Hikmet Kıvılcımlı – Sosyalizmin Beş Şartı

Yön DergisiSayı: 22 – 14 Mayıs 1962Halim Köylü takma adı ile kaleme alındı.

Yeni formül: T-D-3S

Yurdumuzda Sosyalizmin uygulama formülü olarak bir sihirbaz edasıyla ileri sürdüğümüz formülü açıklayalım. Beş maddenin baş harflerinden aldığımız bu formülün kapsadığı ekonomik konular şunlardır.

1 – Toprak Reformu
2 – Dış Ticaretin Millileşmesi
3 – Kredi Sanayinin Millileşmesi
4 – Sigorta Sanayinin Millileşmesi
5 – Büyük Sanayi ve Madenlerin Millileşmesi

İslamın şartı beş. Okuduk, öğrendik ve bugün ki yaşama şartları içinde Haçtan gayrisine inandık. 20’nci yüzyıl insanlarının yeni inancı olan Sosyalizmin de  Türkiye’de uygulama şartı bu beş konudan ibarettir sayıyoruz. Yurdumuzu sömüren, kanımızı iliğimizi kurutma asalak hâşârate karşı yeni bir D-D-T formülü düşürdük. Şimdi nedenlerini anlatalım.

Son yıllarda Milli Gelir İstatistikleri çok önemli gerçeği açıkladı. Yurdumuzda milli gelirin %38’i, nüfusun%2’si, yani 510 bini mutlu kişi üzerindeymiş. Demek ki 50 Milyarlık Milli gelirin 10 Milyarı 540 bin kişiye dağılmış oluyor ki, bu da adam başına yılda 35 bin lira gibi fazla büyütülmeyecek bir rakam teşkil etmektedir.

Ancak bu %2’nin %90’nı orta derecede kazanan Banka ve Sigorta Şirketleri ortakları, İthalat ve İhracatçılar, Fabrikatör ve Madenciler olduğundan, Milli gelirden ortalama payları gelirin, yukarıda formüle ettiğimiz beş kolda nasıl bölündüğünü açıklamaya çalışacağız. Fransa’da 1936 yılında Sosyalist Leon Blum kabinesi iktidara geldiği zaman ve bilhassa Stavisky rezaleti patlak verdikten sonra,Fransız Milli Ekonomisinin 200 ailenin elinde olduğu uzun boylu Neşriyat konusu yapılmıştı. Biz bu kadar karamsar değiliz. Yurdumuzda 5-10 büyük firma haricinde, bu kadar geniş çapta merkezileşmiş Ticari ve Sanayi yerleri mevcut değildir. Sosyal adalet ilkelerine uymamakla beraber, Milli gelir biraz daha dağılmış durumdadır .

Fakat en geniş ihtimalle dahi Milli gelirin % 10’nun yani 5 Milyar lirasının 5000  kişi arasında bölüşüldüğü de acı bir gerçektir. Bu şahıslardan bazıları birkaç özel işletme ve sınaî teşebbüse aynı zamanda ortaktır . Mesela bir Özel Bankanın büyük patronu aynı zamanda bir Sigorta Şirketinin kurucu üyesi ve bir Sanayi işletmesinin de idare Meclisi Reisidir. Bu gibi kimselerin muhtelif kollardan sağladıkları kazançlar bir araya gelince belki bir kaç milyonu da aşabilir. Onun için bu 5000 kişinin ekonomik gücünü küçümsememek lazımdır. Kabul etmemiz icap eder ki bu 5000 becerikli ve cesur işadamı Basın piyasasına, Siyasi partilere, seçimlere ve bianetle memleketin kaderine de hakimdirler. Bunlar arasında büyük paralar toplayarak düzenlerinin devamını sağlamak için ileri fikirlerle kıyasıya savaşa girebilirler. Bizde yazılarımızda beş sömürge kolunda dal Budak salan 5000 kişinin çevirdikleri dolapların iç yüzünü ortaya koyarak önümüzdeki savaşlarda ilk amacın bilinmesi ve hedefin aydınlanmasını sağlamaya çalışacağız.

Milli gelirin kaymağını yiyenler

Milli gelirin % 10’unu, yani beş Milyar lirasını elinde tutan, bu beş bin kişilik mutlu azınlık yukarıdaki gruplar arasında adetleri itibariyle orantılı olarak sınıflandıracak olursak, %40 nispetinde 2000 büyük arazi sahibi, Tarım alanında %20=1000, İthalat ve İhracatçı, Dış Ticaret alanında %10=500, Özel Banka sermayedarı kredi alanında, %10=500,Sigorta Şirketi hissedarı, Sigortacılık alanında %20 =1000, Büyük Sanayii ve Maden işletmesi sahibi Endüstri alanında 5 Milyar liralık Milli geliri rahatça bölüşmektedirler. Bunlar aralarında da bir nevi iş taksimi yaparak sömürge alanlarını bölüşmüşler ve her grup, diğer grubun işletme sahasına sokulmamayı birbirlerine taahhüt etmişlerdir. Liberal Ekonominin serbest rekabet kanunları bu beş kolda yürümektedir. Şu halde savaşımız geniş halk kitlelerine, küçük toprak ve mülk sahiplerine, alın teriyle hayatlarını kazanan namuslu iş adamlarına karşı olmayıp, fakir halk yığınlarını sömüren büyük devlere ve büyük iş adamlarına karşıdır. Esasen Sayın Maliye Bakanı önemli konuşmalarından birinde, bu yüksek kazançlı sınıfın %27 sinin ayda sadece 140 lira kazanmakta olduğunu ve bu kazanç üzerinden vergi ödediklerini acıyarak ortaya koymuş olduklarından, bu kollardaki faaliyetler devletleştirildiği takdirde umarız ki, o zavallılar da geçim sıkıntısından kurtulmuş olacaklardır.

Her biri kendi sahasında çok becerikli olan bu beş bin kişinin gerçek kazançlarını gizleyebilmek için ne gibi kurnazlıklar yaptıklarını ve bu dolabı döndürmek için ne gibi çarelere baş vurduklarını 29 yıllık Devlet hizmetlimizin, her kademesinde bilgi ve görgülerine dayanarak açıklayacağız. Ancak şu kadarına söyleyebiliriz ki yurdumuzda ithalat ve ihracat işleriyle meşgul olan sekiz bin firmanın %70’si Musevi, Rum ve Ermeni vatandaşlar olmak üzere sadece 1000 firma tarafından organize edilmekte ve türlü döviz kaçakçılığı, kârları dışında, yılda en az 300 milyon liralık kazanç bu 1000 kişi tarafından sömürülmektedir.

Kredi Sanayisinde Özel sermaye ile kurulan 23 Milli bankanın 245 milyon liralık ödenmiş sermayelerine karşılık 52 milyon liralık kâr göstererek hazineyi nasıl aldattıklarını, buna mukabil 6 Ecnebi Bankanın 10 milyon lira sermaye ile 10 milyon lira nasıl kâr ettikleri Yön’de etraflıca izah edilmişti. Kanaatımızca bu 23 Bankanın kârları Yekûnu en az150 milyon lira olup, her Banka için üstüste 30 büyük hissedar kabul edersek, bu 150 milyon lira (500) mutlu kişi arasında bölüşülmektedir.

Sigorta Sanayinde ise durum başka türlü değildir. Yurdumuzda son yılların enflasyonist gidişinden cesaret alarak kurulan 41 Sigorta şirketi 1960 yılında sadece yangın, kaza ve nakliyat kollarında 150 milyon liralık prim toplamış olup, bunların ödedikleri sigorta hasar tazminatı  (kısmen hileli  ve muvazaalı yollarla) yekûnu 50 milyon liradan ibarettir. Aradaki 100 milyon liralık fark bu 41 şirketin kurucuları olan mutlu kişiler tarafından bölüşülmektedir. Sigorta dolabının nasıl döndüğünü bilhassa yangın ve nakliyat hasarlarının ödenmesinde ne gibi hileli yollara sapıldığını başka bir yazımızda uzun uzadıya yazacağımızdan burada kısaca temas etmekle yetiniyoruz.

Büyük Sanayi ve Madencilik koluna gelince

Bu tabirinizle ölçüsünde değişik fikirler, tezler ve görüş noktaları bulunabilir. Biz davayı sadeleştiremek için şöyle bir ölçü kullanmayı düşündük. Memleketimizde sanayi kolunun millileştirilmesine esas olarak 50 işçiden fazla adam çalıştıran veya yıllık mamülatının satış Yekûnu bir milyon lirayı aşan sanayi işletmeleri büyük sanayi olarak kabul ediyoruz. Nitekim Yurdumuzda 30 binden fazla sınaî iş yeri bulunduğu halde, biz bunun %3 ünü yani 1000 adedini büyük sanayi işletmesi olarak kabul etmekteyiz. Burada sanayi kolunun kabul ettiği ürünün çeşidine, ham maddesinin nevi’ine, memleket halkının ihtiyaç derecesine göre de bir tasnif yapmak mümkündür. Fakat biz şimdiye kadar ki çalışmalarımızda Sanayi ve Madencilik kolunda kâfi derecede tecrübe ve müşahede imkanı bulamadığımız dan, bu kola ait tahkikat formülünü daha tecrübeli uzmanların düşüncelerine bırakmaktayız.

Diğer önemli konular

Yukarıda beş madde içinde kısaca özetlediğimiz bu ana prensipler dışında moral yönden Sosyal bünyenin hazırlanması, eğitim problemleri, işçi hakları gibi temel hürriyetlere ait konularda bulunduğu gibi, memlekette Sosyal adaletin sağlanması için alınacak bir çok tedbirler de bu ana davaların dışında görülmüştür. Ezcümle Vergi Reformu, Arsa spekülasyonunun önlenmesi, lüks inşaatın önlenmesi, ucuz mesken inşaatı gibi daha birçok meseleler mevcuttur. Bizim formüle ettiğimiz husus yurdumuzda Sosyalist düzenin uygulanabilmesi için sadece ekonomik yönden ele alınacak birinci plândaki konulardır.

Sosyalizm kelimesini ağzımızın içinde eveleyip geveleyeceğimize Sosyal gerçekleri olduğu gibi ortaya sürerek, çarelerini aramak daha uygun olacaktır.

Bu suretle ele alınacak ekonomik konulara hem daha aydınlık bir hüviyet verilmiş olacak ve hem de olumlu bir tartışma konusu ortaya atılarak çözümlenmesine çalışılacaktır. Diğer taraftan Sosyalizm uygulanırsa milyonlarca vatandaş işsiz kalacak, esnafın sermayesi elinden alınacak, din, iman ve mukedesat çiğnenecek diye üstü kapalı yaygaralarla etrafa korku salanların, sadece 5000 kişiyi hedef tuttuğunu, bunların döndürdükleri dolap önlenirse, milyonlarca vatandaşın mutluluğa kavuşacağını savunmasız kolaylaşmış olacaktır. Çünkü halkın anlamayacağı yuvarlak ve müphem kelimelerle, kaypak terimler kullanılırsa herhalde bir ürküntü uyanmaktadır. Geniş halk kitlelerine bilmelidir ki, Milli gelirin önemli bir parçasının %40’ını büyük toprak ağaları, %20 si Dış Ticaret kodomanları, %10 unu Özel Banka sermayederleri, % 10’unu  Sigorta Şirketi sahipleri, %20’si de Büyük Sanayi ve Madenciler sömürmekte ve geri kalan 27 milyonun sefaleti pahasına saltanatı sürdürmektedirler. Bu kimseler Halk kitlelerinin sosyal adalet içinde hızlı bir kalkınma ile hayat seviyesinin yükseltilmesine karşıdır.

Ama bu mutlu azınlığın ellerinde kiralık kalemşörleri, din adamları, mukedesat çığırtkanları, meclislerde sözcüleri, köşe başlarında gözcüleri vardır. Hem de Tümen, tümen.Bunların Nâsırına basan bir adamı mahvetmek için yapmayacakları fedekarlık, göze almayacakları haini yoktur. Nitekim Yön Dergisi Basın piyasasına çıkıp da ilk sayılarında yayınlanan Bildiriye geniş ilgi gösterilince hemen teleşa düşmüşler, Ticaret Odasında toplanarak ve bütçelerinden paralar ayırarak, tedbirler düşünmüşlerdir.Tabiidir ki, bu büyük sömürücülerin sayıları 5 binden fazla olmasa da, bunların etrafında el pençe divan duran, onların artıklarıyla beslenen daha binlerce asalaklar vardır. Onlar çok kere yaladıkları kemiklerin elden gideceği ürküntüsüyle, asıl patronlarından daha saldırgan ve kudurgandırlar Ağız açıp, bu neşriyata cevap bile vermek lütfunda bulunamazlar. Onlar fağfurları saldırtırlar. Gazateleri toplatırlar, idarehaneleri toplatırlar ve emniyet makamlarına jurnaller vererek, bu yiğit yürekli adamları lekelemeye çalışırlar.

Aydının ödevi

Ama mademki bu yurdun ekonomik kurtuluşunun ancak hızlı bir kalkınma temposu ile ve Sosyalist metodlarla olacağına inandık ve madem ki bu maksatla 1200 aydın hep bir bildiriye imza koyduk. O halde neden korkuyoruz. Madem ki kurucu  mecliste alınteri döken yiğit ve savaşçı aydınların gayretleriyle “Sosyal Devlet “anlamını kabul etmiş ve yurdumuzda sermaye ile çalışma gücü arasındaki dengeyi sağlamayı taahhüt etmiştir. O halde neden korkuyoruz. Ve ne bekliyoruz. Koalisyondan da, yeni Anayasadan da plânlamadan da olumlu bir sonuç alınacağı yok.Esaslı reformlara girilmedikçe bunların hepsi oyalama. Eğer bir şeyler bekliyorsak aldanıyoruz . Ne Anayasamıza aykırı 310 kanun kaldırılacak, ne polis toplumun şüpheli bakışları üzerinizden kalkacak ve  ne de özel teşebbüs çarkının dümen dolabı duracak. Bu işler böylece uzayıp gidecek. O halde bu yurdu gerçekten çok seviyorsak, namuslu isek ,sonuna dek bir şeyler biliyorsak, dağarcağımızda kalmayacak veya ortaya atıp, kendi göbeğimizi kesmemiz lazım.

Yalnız ölçülü olalım. Zarar yok, yüzümüze karşı hakaret etselerde, sövselerde onlara karşı yumuşak olalım. Suçlular daima telaşlı, haklı olanlar soğukkanlıdırlar.Yüksek sesle konuşmayalım. Bilgilerimize yalan ve mübalâğa koymayalım. Sadece rakamlara dayanalım. Bütün ortaya koyacağız rakamlar onları perişan edecektir. Diyoneses’in meşhur büyüsünü çözen de Matematikçi bir kâhindir. Ünlü Alman yazar Goethe ne güzel söylemiş “Rakamlar dünyanın nasıl idare edildiğini belki söyleyemez ama nasıl idare edildiğini pekala gösterir”. Rakamların diline kulak verelim.İstatistikleri konuşturalım. Saflarımıza bulaşık, çıkarına bağlı yüreksiz adamlar sokmayalım.

Reçete ortada T.D.3S formülü. Gelecek sayımızda Dış Ticaret ve Sigorta oyunlarının perdelerini aralamaya çalışacağız.

,
One comment to “Hikmet Kıvılcımlı – Sosyalizmin Beş Şartı”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir