Hikmet Kıvılcımlı, sıkı sıkıya sarıldığımız Bayrağımızdır

Türkiye Devriminin Önderi Hikmet Kıvılcımlı’nın aramızdan bedence ayrılışı üzerinden 46 sene geçti. Uğruna ömrünün 50 yılını verdiği proletarya sosyalizmi davası için yaptığı mücadelede gerçekleştirmiş olduklarının ışığında devrimci mücadelemize devam etmekteyiz.
Hikmet Kıvılcımlı, çok sayıda devrimcinin önünü bir fenerle aydınlattığı gibi, çok sayıda devrim kalpazanın elinde hatırasından faydalanma girişiminde bulunulmuştur. Kış kışlığını yapmaya devam ededursun, günümüzün en çetrefilli olaylarını değerlendirme konusunda, Hikmet Kıvılcımlı’nın önderliği hala değerini korumaya devam ediyor.

“ANMALAR”

11 Ekim’de Hikmet Kıvılcımlı’yı küçük bir açıklama ile anan partiler ve hakkında makale yazan yazarlar, her 11 Ekim’de olduğu gibi görevlerini savarak önlerine bakmaya devam ettiler. Partilerden bazıları (Türkiye Komünist Hareketi, Halkın Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye İşçi Köylü Partisi) “dostlar alışverişte görsün” kısa açıklamaları ya da bir görselle görevlerini savdılar. Özellikle Sosyalist İktidar grubu kökenli iki partinin Hikmet Kıvılcımlı’yı anması, riyakarca bir tutum oldu. Çünkü bu hareketlerin Hikmet Kıvılcımlı’yı okumak, araştırmak isteyen gençlere karşı tutumunu bilmekteyiz (Bu tür davranışlardan biri, 1 Mayıs’ta Bakırköy’e kaçan Komünist Parti‘nin Hikmet Kıvılcımlı görseli taşımasıydı). Bu hareketlerde eğitim çalışmalarında Hikmet Kıvılcımlı okunuyor mu peki? Hiç sanmıyoruz. Hepsini geçtik, eğitim çalışması yapılmakta mı bu gruplarda? Ondan bile şüpheliyiz.
Görevi, emperyalist uşağı Kaçak Saraylı’nın kendisini bir daha hapislerde süründürmemesi için kendisine verilen “Komisyonculuk” görevini “şak” diye yapmak olan Sahte Vatan Partisi‘nin gençlik örgütü Öncü Gençlik ise Hikmet Kıvılcımlı’nın “Eyüp Konuşması” adlı konuşmasını yayınlayarak görevlerini savdılar. Sanıyoruz, görevleri gereği sığındıkları “vatan savaşı” şemsiyesine dikilecek bir yama olarak gördüler bu konuşmayı. Kıvılcımlı’nın anısını kirletme ayininde yerlerini aldılar böylece.
Hikmet Kıvılcımlı için mezarbaşı anması gerçekleştiren gruplar ise Kıvılcımlı Enstitüsü, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi, Sosyalist Dayanışma Platformu ve Toplumsal Özgürlük Parti Girişimi hareketleri oldu (Halkın Kurtuluş Partisi’nin, hakkını vererek gerçekleştirdiği anmayı burada tekrar etmeye gerek görmedik). Anma konuşmaları, herhalde partiler kendilerine inançlarını da kaybettikleri için, tamamı ile kendi sitelerinde yer almadı. Görebildiğimiz kadarıyla, sadece SODAP’ın konuşmasından belli parçalar haberde yerini aldı. Ayrıca HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay’ın konuşmasının bir bölümü, sosyal medyada yerini aldı.
Hikmet Kıvılcımlı üzerine yapılan konuşmada “Türkiye devrimcileri olarak Kıvılcımlı’nın mirasının yeterince sahiplenilmediğini” belirten Kemalbay, ayrıca isim vermeden bazı gruplarca Hikmet Kıvılcımlı’nın mirasının istismar edildiği şeklinde bir ifade kullandı (sonradan tespit ettik ki, bu ifadeyi kullandığı görselleri sosyal medyadan kaldırdılar). [1]
Ne kadar doğru bir tespit! Keşke hedef aldığı grupları da söyleme cesaretinde bulunsaydı. Ancak biz kendi yerine belirtelim, Hikmet Kıvılcımlı’nın mirasını kirleten ve ona sahip çıkmayı beceremeyen, onun fotoğrafını birer süs olarak taşıyan HDK’da derlenmiş grupların ta kendisidir.
Yıllardır Proletarya Sosyalistlerini MGK’cılık ile, şovenizm ile suçlayanlar, bugün Finans-Kapital partisi, Kaçak Saray’ın danışıklı dövüş yaptığı rakibi Y-CHP’nin “Adalet” tabelalı revizyonizm lokomotifine tutunmuş gitmektedirler. Yine HDP Eş Genel Başkanı şu cümleleri kullanıyor:
“Kıvılcımlı tek parti döneminde baskılara nasıl maruz kaldıysa bizde bugün aynı baskı altındayız. Baskılara mücadele ile karşı geliyoruz ve gelmeye de devam edeceğiz. Mutlaka biz kazanacağız”
Hayır! Siz Oslo’da MİT ile gerçekleştirdiğiniz müttefikliğin sonrası bozulan ortaklığın bedelini ödüyorsunuz. Kıvılcımlı hiçbir zaman Finans-Kapital ile uzlaşmamıştır, onların sürekli hedefi olmuştur. Siz ise TÜSİAD ile, MÜSİAD ile el sıkışan ve 32 diş sırıtan kalpazanlarsınız. [2] Siz dünyamızı kana bulayan NATO’nun görevlisiniz. [3]
Hikmet Kıvılcımlı hakkında makaleler yayınlayan köşe yazarları da oldu çeşitli yayın organlarında. Siyasi Haber’de Tunca Yılmaz, Özgürlükçü Demokrasi’de Sinan Mert, İleri Haber’de ise Erkin Öncan Hikmet Kıvılcımlı üzerine yazılarını yayınladılar.

KIVILCIMLI’NIN “GÖLGESİ” ALTINDAKİ REVİZYONİZM

Tunca Yılmaz,aynı zamanda SYKP Eş Genel Başkanı, yazısında kendi partilerinin adını da oluşturan, anlamı karnında “Sosyalist Yeniden Kuruluş” paradigmasına Hikmet Kıvılcımlı’nın yansımaları olduğunu belirtiyor ve kendi gruplarının bu kaynaktan su aldığını iddia ediyor.
Biz bu kavramın açıklamasını şurada buluyoruz. “80’lerden sonra Türkiye politik ortamına giren ancak özellikle Sovyetler’in çöküşünden sonra oldukça etkili olmaya başlayan “işçi sınıfından kaçış” savrulmalarına karşı kapitalizmi aşma mücadelesinde emek-sermaye çelişkisinin başat rolünde ısrarda önemli cephaneliklerimizden biriydi Kıvılcımlı.” [4]
Öncelikle, Kıvılcımlı’yı bir cephane olarak görmek, tam da Kıvılcımlı’yı işine geldiğinde sahiplenen, işine gelmediğinde ise unutan fikriyatın bir yansıması… Tabii bir de Karl Marx’ın henüz hayattayken çoktan düzelttiği bir kavram da, her burjuva sosyalisti hareketin kullanıldığı gibi kullanılmış: “Emek-Sermaye çelişkisi”…  Bunları bir kenara koyup öze baktığımızda SYKP, daha doğrusu Avrupa Birliği’nin önemli müşterilerinden, THKP/C önderlerini burjuva mahkemelerinde savunmadığını itiraf eden Ertuğrul Kürkçü’nün başını çektiği grup, gerçekten de işçi sınıfının yanında mı durdu? Buna koca bir hayır diyebiliriz. Tam zıttı, ne kadar post-modern varsa onlarla kol kola giren bu grup, Türkiye’ye post-modernizmi yaymakta HDK’daki yol arkadaşları ile birlikte görev aldı. Kadın sorunundan ulusal soruna, Türkiye’deki tabakaların değerlendirmesinden, devrim strateji ve taktiğine kadar emperyalist fonlu kürsü sosyalistlerinin papağan gibi tekrarladıklarını benimsemek dışında hiçbir eyleme girişmemiştir SYKP.
Demek ki Sosyalist Yeniden Kuruluş kavramı, Hikmet Kıvılcımlı’yı bütünsel olarak bırakın, kısmen bile desteklemeyen safsatalardır.


Güney Kürdistan bağımsızlık referandumunda kimi siyasi yapıların aldığı tutumları göz önünde bulundurunca Kıvılcımlı’nın neredeyse yüz yıl önce ve üstelik Kemalist istibdat altında yazdığı şu satırların kıymeti daha da artıyor: “Şu halde Kürdistan halkının kurtuluşu demek olan ayrı bir devlet teşkil etmeye kadar (…) Kürtlüğün kendi mukadderatına, siyasi bağımsızlık derecesinde kendisinin sahip olmak hakkı, yalnız Türkiye’deki Kürtlerin değil, Şark Balkanları üstünde parçalanmış olan bütün Kürtlüğün bir tek sosyal ve siyasi yapı halinde kurtuluşu demektir.”  

Yazar, açık biçimde Kıvılcımlı’nın o günlere ait değerlendirmelerini tahrifte bulunuyor. AB-D emperyalizminin has adamı, Kürt ulusunun düşmanı Barzani’nin referandum tiyatrosunu böylesine savunmak için Kıvılcımlı’yı kullanmak, pek gülünç doğrusu. Aynı Kıvılcımlı, Barzani ve benzeri burjuva/feodal Kürt örgütlerinin emperyalizm ile işbirliği girişimlerini aynı kitapta mahkum etmiştir oysa.

Kıvılcımlı’nın belirttiği gibi, dört parçaya bölünmüş Kürt ulusunun birleşmesi ve kendini yönetme yeteneğine sahip bir ulus olarak harekete geçmesi bir ilkedir. Ancak Güney Kürdistan referandumundan birkaç gün sonra, ABD’nin her zaman yaptığı gibi kendi adamını arkadan bıçaklamasına maruz kalan Barzani’nin Irak karşısındaki komedi şeklindeki tavrını bir komünist nasıl göremez? Elbette ki komünist olmayan göremez. Dolayısıyla bu soytarı (Barzaniler ve benzerleri) takımı, nasıl Kürt ulusunun önderi, kurtarıcısı olarak görülebilir?

“Kıvılcımlı’nın Mustafa Kemal’i bir burjuva siyasetçisi olarak yerli yerine koyuşu, Kemalizmin şovenist, milliyetçi yanılsamalarından uzak kalmak için güvenli bir zemin yarattı SYK paradigmasına.”

Kıvılcımlı’nın bu konudaki özgün görüşlerini savunmaz yine SYKP… Hikmet Kıvılcımlı’nın, sadece bir burjuva siyasetçisi değil, aynı zamanda bir burjuva devrimcisi olarak Mustafa Kemal’i ortaya koyduğu tek bir yazısına bile imza atamazlar (birkaç tanesini sayarsak, Cumhuriyet Bayramı Nedir?, Lenin ve Türkiye). Bir yanılgıları daha var, kendileri sağlam zemin olan anti-şovenizm zemininde değiller. Onlar günümüzde geçer akçe olan, post-modernizmin çocuğu tersine şovenizm zeminindeler. Onlara göre Kürt ulusunun herhangi bir tabakasına itiraz ettin mi, iflah olmaz bir faşist olmaktasın. Yani gözümüz kapalı bir biçimde Barzani’yi, İmralı’daki akıl sağlığı yerinde olmayan Öcalan’ı savunacağız.

Yazının sonunda ise Sosyalist Yeniden Kuruluş paradigması çorbasının, Türkiye’de sömürdüğü kaynaklar sayılmakta.

“Bir sentezlenme çabası olan SYK paradigmasının Kıvılcımlı’dan aldıklarının (ve almadıklarının) yanı sıra, Paramaz’dan, Şefik Hüsnü’den, Mahir Çayan’dan, Deniz Gezmiş’ten, Hüseyin İnan’dan, İbrahim Kaypakkaya’dan, Öcalan’dan ve daha pek siyasal önderden aldıkları da var elbette.”

SYKP, aslında bu kişilerin hiçbirinden bir kök almamaktadır. Özellikle TKP, THKP/C ve THKO önderlerinden alabileceği ne olabilir ki? Onların sosyolojik tespitlerine “Kemalistlik, ulusalcılık, şovenistlik, darbecilik, 50 yıllık revizyonizm” diye saldırmayı öğretmek dışında ne üretebilirler ki? Yine Proletarya Sosyalizmi dışında kalan diğer isimlerin önerdiği/dayattığı görüşlerle de ilişkisi yoktur SYKP’nin. Onların tek ilişkisi, Graham Fuller’ın çizdiği “daha fazla sol” adına post-modernizm, tersine şovenizm ve revizyonizm tekkesini beklemektir.

Son olarak dilin altındaki bakla çıkmaktadır: “Kıvılcımlı’nın doğrusal bir devamı olma iddiasında değil SYK paradigması. Ancak Türkiye Devrim mücadelesinin dev çınarı Kıvılcımlı’nın besleyici gölgesi, serpilip gelişmekte olduğumuz zeminin üzerindeki varlığını her daim sürdürecektir.”

Yazımızın başında dediğimiz gibi, biz Kıvılcımlı’ya sıkı sıkıya tutunmaktayız ve onun ışığından algımız yettiğince yararlanmakta, olayları değerlendirmekteyiz. Onlar ise, Kıvılcımlı’yı “gölge eden ağaç” olarak tanımlıyor. Bu tesadüf değildir, çünkü Kıvılcımlı’nın teorik hazinesi altına kendi post-modernist pisliklerini saklamakla meşguller.

Kıvılcımlı’nın, Lenin’in, Marx’ın, Engels’in doğrusal devamı olamamak, onları kavrayamamaktan geçmektedir. Kendileri de zaten yazdıkları ile bunu göstermektedir.

YETERSİZLİĞİNİ ÖRTMEK İÇİN “TUTUNMAK”

Sosyalist Dayanışma yazarı M.Sinan Mert’in yazısı ise daha başlığından niyetini belli ediyor. [5]

Aslında bu başlığın seçimi, bir itirafı da beraberinde getiriyor. Kıvılcımlı kalpazanları, Kıvılcımlı’ya çeşitli şartlar altında “tutunuyorlar”… Ne kadar tutunuyorlar? Ucundan, isteksizce, zoraki… Yazıdaki bakış açısı da bunu yansıtıyor.

Kıvılcımlı hakkında verilen ansiklopedik bilgiler sonrasında, Kürt sorunu üzerine “sol cenahta olağanüstü kafa karışıklıklarına yol açan ulusal sorun büyük bir berraklık ile kavranmış ve ortaya kon”duğunu belirtiyor yazar. Ancak kafası karışan kim? O belirtilmemiş. Biz belirtelim, Kıvılcımlı’nın ortaya koyduğu olgudan haberi olmayan Burjuva Sosyalizmi geleneklerinden özellikle SİP ve Devrimci Yol kökenli örgütlerden bazıları, Türkiye’nin kendisinin bağımsız olmadığından dolayı sömürgesi olamayacağı [6] ya da Türkiye’de Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkını savunmanın günümüzde emperyalizme yarayacağı şeklinde görüşler öne sürmekteler [7].

Meselenin Marksist-Leninist açıdan ele alınışı ise Kıvılcımlı’nın belirttiği gibi Türkiye’nin özgün çelişkisine bağlıdır. Yani hem kendi ulusal kurtuluşunu gerçekleştirdiği sırada aldığı anti-emperyalist tavrı, hem de kurtuluşun hemen sonrası, iktidarda bulunan Finans-Kapital zümresinin kaçınılmazca bayır aşağı gidişe yöneldiğinden dolayı Kürt ulusu üzerindeki sömürücü tavrı, aynı bünyede bulunmaktadır. Yani Türkiye bünyesinde bir sömürge olamayacağı görüşü de, UKKTH’yi savunmanın emperyalizme hizmet edeceği ve sadece ayrılma hakkı anlamına geleceği de Marksizm-Leninizm’e uymamaktadır.

Peki Sosyalist Dayanışma Grubu bu görüşün neresinde duruyor? İşte söylediğimiz gibi, onlar Kıvılcımlı’ya ucundan tutunuyor. Kıvılcımlı’nın Yedek Güç: Ulus (Doğu) adlı kitabında Kürt burjuvazisi ve Kürt feodalleri ile işbirliği/müttefikliği konusundaki uyarılarını kulak ardı etmekte bir sakınca görmüyorlar. Bu sebepten, soyguncu feodal beyleri anan HDP’de yer almayı (hatta bu partiye eş genel başkan vermeyi) sorun olarak görmemekteler. Aradıkları “demokrasi cephesi”nin (ki bu da anlamı karnında, ekletik bir birliği çağrıştıran kavram) kilidi, sadece Kürt halkının bulunduğu durumu anlamaktan değil, KÜRSİAD’ın, KDP’nin, PYD’nin emperyalizmle ilişkisini de doğru koymaktan ileri gelmektedir.

Yazıda görüyoruz ki bay Mert(!) Kıvılcımlı’yı kendi işine geldiği gibi okuyor (ortada bir okuma varsa o da budur). Kıvılcımlı, emperyalizmin ülkelerdeki en gerici zümrelerle işbirliği yaptığını, bu müttefikliğin Türkiye’de de geçerli olduğunu ortaya koyarken (Finans-Kapital ve Türkiye kitabına bakılabilir), yazarımıza göre “ilericilik/gericilik”, “İslamcılık/Batıcılık” üzerinden olaya bakmak “ezilen sınıfların” yedeklenmesine neden olmuş(!). Tam zıttı, bu kavramları Kıvılcımlı’nın söylediği gibi yerli yerine koyarsak, ilerici ulus hareketleri ile Proletarya Sosyalizmi müttefikliği ve gerici emperyalizm-ortaçağcı gericilik müttefikliği arasındaki mücadele yerine, tefeci-bezirganlarla müttefikliğe girmek (yetmez ama evetçilik/boykotçuluk, Oslo balayı vb…) sömürülen sınıf ve tabakaları emperyalizme asıl yedekleyen olmadı mı?

Tıpkı Pensilvanyalı Organize Suç örgütü gibi, Rojava meselesinden dolayı Kaçak Saray ile ortaklığı bozulunca aslan payı kavgasına girmenin adı nasıl “Çatışmanın oldukça geç bir momentinde yaratılan HDP seçeneği, Gezi isyanından Rojava deneyiminden de güç alarak topluma farklı bir okuma” şeklinde yorumlanabilir? 2012’de El-Nusra içindeki IŞİD fraksiyonu ile anlaşma sağlayan YPG, “öküz ölüp ortaklık bozulunca” çatışmaya girmişse, 2013’te Bülent Arınç’tan teşekkür alınacak kadar Taksim-Gezi isyanı baltalanmaya çalışılmış ise, Oslo’da parababalarının örgütleri ile pazarlıklara girişilmiş ise, buradan nasıl “atılan maya” nasıl tutmuş oluyor? Tüm bu yaşananlar (adı da belli edilmemiş) düzenin paniklediğini mi gösterir, yoksa sizin gibi işbirlikçilerine “naniklediğini” mi?

Toparlarsak, eğer ki artık “İlericilik/Gericilik” üzerinden bir yorumlama yapılamayacaksa, neden haldır haldır LAİKLİK başlıklı konferanslar düzenleniyor? [8] Cesur olun, geçmişteki gibi laikliği kullanmayın, en azından namussuzluğunuzda “MERT” olun.

Yine burada çok sık kullanılan bir kavramın kullanıldığını görüyoruz: “neo-liberalizm dalgası”… CNN’de ya da BBC’de her gördüğünü kullanan Graham Fuller solunun kullandığı bu kavram aslında altında bir şeyi saklamaktadır, tabii ki tekelci Finans-Kapitali… SSCB’nin büyük geri sıçraması sonrasında, gittikçe azgınlaşan tekelciliğe karşı hala 19. yüzyıldan kalma Liberalizm ütopyasının “yeni” bir atılım ile geldiğini söylemek, tam da HDP’nin parçası bir harekete yakışabilirdi. Ne de olsa işçi sınıfı hareketinin düşmanı TÜSİAD ve efendileri AB-D emperyalizmini gizlemek gerek değil mi?

Yazar, Kıvılcımlı’nın yaşadığı susuş kumkuması ile İtalyan Komünist Önder Gramsci‘nin tahrif edilmelerine ya da sol ortamdan soyutlanmasına yönelik benzerlikler kuruyor. Kıvılcımlı’nın soyutlanmasını ise takipçilerine, yani aslında bizlere bağlıyor. Hangi yanlışlar ortaya çıktı? Bu yanlışları savunanlar kim? Açıkça yazılmamakta. Zaten Burjuva Sosyalizmi takipçilerinde böyle bir açıklık aramak, samanlıkta iğne aramak gibidir.

Tabii ki yazarın burada yıllardır yaşadığı psikolojik yansıtma görülüyor. Kendileri yıllardır Kıvılcımlı’yı hakkını vererek savunmadıklarından dolayı, Kıvılcımlı’yı kendi ekletik görüşlerine göre değerlendirenlere karşı savunmamanın sonucu olarak, Kıvılcımlı takipçilerinin izolasyona yol açtığını belirtiyorlar. Burada tabii ki Kıvılcımlı’ya yıllardır susuş uygulayan ya da tahrif etmeye çalışan (Kafirun kitabı gibi örneklerde olduğu gibi) parababaları hegomonyasını da bir bakıma gizlemiş oluyorlar. Kıvılcımlı’nın yeterli biçimde tartışılması, araştırılması konusunda sürekli engeller çıkaran sanki onlar değilmiş gibi, suçu bizlerde aramaları şaşırtıcı değildir.

Bir paragraf sonra ağızdaki bakla ortaya çıkıyor zaten. Kıvılcımlı’nın ordu gençliğini müttefikleştirmek konusundaki çalışmalarını beğenememekte yazar. Kendisine kalırsa, ordu gençliği katiyen iflah olamaz! Farklı mı düşünüyorsun? Vay seni darbeci, orducu, MGK’cı! Burjuva Sosyalizmi, tabaka özelliği gereği güce bakmaktadır. Kıvılcımlı’dan da şartların dışında “BAŞARILAR” bekliyormuş halbuki yazarımız. Ancak üzgünüz, Kıvılcımlı bir sihirbaz değil, toplumu kavramak konusunda fedakarca çalışan bir komünistti. Onun çabaları sonucu ortaya koydukları doğrultusunda bugün nasıl davranış geliştirmemiz gerektiğini, AB-D emperyalizminin saldırı dalgası karşısında bugün daha iyi kavramaktayız. Tabii ki bunu kavramak için Kıvılcımlı’ya ucundan tutunmak yetmez, ona sıkı sıkı sarılmak gerekir.

Hikmet Kıvılcımlı üzerine anma yazısı kaleme alan başka bir yazar ise Erkin Öncan… Kendisi gözlemlediğimiz kadarıyla uluslararası bakımdan Çin Komünist Partisi’nin güncel görüşlerini savunan bir noktada, diğer iki yazar gibi Kıvılcımlı’yı tutmak ya da reddetmek gibi bir iddiası olmadığını belirtiyor. Dolayısıyla Hikmet Kıvılcımlı üzerine yazısında detaylı bir polemiğe girmekten çok, Hikmet Kıvılcımlı’dan kavrayabildiğini ortaya koyduğunu görüyoruz.

“Kıvılcımlı, geçmişten gelen ve geleceğe doğru gitmekte olan mücadele sürecinin bir “parçası” olduğunu bilerek, gerçek anlamda ve kendi yaşam pratiği başta olmak üzere her şeyini mücadeleye adayan bir devrimci komünistti. Bu gibi adanmışlıklar her seferinde “fedakarlık” olarak nitelendirilse de, Kıvılcımlı gibi figürler için böylesine bir yaşam yalnız bir “feda etme halinin” değil, buna ek olarak yüksek bir bilinç düzeyinin ürünüdür.” [9]

Hikmet Kıvılcımlı’nın teorik ve pratik öneminin somutça ortaya konuluşunu gerçekleştiren bu cümle, bizce yazının özeti. Yazının geri kalanında, bu yüksek bilinç ürününün nasıl kullanıldığı ve bunun parababaları devletini nasıl korkuttuğu, örnekleri ile aktarılmakta. Yazı, başta da belirttiği gibi, bu önemi ortaya koymanın dışına çıkmamakta.

KIVILCIMLI’YI SAVUNMAK, 21. YÜZYILDA KOMÜNİZMİ SAVUNMAKTIR 

Erkin Öncan, yazısının sonunu şöyle bitiriyor. “Doğru, yanlış ya da “tartışmalı”, Kıvılcımlı’nın Türkiye sosyalist hareketine hem teorik hem de pratik açıdan bıraktığı mirasın büyüklüğünü kimse reddedemez. Bu mirasa katkı koyan diğer herkes ve her şey gibi, bu mirası görmek, değerlendirmek ve gerekirse aşmak ise günümüz komünistliğinin görevlerinden biri. Bunu ne kadar başardığımız ise başka bir tartışmanın konusu.”

Komünist olmanın gerekliliğini yerine getirmek tartışma konusu ise, bu tartışmaya göğsümüz gere gere “evet, biz (HKP) yerine getiriyoruz” diyerek katkı sunabiliriz. Neden böyle diyoruz ya da bu ne anlama gelir?

1- SSCB’nin büyük geri çekilmesi sonrasında tüm tahriflere rağmen, işçi sınıfının önderliği konusunda ilkeyi tutarlıca takip eden,
2- Hiçbir ikircikliliğe yer bırakmadan iki büyük katil çete ABD ve AB’ye karşı olan,
3- Türkiye’deki sosyal sınıf ve tabakaları tahlil ederek, buna göre müttefiklikler kuran, Kıvılcımlı’nın özgün teorisini pratikte kullanan,
4- Her türlü bilgi kirliliğine rağmen Türkiye’deki ulus sorunu konusunda anti-şovenizmi savunanlar olarak, görevimizi gerçekleştirdiğimizi düşünüyoruz.

Ancak bu kadarı yetmez. Günümüzün değişen şartları altında her an teori silahımızı şartlara uygun hale getirmeyi başarmalıyız. Bu baş döndürücü savaş içinde dahi, çözümlenebilecek çok sayıda tali konu ve yapılması gereken görev bizleri beklemektedir. Hikmet Kıvılcımlı’nın ışığından yararlanmak yerine, onun sureti arkasına saklananların, bu hıza ayak uyduramamasından dolayı, suçu takipçilerinde ya da Kıvılcımlı’da bulması, görüldüğü gibi şaşırtıcı değildir.

Şanlı Ekim Devrimi’nin 100. yılında, emperyalizmin tekrardan dört bir yanda kol saldığı şu günlerce, bizleri ışığı ile aydınlatan Kıvılcımlı’yı savunmak, 21. yüzyılda tüm saldırılara, ağır görevlere rağmen komünizmi savunmaktır.

Not: 5 Kasım 2017 Pazar günü saat 11:00’de Halkın Kurtuluş Partisi tarafından düzenlenecek anma etkinliğinde Hikmet Kıvılcımlı’nın teorik ve pratik mücadelesi ışığında Dünya ve Türkiye gündemi değerlendirilecektir, Hikmet Kıvılcımlı’yı tanımak ve anlamak isteyen tüm dostları, bu etkinliğe davet ederiz.

[6] Özgürlük Dergisi – “Sömürgecilik Tartışmaları Üzerine” (II) Aktarma: Devrimci Yol Dergisi Sayı:17 Burada şu yazılmakta: “Gerçekten de bütün bu özellikler herhangi bir sömürgede de gözlenebilen özelliklerdir. Yani bu özellikleri ile Kürdistan bir sömürgeye benzemektedir. Ama bunlar yine de, Kürdistan’ın sömürge olmasının kanıtı sayılamaz. Neden mi? İşte bunun cevabı çok basittir. Çünkü Türkiye sömürgeci olamaz da ondan! Çünkü Türkiye ile Kürdistan arasındaki ilişki, bir sömürgecilik İLİŞKİSİ değildir de ondan. Geçen yazımızda bunun genel teorik nedenleri üzerinde durmuştuk. Bu yazımızda ise bunu somut tarihsel nedenler ışığında göstermeye çalışacağız.”
Tarihsel Maddecilik Portalı
,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir