Kim öldürüyor bu insanları, kim bölüyor bu ülkeleri? (Halkın Kurtuluş Yolu)

analiz-kimolduruyo

İşte ABD’nin eseri:

Irak, Afganistan, Libya, Suriye ve Kafkasların ve Afrika’nın ve Asya’nın mazlum halkları…

Bu ülkelerden hangisine bakarsak bakalım; kan, gözyaşı, katliam, sürgün, göç ve bölünmeden başka bir şey görmüyoruz. Hangisine bakarsak bakalım…

Oysa ABD ve AB Emperyalistleri bu ülkeleri; “diktatörleri ve diktatörlükleri yıkmak” ve “demokrasi ve özgürlük” getirmek demagosiyle ya kendileri bizzat işgal ettiler ya da taşeronlarına ettirdiler.

Sonuç?

Sonuç ortada. “Diktatör” denilen antiemperyalist, halkçı Saddam’ın, Kaddafi’nin iktidarları yıkıldı ama o ülkelere “demokrasi ve özgürlük” gelmedi. Aksine o ülkeler bölündüler, hem de atomlarına kadar bölündüler.

İşte Irak!

İşte Afganistan!

İşte Libya!

Nerede bu ülkelerde demokrasi ve özgürlük? Nerede bu ülkelerde eşitlik ve kardeşlik? Nerede bu ülkelerde adalet?

Her biri, her bir parçasını kemiren, koparan, parçalayan aşiretlerin, çetelerin, mezheplerin esiri olmuş durumda. Hangi aşiret, hangi çete nerede, hangi bölgede güçlüyse orada küçük devletçikler kuruyor. Bağımsızlıklar ilan ediyor. Sınırlar çiziyor. Silahının gücü nereye kadar yeterse oraya kadar sahip çıkıyor, benim diyor… Ve egemenliğini kazanmak, pekiştirmek için de gerçek anlamda başlar kesiyor. Toplu katliamlara uğratıyor insanları.

Üstelik bu aşiretlerin, çetelerin tamamı da Müslüman, tamamı da Ortaçağcı. Hepsi de “Müslümanlık” adına yapıyor tüm bunları…

Bu yapılan katliamlar, vahşetler, zulümler sonucu on milyonlarca insan yerinden yurdundan oluyor, vatan topraklarından kaçmak zorunda kalıyor. Ya kendi ülkesinde ya da eğer kaçabilmişse başka ülkelerin topraklarında göçmen, sığıngan durumuna düşüyor. Gittikleri ülkelerde de bitmiyor eziyetleri, kadınsalar tecavüzlere, çocuksalar dilenciliğe, organ ticaretine kurban gidiyorlar.

Hangi gazeteyi açarsanız açın hemen her gün dünyanın dört bir yanından ülkelerinden kaçmak zorunda kalmış göçmenlerin şu ya da bu denizde boğulduklarına dair haberler okuyorsunuz, televizyonlarda görüntüler izliyorsunuz.

Bu konuyla ilgili sadece birkaç haberin başlığını aktaracağız:

17 Nisan tarihli Yurt Gazetesi:

“Polyester tekne faciası

“Suriye uyruklu 16 kaçağı Samos Adası’na geçirmek üzere İzmir’den yola çıkan polyester tekne aşırı yükten battı. 6 kaçağın cesedine ulaşılırken, 3’ü sağ kurtarıldı, 7 kişi ise aranıyor”

6 Mayıs tarihli Yurt Gazetesi:

“Ege’de kaçak faciası: 22 ölü

“Kuşadası’ndan Yunanistan’ın Sisam Adası’na geçmek isteyen kaçakları taşıyan yelkenli ile ona refakat eden yat alabora oldu. 22 kişi hayatını kaybetti, 8 kişi ise hâlâ kayıp. Göçmenlerden 36’sı ise kurtarıldı”

16 Mayıs tarihli Milliyet Gazetesi:

“Mültecilerle dolu tekne sahile vurdu

“Afrika’dan Avrupa’ya kaçak olarak geçiş yapmak isteyen mültecilerle dolu bir teknenin Libya’nın Trablus kentinde batması üzerine en az 17 kişi hayatını kaybetti. (…) İtalyan Deniz Kuvvetleri tarafından yapılan açıklamada ise 206 kişinin tekneden kurtarıldığı belirtildi. Bununla beraber teknede yaklaşık 400 kişinin bulunduğu iddia edilirken, ölü sayısının ciddi oranda artış göstermesinden endişe ediliyor.”

18 Haziran tarihli Yurt Gazetesi:

“Umuda değil mezara

“Aralarında çocukların da olduğu 97 Endonezyalı kaçak göçmeni taşıyan tekne Malezya’nın açıklarında battı. Göçmenlerin 31’i kurtarılırken 66’sı ise hâlâ aranıyor.”

21 Haziran tarihli Yurt Gazetesi:

“İtalya’da çocuk mülteci krizi

“İtalya Kayıp İnsanlar Komiserliği Başkanı, ülkede yaklaşık 9 bin Suriyeli mülteci çocuk bulunduğunu, bu çocuklardan 3 bininin sahipsiz olduğunu söyledi ve bu çocukların durumlarıyla ilgili endişe taşıdıklarını söyledi.”

23 Haziran tarihli Yurt Gazetesi:

“Mültecileri zengin ÜLKELER GÖRMÜYOR

“İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en çok göçün yaşandığı yıl 2013 oldu. Göçün bir numaralı sebebi iç savaş ve şiddet olayları. Sonrasında ekonomik sebepler geliyor. (…) 2013’te iç savaşlar, çatışmalar ve şiddet olayları nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalanların sayısı bir önceki yıla göre 6 milyon artarak 51.2 milyona yükseldi.  (…) Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) raporuna göre, mültecilerin yüzde 86’sına gelişmekte olan ülkeler ev sahipliği yaparken, sanayileşmiş ülkeler sadece yüzde 14 gibi küçük bir gruba sığınma hakkı tanıdı. Dünyada 2.5 milyondan fazla Afgan mülteci bulunurken, Suriyelilerin sayısı 2.4 milyona yükseldi. Suriye’yi 1.1 milyon ile Somali izledi. Sığınmacılara kapılarını açan ilk 5 ülke ise Pakistan, İran, Lübnan, Ürdün ve Türkiye oldu.”

İşte böyle ne yazık ki… Masum insanlar, başta çocuklar ve kadınlar, savaşlardan en büyük mağduriyete uğruyorlar.

Ortaçağcı IŞİD çetesi lideri açıklama yaparak, Iraklı yetkililerin kadınlarının ve çocuklarının canlarının ve mallarının helal olduğunu açıklıyor. Tecavüze peşin izin veriyor, teşvik ediyor.

Başını ABD’nin çektiği emperyalist devletler bu durumdan rahatsız mı?

Hayır değil! Aksine memnun. ABD’nin amaçlarından biri “Bin Devletli bir dünya” değil mi? Bunu açıkça yazmadılar mı? Planlarının, projelerinin nihai hedefi bu değil mi? BOP’lar, GOP’lar bu amaca hizmet için hayata geçirilmek istenmiyor mu?..

İsteniyor. O yüzden de bu durumdan rahatsız değiller, aksine seviniyorlar. Üstelik yukarıdaki haberde de okuduğumuz gibi, göçmenler umutları olan Avrupa’ya, Amerika’ya ulaşma hayallerini de gerçekleştiremiyorlar. Ve denizlerde boğulup gidiyorlar. Kimilerinin cesedi bile bulunamıyor. Balıklara yem oluyorlar…

Ve ülkeleri işgale uğrayan, karşıdevrimci Ortaçağcı çeteler tarafından talan edilen büyük çoğunluk da can havliyle kendilerini en yakın ülke topraklarına atıyorlar. Böylece sığındıkları komşu ülkeleri de cehenneme çeviriyor emperyalistler. Halklar arasına düşmanlıklar sokuyor. Yerli halkla göçmenler arasında çelişkiler, çatışmalar doğuyor. Milliyetçi histeriler kışkırtılıyor. Yarattıkları kaosun faturasını da bu ülkelere ödettiriyorlar. O yüzden bizim ülkemizde, İran’da, Lübnan’da, Ürdün’de milyonlarca mülteci var. Ya da Pakistan’da bu yüzden varlar…

İşte en yakın örnek Irak ve Suriye.

Irak’ı kim işgal etti? Yeraltı ve yerüstü servetlerini, tarihini kim yağmaladı ve yağmalamaya devam ediyor? Siyah altın petrolün gerçek sahibi kim Irak’ta?

ABD değil mi?

Suriye’yi kim bu hale getirdi?

AB-D Emperyalistleri ve yerli işbirlikçileri, taşeronları Suriye’de yenildiler. Zafer kazanamadılar. Suriye’nin seçilmiş yöneticilerini, Beşşar Esad ve ekibini deviremediler. Aksine Beşşar Esad ve Suriye Halkları direnerek savaşı esas olarak kazanmadılar mı? Ortaçağcı çeteleri ülkelerinden kademe kademe temizlemiyorlar mı?..

Libya’da şu anda kaos hakim değil mi? “Haydutlar demokrasisi” egemen değil mi?

Ki dünyanın en büyük “haydut devleti” ABD değil mi?

ABD Emperyalistleri başta kendi halkı olmak üzere tüm halkları aldatmıyor mu? Kandırmıyor mu aşağılık çıkarları için?

Aldatıyor, kandırıyor. Bakın ABD’de doğup büyümüş, avukat olmuş, Afgan göçmeni bir anne babanın kızı olan Mahvish Rukhsana Khan ne diyor bu konuda?

Bu avukat kadın, taşıdığı insani değerler sonucu, hatta daha öğrenciyken, ABD’nin Afganlı esirleri en insanlık dışı koşullarda tuttuğu Guantanamo Esir Kampı’ndaki tutsaklarla avukat olarak ilgileniyor ve onların adil yargılanma, hatta sadece yargılanmaları, hâkim karşısına çıkabilmeleri için mücadele yürütüyor. Avukatlıklarını alabilmek için başvurduğu zaman, bir dizi güvenlik testinden geçirildikten sonra, ancak bu tutsakların avukatlığını üstlenebiliyor. Ve burada bulunan kimi tutsaklarla görüşmeler yapıyor. Onlara nasıl yardımcı olabileceğini araştırıyor, soruşturuyor. Burada duyduğu olaylar sonucunda şöyle bir cümle kuruyor bu konuyla ilgili yazdığı kitabında (bir tutsakla yaptığı görüşmenin sonucunda):

“Guantanamo Körfezi’ne gelirken tam olarak ne beklediğimi bilmiyordum, ama böylesine bezgin, hüzünlü bir adamla karşılaşacağımı zannetmiyordum.

“Yanımızdaki gardiyan bizi Kamp Echo’dan (Guantanamo’daki tutsakların bulunduğu bölümlere verilen adlardan bir tanesi – Kurtuluş Yolu) dışarı çıkarken başımdaki ağır şalı atıp bize anlattıklarını ve hakkında hiçbir suçlama olmadan hapiste geçirdiği uzun yılları düşündüm. “Kandırılmışım” diye düşündüm. “Hükümetim beni kandırmış” (Mahvish Rukhsana Khan, Guantanamo Günlüğüm, Literatür Yayınları, İstanbul, 2009, s. 22)

Kitabı okuyunca insan öğrendikleri karşısında bir kez daha donup kalıyor. Ve yazarın çok samimi, içten bir şekilde olayları olduğu gibi anlatmasına ve o olayların onu nasıl etkilediğine üzülüyorsunuz. Ki yazar, “hükümetinin” bütün aşağılık işlerini, işkencelerini, zalimliklerini birinci ağızdan duyup öğrenmesi karşısında bile ABD’ye karşı bir kızgınlık duymuyor. Ona karşı çıkmıyor. Yapılanların yanlışlık olduğunu ve mutlaka düzeleceğini umuyor, bekliyor.

Ama ABD bu… Halkları, başta kendi halkı olmak üzere, sürekli aldatmıştır. Kandırmıştır. Sürekli “demokrasi ve özgürlük”ten söz eder, “Uygar olmayan uluslara demokrasi ve özgürlük” götürdüğünü söyler ama götürdüğü hep bölünme, parçalama, adaletsizlik, katliamlar, soykırımlardır.

Halkları bölüp parçalamayı, sınırları yeniden yeniden çizmeyi kim yaptı? Kore’yi, Vietnam’ı kim böldü?

Hep ABD Emperyalistleri. ABD’nin tarihi, savaşlar ve işgaller, soykırımlar ve katliamlar tarihidir. Bu bakımdan hem bölgemizde hem de dünyanın diğer bölgelerindeki savaşların, göçlerin, mültecilerin sorumlusu ABD Emperyalistleridir. Ve halklar bir gün mutlaka ama mutlaka bu emperyalist canavardan yaptığı bu zalimliklerin hesabını soracaktır. “İlahi adalet” dünyada gerçekleşecek, canavarlar, zalimler, mazlumlara yaptıklarının hesabını verecekler!

Kaynak: Halkın Kurtuluş Yolu Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir