Kürt Ulusal Sorunu Üzerine Bazı Notlar

Yazımızın başlığından da anlaşılacağı üzere ülkemizde çok tartışmalı olan “Kürt Ulusal Sorunu” üzerine bazı çıkarımlar yapacağız. Tabi ki bu çıkarımlarımız Marksizm-Leninizm (Tarihsel Maddecilik) Biliminin ışığında olacaktır.

Konumuza geçmeden önce metodumuzu niteleyelim: Marksizm-Leninizm Bilimi, olgu ve olaylar bilimidir. Olgu ve olayları netçe, olduğu gibi ortaya koyma sanatıdır. Bu bilimde olayları incelerken başlıca olgunun enine boyuna, ardına arkasına bakılır. Yani bir konu veya sorun üzerinde dururken onun tüm yanlarını ortaya çıkarmak devrimciliğin en bilimsel metodudur. Bilimsel Sosyalizmin Kurucu Ustalarından Karl Marx’ın da belirttiği üzere “Görünen, gerçek olsaydı bilime gerek kalmazdı.” sözünden yola çıkarak, bugün sizlerle Kürt Ulusal Sorunu üzerine olaya ve olguya bakacağız.

Hepimizin bildiği üzere dünya ölçeğinde birden fazla Ulusal Sorunlar mevcuttur. Bu sorunlar gerek kimi etnik kökenlerin devletsiz oluşundan, topraklarının başkaca bir ulusun egemenliğinde oluşundan vb. durumlardan ortaya çıkar. Ve bu ezilen uluslar, dili, dini ve tüm kültürel-sosyal aidiyetleri üzerinden de en antidemokratik baskılara maruz bırakılırlar. Tabi ki esasen “Ulusal Sorun” dediğimiz sorun, başlıca bir Demokrasi sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyalistler, bu sorunları her olgu ve olayda, sorunlarda olduğu gibi gündemine almış ve çözüm önerileri getirmiştir. Biz de bugün o çözüm önerilerinin içeriği ve metodu üzerinden birkaç not paylaşacağız. Bu notlar üzerinden Marksist-Leninist Devrimcilerin Ulusal Sorunlar karşısındaki çözüm önerileri ve davranışlarını da göstermiş olacağız.

Öncelikle Ülkemizde ki Kürt Ulusal Sorunu’nun ciddi bir sorun olmakla birlikte, daha halen çözüm beklediğini vurgulamak isterim. Daha önce sitemizde “Alman Burjuva Meclisi’nin Marksizm’e açık saldırıları üzerine” konu başlıklı yazımızda PKK’nın ortaya çıkış sebebini ve yapısını ortaya koymuştuk, onu aynen aktaralım isterim. Çünkü bizlere, Kürt Ulusal Sorunu’nun etki-tepki sonucu olarak ortaya çıkan Ulusal Kurtuluş Hareketi PKK hakkında bilgiler verecek alıntımız:

“Ülkemiz Türkiye’nin doğusunda bir Kürt sorunu mevcuttur. Bu sorun başlıca bir ulusal sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizin üçte birinin üzerinde yaşamakta olan hiçte azımsanamayacak derecede ve hatta milyonluk nüfusa sahip bir Kürt ulusu mevcuttur. Bu ulus gerek kültürüyle, tarihiyle ve diliyle capcanlı kendi coğrafyasında yaşamaktadır. Kürt ulusu yıllar boyunca Türk burjuvası ve şovenistleri tarafından sömürü altında tutulmaktadır. Bunu inkar etmek veya buna mümasil işler peşinde olan kimseler ne demokrat ne de Marksist-Leninist olabilirler. Bölgemizde ki Kürt sorunu inkar edilemez ve ulusal bir sorun niteliğindedir.

PKK’nın ortaya çıkış sebebi de bu soruna mutabıktır. Ortaya çıkış amaçları ulusal bir kurtuluş savaşı vermektir. Ancak sınıfsal yapıları küçük-burjuvadır. Marksist bir hareket olmamakla birlikte bir şoven hareket olarak çıkmışlardır. Zaten başında dedik; PKK’nın ortaya çıkış sebebi ulusal bir sorunla mutabıktır, bu sebepten salt olarak küçük-burjuva şoven hareketidir.

PKK hareketinin şovenizmi birer ezilen ulus şovenizmi olmasından dolayı her ezilen ulusun şovenizminde olduğu gibi, PKK’nın ezilen ulus şovenizmi de bir takım demokratik içerikler mevcuttur, barındırmaktadır.

Biz Marksist-Leninistler, bu demokratik içerikleri desteklemek ve PKK’nın demokratik muhtevalarına sahip çıkmak zorundayız. Desteklemezsek ve buna mümasil işlere girişirsek Türk burjuvazisini ve onun emperyalist çıkarlarını birçok şeyin üstünde tutan sosyal şoven durumuna düşeriz. Bu açıdan bırakın Marksist-Leninist olmayı; demokrat bile dahi olamayız.

Türkiye Kürdistan’ında, Marksist-Leninist bir hareket şu ana dek gelişmemiştir. Biz Marksistler, Türkiye Kürdistan’ında gelişecek olan Marksist-Leninist bir hareketi elbette destekleriz. Hatta onunla en yakın iş birliğine girişerek ustamız Hikmet Kıvılcımlı’nın da söylediği üzere; Orta Doğu ve bölgemiz halklarıyla beraber ortak anti-emperyalist cepheyi kurar ve ezen sınıflara, para babalarına karşı birer savaş veririz.

Ancak Türkiye Kürdistan’ında Marksist-Leninist bir hareket gelişmediği için, Kürt ulusunun ezilen ulus şovenizminde ki bir takım demokratik içerikleri destekleriz…

PKK’nın örgüt biçimi, program ve örgütçülük tarzında küçük-burjuva sınıfsal yapısından kaynaklanan bir takım taktiksel hatalar ve yanılgılar mevcuttur. Bu durumu gözler önüne sermek ve izahını yapmakta biz Marksistlerin bir görevidir. Küçük-burjuva sınıf yapısının ve karakterinin getirmiş olduğu pragmatist eğilimlerin hataya sebep oluşuda mevcuttur.

Nitekim 1991’de sosyalist kampın çöküşü ile beraber dünya tek kutuplu bir hal almıştır. Bu durum PKK’nın doğrudan sırtını AB-D emperyalizmine dönmesine, emperyalizm destekli birer örgüt haline gelmesine sebep olmuştur. Küçük-burjuva sınıfsal karakterlerinin özelliği olan pragmatist davranış biçimlerinin getirmiş olduğu yanılgılara, hatalara düşmüşlerdir. Bu yanılgılar sosyalist kampın çöküşü ile beraber PKK açısından pek olumsuz sayılacak nitelikler edinmiştir. PKK’nın ortaya çıkışında mevcut olan bir takım ezilen ulus şovenizminde ki demokratik muhtevalar doğrudan ortadan kaldırılmış ve gericileşmiştir.

Ulusal Kürt hareketi artık tamamıyla “Amerikancı burjuva Kürt hareketi”ne evrilmiştir. PKK, doğrudan AB-D emperyalistleri tarafından birer kukla örgütü haline getirilmiştir. Bu yüzden ezilen Kürt ulusunun artık “Ulusal kurtuluş savaşı” verecek bir örgütü kalmamıştır. Doğrudan emperyalizmin kucağına oturan ve ondan medet uman bir hareket “Marksist” olmayacağı gibi, demokratik de olamaz.

Çünkü; Kürt sorunu esasen Doğu halklarını ilgilendiren bir sorundur. Kapitalizmce geri olan Doğu’ya özgü gerici sermaye sınıflarının(Kadim tefeci-bezirganlığın) gerici sömürgenliğin öz gücü olan finans kapitalistlerle olan ortaklığından elbette Kürt sorunu da etkilenmiştir.

PKK, doğrudan bu durumda finans kapital ve kadim tefeci-bezirgan ortaklığında birer kukla halini alarak Kürt sorununu emperyalist çözümlerle sonuçlandırmak istemişlerdir. “Kürt ulusal kurtuluş savaşı” iddiasıyla ortaya çıkan PKK, artık emperyalizmin Ortadoğu’da BOP projesi doğrultusunda AB-D’nin bölgede ki emperyalist çıkarlarına hizmet etmekte kusur etmeyecek bir oluşum haline evrilerek emperyalist çözümden yana bir hal alarak küçük-burjuva şoven bir oluşum olmasından sebeple pragmatist davranarak Kürt halkına ihanet etmiş ve onları gerçek ulusal kurtuluştan da mahrum bırakmıştır.

Kürt ulusunun, proletaryasının önünde iki seçenek vardır; ya kukla bir şekilde doğrudan Kürt ezen sınıflarının vaat ettiği emperyalist boyunduruk altında ölümlerden ölüm beğenirler, ya da kardeş Türk ve bölge proletaryası ile anti-emperyalist, devrimci çözümlerle keskin Bolşevik devrim prensipleriyle kurtuluşa ererler.

Nitekim Lenin Usta’nın da söylediği üzere; emperyalizmle, feodalizmle dirsek temasında bulunanlar devrimci olamazlar!” [1]

Bu alıntımızla birlikte PKK’nin yapısı ve geldiği durumu en özet biçimiyle 2018 yılında sitemizde yazmıştık. Peki, PKK’nin daha sonra –sosyalist kampın çöküşüyle-, gericileşmesinden ve AB-D Emperyalizminin işbirlikçi konumuna geldiğinden bahsetmişiz. Bu noktada daha fazla somutlaştırmalar yaparak, Marksist-Leninist (Tarihsel Maddecilik) Biliminin ışığında “Ulusal Sorunlar” üzerine bakış açımızı ve davranışımızı açıklamak isterim.

Marksizm-Leninizm Bilimi “Ulusal Sapmacılık” üzerinden tahrif edilmek isteniyor!

Marksizm-Leninizmi sadece “Ulusal Sorunlar” kaygısıyla okuyan ve bu muhteva üzerinden savunmaya kalkan ulusal sapmacılar, en afili biçimde bir bilimin bütünlüğünü inkâr ediyorlar. Marksizm-Leninizm, Ulusal Sorunlar hakkında bir şey söylerken bunu bilimin metotlarından bağımsız ortaya koymuyor. Bu sebeple Marksizm-Leninizm, Ulusal Sorunlar noktasında asla tabu koymaz. Ve bunun “Demokrasi” sorunu olduğundan yola çıkar. Ancak, her Ulusal Hareketin ilerici ve savunulur olmadığını daha başından belirtir. O sebeple; Marksizm-Leninizmin sadece Ulusal Sorunlar hakkında ne dediğiyle ilgilenenler, sadece onun bu nokta üzerinden savunusunu yarım yamalak yapanlar, en çok bilimin kendisini tahrif ediyorlar.

Bir şeyi bütünlüğü ile okumadan onu kendi çıkarlarınız -bu sadece kişisel çıkarlar olmak zorunda değil-, doğrultusunda trafik polisliğinize yamarsanız onun adı bilim olmaz. Tabulaştırma ve tahrif olur. Nitekim ülkemizdeki birçok kendisine “Sol” veya “Devrimci” diyen örgüt ve yapılar veya kişiler, bu tahrife bilerek veya yaygın, ama yanlış teorik çıkarımların etkisiyle gafilce, bilimi tahrif eden hataya düşüyorlar. Başından ayrımı yapalım: Bu tahrif ediş bazı örgütlerce bilesiye, haince yapılırken; bazı kişilerce de o yaygın yanlışların doğru kabul edilmesi sonucunda gafilce bu hataya paye verenler ortaya çıkabiliyor (Bkz: PKK).

Marksizm-Leninizm Biliminin sadece Ulusal Sorunlar hakkında söyledikleri ile ilgilendiler. Ve sonunda 1991’de Sosyalist Kampın çökmesiyle birlikte tamamen küçük burjuva şovenizm hareketi oluşlarından dolayı tek kutuplu kalan dünyada dümeni AB-D Emperyalistlerine çevirdiler. Dümeni çevirmekle yetinmediler. Her geçen gün işbirlikçi oluşlarını AB-D Emperyalistlerine duyurmak için çabaladılar ve onların çıkarları doğrultusunda “Kara Gücü” oldular.

Bu düpedüz Ulusal Sapmacılık idi. PKK’nin yaptığı şey; Halkların Kurtuluş Bilimi olan Marksizm-Leninizmin bütünlüğü ile girilmiş bir savaş değildi ve hatta böylesi bir gerçek savaşı vermemesinden ötürü de Ulusal Hareket olarak, Küçük-Burjuva sınıfsal muhtevasından dolayı güce tapıcılık yaptı. 91’den sonra sırtını tek kutuplu dünyadaki tek güç olarak kalan AB-D Emperyalizmine dayadı. Onunla eklemlendi…

Lakin tarih asla Emperyalizmin mazlum halklar için hak talep edici olduğunu yazmamıştır. Her zaman için kendisine uşak, kukla ve piyon edinmiştir. Devşirmiştir…

Hepimiz biliyoruz ki; bu süreç dâhilinde PKK ilk iş olarak bayrağından orak ve çekici çıkarıp atmıştır. Ve bugün geldiği konum itibariyle de düpedüz Antikomünizm yapmaktadır. Sovyetlerin çöküşünü “demokrasi yoktu” diye gerekçelendirmektedir. Bunu yaparken de ABD’yi “demokratik” ilan ederek; ABD’nin bugün halen varlığını-yaşamını buna bağlamaktadır. Bunu bizzat PKK kurucularından ve KCK Yürütme Konseyi üyesi Murat Karayılan dillendirmektedir. Hemen Murat Karayılan’ın bu konuyla alakalı haberine bakalım, arkadaşlar.

İsrail medyasına konuştu: “ABD bizimle ilişkiye geçsin”

Terör örgütü PKK’nın Kandil’deki yöneticisi Murat Karayılan: “ABD dahil hiçbir güce düşmanlığımız yok ve ABD’yi asla hedef almadık. Biz Sovyet ideolojisini eleştirdik, uzak durduk. ABD’de demokrasi var.”

Terör örgütü PKK’nın Kandil’deki liderlerinden Murat Karayılan, İsrail medyasına konuştu.

Kuzey Irak Bölgesel Kürt lideri Başkanı Barzani’ye yakınlığıyla bilinen Rudaw’ın,  The Jerusalem Post Gazetesi’nden aktardığına göre, Murat Karayılan, “ABD dahil hiçbir güce düşmanlığımız yok ve ABD’yi asla hedef almadık” ifadelerini kullandı.

PKK terör örgütünün başındaki isimlerden Karayılan konuşmasının devamında Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurtuluş Savaşı sonrasında imzaladığı Lozan Anlaşmasını hedef aldı ve, “Lozan Konferansı sırasında Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD Başkanı Woodrow Wilson, Kürtlerin haklarını kabul etti, ancak diğer güçler Wilson’un tavsiyelerine karşı çıktı. Lozan anlaşması Kürt milleti için bir felaketti” dedi.

Konuşmasının devamında ABD’nin kendileri ile temasa geçmesi için çağrılarını sürdüren terör örgütü PKK’nın yöneticisi Karayılan, “Amerika’nın hakkımızda yanıltıcı ve sahte bilgilerle beslendiğini düşünüyorum. ABD’ye, PKK’yı terör listesinden çıkarması çağrısında bulunuyoruz” dedi.

Konuşmasının devamında Sovyetler Birliği’ni eleştirirken ABD’yi öven ve Sovyet Birliği sosyalizminden uzak durduklarını anlatan PKK terör örgütünün yöneticisi Karayılan, “Biz Sovyet ideolojisini eleştirdik. Bu yüzden Sovyetler Birliği çöktüğünde olumsuz etkilenmedik, çünkü onlardan her zaman uzak durduk. Sovyetler Birliği çöktü çünkü demokrasi yoktu ancak Amerika demokrasi sayesinde ayakta kaldı. ABD ile ilişki geliştirilmesine karşı değiliz” şeklinde konuştu. Konuşmasının devamında Suriye’nin kuzeyindeki ABD varlığının kendilerini cesaretlendirdiğini de anlatan PKK terör örgütünün yöneticisi Murat Karayılan’ın, bu sözleri ABD’deki Başkanlık seçimlerini Biden’ın kazanmasının hemen ardından söylemesi ise dikkat çekti.” [2]

Görüldüğü üzere arkadaşlar, kim PKK’nin Kürt Ulusu için gerçek birer Ulusal Kurtuluş Hareketi olduğunu iddia edebilir? Şu verilen demeçlere bakar mısınız?! Resmen Antikomünizm, Amerikancılık ve İşbirlikçilik kokuyor yahu! Karayılan’a sormak gerekir, nerede bu ABD Demokrasisi? Yani Karayılan’ın bahsettiği gibi ABD’de Burjuva Demokrasisi bile kılıfında ilerleyemiyor. Anında o maskeyi çok rahat bir şekilde kaldırıp bir kenara koyabiliyor ABD Emperyalistleri. Murat Karayılan, dünyanın baş haydut devleti için “demokratik” diyor. Oysaki AB-D Emperyalistlerinin elindeki mazlum halkların kanını tüm okyanusların suları birleşse temizlemeye yetmez. Böylesi bir gerçeklik varken ABD Emperyalizminin neresinde “Demokrasi” görüyorsun?

ABD’den yakın tarihte yaşanmış birkaç demokrasi(!) örneği verelim isterim:

ABD’de veri bilimci bir kadıncağız, “ABD korona virüsle ilgili yalan söylüyor. Gerçekleri açıklamıyor.” dediği için evi silahla basılarak gözaltına alındı. Hem de eşine ve çocuklarına silahlar doğrultularak zorbaca gözaltına alındı. [3]

ABD’de yaşanan ırkçılığı hepimiz biliyoruz. ABD Emperyalistlerinin sicilinden ırkçılık silinemez boyutta bir gerçekliktir. ABD’de yakın tarihte Siyahî George Floyd cinayeti işlendi. Floyd, hem siyahî olmasından ötürü şiddete maruz kaldı, hem de polis şiddeti sonucunda katledildi. Tam 9 dakika boyunca dünyanın gözleri önünde can çekişerek katledildi Floyd! [4]

Korona Virüs Pandemisi tüm dünyayı derinden sarstı. Bu lanet felakete sevdiklerimizi kurban verdik. Aslında Korona Virüs salgını dünya üzerindeki en büyük ahlaksızlık olan Emperyalizm ve Kapitalizmin gerçek yüzünü ortaya çıkardı bir bakıma. Dünyanın en İleri Kapitalist ülkeleri, en refahlı ve gelişkin gösterilen ülkeleri, vatandaşlarına gereken demokratik ve temel destekleri sunamadı bu süreçte. Örneği yine Emperyalist Baş Haydut ABD’den verelim. ABD’nin New York Eyaletinde Pandemi sürecinde ölenlerin cesetleri tam 1 yıldır kamyonlarda çürümeye terk edildi! Bunun sebebi ise ölen kişilerin akrabaları yakınlarını defnedecek kadar para bulamadıkları için ABD Demokrasisi o insanları sokaklarda çürümeye terk etti. [5]

ABD Emperyalizmi, Latin Amerika’daki Halk İktidarlarına da darbeler planladı, darbecileri finanse etti. Bolivya’nın Evo Morales önderliğindeki Halk İktidarına Tekelci Kapitalist Elon Musk darbe yaptığını açıkça ifade etti. Yiğit Bolivarcı Venezuela Halkına, Ölümsüz Chavez Yoldaşın halkına ve Maduro önderliğindeki Halk İktidarına sayısız darbe örgütledi bu ABD Emperyalistleri. Irak’ı işgal ettiler. Milyonlarca Müslüman kadının ırzına geçtiler. Çocuk ve kadın demeksizin vahşice niyetlerle katliamlar uyguladılar Irak’ta. Irak’ı da böldüler BOP Projeleri kapsamında. Ve daha sayamayacağımız nice halk düşmanlıkları, soykırımlar, katliamlar ve saldırılar yaptılar.

Bu örnekleri ABD özelinde daha çok arttırabiliriz, arkadaşlar. Yani burada PKK’nin Lideri Murat Karayılan’ın yaptığı şey utanmazca bir işbirlikçiliktir. Kürt halkını halkların düşmanı ve baş haydut AB-D Emperyalistlerine şirin göstermek, kurtarıcı Mesih ilan etmek çabasındalar. Karayılan’ın yaptığı şey demagojidir. ABD Emperyalistlerini, yani ağababalarını güzellemektir. Diyecek çok şey var aslında. Ama, insanlık soyunun baş düşmanı ABD Emperyalizmine teşne olanlara ne dersiniz?! Onlar aslında görev yapıyor. Yani AB-D Emperyalistlerinin onlara yüklemiş olduğu bekçilik misyonunu yapıyorlar. Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında, kukla Kürdistan olan “Free kurdıstan” için “Kara Gücü” görevini yerine getiriyorlar. Tabi ki onlarda Hollywood propagandalarında olduğu gibi “Amerikan Rüyası”na yatıracaklar Emekçi Kürt Halkını. 

Fidel Castro’nun bilmem kaç kilo metre öteden görebildiğini ne yazık ki ülkemizdeki sözde “sol” örgüt ve partiler göremiyor. Ne diyordu bunlar için Fidel Castro?

“Petrol bekçisi…” Evet arkadaşlar. Küba Devrimi’nin Önderi Castro Yoldaş, bu işbirlikçi alçaklar güruhu için bunu söylüyordu. Şimdi bakalım o “Petrol Bekçisi” görevlerini nasıl yürütüyorlar?

“ABD Emperyalizmi Suriye’deki işgal üslerine takviyesini sürdürüyor

ABD, Suriye’nin kuzeydoğusunda YPG/PKK kontrolünde bulunan bölgelerde üs ve askeri noktalarını güçlendiriyor.

Yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Suriye’de Amerikancı Kürt Hareketi (YPG/PKK) destek veren ABD ordusu, dün Irak-Suriye sınırındaki el-Velid kapısından 70 tırlık yeni bir askeri sevkiyatta bulundu.

Haseke, Rakka ve Deyrizor illerinde ABD güçlerine ait üs ve askeri noktalara giden konvoyda, 12 zırhlı araç, üstü kapalı tırlar, yaşam malzemesi taşıyan tırlar ve çok sayıda akaryakıt tankerleri yer edindi.

ABD güçleri, 2 aylık bir aranın ardından Irak üzerinden son 2 haftada bölgeye 5 konvoy halinde en az 300 tırlık sevkiyatta bulundu.

Bu sevkiyatlarda da zırhlı araçlar, üstü kapalı tırlar, yaşam malzemeleri ve akaryakıt tankerlerinin yanı sıra mühimmat ve lojistik malzemelerinin bulunduğu öğrenildi.

ABD Emperyalistleri, Suriye’de petrol sahalarında kontrol sağlamaya önem veriyor. ABD Emperyalizminin desteklediği YPG/PKK, ABD ile birlikte bu petrol sahalarında varlık gösteriyor. ABD, Ekim 2019’da Barış Pınarı Harekatı’nın başlamasıyla harekât bölgesindeki üslerini boşaltırken, petrol sahaları civarında yerleşmeye öncelik vermişti.

YPG/PKK’ya desteğini sürdüren ABD Emperyalistleri, hâlihazırda Suriye’de Haseke, Rakka ve Deyrizor illerinde Amerikancı Kürt Hareketinin işgalindeki bölgelerde toplam 11 üs ve askeri noktada varlık gösteriyor. Washington, YPG/PKK’lıların işgalindeki petrol sahalarında bulunan askeri üs ve noktalarına da sürekli takviye asker göndererek destek sağlıyor.[6]

Görüldüğü üzere arkadaşlar, durup dinlenmeksizin AB-D Emperyalizminin tam teşekküllü maddi ve manevi desteğini alıyorlar. Peki, Karayılan İsrail medyasına verdiği yukarıda da sizlere aktardığımız röportaj da ne diyor?

“ABD dahil hiçbir güce düşmanlığımız yok ve ABD’yi asla hedef almadık.” Tabi ki düşman olmazsın be! Diz çökmüşsün, onursuz bir şekilde ulusal kimliğini satılığa çıkarmışsın. Halk düşmanlarıyla aranızda efendi ve köle ilişkisi olmuş. Yani şu lafa bakar mısınız? Nereden baksanız kendi ağızlarıyla yapılmış “Biz, Amerikancıyız” itirafıdır bu. Röportajının devamında ABD’de demokrasi olduğunu söylüyor, arkadaşlar. İşte yukarıda yine örneklerle “demokrasi” manzaraları paylaştık. Bu manzaralara bakınca Burjuva Demokrasisi bile yok ortada bre! Birde kalkmış dünyanın ilk Proleter Devleti SSCB’ye saldırıyor. Tabi ki amacı kendilerini daha da çok kanıtlamak olduğu için yapıyor bunu. O yüzden Sosyalizm pratiklerine saldırıyor. Biz de antikomünistiz, o amaca hizmet ediyoruz, demek istiyor efendisine. Ve devam ediyor, “Onlarda demokrasi yoktu” diyor. Kalpazanlığa bakar mısınız?! Dünyanın neresinde böyle namussuzca, alçakça bir hizmetkârlık vardır?

Şimdi gelin ABD ve SSCB’yi mukayese eden gerçek bir Demokrasi örneği verelim:

ABD’DE SİYAHİLER VE SSCB’DE SİYAHİLER

Sol tarafta gördüğünüz bir Afro-Amerikan, üzerinde “sadece siyahlar” yazan çeşmeden su içiyor. Sol tarafta ki fotoğraf 1939 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde çekilmiştir. Sağ tarafta gördüğünüz siyahi kişinin adı Paul Robeson söylediği sözler aynen şu şekilde “Sovyet sokaklarında yürüdüğüm sırada, yaşamımda ilk kez kendimi siyah değil tamamen insan hissettim.” diyor.

Paul Robeson, o sözlerini 1936 yılında söylerken 1939’da insanlık soyunun en büyük düşmanı olan ABD imparatorluğunda insanlar ten rengine göre sınıflandırılıyor, ayrımcılığa uğruyordu. Deyim yerindeyse ABD’de siyahî insanlara sırf siyah tenli olduğu için “hayvan” muamelesi yapılıyordu. Parababaları tarafından, PKK tarafından  “Özgürlükler ülkesi” ve “Demokrasi Ülkesi” olarak adlandırılan ABD’de halen günümüzde dahi siyahîlerin özgür olduğunu, ayrımcılığa uğramadığını, polis şiddetine maruz kalmadığını kim söyleyebilir?

PKK’nin ve Karayılan’ın düpedüz Antikomünizm yaptığı bir gerçek, arkadaşlar. İnsanlık soyunun baş düşmanı ABD’ye “bizim senden başka dayanağımız yok” diyor. Senin çıkarlarını savunuruz, savunmaya her zaman yaptığımız gibi devam edeceğiz, diyor. Bu sebeple onu demagojik biçimde allıyor pulluyor. Hatta PKK’nin yaptığı bir Antikomünizmden daha örnek verelim.

“PKK’dan Sosyalist Küba’ya iftiralar

PKK’nın Kandil’deki yöneticilerinden Nurettin Demirtaş yazısında Sosyalist Küba’yı hedef aldı. Nurettin Demirtaş, “Çin ve Küba gibi ülkeler Kürt halkının özgürlük mücadelesini desteklemelidir. Kürt halkını ve özgürlük mücadelesini tanıdıklarında demokrasiyle tanışmış olacaklardır.” dedi.

Amerikancı Kürt Hareketi PKK’nın Kandil’deki liderlerinden Murat Karayılan, Kasım ayında İsrail medyasına verdiği demeçlerinde ABD lehine olumlu görüşler belirtmişti. Karayılan İsrail medyasına verdiği demeçte şu sözleri kullanmıştı:

“ABD dahil hiçbir güce düşmanlığımız yok ve ABD’yi asla hedef almadık”

Bu açıklamaların benzerlerini yapmayı sürdüren PKK yöneticileri, ABD’nin kendileri ile temasa geçmesi içinde defalarca çağrılarını sürdürdüler. PKK yöneticileri, açıklamalarının her satırında Anti-komünizm yaparak adeta haydut devlet ABD’nin kendileriyle çalışmaya devam etmesi, yeni görevler vermesi için yarış halindeler. PKK yöneticisi Karayılan, İsrail medyasına verdiği demeçlerde Sovyetler Birliği için şu ifadeleri kullandı:

“Biz Sovyet ideolojisini eleştirdik. Bu yüzden Sovyetler Birliği çöktüğünde olumsuz etkilenmedik, çünkü onlardan her zaman uzak durduk. Sovyetler Birliği çöktü çünkü demokrasi yoktu ancak Amerika demokrasi sayesinde ayakta kaldı. ABD ile ilişki geliştirilmesine karşı değiliz.”

Karayılan, ABD’nin “demokrasi ülkesi” olduğunu ve bu sebeple ayakta durduğunu vurgulayarak, ABD ile ilişkilerin geliştirilmesini savundu.

ABD, Ortadoğu halkları başta olmak üzere tüm mazlum halklara acı ve gözyaşına boğan, onlara zulümler götürmeye devam eden, Che’nin de deyimiyle “insanlık soyunun baş düşmanı” ülke olmaya son hız devam ediyor. Tüm insanlığın yaşadığı en büyük pandemi olan Kovid-19 virüsü sırasında ABD, dünya üzerinde en fazla sağlık hizmeti aksaklığının, ölümlerin yaşandığı ve insani yardımların yapılmadığı ülkeler arasında yer alıyor. ABD, vatandaşlarını bu pandemiden koruyamazken ve sağlık hizmetini herkese eşit, ücretsiz bir şekilde ulaştırmazken, hatta bunu bilinçli şekilde yapmazken, insani olmayan birçok olayın yaşanmaya devam ettiği ülkeler arasında yer almaya devam ediyor. ABD’de yaşanan en büyük insanlık dramlarından bir tanesi de 21. yüzyıl dünyasında daha halen ırkçılığın ABD’de capcanlı yaşamasıdır. George Floyd’un “nefes alamıyorum” feryatlarına rağmen, kayıt almaya devam eden kameralar karşısında polis işkencesinde öldürülmesi tüm dünyayı sarsan “demokrasi(!)” gösterisi olmuştu.

PKK yöneticileri, ABD’nin “Demokrasi ülkesi” olarak ayakta durduğunu savunmaya devam ediyor. Eski Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) Genel Başkanı olan Nurettin Demirtaş, şu anda Kandil’de PKK’nın yöneticiliğini yapıyor. HDP Eş Genel eski Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ağabeyi olan Nurettin Demirtaş, PKK’ya yakınlığıyla bilinen, Avrupa’dan yayın yapan Özgür Politika gazetesine bir yazı yazı yazarak, PKK’nın Antikomünizm tutumunu devam ettirmeyi sürdürdü. PKK yöneticisi Nurettin Demirtaş, “Devrimlerin korunma sorunu” başlıklı yazısında Sosyalist Küba ve Çin’e yönelik görüşlerini paylaştı.

PKK yöneticisi Nurettin Demirtaş, şu sözlerle Sosyalist Küba’yı hedef alarak, Küba’nın “anti-emperyalist” anlayışını Türkiye iktidarı ile yakınlaşmaya indirgeyerek, dayanağı olmayan ithamlarda bulundu:

“Küba devrimci gelenek yönüyle daha farklı değerlendirilse de onların da anti-emperyalizm tezleri çok farklı değildir. Bunu en açık şekilde Türk devleti ve Kemalizme yaklaşımlarında görüyoruz. Bir soykırımcı devleti bile ‘anti-emperyalist’ olarak görebilmektedirler. Onlara göre CIA ajanı Doğu Perinçek ve ırkçı MHP-AKP bile anti-emperyalisttir! Kürt halkıyla dostluk ve dayanışma konusunda Küba’nın sergilediği zayıf tutumun kaynağında bu yanılgılı zihniyet bulunmaktadır. Bu örnekler tutarlı bir anti-emperyalizmin esasen bütünlüklü anti-kapitalist tutumdan geçtiğini göstermektedir. Çin ve İran’da olduğu gibi kapitalist sistemin içinde olacaksın ama anti-emperyalist olduğunu iddia edeceksin! Türk devleti gibi kapitalist soykırımcı bir devleti bile anti-emperyalist sayacaksın! Bunun tutarlı olmadığı açıktır.”

Nurettin Demirtaş, gerek Sosyalist Küba’nın “Anti-Emperyalizm” politikasını, gerekse Ulusal Sorun üzerine tutumlarını demagojik bir saldırıyla haksız yere söylemlerle itham ve saldırılarına devam ederek şunları da söyledi:

“Asgari düzeyde bir tutarlılık bile Kürt sorununa çözümleyici yaklaşmalarını gerektirir. Çin ve Küba gibi ülkeler Kürt halkının özgürlük mücadelesini desteklemelidir. İran ise demokratik çözüme açık olmalıdır. Kürt halkını ve özgürlük mücadelesini tanıdıklarında demokrasiyle tanışmış olacaklardır. İşte o zaman emperyalizmin karşısına çıkabilirler. Emperyalizmle yarış parayla, teknikle, silahla değil demokrasiyle olur. Demokrasiyi içselleştirenler ayakta kalabilirler. Bu durum tüm devrimler için geçerlidir.”

PKK yöneticisi Nurettin Demirtaş, tüm bu ithamları ile Anti-Komünizm yapmayı ve ABD’nin “Demokrasi ülkesi” olarak tanımlanmasından bir an için vazgeçmeyerek, devrim ve demokrasi üzerine de takiye yapmayı sürdürdü. Ortadoğu’da Emperyalizmin “petrol bekçiliği” görevini yürütmeye devam eden, Suriye halkının kaynaklarını ABD ile birlikte yağmalamayı sürdüren ve AB-D Emperyalistlerinden defalarca “Kara Gücüm” diye tebrikler alan PKK’nin bu söylemleri, görevlerini yapmaya devam ettiklerinin göstergesi.

Demirtaş’ın anti-demokratik olmakla suçladığı Sosyalist Küba, halkın taleplerine kulak veren ve insan sevgisini temel alan demokratik yönetim işleyişi ile bilinmekte. Küba Eski Büyükelçisi Ernesto Gómez Abascal, Küba Devriminin 50. yıldönümünde Küba halkının kazanımlarını şöyle özetlemekte: “Ulusal bağımsızlık ve özgürlük, sosyal adalet, gerçek demokrasi, tüm halkın bütünlüğü, insan hakları, ırk ve kadın erkek eşitliği, herkese şerefli bir iş, kültür devrimi, okuma yazma sorununun tamamen ortadan kaldırılması ve üst düzey eğitim seviyesi, üniversiteler de dâhil ücretsiz eğitim, herkes için sağlık, dürüstlük, siyasi yolsuzluğa son verilmesi, gangsterliğin ve suçların tamamen ortadan kaldırılması, enternasyonalizm ve dayanışma ve en önemlisi de halkın saygınlığı… ” (Küba Devrimi 50 Yıldır AB-D Emperyalistlerine Meydan Okuyor, Derleniş Yayınları)[7]

Görüldüğü üzere arkadaşlar, bunlar iflah olmaz derecede her şeyleriyle satılmışlar bir defa. İşbirlikçilik, AB-D Emperyalistlerine “Kara Gücü” olmak bunların meşrebi haline gelmiş. O sebeple gerçek anlamda Kürt halkına bir kurtuluş sağlayamazlar. Kürt Sorunu’nun devrimci ve insancıl çözümünü yürütemezler.

PKK’nin ve onun legal siyasi partisi HDP’nin mecliste ve sokakta yaptığı kayıkçı dövüşlerini biliyoruz. AKP’giller’in her iki sözünden birisi “Ey PKK!” diye lanetlemelerle başlıyor. Bu tamamen kayıkçı dövüşünden ibarettir. Oysaki bu her biri AB-D Emperyalistlerinin değişik enstrümanları olan işbirlikçiler, BOP Projesine piyonluk etmektedirler. Ancak AKP’giller ve arka bahçelisi Devlet Bahçeli, PKK’nin legal siyasi partisi HDP’ye yönelik “tavşana kaç tazıya tut” iç siyaseti yürütmektedir. Yani AKP’giller avenesi, kitleleri Din ve Allah’la aldattığı kadar, milliyetçilik ve vatanseverlik üzerinden de avlamaktadır. Bu sebeple PKK’nin legal siyasi partisi HDP’ye yönelik halkların gözüne kül serpercesine şeytanlaştırma yapmaktadır. Ve hatta öyle ki Suriye’de AB-D Emperyalistlerinin lehine işler yapmaktadırlar. Savaş suçları işlemektedirler. Suriye Halklarının yer altı zenginliklerini SDG başta olmak üzere kendisi gibi diğer tüm Emperyalist işbirlikçilerle birlikte yağma ediyorlar beraberce. Evet, yanlış okumadınız. PKK ve AKP, Suriye’de AB-D Emperyalistlerinin lehine BOP Projesi kapsamında beraberce yağmalamalar, savaş suçları işliyor. Bu konuda da haberlere bakalım.

“Suriye’de ABD’li petrol şirketi ile SDG anlaşma sağladı

ABD’li petrol şirketi Delta Crescent Energy LLC’nin Suriye Demokratik Güçleri ile anlaşma sağladığı duyuruldu.

Delta Crescent Energy LLC isimli ABD’li petrol şirketiyle Suriye Demokratik Güçleri’nin petrol anlaşması imzaladığı aktarıldı. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin anlaşmayla ilgili Türkiye’yi de bilgilendirdiği, ‘Ankara’nın olumsuz tepki vermediği’ kaydedildi.

Basnews’te yer alan habere göre, ABD’li bir petrol şirketiyle Suriye Demokratik Güçleri’nin (HSD) petrol anlaşması imzaladığı belirtildi. Anlaşmanın ‘Beyaz Saray’ın bilgisi ve teşviki ile imzalandığı’ ifade edilirken, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin Türkiye’ye petrol anlaşması hakkında bilgi verdiği ve ‘Ankara’nın olumsuz tepki vermediği’ aktarıldı.

Delta Crescent Energy LLC isimli petrol şirketinin HSD ile anlaşmasına ABD hükümetinin destek verdiği belirtildi. Zaman’a konuşan kaynaklar, anlaşmanın ‘üzün süredir gündemde olduğunu’ ve şirketin Suriye’de faaliyet göstermesi için ABD Hazine Departmanı’na bağlı Dış Varlıklar Kontrol Ofisi’nden (OFAC) lisans aldığını dile getirdi.

Zaman, Suriye Demokratik Konseyi (SDK) ABD temsilcisi Sinem Muhammed’in Whatsapp aracılığıyla Delta Crescent şirketinin HSD ile anlaşmasını doğruladığını aktardı.

‘ANKARA OLUMSUZ YANIT VERMEDİ

Haber’de ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin HSD ile yapılan petrol anlaşmasıyla ilgili Ankara’yı bilgilendirdiği ifade edildi. Ankara’nın ‘olumsuz tepki vermediği’ kaydedilirken, Rusya’nın da bilgilendirildiği aktarıldı.[8]

Görüldüğü üzere arkadaşlar, her iki Emperyalist işbirlikçide ağababaları olan ABD’nin lehine olan şeylerde nasıl olumlu oluyorlar. Nasılda usluca AB-D Emperyalizmine taşeronluk ediyorlar. Tabi, AKP’giller’in bu işbirlikçiliği medyaya bir şekilde yansıyınca hemencecik halkın gözüne kül serpmeye yönelik bir iki cılız, pek kıymeti değeri olmayan kınamalar yapıldı sadece o kadar. Ama sonuç olarak Suriye halklarının zenginliği yağma edildi. Sonuç olarak “Ankara olumsuz yanıt vermedi” efendilerine.

Bir başka “Petrol Bekçiliği” haberi daha:

“(…) ABD, Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) kontrolündeki Rumeylan ilçesinde bulunan bir kuyudan petrol yağmalayıp Irak’a götürdüğü anlara ait çekilen görüntü ve fotoğraflar ortaya çıktı. Suriye’de bulunan ABD Emperyalist güçlerinin, Haseke kırsalında yer alan Rumeylan’daki bir kuyudan petrol çaldığı anlar kanıtlandı.” [9]

Her şey apaçık ortada aslında. Yani o aralarındaki yapay farklılıklar, sözde kavgalar, hepsi oyunun birer parçası arkadaşlar. Kör gözlerin göreceği ve sağır kulakların işiteceği kadar net! Ama AKP’giller’in Hülogcuları ne diyor? Hepsi Reislerinin Suriye’de ABD’ye ve SDG’ye karşı “vatan savaşı” verdiklerine en galiz sözlerle haykırıyorlar, değil mi?

Peki, Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi’nin ve bunların sempatizan veya Türkiye’de siyasî plandaki legal hareketleri HDP’nin müritleri ne diyor? İnatla ve utanmadan daha halen bunca itirafa rağmen “Biz devrimciyiz” diye ortalıkta geziniyorlar. Bu gerçekleri söyledik diye de bizi “Faşist” ve “Kemalist” olmakla itham ediyorlar hatta.

İnsan namussuzluğunda namuslu olur en azından yahu! Bir de devrimci ayaklarına yatıyorlar. Ne devrimcisi, ne sosyalisti? İşte düpedüz Kandil Reisiniz avaz avaz İsrail medyasına bülbül gibi ne idüğü olduğunuzu söylüyor. “Biz buyuz” diyor. Eylemleriniz, hareketleriniz ve medyaya yansıyan işbirlikçi hainlikleriniz ortada be!

Ama yok işte AKP’gillerden farkları. Tıpkı onlar gibi kafadan gayr-ı müsellah Hülogcu yapılmışlar. Etraflarında yaşanan olaylar ve olgular bütününü sistematik biçimde, mantıklıca görüp kavrayamıyorlar. O sebeple ne anlatsanız, ne söyleseniz duvara konuşmaya benziyor.

Ne diyelim?

Devrimci olmak; gerçek insan olma savaşıdır. Bu savaşta insanlık soyunun baş düşmanı ABD Emperyalizmine “Kara Gücü” olunmaz.

Kahraman Gerilla Che Guevara ne diyordu? Aynen şunları:

“Bizim her eylemimiz emperyalizme karşı bir savaş çağrısı ve insanlığın en büyük düşmanı ABD’ye karşı halkların birliği için bir savaş marşıdır.”

O yüzden arkadaşlar, biz devrimciler ve sosyalistler, yeryüzündeki en büyük ahlaksızlık olan Emperyalizm ve Kapitalizme karşı savaş veriyoruz. O ahlaksızlığın baş haydudu devletlere karşı her eylemimiz isyan barındırıyor. Bırakın o katiller ve halk düşmanlarına bel bağlamayı; yan yana gelmek, aynı salon ve yerlerde bulunmak bile bizim ağırımıza gider. Ama bu yukarıda tek tek işbirlikçiliklerini, kayıkçı dövüşlerini ortaya koyduklarımız için bu durum böyle mi? Elbette ki hayır! Onlar en alçakça, şerefsizce çıkarlar uğruna Kürt ve Türk halkları başta olmak üzere tüm bölge halklarına ihanet ediyorlar. AB-D Emperyalistlerinin NATO Kolejlerinde ders olarak sınıflara astırdığı “BOP” Projesinde yani Yeni Sevr Haritasında ortaklık ediyorlar. AB-D Emperyalist ağababalarıyla birlikte o ihanet haritasını halklara dayatıyorlar. Bunun için iktidar veya muhalefet görevleri ediniyorlar. O sebeple halkların bağrında bombalar patlatılıyor.

Peki, sabah akşam “Kürt Ulusal Sorunu” üzerinden dem vuran sözde devrimci, özünde Sevrci, Sahte-Soytarı Sollar ne yapıyor? İşbirlikçiliği ortada olan, AB-D Emperyalistlerinin “Kara Gücü” olan PKK’nin ibiğine süzek olmaya devam ediyorlar. Çünkü onlarda sahici bir devrimci teori ve pratik kalmış değil, arkadaşlar. Onlar Marksizm-Leninizmin “Ulusal Sorunlar” üzerine bilimsel çözümlemelerini bile bilmezler. Bilseler bile çarpıtırlar, tahrif ederler o gerçeği.

Türk ve Kürt Emekçi Halkının, Emperyalizme karşı birliğinin savunulması gerektiğini söylemezler. Söylemek istemezler! Amerikancılığa, NATO’culuğa, IMF’ciliğe ve AB’ciliğe teşne olanlar dünya halklarının düşmanıdır. Biz, bunlara laf olsun diye “Sevrci, Sahte-Soytarı Sol” demedik. Başında da belirttiğimiz gibi her açıklamamız, söylemlerimiz mutlaka olgular ve olaylar ışığından çıkagelir. Olgular ve olaylar biliminin iz düşümüdür. Bu PKK’nin ibiğine süzek olan sözde devrimcilerimiz neyin devrimcisidir? Tabi ki, CIA’nın Ortadoğu Masası ve Ankara İstasyon Şefi olan Graham Fuller, bu devrimcilerimiz için aynen şunları söyledi:

“Türkiye’nin daha çok sola ihtiyacı var” [10]

İşte bunlar CIA’nın istediği türden “sol” olabilirler ancak. O sebeptendir AB-D Emperyalizmine ses etmemeleri… Ve hatta o yüzdendir onun “kara gücüm” dediği PKK ile olan ilişkileri.

Biz, insanlık soyunun baş düşmanına karşı şu kararlılığa sahibiz: “(…) düşmandan nefret etmeyen bir halk vahşi bir düşmanı yenemez.”

Kahraman Gerilla Che Guevara’nın da belirttiği üzere işte bu kadar netiz. Apaçık ve ayan beyan ortadadır bizim eylem kılavuzumuz. Marksist-Leninist devrimciler için bir kez daha “her ulusal hareket desteklenmek zorunda değildir” şerhi bilimselliğini korumaktadır. Bugünkü Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi, geldiği konum itibariyle gericidir, işbirlikçidir ve Kürt Halkının asla bağımsızlığını, kurtuluşunu savunmamaktadır. O sebeple sosyalizm ve devrimcilik adına bu ulusal hareket desteklenemez, arkadaşlar.

Şimdi siz değerli okuyucularımıza soruyoruz. Marksizm-Leninizm (Tarihsel Maddecilik) Biliminin ışığında olayların ve olguların akışına, sebep-sonuç ilişkilerine baktığımızda, PKK’nin ve SDG’nin sosyalizme hizmet ettiğini söyleyebilir miyiz? Bizce kesin bir ifadeyle ve yukarıda somutça aktardığımız şeyler doğrultusunda sosyalizme hizmet ettiği söylenemez, arkadaşlar. O sebeple de Devrimciler, Sosyalistler olarak, böylesi gerici ve işbirlikçi bir Ulusal Hareketi desteklememek bilimin ve teorinin ışığında en doğru devrimci hattır. Ve son olarak; Marksist-Leninistlerin “Ulusal Sorun” üzerine tutumlarını Stalin Yoldaştan örnekleyerek bitirelim:

“(…) Her ulusal hareketi, her zaman ve her yerde, her özel ve somut durumunda desteklemelidir anlamına gelmez. Desteklenmesi söz konusu olan ulusal hareketler emperyalizmi devam ettiren ve sağlamlaştıran hareketler değil, emperyalizmi zayıflatan ve devrilmesini kolaylaştıran hareketlerdir. Öyle durumlar olabilir ki, ezilen belirli bir ülkenin ulusal hareketi, proletarya hareketinin gelişmesinin çıkarlarına aykırı düşebilir. Böyle bir durumda desteğin hiç söz konusu olmadığı açıktır. Ulusların kaderlerini kendilerinin tayin etmeleri sorunu tecrit edilmiş, kendi kendine yeten bir sorun değildir; bütüne bağlı ve bütün içerisinde ele alınması gereken, proletarya devrimi genel sorununun bir parçasıdır. 1840-1850 yıllarında Marx, Polonyalıların ve Macarların ulusal hareketini destekledi, ama Çeklerin ve Güney Slavların ulusal hareketine karşıydı. Niçin? Çünkü o zaman Çekler ve Güney Slavları ‘gerici halklar’ Avrupa’da ‘Rus ileri hatları’, mutlakıyetin ileri karakolları idiler; oysa Polonyalılar ve Macarlar, mutlakıyete karşı savaşım veren ‘devrimci halklar’ idiler, çünkü o zaman Çekleri ve Güney Slavlarını desteklemek demek, dolayısıyla Avrupa’da devrimci hareketin en tehlikeli düşmanı olan çarlığı desteklemek demekti. Lenin der ki: ‘Ulusların kaderlerini tayin hakkı dahil, demokrasinin çeşitli istemleri mutlak şeyler değildir, bunlar, dünya demokratik hareketinin (bugün sosyalist hareketinin) tümünün bir parçasıdır. Bazı somut durumlarda, parçanın, bütün ile çelişkiye düşmesi olanağı vardır; o zaman parça atılır.” [11a]

Biçimsel bir görüş açısından, soyut haklar bakımından değil de, somut olarak, devrimci hareketlerin çıkarları görüş açısından baktığımızda, farklı ulusal hareketler sorunu, o hareketlerin bazı durumlarda olanaklı olan gerici niteliği sorunu, işte böyle görünür.” [11]

Stalin Yoldaş’ın da söylediği ve söylemleri içerisinde Lenin’den alıntılarla gösterdiği üzere değerli arkadaşlar, yukarıda somut ve netçe aktardığımız sebeplerden, “devrimci hareketlerin çıkarları” bakımından, PKK’nin ve SDG’nin Emperyalizmi zayıflatan değil de güçlendiren bir niteliği oluşundan dolayı desteklenmesi olası değildir. Bunu Marksizm-Leninizm Bilimi net ve açık ifadeyle ortaya koymaktadır. Bu işin lamı cimi olmaksızın böyledir.

Adana Direniyor’dan Fatih

[1] Alman Burjuva Meclisi’nin Marksizm’e açık saldırıları üzerine – Türkiye Direniyor
[2] OdaTV
[3] Hürriyet
[4] Saniye Saniye George Floyd Cinayeti – Habertürk Video
[5] NTV
[6] Olay Neyseo
[7] Olay Neyseo
[8] Olay Neyseo
[9] Olay Neyseo
[10] NTV
[11] Leninizmin Sorunları Stalin, sy. 63-64, iç alıntı; Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkının Tayini Üzerine Bir Tartışmanın Özeti, c. XIX, s. 257-258, Rusça

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir