Hikmet Kıvılcımlı – “Vâ mı?” “Vâ!” (A.P. Hükümet Programı Üzerine)

Çaltı DergisiSayı: 140 – 20 Aralık 1965

Adalet Partisi’nin bir doğru yanı var: Kendisinin Demokrat Parti’den kopya edildiğini saklamıyor. Adını, tıpkı D.P. rümuzunu andıran iki A.P. harfine bağladı. Amblemini, “Demokrat” sözcüğünün “Köylü efendimiz”ce söylenişinden kinâye: “Demirkırat” olarak aldı. Böylece D.P. düşmanlarının “Gözlerinin kurdunu kırdı.” Dayandığı yerli Tefeci-Bezirgân, yabancı Finans-Kapitalde, dünkü D.P.’nin temeliydi. Eğer o top bıyıklı, okdanlıklı Hacıağa çocuklarından birisi AP başkanlığında kalsaydı, artık eski “Demokrat”ları süflörlük ettikleri gömme dolaplardan, naftalinlenmiş kürkler gibi çıkartıp siyasi gövdemize giydirmek gerekecekti. Çünkü A.P., siyaset hava oyununa, D.P. kumarından başka ve yeni hiçbir şey getirmemiş olacaktı.

Ne var ki, hayat değme sahne komedisinden her zaman çok daha sürprizlidir. Oportaya apansızın bir Bay Süleyman Demirel çıkartıldı. Sinekkaydı Amerikan traşı, Japon pehlivanı ensesi ile sayın bay Süleyman’ın, farmason olmayıp, müslüman bulunduğunu ispat için, radyoya sıvanan Mevlithânlar Derneği Demirel soyadını, Kur’anı Kerim diliyle “El-demir”e çevirdiler. Onun ömrü “Çıkmak”tan açılmıştı. Çiçeği burnunda mühendis çıkar çıkmaz, Devletin en kritik görevlerinden birine çırağ edildi; 30 yaşında üstâdlığa çıktı. 35 yaşında Amerika’yı fethe çıkar çıkmaz: her birisi Devlet içinde ayrı küçük beğlik olan, onbinlerce yurttaşın emeğini kıran, ve o kılına en yavuz Bakanlarca dahi dokunulsa kıyamet kopan, astığı astık birer küçük pâdişahtan daha bağımsız UMUM MÜDÜR’lüğe çıkarıldı. 40 yaşında resmen “Barajlar Krallığı” tahtına çıkarılır çıkarılmaz, -kırk bir buçuk maşallah- otuz milyon arslan milletin alınyazısı alanında Kırat oynatacak siyasi Parti İmparatorluğuna çıkarıldı!

Şimdi, bu “Harika çocuk” yıldızı, Büytik Millet Meclisi sahnesinde, çimçiy tartışma projektörleri altında, siyaset teleskopuyla daha da büyütülmüş olarak rahat rahat seyrelebiliriz. Pek de yabancımız değil. Devlet babamızın kapı yoldaşlarından. İkide bir diline takılıp, boğazından bir türlü kılçığını geçiremediği “Zinde kuvvetler” ve “Devletçiliğimiz”i hiç tekin saymıyorsa bile, kendisi de ter’ü tâze bir “Devletlü” ve hoşmeşrep bir “Zinde zat” görünüyor. Ruh hekimliğinde onun yapısına “Piknik” tip denir. Piknik sözcüğü: Büyük şehir cehenneminde bunalmış fakir fukaranın hafta tatillerini geçirmek için kendilerini attıkları dağda, bayırda, çoluk çocuklarına çektikleri “Kır ziyafeti” anlamına gelmez. Gerçi artık Süleyman El-demirimizin Çiçekdağlı Osman Ağa Zâde Bölükbaşının talihini söndürecek kadar uzun çıkışlarında apayrı bir söylev söylenişidir. Ama, ruh hekimliğinde, “Piknik”; Kır şöleni değil, ense, kulak, göbek ve çene
ziyafetidir: Pireyi deve eder; fikir derinliğine metelik vermez; parlak mantık satıhlarında kayar; düşünceler kuş kadar hafif, daldan dala uçar; su gibi içine girdiği kabın biçimini alır; sular idaresinden daha ele avuca alınca parmakların arasından kayıp gider; gerdanlı çene açılmaya görsün! Barajları taşıracak seller gibi konuşur (Allah Korusun: Seleyân’ı kelam/Logere! [1]); Milletvekili sandviçleri dişinin kovuğunu doldurmayıp, saatlerce akıcı konuşmasında (hain gazeteci kısmı saymış) tam dokuz sürahi suyu gövdeye indirir (Hüdâ nekerde [2]: Diyabet: şeker hastalığı?)

“Hoşgeldin Bölükbaşım! Bu dolu dizgin gelen bentler, sular, seller başı… Hani, sade suya tirit Demokrasimizin, “Karma ekonomi” aşına, çala kepçe girişecek hususi teşebbüse (Özel Girişkinliğe) mumla aransa daha uygun sanayi şovalyesi bulunmaz. Bâbil armağanı Toplumumuza ve Hacıağa-Bezirgân sınıfı efendilerimize yüzde yüz elverişli, Demirkırat’ı mahmuzlayıp şaha kaldırmak için yaratılmış Zâloğlu Rüstem cokeydir bu… Öteki dramatik Bölükbaşılar, Altıokbaşılar, Sosyalizmbaşılar, Alparslanlar, Alicantilkiler avuçlarını yalıyorlar! Kıratı olan Piknik zât, Üsküdar’ı geçmiştir. “Şahsiyyat” yapmıyoruz: 30 milyonun alınyâzısı konu… O sayın şölensel (piknik) Bay Süleyman Eldemir: Babil çağından önceki “Karma Ekonomi” gelenekli, Nabobodonozar [3] gelenekli D.P. – A.P.’ye hiçbir yenilik getirmedi denilemez. Kurduğu Hükümet Programının metni henüz elimize geçmedi (“Hür Basın” imiş metni sevmiyor). Radyodaki program savurmasına ortalarında yetiştik. Sonuna dek dinleme şerefini uykumuz baltaladı. Ancak bir şey inkar edilemez. Sonu önünden belli söylevi ile Süleyman bey, kırk yıllık siyasî edebiyatımıza yeni bir çeşni getirmiştir!

Çağrı: 2500 yıl önce “Hoca-i evvel” Sokrates’in Mayötik “yumurtlatıcı” denilen metodu gibi sorulu, karşılıklı ve bir “İlmühal” kitabı kadar kolaylığı yürekler acısı basitlikte öğreticidir (didaktik)…

İç Politika mı dediniz? Süleyman Bey soruyor: “Kanun vâ mı” hemen karşılığını veriyor: “Vâ!” “Seçim vâ mı”, “Meclis vâ mı”, “Hükümet vâ mı”, “Proğram vâ mı”. Hepsi “Vâ”. “Plân vâ mı” o da: “Vâ”!.. En sonunda bay El-demir: “Öyleyse mesele yok” demeye getiriyor!

Dış Politika mı dediniz? Süleyman Bey soruyor: “NATO vâ mı” hemen karşılığını veriyor: “Vâ.” “Cento vâ mı”, “GATT vâ mı”, “Milletlerarası Banka vâ mı”, “Yabancı Sermaye kanunu vâ mı”. Hepsi “Vâ”. “Konsorsiyum vâ mı” o da “Vâ!”. Ve en sonunda gene: “Öyleyse mesele yok” demeye getiriyor bay El demir.

Parantez içinde hakkını teslim edelim: bütün öteki “Sağcı-Kolcu-Kaçakçı, Kolcu” Siyasi Partilerin sayın sözcüleri daha az yuvarlık “Vâ mı Vâ” çığlıklı değiller. Onların en dramatiği de, söz gelişi İç Politikada: “Anayasa vâ mı”, “Devletçiliğimiz”, “Toprak Reformu”, “Milli Bakiye vâ mı”… Dış Politikada: “Emperyalizm vâ mı”, “Kapitalizm, yabancı sermaye vâ mı”, “Vâ” dediniz mi, “öyleyse mesele yok demeye getiriyor.”

Oysa o bütün “vâ”lardan sonradır ki, asıl meseleler ortaya çıkıyor. Bu neye benziyor. Şu lâkırdıları tekerlemeye, “Musluk vâ mı vâ! Su vâ mı o da va! Öyleyse mesele yok!” Oldu mu ya? Elbet muslukta, su da bulunacak. Seçimler, Meclisler, Hükümetler, Kanunlar süs için: Musluk vâ mı, Su vâ mı demek için değildirler.

Sanki biz daha önce iktidar da imişiz gibi bazı hususlar yer aldı (S.P. söylevi, 10 Kasım) buyurdu.

20 yıldır A.P. de iktidar değildiyse, kim idi? A.P. şu D.P.’nin öztürkçesi yahut arapçası değil midir? Amerika bizde “çifte parti” istediği günden beri ha A.P., ha D.P. iktidardadır. 27 Mayıs mı? O da, Yassıada’da Demokrat’ı Adalet’e çevirip (Anayasa, Tasarruf Bonosunu çıkararak idareyi “sivil” Palapaşa’ya sundu sunalı) 5 yıldır AP her gün iktidara indi, bindi. Bu bir tahtravalli oyunu muydu? Kaçıncı Koalisyon kabinesinde A.P. yoktu? A.P. iktidarda iken Vâ mı idi, Yok mu idi? A.P. de D.P. de (Demirkırat) Vâ mı, yok mu? Hamlet piyesinde D.P. iskelet kafasına bakıp bakıp: “Olmak! ya da olmamak” oyunculuğunu bırakalım AP’liler, ben diyeyim 20 yıl, siz deyin 5 yıldır, millet desin 40 yıldır: politika göklerimizde siz de “vâ”dınız. Ötekiler “vâ”dılar. Ama hiçbiriniz için Mesele yoktu. Faciamız Hamlet’de değil, burada! Millet hayatında 5 yılı mı az buluyorsunuz? Şimdi sizin istediğiniz Kuvvetli Hükümet de en çok 4 yıl iktidarda Vâ olacak. Sizin için hangi meseleler Vâ, hangi meseleler Yok, Zeytinyağlı kispet piknik tiplere pek yakışabilir. Kırk yıllık siyasette Millici meselelerden kaçak güreş talimleri yeter. Politika alanı artık yalancı pehlivanlık meydanı olmaktan çıkmalıdır. Vâ mısınız?

AÇIKLAMA (10 Ocak 1966, sayı: 143)

“Vâ mı? Vâ!” yazısının çok yanlışlı çıkması büsbütün anlaşılmazlığına vardı. Orada, söylemek istediklerim şu birkaç noktaydı:

1- A.P.’yi yeni bir Parti gibi öne sürüyorlar. Gerçekte onun adı yenidir. Kendisi en az D.P. kadar, daha doğrusu D.P.’yi yavrulayan C.H.P. kadar eskidenberi var olan bir teşkilâtın devamdır.

2- Süleyman Demirel’in yıldırım çabukluğu ile: Genel Müdür – Lider – Başbakan oluşu kişisel bir beceri değildir. Dış etkiler bir yana, Türkiye’de Bâbil çağından kalma sosyal sınıfların eski siyasetçilerini ve teşkilâtını kamufle etme (peçeleme) cilvesidir.

3- Süleyman Demirel sözde “Devletçiliğe” ve “Zinde Kuvvetlere” sık sık çatıyor. Gerçekte kendisi, devletçiliğimizin en ortodoks (aslına uygun) bir ürünüdür ve “Zinde kuvvetlerce” iktidara getirilmiştir.

4- Bizde ötedenberi nutuk çekmek, siyasal hatiplikle karıştırılır. Oysa akıl hekimliğinde “İsbal’i Kelam” ve “Ficar’ı Efkar” [4] manyaklığının başlıca semptomudur. Siyasetimizde uzun lafa çok yer verilmesi, öz konuları örtbas etme oyunudur.

5- Bütün partilerarası tartışmalarda (hiç değilse basına geçenlerde) meselelerimizin yalnız adları söyleniyor, içleri açıklanmıyor. Örneğin: Herkes toprak reformcusudur. Kimse bunun nasıl yapılacağını ayrıntılandırmıyor. Reform “Totem”leşiyor.

6- Kanunlar kitapta yatan ölü düsturlardır. Sosyal hayatımızı bunaltan kanun çokluğudur. Hele bizde kanun, uygulayana göre en zıt sonuçlar verir. Onunla iş bitmez.

7 — Başbakan, AP teşkilatını bütün şimdiyedeğin yapılanlardan sorumsuz çıkarmak istiyor. 4 yıllık koalisyon kabineleri ne idi? 15 yıllık D.P. siyasetinden A.P. rümuzu ardında saklananlar bütün teşkilâtları ve sosyal sınıfları ile sorumludurlar.

Dört buçuk saatlik Başbakan savunmasında “fikir” denecek başka bir madde bulamadığımız için, konu alaya döküldüyse, kabahat bizde mi? Bu açıklamayı Çaltı’ya koyarsanız, üslubumuzdan tedirgin olanlara izah yerine geçmiş olur.

[1] Seleyan-ı Kelam / Logore: Söz ishali, çene düşüklüğü
[2] Hüda nekerde: Allah göstermesin
[3] Nebukadnezar T.D.
[4] Ficar-ı Efkar: Dert abartısı

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir