Kadim-Ultra Modern Gerçekliğimiz (Adana Direniyor)

Kıvılcımlı, Türkiye’nin gerçekliğini 51 yıl önce görmüşken hala milliyetçi, dinci ve “sol”cu ezberlerle devam etmekteyiz. Türkiye’de var olan “sakatlık” ve “yozlaşmışlık”ın nedeni nedir? Hikmet Kıvılcımlı şöyle belirtir:
“Aldanılarak “DOĞU” denilen, bilimsel adıyla “Prekapitalizm” çağırılacak Toplum tipi, temelde TEFECİ – BEZİRGAN sermaye ekonomisidir. Tefeci – Bezirgan üretim yordamının tabanı üzerine kök salmış antika medeniyetler serisi bizim köprümüz üstünden geçmiştir. Yedibin yıl “tekerrür” etmişçesine, bata çıka yürüye gelmiştir. Her tekrarlanışında spiral (halezon) çizen salyangoz kımıltılarıyla dünyamıza yayılmıştır. Bu sümüklü böceğin en son ve aslında en uygun evi Türkiye’dir.” [1]
Herkesin ağzında, özellikle muhalif “kesimin” ağzında dolanan “demokrasi yok”, “neden üretmiyoruz”(oysa üretim olmadan ekonomi denilen şey olmazdı) haykırışlarını herkes biliyor. Muhalif olan herkes buna katılıyordur. Ancak bu tür yargılar yüzeysel olarak doğru gözükse bile gerçek anlamda üretim ilişkilerinden kaynaklanan yozluğu tanımlayamıyor. O yüzden meseleyi “meclis”in kayıkçı dövüşüne indirgeyerek, toplumsal sınıf mücadelesini inkar etmeye götürüyor. Demek ki sorun basit üstyapısal ve öznel değil, altyapısaldır. Sorunu “tek adama” ve “partiye” indirgeyenler, bunları var eden düzenin ve onun üretim ilişkilerinin gerçekliğini göremiyorlar demektir.
Kıvılcımlı’nın ortaya koyduğu gibi Türkiye düzenin sentezi: iki asalakçı yapının simbiyoz [2] ilişkisidir. Bunlar: 1- Finans-Kapital, 2- Kadim Tefeci-Bezirgan ilişkilerdir. Bu ilişkilerin sentezi ülkenin: görünürdeki sakatlıklar, bizi bize özgün kılan sorunlar, krizler, tüm toplumsal-politik-din-iktisadi yozlaşmalarının asıl nedenini veriyor. Ülkemizde 1924’den beri asalakçı antika ve tekelci kapitalist devletçiliğin egemenliği: sömürgeleşmeye, gericiliğin yani ortaçağ karanlığından hallice bir zihniyete, yolsuzluğa, rüşvete, tefeciliğe, faizciliğe yani her türlü vurgunculuğa, soyguncu özelleştirmeye (ne kadar “liberal” süsüyle bile olsa) montajcı üretime, işsizliğe, pahalılığa, yoksulluğa ve sömürüye neden olduğunu şuan AKP’gillerle daha net görebiliyoruz. O yüzden bu tür sorunlarımızın kökenini asalakçı düzenimizde arayacağız. Kıvılcımlı’nın dediği gibi:
“Bu kabuğu kaldıralım. Altında yatan sebepler: “Türkiye’de Teşkilatçı yok”, “Fikir adamı yok” ve ilh. gibi en pisipisine küçükburjuva ukalıklarının ciddi pozlarla yapıldığı maskaralık “ideolojisi” ile mi açıklanabilir? Hayır.” [3]

Yanılgılar

Liberallerin “ahbap-çavuş” dediği kapitalizm biçimi, Tefeci-Bezirgan kaynaklı “sentezimiz”dir. Liberallerin ortaya koyduğu gibi, mesele bu kadar yüzeysel ve tek yanlı değil. O yüzden bu arkadaşların “cin olmadan cin çarpan” kapitalizmimizin tarihsel-toplumsal gerçekliğini anlamadan, ülke tahlillerine girişmeleri, “algı oluşturma” amaçlarında olduklarını gösterir.

Solcu hastalığı

Güya ülkemizde pre-kapitalizm kalmamış, saf kapitalist ilişkiler ülkede egemenmiş… Bu yüzden devrim hedefimiz “sosyalist devrim“miş. Bu arkadaşlar “ara tabaka” bolluğu ülkemizin gerçekliğini göremedikleri açıktır. En açık şekilde iktidarda olan Parti’nin dayandığı sınıfı tahlil edemeyip, ülkemizde yaşanan laiklik ve cumhuriyetin tasfiyesini ise “geçiştirme”lerle açıklayarak “devrimci teori” ortaya koyuyorlar. Bu devrimci teori: Küçükburjuva veyahut Burjuva Sosyalizmi teorisi olduğunu görebilmek gerekir.
Neden Kapitalizmce Geriyiz?
Bunun nedenini kapitalist sermaye hareketleri ve merkez-prefer [arz – T.D.] çelişkisi olarak açıklayanlar var. Bu açıklamaya karşın gerçek şudur: bizim gibi ülkelerin karabasan gibi üstüne oturmuş antika sermayeci unsurlarını görememektir. Tabii bu gerçekliği açıklamak için Türkiye’nin antika tarih içindeki rolünü ve tarihsel gelişimini bilmek gerekiyor. Peki nedir konumu? Türkiye denilen ülke: Osmanlı göçebeliğinin Bizans ve İslam medeniyetinin yozlaşmışlığına karşı “Tarihsel Devrim” yaparak yeniden diriltim yapmasıdır. Yani Türkiye’nin gerçekliği: Osmanlı, Bizans, İslamlık, Ortadoğu’nun ilk medeniyetleri ve göç eden “İlkel Sosyalist” Oğuzluğun diyalektik bütünlüğüdür. Bu bütünlük: Üstyapı ve Altyapıda dokunuşlarla yer edinilerek şu anki Türkiye’ye miras kalmasıdır. Bu miraslık: Osmanlı toprak düzenindeki diyalektik gelişiminin gerçekliğinde bizde meydana gelir. Demek ki “pratik” meselelerimiz tarihi bir meseledir:
“Bugünkü Türkiye’yi anlamak İçin, onun, dün içinden çıktığı (daha doğrusu bir türlü içinden çıkamadığı) Osmanlı Tarihine inmek gerekti. Osmanlı Tarihinin maddesine girince, onun İslam medeniyetinde bir “Rönesans” olduğu belirdi. İslam medeniyeti : tıpkı Grek ve Roma Medeniyetleri gibi, Kent’ten (Çileden) çıkmış Antika (kadim) medeniyetlerden biriydi. İlk Sümer öncesinden (Protosümerterden) İslam medeniyetine gelinceye değin sıralanan antika medeniyetlerin hepsi de : hem birbirinin ayni, hem birbirinin gayri olarak birbirlerinden çıkagelirlerken, hep ayni gidişi (proseyi) gösteriyorlar ve bir tek kanuna uyuyorlardı.
“Günümüze değin uzanmış bütün problemlerin : sebep-netice zincirlemesiyle nasıl ta Protosümerlere dek dayanıp çıktığı dupduru anlaşılmadıkça, hiçbir somut (konkret) Tarih olayı gereği gibi aydınlanamıyordu.” [4]
Kıvılcımlı’nın ortaya koyduğu gibi Osmanlı’daki Dirlik Düzeninden Kesim Düzenine geçişin, yani Tefeci-Bezirganlık soysuzlaşmasının gerçekliğini bilmeden kendi tarihimizi aydınlatamayız. Bu gerçekliği anlayacak kılavuz: Kıvılcımlı’nın “Tarih Tezi”dir.

Bizi bize benzeten kaynaklar

Kozmopolitleşmiş ve “devletçileşmiş” egemen sınıflarımız: Vatan ve Millet kavramları, burjuvazinin devrimci kesildiği 19.yy’da doğdu. Bu “devrimcilik”, ciddi bir teknolojik ve sanayileşme getirerek batılıları “üst insanlığa” evriltti. Devrimci burjuvazi, o zamanlarda gerçek vatanperver ve milliyetçiyken kapitalizmi yaratarak asalakçı dönemden önce ilerlemeciliğe girişti. Bu olumlu yönü bizde “batıcı”lar tarafından sahiplenilmedi. Tam tersine bizde “batılılaşma” uluslararası emperyalizmin uşaklığına ve her türlü üretime dayanan hür teşebbüsü boğacak “devletçiliğe” evrildi:
“Serbest rekabetçi kapitalizm namuslu bir kapitalizmdir, kendisine göre. Mantık sonuçlu bir kapitalizmdir. Vatanı, milleti ecnebiye satmamak savaşı yapan bir kapitalizmdir. Halbuki bizde, tam tersine: Türkiye’yi en yağdan kıl çeker gibi, kimse duymadan bütün dünya emperyalist devletlerine yumuşacık bir lokma yapıp sunmak biçiminde bir kapitalizm var.
Bunun tek anlamı: uluslararası ölçüde kendi milli şerefini ve namusunu korumayan Finans-Kapital tipinde bir sermayenin Türkiye’ye egemen olduğunu gösteriyor. Bütün bu olayları anlamamız için tek mekanizma, temel açıklama maddesi: ancak Türkiye’de Finans-Kapitalin egemen oluşudur.” [5]  
“Gözlerimiz önündedir. Devlet baba kapitalist ağalara hiç yoktan ve hazırdan para kazanmalarını için paralar ve imkanlar vermekle, kapitalistlerimizdeki girişkinlik ruhunun köküne kibrit suyu dökmüştür. Ve milletin başına girişkinliğini bitirmiş, hazır yiyici, vurguncu bir derebeyi artığı yapma kapitalist sınıfı türetmiştir. Bütün felaketlerimizin temeli de burada başlamıştır.
Tekrar edelim. Kapitalist demek, girişkin demektir. Böyleyken devlet babanın kapitalistlerimizi sümbül bebek tohumu gibi pamuklar içine sarıp milletin canı ve kanı ile doyurması girişkinliği öldürmesi olmuştur. O yüzden kapitalizmimiz daha doğarken ölü doğmuştur. Devletçilik dediğimiz ebe; kapitalistlerin biricik olumlu karakterlerini, girişkinliklerini hiçe saymakla olumsuzlukların en kötüsüne düşmüştür. Solcularımıza dahi bir türlü anlatamadığımız şey devletçiliğimizin bu kaş yapayım derken göz çıkaran trajedisidir. Kapitalist yapayım derken, devletçiliğimiz girişkinliği çıkarıp atmıştır. O zaman ortaya bizim bize benzeyen anormal kapitalizmimiz fırlamıştır.
(…)
Şunu hatırlatalım ki, bu söylediklerimiz gene normal Batılı kapitalistlerin 19’uncu Yüzyıldaki namuslu girişkinlikleri için böyledir. Bizim bezirgânlar öylesine hengâmelere tatlı canları nı hiçbir vakit atmamayı Devletçiliğimiz sayesinde pek güzel becermişlerdir. Kılkuyruk derebeyi artığı yerli milli kapitalistlerimiz Allah’tan korkmadıkları kadar çok rekabetten korkarlar. Batılı omuzdaşları gibi sahici girişkin kapitalist olmaktan ödleri patlar. Hepsi milli piyasada birer gangster “Vur-Al”dırlar. Ölümü göze alırca vurup almayı göze alırlar. Memleket kalkınmasında Batıyı yüzyıllarca geriden izlemekte sakınca görmezler. Ve sonra milliyetçiliği de kimseye kaptırmayıp yurtseverlikten yanlarına adam yanaştırmazlar. Onun için bizimkilerden “namuslu” kapitalist pek aranamaz.” [6]
Bizde kapitalizmin ölü doğmasının nedeni:
A- Finans-Kapital çağında kapitalizme geçmemiz;
B- Antika dönemden kalma “modern” devletçiliğimiz;
Demek ki Kıvılcımlı’nın dediğinden şunu çıkarabiliriz: bizdeki kapitalizm iktidara gelir gelmez tekelcileşerek “kozmopolit”leşmiştir. Ayrıca bizdeki ÜMMETçi sınıf olan Tefeci-bezirganlığın “kozmopolit”(yani işbirlikçi) karakteri ve temsil ettiği konağın “ümmet toplumu” olması onu vatan ve millet düşmanlığına itmiştir. Bu gericiler için önemli olan irad, faiz, kârdır. Ülkenin başındaki önemli değildir. Onun simbiyoz varlığını korusun hatta “devletçilik”le beslesin yeterdir.
Simbiyoz İlişki:  “O zaman ne oldu? Geri ülkelerde Antika Tarihin sık sık yazdığı cilvelerden biri oldu. Bu bir çeşit “TERSİNE RÖNESANS” idi. Kapitalizm, Batı’da TEFECİ-BEZİRGAN sınıfı kökünden kazımadıkça, normal olarak doğmamıştı. Fakat geri ülkelerde, kapitalizmin son çağı olan Emperyalizm döneminde Tefeci-Bezirgan sınıfı kökünden kazınmak şöyle dursun, bütün dişleri ve tırnaklarıyla kapitalizme ortak olmaya ve kapitalist iktidarı ayakta tutmaya kendini verdi.  Bu bir Tarihin tersine akışı mıydı? Evet. Böyle tersine akıntılar ölüm çağına gelmiş düzenlerin büyük anaforları içinde görülebilirdi. Kapitalizmin inkar edeceği Tefeci-Bezirgan sınıfı, 20nci yüzyılda sanki kapitalizmi inkara kalkışmış gibiydi. Ancak bu görünüştü. Dizginler görünmeyen örümcek ağları gibi uluslararası Finans-Kapital mekanizmasının ve en büyük emperyalist iktidarların elinde idi. Modern Finans-Kapital nasıl Tarihin çarklarını geri çevirmekte ve gericilik yapmakta eşsiz ise, tıpkı öyle, Antika Tefeci-Bezirgan sınıfı da insan kazançlarını inkar etmekte ve gericilik yapmakta Emperyalizmden aşağı kalmıyordu. Böylelikle tencere yuvarlandı kapağını buldu. Ortaçağlardan hatta ilk Antika çağlardan kaldığı bilinen Kadim Tefeci-Bezirgan sınıfı: Modern çağın dünya ihtilalleri ve sosyalizm döneminde Finans-Kapitale YEDEK UYDU ve İHTİYAT GÜCÜ olarak geri ülkelerde iktidar mevkiini paylaştı. Bu yüzden Tefeci-Bezirgan sınıfı, sanki bir modern sosyal sınıf imiş gibi geri ülkelerin ekonomisinde, toplum ilişkilerinde, politikasında, kültüründe, ahlakında ağır basan söz sahibi bir sınıf kesildi. 
Bugün geri ülkelerin SOSYAL YAPISI denince, yukarıda saydığımız SINIF İLİŞKİLERİ gözümüz önünden ayrılmamalıdır.” [7]
Bu dediklerimiz somut tarih seyrinde geçerli midir? Türkiye tarihi bu dediklerimizin vücut bulmuş halidir. Türkiye’deki asalakçı yapı ve onun karşılıklı olarak uluslararası ve yerli egemenlerce beslenmesi bize bu tür “özgünlüğümzü” vermektedir. Müteahhit Cumhuriyeti olan Türkiye’ye kapitalizmin girişi sakatken, gidişi “doğru” olması beklenemez değil mi? Emperyalizmin ekonomik-politik işgalini Tefeci-Bezirganlığı yedek güç haline getirerek ve yerli Finans-Kapitalin iktidarına tutunarak sağlar. Bu yüzden bu yapı hem gelişkin endüstriyelleşmeyi, hem bağımsızlığı hem toplumsal kurtuluşu sağlamak tam tersine baltalamaya çalışır. Yukarıda değindiğimiz, kötülüklerin anaları olan sorunları çözmemek onların “doğa”sıdır.
Gerçekliğin devrimci teoride oluşturulması: Türkiye’deki gerçeklik hem modern hem antika medeniyetin derebeyleşmiş halinin varlığıdır. Bu koşullarda devrimci teori nasıl olmalı? Asalakçı düzeni yıkacak, bu düzenin yarattığı ve çözemediği “demokratik” görevleri çözecek Demokratik Halk iktidarını hedefleyen teori olmalıdır. Soyut ilkesi bu şekildeyken bu meselenin somut seyri ancak meydanlarda, fabrikalarda, fakir mahallelerinde yani pratik gerçeklikle ortaya çıkacaktır.
Adana Direniyor’dan Berkan
[1] [3] Hikmet Kıvılcımlı – Türkiye’nin Düzeni, Türk Solu, 8 Aralık 1967
[2] TDK’ya göre; iki hayvan, iki bitki veya bir hayvan bir bitki arasındaki karşılıklı yararlanmaya dayanan beraberlik. Birden çok türe ait bireylerin bir arada yaşaması.
[4] Hikmet Kıvılcımlı – Tarih Devrim Sosyalizm, Derleniş Yayınları, s. 10
[5] Hikmet Kıvılcımlı – Finans-Kapital ve Türkiye, Derleniş Yayınları, s. 54
[6] Hikmet Kıvılcımlı – Üretim Nedir, Derleniş Yayınları, s. 32-33-41-42
[7] Hikmet Kıvılcımlı – Genel Olarak Sosyal Sınıflar, AYDINLIK, Sayı: 2, Aralık 1968, s. 119-133

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir