Hikmet Kıvılcımlı – Üniversite Derebeyliği – Toplum Yeniçeriliği – Amerikan Casusluğu

Temmuz 1968’de yazıldığı notu ile arşivlerde yer alan bu yazı, Türk Solu gazetesinde yer alması için gönderilmiş, bununla birlikte dergide yer almamıştır. Bu sürece denk olarak, gazetenin 37-38-39. sayılarda Hikmet Kıvılcımlı’nın yazısı bulunmamaktadır.

Antika İsa dininin TESLİS‘i ve modern Finans-Kapital Farmasonluğunun ÜÇGEN‘i böyle kuruldu. Amerikan Casusluğunun “AKIL TRÖSTÜ” Türkiye sıcaklarında psikolojik anı iyi seçti. Üniversitemizin sonturlu Mollaları, Toplum Polisi diye “Toplum” sözcüğünün de ırzına geçen zıpçıktı Yeniçeriliğe boyunca FETVA verebilirdi. “Mangır” etmez çalma çırpma tekerleme dolu sözde “bilimsel” kitaplarını 300 liradan aşağıya sattırmak ister miydi şu züğürt talebeler? 6. Filo Toplarının gölgesi altında, yataklarında uyuyan silahsız gençlere, silahlı Toplum Polisinin kanlı dersi, 10 inzibat eri yarılarak verilebilirdi. Sam Amca Güney Kore, Güney Vietnam istiyordu. Başka türkü Amerikalı milyarderleri ayakta duramazdı; Türk milyoneri Vehbi Koçlar, 1967 yılı 16 milyon 591 bin 440 lira olan vergi REKORunu, 1968 yılı 19 milyon 605 bin 180 lira ile kıramazdı. Bu vergi: Türk milletinden toplananın binde biri bile değil miydi? Ne çıkar. İktidarın binde 999’u o KOÇların ve Amerikan “EŞEK” ve “FİL”lerinin (Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerinin)gölgesi altında idi.

I – ÜNİVERSİTE DEREBEYLİĞİ

Oynanan trajedi de en pis rol Üniversite Derebeyliğine düştü. 6. Filo yabancı asker olarak, bir gün İstanbul’u nasıl işgal edeceğinin “manevrasını” planlamakta haklıydı. Toplum polisi de cahildi. Pahalılık ve işsizlik batakhanesinde, her gözü dönmüşün bir lokma ekmek uğruna babasını öldürebileceğine şaşılmazdı. Üniversite Feodalitesinin “MUAZZERETİ”ne idi?

1 çocuğu sayısız vurmalara rağmen komada can çekişiyordu. 2 çocuğu “Polisin baskını sırasında yataklarında uyurken yüzlerine inen coplarla” (Gazateler) kör olmuştu. 32 çocuğu kan içinde hastanelik edilmişti. 44 çocuğu çırıl çıplak Beyoğlu meyhaneleri önünde sürüklenerek dövülüyordu… “BABA” durumunda olan Teknik Üniversite Rektörleri, Dekanları, Senatörleri ne yapıyorlardı?

6. Filoyu cübbeleriyle selâmlayamadıkları için bildiri yayınlıyorlardı. Bir satır yukarıda “UTANMIŞ” görünerek: “Rektörün Yurt binasına polisi davet etmenin vârit olmadığını” resmen açıklıyordu. Oysa, daha 6.Filo Malta sularını aşarken sorulmuştu: “Talebe yurdu, Üniversitenin içinde midir, dışında mıdır?” Rektörlük: “Elcevâb, Allah-ü âlem bissevâb: dışındadır!” buyurmuştur. 6 .Filo Destanlar Çanakkalesi’ni Fatih edasıyla geçerken, bir daha sorulmuş, Rektörlük bir daha: “Ellerimi yıkarım: Yurt Üniversite değildir” demişti. 6. Filo, Yıldız önünden Beyoğlu’na dövizli zampara sızdırsın diye, Toplum Polisi Yurda “Piçler! Komünistler!” diye saldırırken öğrencilerin:

“Toplum Polisi yurda girmek üzere, ne yapalım?” sorusuna “Yurt bizim Üniversite sınırları içinde değildir. Bizim Yurtla ilgimizi yok” diye, hırsızla ortak karakol komiserinin baştan savışını tekrarlıyordu ,Rektör Papa!

Üniversitenin avlusu içinde bulunan Yurt üniversite dışında sayılıyor. 6. Filo hoşhoşlarına gençler peşkeş çekiliyor. Bunu senato bildirisinin bir satır aşağısı, hiç sıkılmadan, tam Yuda prokürörü [1] Romalı Pontius Pilatus’un itçilliği ile şöyle açıklıyor:

“Yurt 1949 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na, buradan da Yüksek Öğretim Kredi Yurtlar Kurumuna devredilmiştir.”

“Kaatil Rektör” denilen Kodaman Molla gelince: “Öğrenci Yurdundaki tahribatı görmüş… Yurdun Üniversite Özerkliği ile ilgisi bulunmadığını bildirmiş.” Onun için, Polisi çağırmaya : “Lüzum ve imkân” yokmuş.

En barbar ortaçağ Derebeyi bile, Şatosu dışındaki köylülerine yapılan saldırıyı kendine yapılmış bilirdi. Bizim “BİLİM” softaları, sivrilttildikleri ışık tutmaz Şatolarının karanlık iç donjonlarından başkasını “kendilerinden “saymıyorlar. Kendileri: bir Maşrık’ı Azam Rektörle, çevresindeki loca ve lonca profesörleri ülkesinden derleşiktirler. Üniversite demek onlar demektir… Üniversitenin asıl çalışan ÖZ EMEĞİ, yarınki UMUT IŞIĞI öğrencileri, Amerikan barının garsonlarına yapamayacağı bir hakaretle Üniversite adlı leylek yuvasından, polis işkence odalarına atılıyor.

Acep öğrencisiz bir Üniversite mi düşünüyorlar bu kaşarlanmış mandarenler? [2] Üniversite: yaşları, başları geçmiş beş on papağan Akbabanın, yüksek kürsü reklâmıyla pahalı bilirkişilik, madrabazca kitap ve çalım satmaları için mi kurulmuştur? Yurt ve Millet uğruna, temiz başlarını koltukları altına almış ülkücü gençlik olmasa, o sayın akbabaların ne “LÜZUM VE İMKÂN”ları kalırdı? Amerikan ajanlığına mı yorarlardı? Mafya gangsterlerine mi hizmet ederlerdi?

II – AMERİKAN KÜSTAHLIĞI

Ne istiyor 6. Filo? İstanbul’un resmen AP valisi açıkça :

“Dün sabah 6. Filo ilgilileriyle temas kurduğunu açıklamış ve kendilerine son olaylar karşısında askerlerini karaya çıkarmamalarını istedik, fakat gene 200 askerin karaya çıktığını öğrendik.” diyor. Demek 6. Filo en bayağı diplomatik nezakati bile Türkiye Hükümetine çok görüyor. Mütareke yıllarında, Boğazlarında zaferle giren İngiliz-Fransız filosu gibi… Vali “Asker çıkarma” dediği halde, aygırlıkları kabarmış askerlerini üslerle işgal ettiği Türk topraklarına salıveriyor. Çan Kay Şek Çini’nin Şangay gibi, Türkiyeyi kozmopolit bir liman olarak kullanıyor.

Amerika Türkiyeyi Savaşla mı yenmiştir?Hayır. Genelevcilikten “DÖVİZ” kazanacak bir “GAFLET VE İHANET” sınıfı, yabancı hovardadan bahşiş kopartmak için, milli namus ve haysiyetini korumak isteyen gençliği kana boyamaktadır. Gazate yazıyor :

“Bir yetkili, limanımızda bulunan 6.Filonun ziyaret süresini kısaltarak, yurdumuzda ayrılması için, gerekli teşebbüse geçildiğini, söylemiştir. Ancak bu konudaki temaslardan, geç vakte dek ne gibi bir sonucun elde edildiği öğrenilememiştir.”

Yani, herif “Gitmem” diyor. Ve, sonuç olarak ertesi gün, köpeğe bakın, Türk milletinin aydın anlayışına karşı nasıl hırlıyor:

“Amerika Birleşik Devletlerinin Ankara büyük Elçiliği Maslahatgüzarı V.Burdett… filonun ziyaretini kısa kesmesinin ve denizcilerin karaya çıkmamasının söz konusu olmadığını” havlamış (Gazateler) ve üstelik de: “Amerikan denizcilerin başına gelebilecek bir olayın çok vahim sonuçlar doğurabileceğini…Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerin temelinden zedeleneceğini bildirmiştir.” (19/7/1968)

Tehdit! Türkiye Hükümetine “Canınıza okurum!” deniyor. Ne hakla? Kuvvetine güveniyor. Vietnam’da bulamadığı bu cüreti Amerika kuduzuna kim verdi? Mustafa Kemal’in Başkumandanlık ettiği Türk Ordusunu, Anayasa çiğneyerek, fiilen Amerikan Generali NATO Başkumandanın emrine verenler… O “GAFLET” kumkumaları nelerine güveniyorlar? Yassıada’dan, Kayseri’den… ve sandıktan çıkmalarına.

III – TOPLUM YENİÇERİLİĞİ

Aldanıyorlar Yassıada’dan, Kayseri’den çıkanları ne sayede oldu? 27 Mayıs ülkücülerinin saf çocuk ruhlarındaki müslüman Türk şefkati sayesinde… Ya, Sandıktan çıkanları nedir?.. Bir Cumhuriyet Savcısı 19 Temmuz 1968 günlü yazısında soruyor:

“Sadece siyasi Demokrasiyi öngören yasalar karşısında, iki buçuk liraya oyunu satan ve toprakla alınan ve satılan bu bilinçsiz kitle neyi ifade etmektedir?”

Neyi edecek, Washington’da haraç mezat Vatanlar satın alan Finans -Kapital‘in, Bâbil çağından kalan Tefeci-Bezirgân sınıfımız sayesinde İktidar ve Devleti de satın alabileceği umudunu ifade etmektedir. Yoksa, o “iki buçuk liralık KİTLE“den bir tek kişi, 27 Mayıs sabahı gidenlere kapılmamıştı.

Bunu herkesten iyi, ve en çok “Sandıktan çıkanlar “biliyorlar. Ve bildikleri içindir ki, yalnız bir şeye dört ayaklarıyla sarılıyorlar: 6.Filo ile içimizdeki 7. kol zavallı Polise! “Efelenin” diyor her ikisine de, “Korkutun şu (BİLİNÇSİZ YIĞINLARI).” Ve “Anarşi”yi gençliğe mal etmek istiyor. Siz şu Devlet içinde, Devletin çıkardığı kanlı anarşiye bakın :

“Bazı polislerin hırsından başlarındaki miğferleri yere vurduğu görülmüştür. Az sonra da, Emniyet Müdürünün verdiği emre rağmen, Toplum Polisi Talebe yurduna girmiştir… Çatışmadan, Talebe Yurdu ağır hasara uğramış, bütün camları kırılmış ve Polis 31 kişiyi nezaret almıştır. Adliyeye sevk edilen 35 öğrenci vaktin geç olması gerekçesiyle Emniyet Müdürlüğüne İADE edilmiştir.”

Amerikalı Valiyi dinlemiyor. Polis emniyet müdürünü dinlemiyor. Ve kızılca kıyamet kopunca da “ANARŞİ”yi Gençlik çıkardı deniyor. Gençlerse,gözlerine vurulan coplara rağmen şunu görüp soruyorlar (Cumhurbaşkanına Tel’den):

“İstanbulun lüks otelleri, Amerikan genelevleri şeklinde çalışmaktadır. Görevi bu türlü yerlerdeki Amerikalıları yakalamak olan polis, Amerikan genelevleri olarak çalışan otellerin kapısında nöbet tutmaktadır. Bu kimin polisidir?”

Amerikan zamparası önünde bu denli nasıl soğuk kanlı olabilen polis, kendi müdürünü dinlemeyip, kimden emir almıştır? Besbelli. Hükümet içinde kamufle olmuş ajanlardan. Bu ajanlar, Cumhuriyeti gençliğe emanet eden Mustafa Kemal’i Anıtkabirinden çıkarıp 6.Filoda yargılayamadıkları için sözlerini kemiriyorlar. Amerikalıyı ikide bir (Mütareke yılları İngiliz Donanmasının kasıldığı) Yıldız Sarayı önüne çağırıp, uçak manevralarının Cehennem gürültüleri ile İstanbul halkının gece tatlı uykularını kaçırtanlar çok iyi biliyorlar. Osmanlı Devleti, İstanbul’u İngiliz donanmasına teslim ettiği zaman, otuzunu yeni aşmış beş on genç kumandandan başka o kahredici canavarlara: “Geldikleri gibi giderler!” diyen çıkmamıştı. Ve son Zafer gençlerin oldu.

Onun için “OY”la çatlayan AP “SEÇİM SANDIKLARI” EN çok AP’lileri aldatmamalıdır. Mütarekenin beş on genci yerine, şimdi beş on TÜMEN yüksek öğretim genci ordulaşmıştır. Bu bilgi ve bilinç TÜMENLERİ Mustafa Kemallerin Mütareke yıllarındaki Tümenlerden ne daha eksiktir, ne daha inançsızdır. Üstelik o günkü Türk ordusu, beş on kat yiğit gücüyle, bugünkü Türk Ordusu olarak gençliğin yanındadır. Toplum polisi üzerine kimse hayâle kapılmasın. Şu işsizlik ve Pahalılık bataklığında maaşla Cehennem olsa gidecek aylıklı askerler her zaman bulunur. Hele adım başı, Amerikan casuslarının yol kestiği topraklarda iğrenç kışkırtmalar birbirini kovalayabilir. Yalnız Mehmetçik, aylıklı asker değildir, Üniversiteli kadar halkımızın öz çocuğu olduğunu son olaylarla göstermiştir.

18/7/1968 günlü Gazatenin şu satırlarını Toplum Polisinin kışkırtanlar için bir daha okuyalım (Saat Geceyarısından sonra 4 buçuktur):

“Teknik Üniversite önünde bekleyen inzibat erleri arasında bir huzursuzluk başlamıştı. Toplum polisine karşı olduklarını hissettiriyorlar, binaya yaklaşmak isteyen polisleri bırakmıyorlardı.”

“Karşıki apartmanda oturanlar, öğrencilerden birinin bir toplum polisi tarafından tutulup pencereden aşağı atıldığını gördüler. “ÖLDÜRÜN PİÇLERİ!” “KOMÜNİSTLERİ VURUN!”diye bağıran polisler, kan içinde kalmış öğrencileri sürükleyerek götürmeye başladılar. Bunun üzerine bir kenara çekilen inzibat erleri harekete geçtiler. Önce Yurt bahçesindeki polisleri birer birer avluya çıkarırlarken, Toplum Polisinde direnmeler başladı. Erlerden biri Polisin mücadelesine daha fazla dayanamayıp silahını çekti. Toplum Polisi birden inzibatı karşısında silahını çekmiş görünce, binada daha fazla kalamadı.”

Haksızlığın kabadayılığı bu kadardı.Ve arkasın-dan bütün câniler gibi gece karanlığında işlediği suçunun izlerini telaşla örmeye girişti :

“Yurt binasının ve bahçesinin önü de kan içinde kalmıştı. Başka bir ekip Polis alalacele bu kan izlerinin yanına toplanıp, kireç ve zıt ile kapama işine girişti. Fakat, pijamalar, külotları,aletleri ile caddelerde sürüklenen öğrencilerden geri kalanlar: kolu kopmuş gömlekler, kırık gözlükler, yırtık atletler, hâlâ Yurt bahçesine yayılmış duruyordu…”

Sükan’ın gerisinde bıraktığı bu savaş meydanı, hiçte İnönü değildi.

[1] Yuda prokürörü: Yahudi savcısı. Bu niteleme ile Yahudiye Eyaleti’nin valisi olan Pontius Pilatus’un, Yahudilerle işbirliği yaparak Peygamber İsa’yı çarmıha germesine gönderme yapılmakta. – T.D.

[2] Mandaren: Büyük adam, “âlim adam” anlamına gelmekte. Kelime kökeni, Çin’de konuşulan ortak dilden adını almakta, Avrupa dillerine ise “elitlerin dili” şeklinde geçip, sonradan bu şekilde anlam kazanmakta.

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir