İkinci Gezi’den Önce: Gezi’yi hatırlamak (İstanbul Direniyor)

ikinci-gezi-isyaniHükümetin Taksim Meydanını yok etme planının sonucu olarak Taksim’i eylemlere kapatması üzerine 2013 Mart ayında düzenlenen basın açıklamasından (yani Gezi’yi başlatan sebeplerden biri olan Taksim’in demokratik gösterilere kapatılmasından), Berkin Elvan’ın cenazesinin düzenlendiği 2014 Mart ayına kadar (Taksim-Gezi isyanının son konağı olan eyleme kadar) her eylemde bulunmuş, eylemlerin dışında “ne yapabiliriz” diye düşünmek için toplantılarda, forumlarda geç saatlere kadar zaman harcamış, bu dönemde işsiz kalmış ve hala mücadelesini sürdüren “flamalı” bir Gezi direnişçisiyim.

Tıpkı benim gibi çeşitli dönemlerde meydanlarda yer alan on milyon insan gibi, Türkiye’nin iç ve dış savaşa sürüklenmesi izliyoruz. Milyonlarca insanın görüşleri, talepleri, istekleri, hatta sınıf ve tabakaları farklı olsa da, istediğimizde nasıl birleşeceğimizi ve bir isyan dalgası yaratabileceğimizi gösterdik. Ancak Geziciler olarak hep başkalarının istekleri, talepleri, arzuları ve onların tabakalarının bakışı açısından yargılandık. Kimisi bilmem ne kuşağı dedi, kimisi “kaygılı laiklerin başkaldırısı” dedi, kimisi post-modernist kimlik siyasetinin çeşitli dallardaki zaferlerini ilan etme meşguliyetine girişti. Kısacası isyancılar dışında herkes kendi görüşünü dayattı.

Sizi bilmem, ben Gezi günlerini özleyenler ve unutmayanlar arasındayım. Romantikçe değil, siyasi koşullar açısından o günleri arayanlardanım. O enerjinin heba edildiğini düşünenlerdenim. Ancak bu isyanın mantıklı sonucu olan sosyal devrime ulaşamamasının sebebini hala ortaya koymak gerektiğini düşünüyorum. Bu sebeple, üstünden aylar geçmesine rağmen bu isyanın niteliği ve geleceği üzerine hala çok söz söylenmesi gerekiyor.

Olayın nasıl bir sürecin ürünü olduğunu tarif etmek gerekirse, isyanı fitilleyen olay 28 Mayıs 2013’de birden başlamamış, bir birikimin ürünü olmuştur. AKP ve onun arkasındaki yandaş ve müttefik takımına karşı mücadelenin başlangıcı olay ise özelde Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs’a yasaklanması, genel olarak ise önemli bir kalkışma olan Cumhuriyet Mitingleri’nde milyonlarca insanın tepkisi ile başlamıştır. Bu süreçten sonra 29 Ekim’de yüzbinlerce insanın toplandığı gösteriye müdahaleler, Silivri’deki duruşmalarda cami içindeki insanlara TOMA’nın su sıkması, Kürt ulusunun zaten kendi coğrafyasında yaşamış olduğu sıkıntılar, ODTÜ’deki direniş, son olarak ise 2013 1 Mayıs’ındaki azgın saldırı, hepsi bir Taksim-Gezi isyanının parçalarıdır ve yeni isyanın da parçası olarak birikmeye devam edecektir. Ta ki bu soyguncu, katliamcı takımı yıkılana kadar ama yüzbin kişi, ama on milyon kişi sokağa çıkacaktır, çıkmaya devam edecektir.

Taksim-Gezi isyanını yaratan sebepleri bu amaçla yeniden sayarsak, iki temel konu çıkıyor karşımıza. Birincisi laiklik, ikincisi ise ülkenin BOP projesi doğrultusunda kesilip biçilmesiydi. 4+4+4’den, İmam-hatiplerden, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran önderlerin “iki ayyaş” diye aşağılanmasından, içtiğimize, yediğimize, giydiğimize karışılmasından dolayı kızgındık.

Özgür bir yaşam konusunda kaygılıydık. Ülkemiz kapıları binbir şeriatçı örgüte açılmış, Kürt hareketi ile gerçekleşen görüşmeler, hiçbir yurtseverin kaygıları iplenmeden kapalı kapılar ardında, “tepeden” açılımlarla sürmekteydi. İşte bu ortam, isyana kapı açtı.

Bir de çok fazla dillendirilmese de, kitleleri cayır cayır yakan işsizlik ve pahalılık cehennemi vardı. G-20 ülkelerinde beklenen ve gerçekleşen ekonomik kriz, Türkiye’deki basının susuşuna rağmen insanların farkında olduğu bir durumdu ve bir isyan sebebiydi.

Taksim-Gezi isyanında örgütsüzlük ve dağınıklık sebebiyle politik bir devrimi bırakın, en ufak bir ileri gidişin dahi sağlanmadığı göz önüne alındığında, genel kanının insanların isyan seçeneğini bir kenara koyarak herkesin “işine gücüne baktığı” yönünde. Berkin Elvan’ın cenazesinden sonra eyleminden sonra, örgütsüzlük ve programsızlıktan dolayı yapılabilecek tek şey yapıldı, sandığa gidildi. Ve isyana dair tüm umutlar, sandığa yönelik çalışmalarda törpülendi.

Ancak başka bir seçeneğin insanlarca unutulduğunu düşünüyorum. O da halkın isyan için güç biriktirmesidir. Lakin bunu yapacağı yeri, konağı, yapıyı tam olarak tespit edememektedir. Sosyal medya mecrasında kendi fikri ile paralel kişileri tespit etse bile onlarla ayrı durduğu için aynı anda vurmayı becerememektedirler.

Gelecek dönemde bu güvenilir parti/sendika/örgüt/topluluk, isyana hazırlık yapan bu kitleyi kendine uyarladığı derecede gelecekteki bir isyan o kadar derli/birleşik/toplu olacaktır. Kitleleri harekete geçirmek konusundaki kilit nokta, güven vermek ve kitlelere güvenmektir. Bunu kitlelere güvenmeyen hareketlerin davranışlarında bir defa daha görebiliyoruz.

Rojava’da ABD himayesinde devrimcilik yapan ekiplerin üyelerinden biri, katledilen Aziz Güler için gerçekleşen anma konuşmasında şöyle diyor:

“Sol mucize bekliyor, yeni bir Gezi olsun diye dua ediyor. Solda Gezi beklentisi hayali bir beklentidir. Hem Gezi oldu da kim ne yaptı? Gezi bekleyicileri yeni bir Gezi’de eski performansını bile göstermeyecektir. Teorik olarak Gezi olmaz demek mümkün değil, ama koşullar çok değişmiş, mücadele başka boyut ve biçimler kazanmıştır. Gezi bekleyenler bu durumu göremiyor. Artık Türkiye’de kendiliğinden gelişmelerle değil, günlük, kahırlı ve kan revan içinde bir yol devrimcileri bekliyor.” [1]

Öncelikle sözlerin sahibi, Suriye’deki savaş ortamını pazara çıkarıyor. Yani yazıyı okuyan kişiye Suriye’deki süreci pazarlıyor. “Burada barut var, ölüm var, adrenalin yüksek, Türkiye’de de böyle olacak artık” diyor. Sağolsunlar, müttefikleri TAK bu süreci çok güzel bir biçimde örmüştür ve görevini yerine getirmiştir.

Ancak Gezi isyanının yukarıda saydığımız özellikleri, bu ekibin görmek istemediği olgular. Çünkü onlara göre Gezi isyanı, kendi dertlerinin propagandasının yapıldığı bir ortam olmalı. “Artık biz Kürt burjuva hareketi ve müttefiklerinin tezlerini satamayız burada, o zaman neden Suriye’yi cazip hale getirmiyoruz” diyor açık açık. Bununla birlikte şu da açıktır ki gelecek isyan 2013 yılının koşullarında olmayacak. O zaman neden bu fuzuli söz edilmiş olur?

Türkiye’deki gelecek isyan, bu grupların korktuğu bir şey. Çünkü kitleye söyleyebilecekleri hiçbir şey kalmamış durumda. Diğer yandan Türkiye halkına da güvenmiyorlar. Kürt halkının ise gerçekleşen operasyonlarla birlikte güveni kırılmış durumda. Geriye çaresiz bir biçimde ABD yılanına sarılan Suriye’deki halklar kalıyor.

Onların aksine, biz halka güvenelim, halkın örgütlü olabilecek gücüne güvenelim ki, halk da örgütüne güvensin. İşte yeni isyanın politik/sosyal devrim yaratma koşulu budur. Bu bilgilerin ışığında, gelecek isyanın nasıl gelişebileceğini diğer yazıda ele alacağız.

[1] Komüngücü

İstanbul Direniyor’dan Özgür

2 comments on “İkinci Gezi’den Önce: Gezi’yi hatırlamak (İstanbul Direniyor)
  1. ‘ABD himayesinde devrimcilik yapan’
    Rojava’da Kürt halkının yanında olan, IŞİD’e karşı savaşan devrimcilere ahlaksızca atılan bir iftiradır. Olduğunu iddia ettiğiniz himaye sizin görmek istediğinizdir.

    ‘katledilen Aziz Güler’
    Aziz Güler, katledilmedi. Çarpışarak ölümsüzleşti.

    ‘müttefikleri TAK’
    TAK ile müttefiklik ancak sizin hayal gücünüzün ürünüdür.

    Kimin halka güvendiğini, kimin gelecek bir isyanda sokaklarda direnişte olacağını tarih bize gösterecektir.
    Siz ikinci Gezi hayalleri içinde bekleye durun ‘kahırlı ve kan revan içinde bir yol devrimcileri bekliyor.’

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir