Irak, Libya ve Suriye’deki Emperyalist Saldırılar ve Bölge Halklarının Konumu (Aydın Direniyor)

Karikatür: Carlos Latuff - 2011

Karikatür: Carlos Latuff – 2011

AB-D Emperyalistleri, Sovyetler Birliği ve Sosyalist Kamp’ın 1991’deki çözülüşüyle ortaya koydukları Ortadoğu ülkelerini yeniden biçimlendirme planı olan BOP’u uygulamaya geçirmek için önce Irak’ı ardından Libya’yı darmadağın ettiler, bu ülkeleri ölüm tarlalarına çevirdiler.

2006’da Irak Lideri Saddam Hüseyin, AB-D Emperyalistleri’nin projelendirdiği bir sözde yargılamanın ardından idam edildi.

2011’de Muammer Kaddafi, ABD ve Fransa başta gelmek üzere NATO’nun Libya’ya girmesinin ardından sokak serserilerine linç ettirildi.

AB-D Emperyalistleri, BOP için en büyük tehlike olarak gördüğü Irak ve Libya’daki iktidarları ve liderleri ortadan kaldırmıştı. ABD’nin istediği parçalanmanın tam anlamıyla gerçekleşmesi için geriye körfez ülkeleri, İran, Suriye ve Türkiye kalmıştı.

AB-D Emperyalist Haydutları, taşeron örgütleri ve tüm takım taklavatıyla beraber 2011 yılında Suriye’ye de girmeyi başardı. Burada öngördüğü parçalanmayı yaratacak bir İç Savaş başlamış oldu böylece. Amaç Suriye’nin BOP Haritası’nda öngörüldüğü üzere parçalanmasıydı. Antiemperyalist BAAS’çı Meşru Esad İktidarı devrilerek yerine bir kukla geçirilecekti. Tabiî PYD Kürdistan’ı ve IŞİD vb. teröristler kontrolündeki Tefeci-Bezirgân Devletçikleri de yaratacaktı AB-D Emperyalistleri, Suriye topraklarında.

ABD’nin Irak’ta, Libya’da, Suriye’de yaptığı insanlık dışı katliamlar ve lanetlenesi emperyalist politikaları bugün tüm dünyanın malumudur. Ancak asıl soru şu olmalı; Emperyalizm, nasıl oldu da bu ülkeleri kısa zaman içerisinde yerle bir edebildi, karıştırabildi? Halklar,  bu çakalları nasıl ”barış ve demokrasi havarisi” olarak selamladı?

Şüphesiz buna vereceğimiz yuvarlacık cevaplardan birisi ABD ve AB Emperyalistleri’nin Burjuva Basını ve sözkonusu liderlere yönelik yapılan ”diktatör” veya ”katil” kara propagandaları olacaktır.

Evet, doğrudur. Bu kara çalmaların halklar üzerindeki psikolojik etkisi çok büyüktür. Ancak yalnızca bunla sınırlı değildir, halkları liderlerine düşmanlaştıran.

Saddam, Kaddafi ve Esad’ın Sosyalist Kamp’ın çöküşüyle birlikte emperyalistlerle güttüğü barışçıl politikalar (Batılı Emperyalistler’in nüfuzunun bu ülkede artması.) ne yazık ki mağlubiyetin yarattığı yıkımın daha büyük olmasına yol açtı.

Irak da, Libya da, Suriye de Sovyetler Birliği ve Sosyalist Kamp’la olumlu ilişkiler geliştirmekteydi zamanında. Tüm bu ülkelerde antiemperyalist iktidarlar bulunmaktaydı. 

Saddam, ülkedeki yabancı işletmeleri millileştirmişti.

Kaddafi, Türkiye’nin 1974’teki Kıbrıs Barış Harekatı’na büyük destek vermekteydi.

Hafız Esad da dahil olmak üzere, bu üç lider; Baasçılık ideolojisini benimsemekteydi. Marksist-Leninist sosyalizmden uzakta olan bu anlayış, bir burjuva sosyalizmiydi. Ancak, Arap ülkeleri için bir geçişi ifade ediyordu. İlerici yönlerini göz ardı etmemiz mümkün değildir.

Baasçılar, burjuva-demokratik bir sorun olan ulus sorununa doğru bir yaklaşım geliştirmekteydiler. Yirmi iki parçaya bölünmüş Arap Ulusu’nun birliğini savunmaktaydılar. Bu noktada biz İşçi Sınıfı sosyalistleriyle uyuşurlar, biz de Leninist Ulusların Birliği Prensibi gereğince savunuruz Arap Ulusu dahil tüm parçalı ulusların birliğini, bir olmasını.

BAAS Hükümetleri’nin tüm bu olumlu yönlerine karşın olumsuz yönleri de vardı. Zaten olayların devamında hortlayacak kötü gelişmeler de bu olumsuzluklardan ortam bulup büyüyebilmişti.

Örneğin Saddam Hüseyin, şovenist bir anlayışa sahipti. Kürt Halkı’na yönelik yaptığı Halepçe Katliamı bunun en acı örneğidir.

Bunun dışında Baasçılar, Sovyetler Birliği’nin 1991’de yıkılmasıyla mücadelelerindeki kararlılığı kaybettiler. Saddam da, Kaddafi de, Esad da, ABD ile yeni uzlaşıyı geliştirme çabasına girişti.

Irak, ABD’yle silah satın aldı, anlaşmalar yaptı.

Saddam, ABD’nin yapımcısı olduğu ”Yeşil Kuşak Projesi”nin ürünü satılmış Arap liderleri coğrafyasından temizlemek niyetindeydi. 1990’da savaş açtı kukla iktidarlara, amacı Arap Birliği’ni sağlamaktı. Kuveyt’ten girip Fas’tan çıkacaktı. Ancak ABD Emperyalistleri, yerli enstrümanlarıyla birlikte giriştiği Körfez Savaşları’yla durdurmak istediler Saddam’ı. Irak’a karşı her türlü ekonomik yaptırım uygulamaya başladılar.

Bunun etkisiyle savaş şartları altında olan Irak’ta yaşam standartları oldukça düşmüş, halk ekonomik cehennemin içine sürülmüştü. ABD’nin ekonomik ablukası sayesinde bir milyonu insan aç kalmış ve önlenebilir hastalıklardan, imkansızlıklardan ötürü hayatını kaybetmişti.

Kaddafi, ABD ile ilişkilerini normalleştirdi. Oğulları ile beraber onlarla dostluk kurdu. Seçim harcamalarını karşıladı onların.

Esad ise bölgedeki konumunu koruyabilmek adına hem ABD’yle hem diğer emperyalist kliklerle çıkar ortaklıkları kurarak, ikili anlaşmalar yaptı ve çatışmalardan kaçındı.

Ancak AB-D Emperyalistleri, başta belirttiğimiz gibi hız kesmeden BOP’un uygulanmasına geçtiler.

İlk hedef Saddam’dı. AB-D Emperyalistleri, kendi yetiştirdiği beslediği cihatçı örgütlerin Amerika’da gerçekleştirdiği 11 Eylül Saldırıları’nı ve Irak’ta kitle imha silahı bulunduğunu bahane ederek Irak’a girdi. AB-D Emperyalistleri, Irak’ı işgale girişti. Saddam, ülkedeki bayır aşağı gidişin bir sonucu olarak halk desteğini arkasında bulamadı. Tabiî aynı zamanda bir diktatördü, politik sindirme metodları da halkı yanında bulamamasında etkiliydi.

Ama elindeki tüm kısıtlı imkanlarla ABD’ye karşı Antiemperyalist Ulusal Kurtuluş Savaşı verdi. Fidel Castro önderliğindeki Sosyalist Küba da destekledi Saddam Hüseyin’in bu antiemperyalist savaşını. Ancak başarılı olamadı Saddam. Devrildi ve yerine ABD kuklası satılmışlar oturtuldu. Irak’ta BOP Kürdistanı’nın ilk ayağı olan Barzanistan kuruldu.

İkinci hedef Kaddafi’ydi. ABD’yle dostluk kuran Kaddafi ve oğulları da, Libya Halkı’ndan direnmek için gerekli desteği göremediler. Buna rağmen Libya Ordusu, NATO şemsiyesi altındaki emperyalist-işgalci güçlere karşı direnmek istedi. Fakat başarılı olamadı. Kaddafi, önce ABD ve Fransa Emperyalistleri tarafından teslim alındı. Ardından sokak serserilerine linç ettirildi. Son yıllarındaki çizgisi her ne kadar tutarsız olsa da, Sosyalist Kamp dönemindeki antiemperyalist, Türk dostu Kaddafi; Chavez Yoldaş’ın dediği gibi şehittir.

Tarihin kişilerce yapıldığını zanneden bazı arkadaşlarımız, bu iki liderin tutumunu anlamakta güçlük çekmiş olabilirler. 

Libya’nın ardından sıradaki hedef Esad’dı. Esad, bölgesel çıkarları gereği emperyalistlerle iyi ilişkiler geliştirmişti. Ancak, Kaddafi’nin ardından sıranın kendisine geldiğini fark etmesiyle ABD’yle çıkar ortaklığı kuran adam gitti, yerine ise teröristleri ülkesinde istemeyen kararlı bir adam geldi. Beşşar Esad başkanlığındaki dokuz partilik Baas’çı koalisyon iktidarı; IŞİD’e, ÖSO’ya, El-Nusra’ya, El-Kaide’ye karşı direndi. Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi’ne karşı direndi. ABD Emperyalistleri’ne karşı direndi.

Esad, genç Rusya ve Çin emperyalizmleri ile uzlaşıdaki başarısı sayesinde bu iki ülke de sahaya indi. Tabiî İran’ın desteğini de unutmamamız gerekir.

Esad’ın antiemperyalist, antifeodal ve antişovenist Ulusal Kurtuluş Savaşı bugünlerde görüldüğü gibi başarıya ulaşmıştır. BOP parçalanmış durumdadır artık. 

ABD namlularının Suriye’den sonraki hedefi çok yüksek ihtimalle Türkiye olacaktı. Şu an zaten olmaktadır, Kürt illerinde AB-D Emperyalistleri’nin çıkarları gereğince bir Türk-Kürt Savaşı ne yazık ki sürmektedir. Ancak, ABD’nin Birleşmiş Milletler kanalıyla Türkiye’ye girişi ülkemizin belli kısmı için değil tamamı için bir felaket olacaktır. Bu yüzden Esad bir yerde ülkemizi de parçalanmaktan kurtarmıştır, en azından bir süreliğine.

Esad’ın diğer liderlere göre avantajı, halkının daha uyanık olması oldu. Suriye Halkı, AB-D Emperyalist Haydutları’nı ve onların silahlandırdığı yamyamları istemediğini İç Savaş’ın ilk günlerinden beri belli etti. Gerektiğinde bizdeki Kuvayimilliye benzeri birlikler oluşturarak Suriye Ordusu’na yardım etti, örneğin Mukaveme-i Suriye gibi. Suriye Ordusu’nun kurtardığı her kente girişini de sevgiyle selamladı.

Yani arkadaşlar, bu yazımız Saddam ve Kaddafi’nin bitişini kolaylayan nedenleri Marksizm-Leninizm Bilimi’nin ışığında ele almak amacıyla kaleme aldığımız bir yazıydı.

Bunu anlatabildiysek veya aydınlatabildiysek, sizlere doğru kavratabildiysek ne mutlu bize…

Katil Amerika Ortadoğu’dan Defol!

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

Aydın Direniyor’dan Bir Yoldaş


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir