Hikmet Kıvılcımlı

image

Hikmet Kıvılcımlı’nın yaşamı, Kurtuluş Yolu Gazetesi’nin 62. sayısında yer alan “2 Aralık 2012 Hikmet Kıvılcımlı anması” konuşmalarından alınmıştır.

Hikmet Kıvılcımlı 29 Mayıs 1971’de Kıbrıs’tan Lübnan’a geçerken günlüğüne şu notları tutuyor:

“Açık denizde, hep Doğu yönü. Ama?..

“Sonumuz belirsiz. Cesaretimiz yerinde. 9 beygirlik balıkçı motoru kalbimiz gibi yorulmadan işliyor.”

Kıvılcımlı, devrimci yolculuğuna da tıpkı bu duygularla başlamıştı; açık bir denizde, sonu belirsiz ancak cesareti yerinde bir denizci gibi. Yüreği ve beyni bu mücadelede her an işlemeye hazır ve her an işler halde.

“Oportünizm Nedir?” adlı kitabının “Sunuş” kısmında ise şöyle söylüyor:

“Görev başında ömür merdiveninin son basamaklarına geldik. Kimsenin kara yahut mavi yahut yeşil, ela gözü için yaşamadık. Kimseden proletarya doğruluğu ve yoldaşlığı dışında bir şey beklemedik. Kimsenin de bizden başka bir şey istemesine göz yummadık. Görev yapıyorduk muhallebi değil, görev yapmada çok iyi biliyoruz; vurmak da vardır, vurulmak da. Hepsi vız gelir ve de gelmelidir.”  

Bu anlayış ve cesaretle yaşamış olan Hikmet Kıvılcımlı, 1902 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun Makedonya’sında Priştine Kasabasında doğdu. Babası Posta ve Telgraf Müdürü Hüseyin Bey’di, Annesi Münire Hanım’dı. Babasının Yemen-Hicaz PTT Müdürlüğüne atanmasıyla bir daha babasını göremedi. Kıvılcımlı, 1912 yılından sonra Balkan Göçleri döneminde ailesiyle İstanbul’a geldi ve daha sonra, zabit olan dayısının yanında Kuşadası’na yerleşti. İlk ve Ortaokulu Kuşadası’nda okuyan Kıvılcımlı, 1914’de başlayan Birinci Dünya Savaşını-Birinci Emperyalist Evren Savaşı’nı burada yaşadı. Lise çağına geldiğinde ailesiyle Muğla’ya geçer Kıvılcımlı. Burada lise öğrenimine başlar. Bu arada kendisine sahip çıkan, koruyan dayısını ne yazık ki kaybeder…

Kıvılcımlı, savaş döneminde halkın çektiği tüm sıkıntılara, açlığa, sefalete bizzat içinde yaşayarak,  yoksul bir ailenin çocuğu olarak, tanıklık etmiştir. Bu dönemden sonra, 1918 yılında Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sona ermiş ve Osmanlı İmparatorluğu bozguna uğramıştır. İzmir’in, Yunan İşgaline uğramasından sonra Hikmet Kıvılcımlı, lise eğitimini yarıda bırakarak Kuvayimilliye hareketine katılır.  Yörük Ali Çetesi’nde 16 yaşında mücadeleye katılır ve 17 yaşındayken “Köyceğiz Kuvayimilliye Askeri Komutanlığı”na atanır. Ve aynı zamanda Kıvılcımlı “Menteşe” Gazetesi’ni çıkartır arkadaşlarıyla birlikte. Kıvılcımlı, Kuvayimilliye döneminden sonra ailesiyle birlikte tekrar İstanbul’a yerleşir. Burada lise eğitimine yeniden başlar ve 9’uncu sınıftan sonra Tıp Fakültesini kazanır.

Bu dönemde Kıvılcımlı, Kurtuluş ve Aydınlık dergileri aracılığıyla Sosyalizmle tanışır. TKP kurulduktan sonra 1921’de TKP’ye üye olur.   Böylelikle Kıvılcımlı’nın ömrünün sonuna kadar devam edeceği Devrimci Mücadelesi başlamıştır. Vazife ve Aydınlık dergilerinde yazıları yayımlanır. 15 Şubat 1925 tarihinde toplanan Türkiye Komünist Partisi Kongresi’ne ise Kıvılcımlı  “Aydınlık Grubu” delegesi olarak katılmış ve Partinin Merkez Komite Üyeliğine getirilmiştir. Kıvılcımlı’nın Partideki (Merkez Komite’deki) görevi; “Genç Komünistler Reisliği”dir artık.

Ancak Takrir-i Sükûn Yasası çıkartılır ve bir kısım TKP’li ile birlikte yargılanır. 10 yıl kürek cezasına çarpıtılır Hikmet Kıvılcımlı. 1 yıl sonra yapılan yasal değişikliklerin ardından ise serbest kalır. Hapisten çıkar çıkmaz da en canlı ve hareketli şekilde mücadelesine devam eder. Partideki görevini sürdürür. Tıp fakültesindeki eğitimini tamamlar. Psikiyatri alanında asistanlığına başlar.

1927 Kasımı’nda ise Vedat Nedim Tör ve Şevket Süreyya Aydemir’in partiden ayrılmaları ve parti arşivini polise teslim etmeleri sonucunda diğer parti üyeleriyle birlikte tekrar tutuklanır. İşkenceli sorgulara rağmen partisini ve arkadaşlarını ele vermez. Parti Genel Sekreteri Şefik Hüsnü’nün deyimiyle; “parti onun ifadesiyle kurtulmuştur”. Bu dönemde 3 ay tutuklu kalır.

Ancak bu hürriyet de uzun sürmez. 1929 yılında İzmir’de başlayan TKP operasyonuyla yine tutuklanır. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “hükümet darbesiyle ameleden adamları iktidara getirmek” suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası alır. 16 Temmuz 1929 tarihinde verilen kararın ardından Hikmet Kıvılcımlı; “hepimiz çıkarken kızıl bir profesör olarak çıkacağız.” demiştir. Verilen cezaya tepkisi budur.

Bu mahkûmiyetin ardından, 1929 yılının Ekim ayında önce Mardin ve Diyarbakır’a, daha sonra da diğer TKP’li mahkûmlarla birlikte Elazığ Cezaevine götürülür. Hikmet Kıvılcımlı, yargılamanın sonunda verdiği sözü yerine getirerek cezaevini bir kızıl üniversiteye çevirmiştir. Kendi deyimiyle;“Marksizm-Leninizmi alfabesinden cebri alasına kadar” etüt etmiştir. Marksist-Leninist Klasiklerin çevirisini yapmıştır. Yaptığı çalışmaları diğer mahpuslarla ve yoldaşlarıyla paylaşmıştır.

1933 yılının Ekim ayına kadar devam eden bu hapislik döneminde 1930 yılına dek Türkiye’de geçirdiği ilk 10 yıllık Marksist-Leninist pratik ve teori savaşına dayanarak “YOL” adı altında bir seri orijinal araştırmalar yaptı. Burada her biri ayrı kitaplar halinde: İdeoloji, Sosyal Gelişim, Parti Tarihi, Strateji Planında: Burjuvazi, Proletarya, Köylü, Millet ve Taktik problemleri ayrıntı ve eleştirileriyle birlikte ele alındı.

Bu hapislik döneminin ardından Hikmet Kıvılcımlı daha önce teorik olarak hazırlanmış Strateji Planına uygun şekilde devrimci faaliyetlerini yürütmeye devam etti. 1935 yılında Partiye bir alan açmak için “Marksizm Bibliyoteği” yayınevini kurdu. 1936’da ise Emekçi Kütüphanesi’nden kitaplar yayımlamaya başladı. Bu seri yayınlarda,  Marks, Engels ve Lenin’in çeviri eserlerinin yanında kendisinin yazmış olduğu; “Türkiye İşçi Sınıfının Sosyal Varlığı”, “Edebiyat-ı Cedide’nin Otopsisi”, “Marksizm Kalpazanları Kimlerdir?”, “Emperyalizm: Geberen Kapitalizm”, “Devrimci Aydın Nedir? Henri Barbusse”, “Sosyete ve Teknik” gibi kitapları yayımladı.

1938 yılında Kara Harp Okulunda bir kısım askeri öğrencinin Nazım Hikmet’le olan ilişkilerinden dolayı başlayan soruşturma sonucunda 1938 yılının Mart ayında tekrar tutuklandı. Bu davada, kitapları erbaşlar tarafından okunduğu ve benimsendiği gerekçesiyle “askeri isyana teşvik etmek” suçundan Donanma Askeri Mahkemesi tarafından 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sultanahmet, Çankırı, Amasya ve Kırşehir cezaevlerinde kaldı bu dönemde. 1950 Temmuzu’nda çıkarılan genel af kanunuyla hapisten çıktı.

Bu uzun hapislik dönemi de Kıvılcımlı için boşa geçmemişti. Dünya Devrim Tarihine katkısı olan“Tarih Tezi” çalışmalarına bu dönemde yoğunlaştı. Osmanlı Toplum Yapısı ve İslam Tarihi üzerine bu dönemde çalışmalar yaptı. Hikmet Kıvılcımlı, cezaevinden çıktıktan sonra da teorik ve pratik mücadelesine yoğun bir şekilde devam etti. Tarih Tezi ışığında  “Günün Meseleleri” adlı kitap dizisini hazırladı. Bunlardan “Fetih ve Medeniyet” adlı kitabını 1953 yılında yayımladı. 29 Ekim 1954 tarihinde ise devrimci düşünceyi geniş halk kesiminde duyurabilmek, dövüştürebilmek için Vatan Partisi’ni kurdu.

Vatan Partisi’nin Amacı, Tüzük’ünde şöyle belirtiyordu:

“Oligarşik nüfuz yerine Halkın Demokratik İktidarıyla: Devleti Halk’tan üstün değil,Halk’ı Devlet’ten üstün tutan gerçek özgürlüğü fiilen kurmak ve antidemokratik yasaları ayıklamak.

Müzmin İşsizlik ve azgın hayat Pahalılığı kanser haline gelmiştir. Bunları köklerinden kazımak için İkinci bir Kuvayimilliye (Kurtuluş Savaşı) seferberliği gerekmektedir. Bu ekonomik seferberliğimizi bilim ve teknolojinin en son aşamasına dayanaraktan ağırsanayi temeline oturtmak.

“Ulusal üretim mücadelemizin para maddesini ne sadakayla ne zorla ancak UCUZ DEVLET ve BİLİNÇLİ TİCARET yoluyla sağlamak.

“Bu kutsal ekonomik Kuvayimilliye seferberliğimizin güdücü ruhunu başta İşçi Sınıfımız gelmek üzere cahil, âlim, köylü, şehirli… Bütün değer yaratan emekçi halkın tamamıyla aşağıdan gelme ve tamamıyla serbest; GİRİŞİM, ÖRGÜTLENME ve DENETİMİNDE bulmak ve bu amaçla bütün organlarda bilfiil üretmenleri çoğunlukta görmek, yarımız olan Kadını ön safta bulmak, Gençliğe sonsuz inanmak.”

Bugün bu amaç, Halkın Kurtuluş Partisi’nin Tüzüğünde belirtilen Amaç maddesidir.

Bir yanda partinin örgütlenme çalışmaları devam ederken bir yandan da yayıncılık faaliyetlerine Kıvılcımlı örgütlü bir şekilde devam ediyordu. 1955 yılında partinin yayın organı “Vatandaş”gazetesi çıkarıldı. “Siyasetimiz”, “Kuvayimilliyeciliğimiz”, “Soğan Ekmek Kongresi” gibi kitapları yayımlandı.

Vatan Partisi, 1957 yılında yapılan genel seçimlere katıldı. İstanbul’da birçok yerde seçim mitingleri yapıldı. Bu mitinglerden en ünlüsü olan Eyüp Mitingi’nde, yaptığı konuşma nedeniyle tekrar takibata uğradı. 1957 yılının sonunda da Başbakan Menderes’in bizzat talimatıyla Hikmet Kıvılcımlı ve 25 partili tutuklandı ve partisi kapatıldı. Ancak 1958 yılının sonunda tahliye olabildiler. 1961 yılında sonuçlanan yargılamada ise partililer ve Kıvılcımlı beraat etmişti.

Artık yeni bir dönem vardı. 27 Mayıs 1960 Politik Devrimi’yle birlikte Türkiye’de yeni bir dönem başlamıştı. Demokrat Parti’nin zor, baskı dönemi bitmişti. Kısmi de olsa 1961 Anayasası’yla özgürlük ortamı daha da genişlemişti. Düşünce ve fikir açıklamak daha kolay hale gelmiş, Marksist klasikler ve diğer sosyalist yayınlar kolay bir şekilde yayımlanmaya başlamıştı. Sendikal örgütlenmenin önü açılırken, grev yasağı da bu dönemde kaldırılmıştı. Bu ortamda Kıvılcımlı bir yandan teorik çalışmalarına yoğunlaşırken, bir yandan da örgütlü bir şekilde Türkiye İşçi Sınıfı mücadelesine pratik katkılar sunuyordu.

1960 yılından sonra “Milli Birlik Komitesine İki Açık Mektup”, “Anayasa Taslağı”, “Birinci ve İkinci Kuvayimilliyeciliğimiz” kitapları yayımlandı.

1965 yılında “Tarihsel Maddecilik Yayınları”nı kurdu. Böylelikle “Tarih Devrim Sosyalizm”“Türkiye’de Kapitalizmin Gelişimi”, “İlkel Sosyalizmden Kapitalizme İlk Geçiş İngiltere”, “Uyarmak İçin Uyanmalı Uyanmak İçin Uyarmalı” gibi önemli eserlerini yayımladı.

1965 yılında İsmet Demir ve diğer yoldaşları Yapı İşçileri Sendikası’nı kurdular.

1967 yılında O’nun öncülüğünde Sosyalist Gazetesi çıkarıldı.

1968 yılında ise,  emekçi halkın en büyük derdi olan hayat pahalılığı ve işsizlikle mücadele içinİşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği (İPSD)’nin kurulmasını sağladı.

Yapı İşçileri Sendikası (YİS), birçok önemli büyük işyerinde örgütlendi, grev ve direniş örgütledi.

İPSD ise halkın sorunlarını dile getiren önemli bir kitle örgütü olarak birçok miting ve etkinlik gerçekleştirdi.

Bunun dışında bu dönemde Türk Solu, Aydınlık gibi dergilerde yazıları yayımlandı. Bu dönemde yayımladığı eserler, katıldığı konferanslar ve içinde bulunduğu örgütler ile gelişen İşçi Sınıfı mücadelesinin tek bir hat doğrultusunda Gerçek İşçi Partisi öncülüğünde devam etmesi gerektiğini savundu ve bu uğurda aktif bir şekilde savaşına devam etti. Bu nedenle “Anarşi Yok! Büyük Derleniş!” tezini geliştirdi. Amacı Tarih Tezinde olduğu gibi bu tezinin de devrimci ortamda tartışılması ve Proletarya Partisinin Reorganizasyonuydu.

Özellikle 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişinden sonra İşçi Sınıfı kendisini dosta da düşmana da göstermişti. Ancak bu toplumsal hareketliliği devrime doğru yönlendirecek bir siyasi öncü yoktu. Türkiye Devrimci Hareketine artık gruplar anarşisi hâkim olmuştu. Hikmet Kıvılcımlı, tüm gruplara bu dağınıklığın giderilmesi için çağrıda bulunmasına rağmen bir sonuç alınamamıştı. Bu ortamda, Türkiye’yi devrime doğru ilerletecek taktik ve stratejinin önerildiği “Oportünizm Nedir? Halk Savaşının Planları ve Devrim Zorlaması Demokratik Zortlama” üçlemesini yayımladı.

Devrimci ortamın dağınıklığını ve İşçi Sınıfının hareketliliğini düşman cephe de görüyordu. Bu nedenle türlü provokasyonlar kullanılarak 12 Mart Faşist müdahalesi gerçekleştirildi. Böylelikle ordu fosili generallerin öncülüğünde ülkede bir sıkıyönetim oluşturuldu. Devrimciler tutuklandı, devrimci örgütler dağıtıldı. O’nun öngördüğü gibi devrimciler dağınık oldukları için bu saldırıya karşı başarılı bir şekilde direnemediler. Mahir ve Deniz gibi devrimci gençlik önderleri katledildi.

Hikmet Kıvılcımlı da yakalandığı kanser illetiyle savaşırken bir yandan da faşist cuntanın sıkıyönetim mahkemesince idam fermanıyla aranıyordu. Tekrar sağlığına kavuşmak ve ülkesine geri dönerek sağlıklı bir şekilde mücadele etmek için yurtdışına çıkmaya karar verdi. Kıbrıs, Lübnan, Suriye, Bulgaristan üzerinden Demokratik Almanya’ya gitti.

Ancak daha önce gerçek TKP’nin dağılışa uğramasından sorumlu olan İsmail Bilen’in sahte TKP’sinin iftira ve karalamalarıyla buradan sınır dışı edildi. Kıvılcımlı’ya ömrünün son anlarında Tito’nun önderliğindeki Yugoslavya Devleti sahip çıktı. Burada iki kez ameliyat oldu. Hikmet Kıvılcımlı, yaşamının son anlarında dahi, bir an olsun devrimci mücadeleden ayrı kalmadı. Kendisi için yakalama emri çıkarmış İstanbul 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesine son günlerinde yazdığı iki mektubu göndererek 12 Mart Faşizmini mahkûm etmiş ve ülkesine geri döneceğini bildirmiştir.

Ancak tüm çabalara rağmen, 11 Ekim 1971’de Hikmet Kıvılcımlı Belgrad’da bedence aramızdan ayrıldı. Hikmet Kıvılcımlı 35 yılında yazdığı “Devrimci Aydın Nedir? Henri Barbusse” eserinde devrimci aydının karakterini açıklamıştı.

Hayatın tüm gerçekliğine uyan bu tanıma göre Devrimci Aydınkitle ve hareket adamıdır,örgütlüdür ve enternasyonalisttir.

Buna göre Kıvılcımlı da tam anlamıyla devrimci bir aydın ve aynı zamanda bir militandır. O, hayat ve kitle adamıdır. Yaşamının her alanında halkın içinde olmuştur. Çocukluğundan ölümüne kadar yoksul halk yığınlarının yaşadığı koşullarda yaşamıştır. 22,5 yıllık cezaevi yaşamında hep halk kesiminden insanlarla birlikte kalmıştır. Mesleği olan doktorluğu para kazanmak için değil yoksullara, işçilere, köylülere yakın olabilmek için kullanmıştır.

Yazdıkları hep sıradan insanımızın derdini anlatır ve onların anlayacağı dilde yazılmıştır.

Kıvılcımlı, Hareket ve Örgüt Adamıdır. O, hiçbir zaman kendi deyimiyle anarşik bir şöhret için kuru edebiyat yapmamıştır. Mücadeleye atıldıktan sonra her an örgütlü olarak yaşamış, hiçbir zaman “tek” olmamıştır. Hep örgütlü devrimci mücadeleyi savunmuştur ve bunun için savaşmıştır. O, ezilenlerin bilinçli birliği ve örgütü uğrunda yaşamı boyunca mücadele etmiştir.

Kıvılcımlı, Enternasyonal adamıdır. Henüz kimsenin dile getiremediği dönemde “Kürt Sorunu”nu ilk kez devrimci bir perspektifle ele alarak tartışmıştır ve teorik olarak çözümlemiştir. Bin yıldır birlikte yaşamış olan halkların gerçek eşitlik ve kardeşlik prensipleriyle bir arada yaşamasını savunmuştur bu eserinde ve ömrü boyunca da bunu dile getirmiştir.

Hikmet Kıvılcımlı’nın dünya devrim tarihine de katkısı vardır. Bilimsel Sosyalizme teorik katkısından dolayı Kıvılcımlı,  Marks, Engels ve Lenin’den sonra Bilimsel Sosyalizmin ustalarından biridir. 1965 yılında kitap olarak yayımlanan “Tarih Devrim Sosyalizm” eseriyle, Kıvılcımlı,Antika Tarihin genel gidiş, işleyiş, gelişim kanunlarını bulur. Bilindiği gibi Marks-Engels, insanlık tarihinin sosyal bilimler alanında en önemli buluşlarını yapmışlardı. Ama ömürlerinin büyük bölümünü Kapitalist Toplumun üzerindeki örtüyü kaldırmaya ve onun işleyişini aydınlatmaya ayırmışlardı. Antika Tarihle ilgilenmeye çok az vakit bulabilmişlerdi. Zaten eldeki veriler de yetersizdi. Buna rağmen Marks-Engels Ustalar, Antika Tarihin Toprak Meselesine dayandığı gibi dâhiyane bir buluş ortaya koymuşlardır.

Lenin’in ömrü ne yazık ki devrim kasırgaları içinde geçti. Antika Tarihi aydınlatmaya da zaman bulamamıştı. Kıvılcımlı bu zamanı buldu işte. Kıvılcımlı, Antika Tarihin üzerindeki peçeyi kaldırdı ve onun genel gelişim kanunlarını ortaya çıkardı. Görüldü ki, Tarih alanında da doğa olaylarında olduğu gibi bir determinizm vardı. Bir kör dövüşü yoktu Tarihte. Marks-Engels’e kadar Tarih, tek tek olayların rastgele üst üste yığılımı gibi algılanıyordu. Marks-Engels, Modern-Kapitalist Toplumda bunun böyle olmadığını ispatladılar.

Ancak Antika Toplumu araştırmaya ve gelişim kanunlarını bulmaya zamanları yetmedi. Marks, bu işi sonradan gelenlere vasiyet etti. Bu vasiyeti Engels ancak kısmen yerine getirebildi. Engels’in yarım bıraktığı görevi tamamlamak Kıvılcımlı’ya düşmüştü. Böylece Marks-Engels-Kıvılcımlı Ustalar tarafından kanıtlandı ki, Tarihin tümünün canlı bir bütünlüğü vardır. Ve her şey belli kanunlara uyarak yürür. Tarih de bir canlı organizma gibi belli kanunlara uyarak çalışır ve gelişir. Ve olaylar sebep-sonuç ilişkileriyle birbirlerine son derece sıkı bir bağla oluşurlar, çıkagelirler.

Böylece, Tarih, tek tek olayların biriktiği bir alan, bir Birikim bilimi olmaktan çıktı, Tasnif bilimi oldu. Tarihte her olay yerli yerine oturdu ve Tarihin canlı bütünlüğü elle tutulurca görüldü. Bu Tez’in ışığında; kapitalizmin 15’inci Yüzyılda neden İngiltere’de doğduğu, Doğu’nun, Avrupa’dan altı bin yıl önce medeniyete geçmiş olmasına rağmen neden Batı’nın sömürgesi olduğu, Kuzey Amerika en yırtıcı emperyalist devletleri var ederken, Güney Amerika’nın neden sömürgeleştiği, küçük bir ada ülkesi olan Japonya en gelişkin emperyalist devletlerden biri olurken, yanı başındaki Çin’in ve Çin Hindi’nin neden sömürgeleştiği apaçık bir biçimde görünür oldu Tarih Tezi ışığında. Yani Tarih olaylarının tümü, anlaşılmaz olmaktan çıkmıştı.

Hikmet Kıvılcımlı, aynı zamanda Türkiye Devrimi’nin Önderidir; Kıvılcımlı, kendisinin söylemiyle “70 yıl bu kara toprağın kuru öküzü” gibi yaşadı. Yazdıklarıyla ve yaşantısıyla hep halkının içinde oldu. Devşirme bilgilerle, üst perdeden tavırla halkına yaklaşmadı. Yazdığı sayısız eser hep Türkiye Halkının dertleri ve bu dertlerin çözümüne ilişkindi. O’nun eşsiz teorik hazinesinin ışığında, günümüzün en çetrefilli sorunlarını bile hemen gün gibi aydınlatıyoruz bizler, O’nun takipçileri olarak. Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı, 27 Mayıs Politik Devrimi, 12 Eylül, Kürt Sorunu, Türk Ordusu, İnsan Haklarının genel sorunları, Şeriat Tehlikesi, Laiklik, Ermeni Sorunu gibi günümüzde yakıcı olarak yaşadığımız konularda ve sorunlarda diğer devrimci yapılar yalpalarken onun mücadelesinin devamcıları olarak bizler bir an olsun yanılmadık.

O’nun teorik ve pratik mirası sayesinde İşçi Sınıfının örgütlenmesinde, Gangster-Sarı Sendikacıların karşısında Devrimci Sınıf Sendikacılığının bayrağını dalgalandırdık ve bu bayrağı da dalgalandırmaya devam ediyoruz. Sendikal mücadelede hiçbir devrimcinin yapamadığı, başaramadığı örgütlenmeleri gerçekleştirdik, İşçi Sınıfı için kazanımlar elde ettik.

Hikmet Kıvılcımlı’nın Türkiye için önerdiği ama aslında evrensel olan “Anarşi Yok! Büyük Derleniş!” şiarının ne kadar önemli olduğunu da bugün bir kez daha görüyoruz. Dağınık sosyalist gruplar bir araya gelip belirli prensipler çerçevesinde birleşerek Proletarya Partisini kurmazlarsa devrim yapmanın mümkün olamadığını görüyoruz. Emperyalizmin krizleri, kitleleri kendiliğinden ayağa kaldırsa bile, bu tepkilerin devrimle taçlanmayacağını hem ülkemizde hem de dünyadaki gelişmelerle bir kez daha görüyoruz.

   İşte bu yüzden Türkiye Devrimi’nin başarıya ulaşması O’nun teorik ve pratik mirasının ışığıyla gerçekleşecektir. Demin de belirttiğimiz gibi, Hikmet Kıvılcımlı yaşadığı ülkenin, hayatın bir parçasıdır. O, hiçbir zaman kitaplar arasına sıkışmış bir aydın kişilik olmadı. O, 22,5 yılını Türkiye’nin yarı derebeyi zindanlarında geçirmiş bilimli ve bilinçli bir savaşçıydı. Ölüm anına kadar da insanlığın hayvanlık konağından kurtuluşu için mücadele etmekten geri durmadı.

Bugün onun mücadelesi kütüphanelere sıkışmış kitaplarda, tuzu kuru beyefendilerin verdiği konferanslarda değil, hayatın ve kitlenin içinde olan Kurtuluş Partililerin mücadelesinde yaşıyor.

Yaşasın Hikmet Kıvılcımlı’nın Devrimci Mücadelesi!

 

HKP Bursa İl Başkanı Halil Ağırgöl

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir