lenin, 14 Mayıs 1917, “War ve Revoluition, Collected Works, C.24, s. 415-416
[9] Lenin, Ekim-Eylül 1917, “The Tasks of the Revolution, Peace to Peoples”, Collected Works, C.26, s. 62-63
[10] Lenin, Doğu Ulusal Kurtuluş Hareketleri, Ant Yayınları, İstanbul, 1970, s. 271
[11] Cumhuriyet’e Doğru Atatürk ve Havza, Havza Kaymakamlığı, s. 26
[12] Hüsamettin Ertürk, 2.Devrin Perde Arkası, Pınar Yayınevi, İstanbul, 1964, s. 338 vd.[13] Stefanos Yerasimos, Ekim Devrimi’nden “Milli Mücadele”ye Türk-Sovyet İlişkileri, Gözlem Yayınları, Ocak, 1979, s. 107.
[14] Atilla İlhan, “Tek Yumruğa Dönüşebilmek”, Cumhuriyet, 25 Mayıs 2001.
[15] Mete Tunçay, Bileneceğini Bilmek, Alan Yayıncılık, İstanbul, 1983, s. 199.
[16] Em. Tümgeneral Celal Erikan, 100 Soruda Kurtuluş Savaşımızın Tarihi, Gerçek Yayınevi, Ekim 1971, s. 64
[17] Prof. Dr. Suat Bilge, Güç Komşuluk/ Türkiye-Sovyetler Birliği İlişkiler (1920-1964), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1992, s. 26
[18] Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, C.2. 2.basım, İstanbul, 1965, s. 68 vd.; Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, C.1, TTK, Ankara, 1973, s. 83; Ali Kemal Meram, Türk-Rus İlişkileri Tarihi, Kitaş Yayınları, İstanbul, Kasım 1969, s. 235; Mahmut Goloğlu, Erzurum Kongresi, Nüve Matbaası, 1968, s. 57 vd.
[19] Y.A Bagirov, Kurtuluş Savaşı Yıllarında Türkiye-Azerbaycan İlişkileri, Bilim Yayınları, İstanbul, Şubat 1979
[20] Bülent Gökay, Bolşevizm ile Emperyalizm Arasında Türkiye (1918-1923), Tarih Vakıf Yurt Yayınları, İstanbul, Aralık 1998, s. 81.
[21] Jizn Natsyonalnostey, 15.07.1920 aktaran: A. M. Şamsutdinov, Mondros’tan Lozan’a Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi 1919-1923, Doğan Kitapçılık, Mayıs 1999, s. 62 vd.
[22]  Hüsrev Gerede’nin Anıları, hazırlayan: Sami Önal, Literatür Yayınları, 2.basım, Kasım 2002, s. 53.
[23] Mustafa Kemal’in Erzurum Vilayeti’ne, Erzurum Heyeti Merkeziyesi’ne, 15.Kolordu vasıtasıyla Amerikalı General Harbord’a telgrafı. ATABE, C.4, s. 85.
[24] Mustafa Kemal’in 15. Kolordu Kumandanlığı’na ve Erzurum Vilayeti’ne telgrafı. ATABE, C.4, s. 52
[25] Semen Mihayloviç Budyonni, Prodyonnıy Put (Vospominaniya), Voyenizdat, Moskva, 1965.
[26] Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetler’le Görüşmeleri, Kaynak Yayınları, 3.basım, Kasım 2011, s. 35
[27] Mehmet Perinçek, a.g.e, s. 36.
[28] Mektubun tam metni için bkz. Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, Türkiye Yayınevi, 1960, s. 60-61.
[29] Feridun Kandemir, Mustafa Kemal Arkadaşları ve Karşısındakiler, İstanbul 1964, s. 22
[30] Kâzım Özalp, Millî Mücadele, C.1, TTK, 1988, s. 74.
[31] Sebahattin Selek, Anadolu İhtilali, C.2, Burçak Y., 1966, s. 68.
[32] Perinçek, a.g.e., s. 43.
[33] Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaş İle İlgili Ingiliz Belgeleri, TTK, 2. basım, 1991, s. 190.[34] FO, 371/4161/163511: İngiliz Askeri Istihbarat Şefi’nden Dışişleri Bakanlığı’na yazı, no. B. I./7152 (M. I. 2), Londra, 18.12.1919. – Bkz. S. R. Sonyel, “Orgeneral Kâzım Özalp’ın Anıları İle İlgili Bir Açıklama”, Belleten, C. XXXVII, Sayı. 146, Nisan 1973, s. 231-4.[35] a.g.m., s. 233.
[36]Kazım Karabekir, a.g.e., s. 58. – Telgrafın tam metni için bkz. ATABE, C. 3, s. 113-114; ATTB IV, Atatürk Araştırma Merkezi, 2006, s. 43-46.
[37] Kırım ve Odessa’dan 1919 yılı içerisinde bir çok Bolşevik propagandacıların İstanbul’a geldiği bilinmekte. Bkz: TKF’nın Birinci Kongresi, TKF Neşriyatından, Bakü 1920, s. 23
[38] Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, Vatan Neşriyatı, İstanbul, 1953, s. 94 vd.[39] Karabekir, a.g.e, s. 75.
[40] Halil Paşa, Bitmeyen Savaş, s. 320.
[41] Süleyman Nuri, Çanakkale Cephelerinden TKP Yönetimine Uyanan Esirler, İstanbul 2002, s. 311.
[42] Azerbaycan Cumhuriyeti Merkezi Devlet En Yeni Tarih Arşivi, F.894, OP.10, D.145, L.11-13.
[43] Atatürk’ten Soğuk Savaş Dönemine Türk-Rus İlişkileri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2011, s. 270
[44] ATABE, C.3, s. 185
[45] FO, 371/4158/118399: Yüzbaşı Perring’in raporu, Samsun, 29.7.1919. – Salâhi R. Sonyel, a.g.e., s. 106.
[46] FO, 371/4158/126001: Rawlinson’un raporu, 11.8.1919. – Sonyel, a.g.e., s. 106.[47] Dr. Fuat Sabit’in raporu için bkz. Karabekir, a.g.e., s. 788-789.
[48] Kazım Karabekir, Enver Paşa ve İttihat Terakki Erkânı, s.13-14
[49] Karabekir, a.g.e, s. 610.
[50] Karabekir, a.g.e, s. 613-614.
[51] 11.Kızıl Ordu’nun Bakû’ye girişi ve Azerbaycan ‘ın Sovyetleştirilmesi için bkz: Mehmet Emin Resulzade, Şehzadebaşı: Evkaf-ı İslamiye Matbaası, 1339-1341, s. 107-111; Efendizade Mehmet Şerif, Azerbaycan ve İnkilâbı, İstanbul 1921, s. 40-44; Z. İbrahimov, Sosyalist İnkilâbı Uğrunda Azerbaycab Zahmetkeşlerin Mübarezesi, Bakü 1957, s. 574-576.[52] Resulzâde, Azerbaycan Cumhuriyeti, s.109.
[53] Halil Paşa, a.g.e, s. 320
[54] Azerbaycan Cumhuriyeti Siyasi Partiler ve Toplumsal Hareketler Arşivi, F:1, Op.1, D.98, L.11; Yeni Dünya (Bakü) 28 Haziran 1920.
[55] Genelkurmay ATASE, A.1/4282, K1.586, D.114/34, F.90-1.
[56] Y.A. Bagirov, Kurtuluş Savaşı Yıllarında Azerbaycan-Türkiye İlişkileri, Bilim Yayınları, İstanbul, Şubat 1979, s. 124 vd.; Salâhi R. Sonyel, a.g.e., s.182; M. Taylan Sorgun, Bitmeyen Savaş Kütulamare Kahramanı Halil Paşa’nın Anıları, 7 Gün Yayınları, İstanbul, 1972, 318 vd.; Bülent Gökay, Bolşevizm ile Emperyalizm Arasında Türkiye (1918-1923), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, Aralık 1998, s.104; Dr. Rıza Nur, Moskova-Sakarya Hatıraları, Boğaziçi Yayınları, 2. basım, İstanbul 1993, s. 64 vd.; Fahri Belen, Askeri, Siyasal ve Sosyal Yönleriyle Türk Kurtuluş Savaşı, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı, Ankara, 1973, s. 227, 237; Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu’da, TTK, Ankara, 1959, s. 19; General Sami Sabit Karaman, Trabzon ve Kars Hatıraları 1921-1922 İstiklal Mücadelesi ve Enver Paşa, Arma Yayınları, 2. basım, İstanbul, Mayıs 2002, s. 77; Saime Yüceer, Milli Mücadele Yıllarında Ankara-Moskova İlişkileri, Bursa, 1997, s. 91 vd.
[57] Karabekir, a.g.e., s. 509; ATTB IV, s. 243.
[58] Karabekir, a.g.e, s. 628-630.
[59] Karabekir, a.g.e, s. 633.
[60] Karabekir, a.g.e, s. 621.
[61] Genelkurmay ATASE, A./4282, K1.586, D.114/34, F.87-2.
[62] Karabekir, a.g.e., s. 790-792.
[63] a.g.e., s. 789.
[64] a.g.e., s. 799.
[65] Halil Paşa, s. 335.

Yazıya katkıda bulunanlar
Berkan Duysak
Adnan Berkay Duysak
,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir