İnsan Bu: “Sloganımız boşuna “Yavaş Düzgündür, Düzgünse Hızlı!” değil.”

2013 yılında yayınlarına başlayan İnsan Bu, politika yapmak zorunda kalan edebiyatçı sevdalısı tıp çalışanlarının seslerini duyurduğu bir alan… Zaman zaman gerçekleştirdikleri itirazlarla seslerini duyuruyorlar. Türkiye Direniyor ekibi olarak, İnsan Bu ekibinden Kaan Arslanoğlu ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Merhaba, kısaca sitenizin ortaya çıkış hikayesinden bahsedebilir misiniz?

Türkiye yayın dünyasında ve politik arenasında herkes doğruyu söylüyor, herkes kendi açısından son derece haklı. Bu niye böyle? Çünkü her kesim, gerçeğin kendi işine gelen yanını görüyor ve gösteriyor da ondan. Gerçeğin kendi işine gelmeyen yanlarını görmezden geliyor, anlatmıyor, anlatmak zorunda kaldığında çarpıtarak anlatıyor.

Ben daha önce çok sayıda yayın organında yazdım. Süreç hep aynı şekilde gelişiyor. Yazmanız için sizi davet eden veya yazı gönderdiğinizde önceleri heyecanla kabul eden yayın organları, onların işine gelmeyen şeyler yazdığınızda “buna girmesen, ona dokunmasan” gibi çekinceler koymaya başlıyorlar önce… Daha sonra kırmızı çizgilerine, yasak bölgelerine girdiğinizde “bunu yayımlayamayız” diye kestirip atıyorlar. Siz de başka yazı, haber göndermiyorsunuz o zaman.

İnsan BU’yu işte böyle bir gereksinimden ve zorunluluktan kurduk. “Küçük olsun bizim olsun” anlayışından değil. Yoksa ayrı yayın çıkarmak külfetli ve yorucu bir iş, niye girecektik ki, bir zorunluluk bulunmasa. Başka yerde yayımlanmamış, yayımlanamayacak yazı ve haberleri yayımlamak için siteyi kurduk. Birkaç arkadaşın desteğiyle ben kurdum. Mart 2013’de. Başlangıçta 5-6 kişiydik yazar olarak, Taylan Kara, Nihat Ateş ve başka birkaç arkadaş… Sonra yazar sayımız giderek arttı.

İki önemli haber ile Türkiye’de bir polemik alanı yarattınız. Birisi Taylan Kara’nın “Belleksiz köyde eşkalsiz gezenler… Eski yandaşlar sola nasıl pazarlanır?” başlıklı yazısı, öbürü ise Kaan Arslanoğlu’nun “Güneş-Dil Sözlüğü.. Türkçenin Kök Dil Olduğunu Gösterir Yüzlerce Kanıt..” başlıklı yazısı oldu… Yaratılan tartışmaları nasıl karşıladınız? Beklemediğiniz tepkiler geldi mi?

Birkaç ayrı alanda yoğunlaşıyor yazı, haber ve tartışmalarımız. Biri tıp-sağlık alanı. Biri edebiyat-sanat alanı. Biri habercilik-medya eleştirisi alanı. Ve de tabii ki, felsefe, siyaset, kitap tartışmaları… Söylediklerinizden önce, site daha kurulmadan “Tıp Bu Değil” kitapları çıkarmıştık belli bir grup hekimle. Ülke ölçüsünde gündem yaratmıştı. Tüm gündemden düşürme çabalarına karşın sert bir tartışma ortamıydı. Zaten o güne kadar yazdığım yayın organından ayrılıp bu siteyi kurmak zorunda kalmam da bu tartışmaya dayanır.

Mevcut ticari tıbba karşı bütüncül bilimsel tıp anlayışını savunduk. Taş Devri beslenme anlayışı, falan… Tıp camiası bize cephe aldı. Boğmaya çalıştılar gündemi. Sözde solcular, TTB bize cephe aldı. TTB ile kavgamız aslında bundan da önceye dayanır. Konuyu fazla yaymayayım.

Bu bahsettiğiniz konularda ve öteki başlıklarda, zaman zaman hiç değilse “sol” kesimde veya edebiyat-sanat camiasında gündem yaratabiliyoruz.

Tepki mi ne oluyor? Sanatta, edebiyatta da, tıp-sağlıkta da, siyasette, medyada da aslında karşımızdaki şebeke aynı. Sistemin adamları, kadınları. Hepsi ortak bize karşı tavır alıyorlar. Önce gündemi boğmaya, suskunlukla unutturmaya çalışıyorlar; bunu başaramadılar mı paniğe kapılıyor ve her koldan saldırıya geçiyorlar ve sonra yine gündemi boğmaya çalışıyorlar. Sonunda başarıya ulaşıyorlar. Geniş kesimlerin bu konuları düşünmesini engelliyorlar. Ama o geniş kesimler masum değil. Saf solcu zamanlarımızdaki gibi düşünmüyoruz artık. O geniş kesimler sistemin üreticisi ve ortağı.

Olaya olumlu yanından bakacak olursak son yıllarda tartıştığımız her alanda belli bir uyanıklık yarattık. Düşünen ve sorgulayan bir kesim oluşturduk. Ama sistem ağlarını her yıl daha güçlü ördüğünden bu elbette hiç yeterli değil.

Yayınlarınızda sık sık Türkiye’deki sol partilere eleştirileriniz ya da meclisteki “sol” partileri teşhir etme girişimleriniz var, bu noktada dönem dönem tartışmalar yaratıyorsunuz. Sizce eksik ne?

Eksik demin bahsettiğim çok temel, çok yaşamsal problemlerde solun sistemden yana, çıkar şebekelerinden yana tavır alması. Doğru bir şey yapmaya, bir uyanış oluşturmaya çalıştığınızda ilk engel en yakınlarınızdan geliyor. Ve en kötüsü örgütlü biçimde “sol” partilerden geliyor. İş yaşamında, sendikada, tüketimde, eğlencede, sanatta, edebiyatta, tıpta sağlıkta, medyada çıkar şebekeleri kurulmuş. Sol partilerin adamları bu şebekelerin içinde. Sistemin pastasını yerken hiç solcu, sağcı, AKP’li, CHP’li, ÖDP’li, TKP’li ayrımı yapmıyor insanlar. Bunu eleştirdiğinizde hepsi üstünüze birlikte geliyor. Hatta AKP’lier sizi PKK’lı şucu bucu diye suçlarken, sözde solcular da size AKP yandaşı diyor. Sistem tıkır tıkır işliyor. Üst yapıda ise korkunç bir siyasi kavga varmış gibi bir hava yaratılıyor. Var bir kavga ama, sistem içi bir kavga bu. Bugün AKP diktatoryası ile HDP faşizmi arasına sıkışmış bir siyasi tiyatro izliyoruz. Ya seyredeceksin, ya taraf olacaksın. Tiyatro gündemiyle bunu dayatıyorlar ve başarılı da oluyorlar.

Türkiye aslında edebiyatta ve mizahta siyasete yabancı değil. Ancak bu alanı günümüzde iktidar yanlısı ya da onlarla sorunu olmayan yayınlar kaplamaya başladı. İnsan Bu yazarları ya da okuyucuları, bu yayınlara karşı bir yayınla karşı çıkışı düşünüyor mu?

Yayın derken basılı yayını kast ediyorsanız, gündemimizde bu yok. Bizim için lüks olur. Belli bir kesime zaten ulaşıyoruz. Ulaşma sınırlarını yokladığımızda daha fazlası olmadığını görüyoruz. Demin söylediğim gibi toplumsal kalitesizlik ve yozlaşma büyük bir sorun. Ülkede yalnızca iktidar yoz değil, muhalefet de onun kadar yoz. Toplum, insanlar niteliksizleşmiş, çürümüş. Sistem açısından baktığınızda yoksullar dışında, hepsi iktidarda aslında. Pastayı yemekle meşguller ve başka üst değerlerle işleri olmuyor. Dolayısıyla basılı yayın bizi daha geniş kesime ulaştıramayacağı gibi, mali yönden de kaldırabileceğimiz bir şey değil. O yüzden küçük küçük adımlarla gitmeyi yeğliyoruz. Yeğlemekten de öte koşulların getirdiği bir zorunluluk bu. Sloganımız boşuna “Yavaş Düzgündür, Düzgünse Hızlı!” değil.

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir