Hikmet Kıvılcımlı – Türkiye’nin meseleleri

İmece Aylık Kültür Dergisi, Sayı:3 – 1 Mayıs 1961. Himmet Kırşehirli takma adı ile kaleme alındı.

1- MESELENİN KONULUŞU

a) Olay ve Rakama

Türkiye’miz ciddi bir devre girdi. Demokrasiyi “ Sözü ayağa düşürmek” sayanlar yenildiler. Lakin demokrasiyi laf ebeliği sayanlar da yenilmeli ve yenilecektir. Biz, işin söze, sözün ise işe uyması için yalnız olay ve rakamları dile getireceğiz. Olay ve rakamların dili kıldan ince, kılıçtan keskindir çünkü. Olay ve rakamlar ne kadar zorlanırsa zorlansınlar, hiç kimse tarafından sonuna kadar inkâr edilemezler. İnkâr edeni başka ispata hacet kalmadan yere serer gülünç düşürürler.

b) “Ziraatçı ve geri”

Türkiye’miz için – ziraat memleketidir – denir. Doğru mu? Hem evet, hem hayır. Türkiye nüfusunun beşte dördü köyde yaşıyor.  Bu bir olay. Ama, Türkiye modern bir ziraata dayanmıyor. O halde “köylü” kalışımızın: modern manasıyla bir “ziraat memleketi” olduğumuzu değil, bir “geri memleket” olduğumuzu gösterir. Yalnız bizi kırmak istemeyenler “gerisiniz” dememek için “ziraatçısınız” lafını kullanıyorlar. Biz, kendimizi aldatmayalım, “ziraatçı” sözü, bizim “geri” çehremizi örten bir namahremlik peçesi olmamalıdır.

Söz temsili: Avrupa’nın kuzey denizinde parmak kadar bir memleket var; Danimarka. Bu memleket, bizim bir vilayetimiz kadarlıktır. İklimi buz denizine komşudur. Türkiye’miz cennet iklimine rağmen “geridir” de, o ileri ziraatçı bir ülkedir. Hem de nasıl? Avrupa’nın en çok toprağı İngiltere’dedir. Danimarka, bir asır önce ziraatla İngiltere’den de geri idi. Geçen asır, Danimarka’nın 5 te 1 toprakları ekilmez bataklık, çöldü. Bugün kurutulmuş 8 milyon dönüm bataklık üstüne, birçok medeni şehirden başka 25 bin asri çiftlik çalışır. O zaman Kuzey Denizi’nin kum çölleri 250000 dönümlük Yutland kıyılarını kaplamış geliyordu. Bentler kuruldu, çukurlar açıldı, tesviyeler yapıldı, bugün 700 milyon ağaç, kutup rüzgârını ve çölünü durduran kaledir. İşte böyle çetin arazide, Danimarka nüfusunun –beşte biri- ziraatla uğraşır, ama Danimarka’nın dışarıya sattığı malın –üçte ikisi-, dünyanın en iyi cins ve en fiyatlı aranan –ziraat mahsulüdür-. Biz, nüfusuzumuzun –beşte dördü- ile, onun topuğuna varamıyoruz. Bizim, 4 kişimizin yapamadığını Danimarka’nın 1 kişisi başarıyor, bütün memleketini besliyor, artanını da altın gibi satıp, -biz dış ticaret açığıyla kıvranırken- o, dünya ticaretinde alacaklı çıkıyor. İşte hakiki “ziraatçı değil,” sadece bir “geri memleketiz”.

Neden böyleyiz? Elbet, millet olarak halkımızın bunda kabahati yok. Nazilerin iddia ettikleri gibi Danimarkalılar “şimal ırkı” oldukları için, biz Türklerden daha mı üstündürler? Elbette hayır. Danimarka’yı Danimarka yapan sebepleri kısaca hatırlayalım. O zaman, insan olarak bizden farksız olan bu adamların neden başarılı oldukları bize belki ders olur

c) Modern ziraatın temeli

Batı Demokrasilerinde ziraatın dayandığı başlıca temeli büyük toprak paylaşımıdır. Danimarka, ziraatı 205.000 çiftçi elindedir. Bu çiftçilerin yarıdan fazlası 100 dönümden az topraklıdır. Memleket topraklarının yarısı bunların elinde bulunur. Ekilen toprakların dörtte biri, beheri 100 ila 300 dönüm arasındaki 80 bin çiftçide, öteki de biri de 300 ila 600 dönümlük 20 bin çiftlikte bulunur. Bundan büyük arazi sahibi yoktur. Arazinin bu parçalanışı 1899 yılında bizzat köylüler tarafından başarılmıştır. Hükümete ait 35000 küçük çiftlik, yerleşmek isteyen genç çiftçilere kiralanır. Kanın, birden fazla çiftlik sahibi olmayı yasak eder.

Türkiye’de 1937’lerde hazırlanan toprak kanunun 500 dönümden fazla araziyi köylüye dağıtacaktı. Fakat, kanun çarçabuk değiştirildi. 500 dönüm on misline (5000 dönüme) çıkarıldı. Bu, o zaman İsmet İnönü’nün başvekillikten inmesi ve Celal Bayar’ın iktidara geçmesi ile mühürlendi. O zamanki CHP içinde ilk depreşme bu kadar mühim bir demokrasi davasına dayanıyordu. Denilebilir ki, DP’nin ilk tohumları, kendisinden evvel 500 dönümden, büyük çiftlik taraftarı büyük arazi sahipleri tarafından daha tek parti içinde iken atılmıştı. Batı demokrasisinin temeli Türkiye’de böylece imkânsız kılındı. Yani demokrasimiz, ilan edilmeden 22 yıl önce temelsiz bırakıldı. Temeli bulunmayan modern ziraatın üst katları kurulabilir miydi?

D) Köylü teşekkülleri

Batı demokrasilerinde, modern ziraatın üst yapısı bir sözle teşkilattır. Danimarka ziraatının modernleşmesinde teşkilatın başlıca üç büyük şeklini buluyoruz: 1-Köylü teşekkülü. 2- Uzman teşekkülleri. 3-Teknik Teşekküller

1- Köylü teşekkülleri: her şeyin, hatta arazi paylaşımının başıdır. Yalnız köylü teşkilatı deyince sakın bizim tek parti devrinin subaşı teşkilatı gibi, devlet kırtasiyeci memurluğunu köylerin başına bela etmek anlaşılmasın. Bütün toplumlar, demokratik vasıftadırlar: İdareciler, üyeler tarafından seçilirler. “Bu üyelerden her biri, işletmesi ne kadar mühim olursa olsun ayırt etmeden tek bir oyu vardır. Yılsonunda kazançlar, kooperatifler tarafından yapılmış alım ve satımların önemine göre paylaşılır.”

“En vurdumduymaz bir yabancının bile gözüne batan bir gerçek var: Danimarka’nın milletlerarası piyasada en önemli yerlerden birini tutmasını sağlayan ziraat zenginliğini yaratan şey; iradesiyle, cesaretiyle, dinamizm ile bizzat köylünün kendisidir.” (GenevieveDécany: -L’egricultuere de Danemark’le Monde, 1-3-1956)

Kooperatif kıtlığımızın kabahatini köylümüzün cahilliğine yahut ilgisizliği kaygısızlığına bağlamak güzidelerimizin kolay ve eski huylarındandır. Her ayıp halkın, her meziyet bizim sananlara 25-12 1947 günlü Vatan başyazısı, Uşak kongresinden, Karahallı hemşeri, şöyle demişti:

“- Biz, kooperatif kuracaktık. Sayımız doksan dokuz olsa mesele yok. Fazla olunca, Ankara’dan izin koparmak için uğraşılacak. –Ey uçan kargalar, siz yüz müsünüz? Diye sualler sorarak zorluk yaratan bir idareden ne beklenir? Memlekette işlerin genişlemesi lazım. Hükümet ise küçük ve dar kalsın diye uğraşıyor, yardım edecek yerde zorluk arıyor, buluyor…”

Her yıl milyarlarca oynayan bir devlet cihazı halktan topladığı para ile halkın teşkilatını baltalarsa, bunda halkın kusuru nedir? Ama asıl iç yüzleri daha korkunçtur. H. Saka’nın zamanında görüp anlattığı gibi, bizde kooperatifler köylülerin değil, köy tefeci bezirgânlarının elindedir. Ziraat Bankası’ndan ucuza alınan paralar köylüye ağır faizle işlettirilir. Onun için köylümüz onlara –köy bankası- adını vermiştir. Gerçekten de kooperatifler, köye banka sermayesinin nüfuzunu götürmekle kalırlar. İşte yüz kişide seksenimizi bulan köylülerimiz, öyle sahici köylü teşekküllerinde rol alırlarsa, ancak o zaman Türk malını ihraç eden de, ecnebiden mal getiren de köylünün kendisi olur. O zaman yüzde 15 veya 30 kar hadleri yerine, yüzde 5 kar haddi bile yeter. Kimse karaborsaya kendini boğazlatmaz. Hayat pahalılığı denen şeyde işsizlikle beraber ortadan fiilen kalkar.

e) Uzman teşekkülleri

Her iş gibi ziraat de bilgi ister. Danimarka’da “Danışmalar ağı”: Ziraat usullerini yenilemek, düzeltmek ve tesirli kılmak için kurulmuştur. Bunlar –Hükümetin adamı- değil –Köylünün adamı-dırlar ve memurdan daha itibarlıdırlar. Toprağı işleme için, gübre için, sığır, domuz, kümes hayvanı yetiştirme için, işletme muhasebesi için, mimarlık için… Ayrı, ayrı –danışmanlar- vardır. Bunlar Enstitü Kolejlerden diploma almakla kalmazlar. En az üç yıl pratik staj da görmeye mecburdurlar. Ayrıca, çıktıkları okulların ihtisas şubeleriyle olduğu gibi, resmi araştırma enstitüleri de sıkı temasta devam ederler.

Başı sıkışan köylü (Tekrar edelim, en önemli özelliğiyle: Serbest, teşebbüs, teşkilat, kontrolü altındaki adamına) danışmanına, uzmanına koşar. Bunlar, her güçlüğe, salgın hastalığa, bir ırkın ıslahına, tohum seçimine dair, her çiftçi tarlasının ve ora şartlarının icaplarına göre, öğüt verirler, konferans verir, yayın yapar, sergi ve yarışma açarlar. Tecrübeler yapar, yenilikleri yerinde öğretir.

Genç çiftçi delikanlı ve kızlar (18-25 yaş arası), yatılı bedava kurslarda, kışın 5, yazın 3 ay hayvan yetiştirme ve ekim usullerini öğrenir, “canlı sözle” tartışırlar. Yüksek halk okulları, oyuz kadar (bir ilimizin!) ziraat okulunda yetişen fakir çocuklar burs alırlar.

Bir de bize bakalım 1953 yılı 40 bine yakın köyümüz için 2164 tarım müdür ve memuru, şehirde masa başında oturan kimselerdir. Asıl ziraat işleme memuru, asıl ziraata pratikte bağlı memurun on misli! 594 veteriner 553 hayvan sağlık memuru, hepsi o kadar.

f) Önce toprak ve köylü teşkilatı

Yalnız bu iki örnek ziraatımızın geriliği hakkında her şeyi anlatır. 1953 yılına kadar 18564 traktör ithal edilmiş, aynı yıl toplam traktör sayısı 35670 tir. Bunların köyümüze nasıl girdiği ve ne olduğu üzerinde durmayalım. Çünkü asıl mesele ne alettir, ne bilgidir. Her şeyden önce: Ziraatın temeli olanı toprak düzeni ile o toprağı işlerken aletten ve bilgiden faydalanacak insanın, yani köylünün içtimai durumudur.

Danimarka örneğini bir daha hatırlayalım memleketcik, 19’uncu yüzyıl ortasına kadar iyi kötü buğday yetiştirirdi. O tarihte ABD ile Kanada’nın ucuz buğdayları Avrupa piyasasına dolunca, Danimarka köylüsü artık ekinciliğinin para etmediğini gördü. Bütün çiftçiler cemiyetler halinde kümeleştiler. “Ekinciler Federasyonu’nu” kurdular, Kooperatif teşkilatı sayesinde işletmelerini topluca ipotek edip, Amerika’dan ucuza gelen zahireyi yem gibi kullanarak hayvan yetiştiriciliğine başladılar. 15-20 yıl içinde dünyanın en modern davar, süt, yumurta, yağ vs. ihracatçısı oldular.

Ne sayede? Önce eşit ve hür toprak sahipleri olmak, ondan sonra da tam köylülerin en demokratik ve bütün köyleri kaplayan kooperatiflerde teşkilatlanmaları sayesinde. Eğer –toprak adaleti- ile gerçekten –demokratik köylü kooperatifleri- olmasaydı, dünyanın en son sistem makineleri ve ziraat ilminin en yüksek uzmanları da bulunsaydı köyde Prusya hacıağaları, Junkerler (Almancada “toprak sahibi”) , asri ağalar yetiştirmekten öteye geçilemezdi.

Nitekim Danimarka’ya uzman yetişmek için ecnebiler gönderilir. Onlara dair Danimarkalı bir ziraat danışmanı söyle der: 

-Her memleketten ve her ırktan (Hint’ten bile) gelen gençler oluyor; bunlar birçok yıllarını Danimarka’da, bizim için ziraat olan şu sanayinin çeşitli kollarını etüt etmekle geçirirler. Bundan herhangi bir fayda edinmelerini can ve yürekten dilerim. Fakat bazen kendi kendime epeyce endişeyle sorarım: Şu bilgi ve tecrübe edinmelerinden kendi memleketleri için acep nasıl bir faydalı netice çıkabilecek? Danimarka’daki zirai ve iktisadi gelişmenin zembereği esas itibari ile bizim teşkilatımızın bünyesinden ileri gelir. Bu gençler, kendi memleketlerine döndükleri vakit, Danimarka usullerini, kendi milletlerinin o kadar bambaşka olan teşkilatına, örf e adetlerine, “ruhuna” uydurabilecekler mi?

Maalesef buna emin değilim!

Türkiye’mizin umumiyetle iktisadiyatını ve hususi ile ziraatını geliştirmek isterken, o danışman sözünü hiç unutamayız. Ecnebilerden bin bir çeşit güzel ziraat makineleri getirtebiliriz. Amerika’ya, şuraya, buraya yüzlerce, binlerce genç, ihtiyar alim, fenci gönderebiliriz, eğer köyümüzde toprağa ve çalışana adaletli bir düzen ve hür bir teşkilat ve tam aşağıdan gelme bir halk kontrolü veremezsek su üstüne yazı yazmışa döneriz.

-Klasik manasıyla demokrasi demek, umumiyetle köyde ve şehirde her türlü derebeyi artıklarını temizlemek, hususu ile köylüyü toprak sahibi etmek demektir.-

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir