Hikmet Kıvılcımlı – Sigortacılık Dolabı

Yön DergisiSayı: 25 – 6 Haziran 1962Halim Köylü takma adı ile kaleme alındı.

Sigorta dolabının nasıl döndüğünü, hasar tazminatı ve prodüktör komisyonu ödemelerinde ne gibi hileli yollara sapıldığını açıklamadan önce eski yıllarda kulağımıza gelen küçük bir olayın hikayesini anlatmakla söze başlayalım.

Yıl 1942. Bir Bakanlık Müfettişi Bursa Koza T. S. Kooperatifleri Birliğini teftiş ediyor. Müessesenin Umum Müdürü çok açıkgöz ve pişkin bir iş adamı. Müfettiş sağdan soldan bu adam hakkında kötü fısıltılar duyuyor. Fakat kayıtta kuyutta bir şeycik yok. Bir gün Bursa Ziraat Bankası Müdürü kendine bir konu hakkında bilgi veriyor. Bu Umum Müdür Birliğin depolarındaki kozaların yangına karşı sigortasını Doğan Sigorta Şirketine vermek üzeredir. Bu işten Umum Müdüre 20.000 lira komisyon kalacakmış. Halbuki Ziraat Bankası bu Birliği finanse ettiği için aralarındaki kredi anlaşmasına göre Bankanın ortak bulunduğu Anadolu Sigorta Şirketince sigortalanması lazım.

Kozalar için yıllık prim tutarı 100-150 bin lira arasında. Kâr tatlı. Umum Müdür açıkgöz. Yapılan teklifler çok sempatik. Müfettiş ağız aramak için Umum Müdüre bu konuyu açıyor. Kurnaz adam kaçamaklı kelimelerle sudan cevaplar verip geçiştiriyor. İşte o günlerde Bursa’ya devrin Ticaret Bakanı geliyor. Bu Bakan Başbakanın yakın dostu. Doğan Sigorta Şirketinin İdare Meclisi Reisi de Başbakanın ağabeyi. Aradaki meyancılar durumu Başbakanın kardeşine duyurup Vekile söylemesini sağlamışlar. Bir akşam Belediyenin verdiği yemekte Müfettiş de davetli. Vekil kendisine nedense fazlaca iltifat ediyor ve bir ara yanına çağırıyor. “Nedir şu sigorta işi?” diyerek dostça koluna giriyor. Müfettiş bu konuda ağzına kadar dolu. Bütün dalavereyi, çevrilmek istenen dolabı Vekile anlatıyor. Ama sayın Bakanın dinlediği bile yok. Doktorluktan vekil olmuş. Fuar açmış. Belediye Reisliği yapmış. Ağızdan dolma iktisatçı. Ekonomik konuları poliklinik viziteleri gibi ucundan tutuyor. Ama müfettişin açıklamasından sonra biraz midesi bulanıyor ve Umum Müdürü de yanlarına çağırıyor. Aynı işi ona da açıyor. Herif bezirgan. Eğile büküle, boynunu kırıp gözlerini süzerek kendi görüşünü ileri sürüyor. “Efendim Doğan Sigorta Şirketi % 30 tenzilat teklif ediyor. Prodüktör kendi özel priminden vazgeçecek. Sigortanın bu şirkete yaptırılması Birliğimiz için çok faydalı…”

Müfettiş lafa karışıyor. “Bu şartları Anadolu Sigorta Şirketine bildirelim, o da aynı nispette indirim yapabilir. Hem bu şirket yarı resmi. Dedikodu da olmaz.” Diyerek çevrilmek istenen dalavereyi çıtlatıyor. Sayın Vekil bu hususlarda anlayışlı. Hemen dalgayı çakıyor. Arada birader beyin hatırı da var. Kestirme bir yol bulduğunu sanarak “Sigortanın yarısını Doğan’a, yarısını Anadolu’ya yaptırın” diye kesip atıyor. Müfettiş davayı kaybedeceğini anlayınca baklayı ağzından çıkarıyor. Söylentileri açıklıyor. Pişkin Umum Müdürün yüzü bile kızarmıyor. Vekil emrinde ısrar ediyor. Bu sefer kaşlarını çatarak “dediğim gibi yapılsın, kraldan ziyade kralcı olmayın” diyerek oradan uzaklaşıyor.

Hikayenin ötesi önemli değil. Umum Müdür sayın Bakanın emirleriyle rahat rahat komisyonunu almış ve 100 bin liralık sigorta primi Doğan Şirketine devredilmiştir. Müfettişin tepesi atmış ve tahkikata başlamıştır. Fakat arkasından palas pandıras Zonguldak Ticaret Odasının teftişine gönderildiğinden başladığı soruşturma yarım kalmıştır. Bu olay bir müfettişin sadece bir konu dolayısıyla başına gelen. Son 20 yıllık Demokrasi tarihimiz bunun gibi bir çok hikayelerle doludur. Konumuzdan ayrılmamak için koyunlarımıza dönelim.

Sigortacılık dolabı Özel Teşebbüsün çok karışık işleyen örgütlerinden biridir. 1960 yılı istatistiklerine göre yurdumuzda çalışan 40 Sigorta Şirketinin 22’si yerli ve 18’i yabancıdır. Bunlardan bilançolarını kârla kapayan 32 Şirketin kârları yekunu 16 milyon lira. Zarar gösteren 8 Şirketin zararları yekunu ise 1 milyon 250 bin liradır.

Kâr eden Şirketlerin ekserisi resmi sektör müesseselerinin sigorta işlerini yapan Anadolu, Güven, Ankara ve Şeker Sigorta Şirketleri olup bunların kuruluş sermayelerine kamu İktisadi Teşebbüsleri de iştirak ettiklerinden kendi işlerini bu Şirketlere yaptırırlar. Zarar gösteren Özel Teşebbüs Şirketlerinin durumu ise üzerinde önemle durmaya değer. Çünkü 1955 yılından bu yana her branşta prim tahsilatı % 50-100 arasında arttığı halde yangın ve nakliyat branşlarında hasar ödemeleri hemen hemen sabit kalmış ve dolayısıyla Şirketin kasalarında kalan primler gittikçe yükselmiştir. Buna karşılık bazı şirketlerin 1.000.000 liralık sermayelerine mukabil 50-100 bin liralık kâr göstermeleri ve bilhassa yabancı şirketlerin yıldan yıla kârlarını azaltmış olmaları dikkate şayan bulunmuştur.

Daha açık bir fikir verebilmek için yangın, nakliyat ve kaza kollarında çalışan bu 40 şirketin 1955 ve 1960 yıllarında yurt içinde tahsil ettikleri primlerle yangın ve nakliyat hasarları karşılığında ödedikleri paralar aşağıda gösterilmiştir.

1955 Yılı1960 Yılı
BranşıPrimHasarPrimHasar
Yangın42.075.00022.211.00063.750.00021.527.000
Nakliyat21.658.00016.034.00041.993.00016.795.000
Kaza17.536.0006.566.00039.375.00020.633.000
1960 YILI YEKÜNÜ150.129.00058.655.000
 

Bu cetvelin incelenmesiyle anlaşılacağı gibi yangın dalından prim tahsilatı % 50 oranında artmış, buna karşı hasar ödemeleri azalmıştır. Nakliyat dalında prim tahsilatı % 100 artmış, hasar ödemeleri değişmemiştir. Kaza dalında ise prim tahsilatı % 100’e yakın arttığı halde hasar ödemeleri % 300 oranında çoğalmıştır.

Bu gelişme Milli Sigortacılığımız bakımından sevindirici bir sonuç ise de bu Şirketlerin bilançolarına akseden kârlar faaliyetlerinin gerçek sonucunu göstermediği veya şişirilmiş masraflar ve prodüktör komisyonlarıyla bir çok kârların bazı mutlu kişilere dağıtıldığı kanısındayız. Çünkü 1960 yılında sağlam rakamlar bulamadığımız için cetvele almadığımız Hayat branşına ait sonuçlar hariç olmak üzere sadece yangın, nakliyat ve kaza dallarından tahsil edilen sigorta primlerinden ödenen hasarlar düşüldükten sonra 91.000.000 liralık gelir sağlandığı halde yıl sonunda bu 40 şirketin safi kârları yekunu 15.537.000 liradan ibarettir. Zarar eden sekiz şirketin 1.248.000 liralık zararları toplamı bundan düşülecek olursa kırk şirketin safi kârları yekunu 14.500.000 liraya inmektedir ki 91.000.000 liralık gelir sağlayan bu şirketlerin resmi bilançolarında bu kadar az kâr gösterilmesi inandırıcı bir netice olamaz.

Şu halde aradaki fark şişirilmiş bir takım masraflarla, hileli şekillerde ödenmiş prodüktör komisyonlarına yedirilmektedir. Yukarıda misalini verdiğimiz komisyon hikayesi diğer bir çok sigorta işlemlerinde binlerce değişik şekillerle sürüp gitmekte olup bilhassa düşük iktidarın büyüklerine mensup bazı kimselerin son 5-10 yıl içinde milyonlarca liralık komisyonlar aldıkları herkesçe bilinen bir gerçektir.

Hasar tazminatının ödenmesine gelince, bu konuda da önlenmesine imkan olmayan bir çok hileli yollar vardır. Gazetelerde her gün okuruz. Sultanhamam’da, Mahmutpaşa’da bir sürü küçük yangınlar çıkar, ne hikmetse başka hiçbir tarafa sıçramadan hemen o gece söndürülür. Ankara’da Keresteciler Çarşısındaki sürekli yangınlar da yürekler acısıdır. Daha yanıcı maddeler satan benzinci dükkanlarında yangın olmaz da küçücük dükkanlar neden yanıp söner. Çünkü bu işler çok kere bir Sigorta oyunudur da ondan. Sigortalı mağazanın sahibi dükkanına 3-5 bin liralık mal koyar. Bir Sigorta Eksperiyle anlaşarak beyannamesinde 150-200 bin liralık mal gösterir ve bunun üzerinden primini öder. Sonra gece yarısı bir yangın oluverir. Ertesi sabah bir yığın moloz, yıkıntı ve yanık eşya kalıntıları arasında yanan malların gerçek miktarının tespitine imkan kalmamıştır. İşin bu safhası da hileli yangını tertipleyen açıkgöz ticarethane sahibi ile Sigorta eksperinin özel pazarlığı başlar. Bunların ikisi de karşılıklı cambazdırlar. Bu hasardan ekspere sağlanacak kâr payının oranına göre yanan malın miktarı azalır veya çoğalır. Deniz motorlarıyla yapılan ticari eşya taşımalarında aynı hileli usuller çok daha yaygın bir şekilde uygulanır. Tam avarya ve kısmi avarya tespitlerinde Sigorta Şirketi Eksperinin takdir hakkı çok önemlidir. Bu Eksperler hileli yollara sapan özel sermaye şirketlerinin göz bebekleridir. Çünkü bunlar derece derece yukarıdakileri de kollarlar. Bu yüzdendir ki gerçek bir talihsizlik sonucu büyük hasarlara uğrayan namuslu kişiler almaları lazım gelen tazminatı bu Şirketlerden alamazlar. Hele resmi sektöre ait mallar üzerindeki hasarlar rüşvet verilememesinden dolayı % 50’den daha aşağı oranda ödenmekte ve çok kere mahkemelik olmaktadır.

Deniz nakliyatında tekne ve mal sigortası ve bunlara uygulanan prim nispetleri bambaşka ve çapraşık bir sistemdir. Bunun hileli yollarını bilen usta kişiler yurdumuzda sadece birkaç Musevi vatandaşla bir İtalyan’dan ibarettir. Bunlar Sigorta mukavelelerine öyle maddeler korlar ve hasar ödenmesinde öyle ihtilaflar çıkarırlar ki zarara uğrayan mal sahibi alacağı tazminattan bir kısmını bu kurnaz kişilere kaptırmadan hasar karşılığını alamaz. Tabii büyükçe gemi hasarlarında mal sahipleri arasına ünlü iş adamlarının veya politika kodamanlarının da ismi karışmışsa daha büyük dolaplar döner. İşlerin iç yüzünü bir türlü kavrayamayan basınımız bu konuların birkaç gün dedikodusunu yaptıktan sonra unutulur gider. 7-8 yıl öncelerde Ege Denizinde hasara uğrayan bir geminin hikayesi ve bu hikayeye adı karışan İzmirli politikacının mahkeme safhaları basımınızda birkaç gün yayın konusu yapılıp unutulmuştur. 15 yıl önce İstanbul’da yanan bir Ecza Deposunun içindeki genç bir gece bekçisiyle birlikte kül olup gitmesi de o günlerde İstanbul Basınını hayli oyalamış ve depo sahibi hakkında amme davası açılarak bu konuda türlü söylentiler duyulmuştur. Fakat sigortacılık öyle bir dolaptır ki Özel Teşebbüsün en kurnaz bezirganları yüz yıllar boyunca bu konuyu inceleyerek her memleketin bünyesine göre hile metotları bulmuşlar ve Devlet murakabesiyle asla meydana çıkmayacak sistemler kurmuşlardır.

Esasen Sigorta sanayinde Devletin Murakabesi o kadar semboliktir ki her yıl Ticaret Bakanlığı Müfettişleri bu şirketlere birkaç gün için uğrayarak Şirketlerin yatırmaya mecbur oldukları yangın kolunda 75.000, nakliyat kolunda 50.000 ve kaza kolunda 100.000 liralık sabit tazminat akçalarını bloke edip etmediklerine ve prim tahsilatı üzerinden ayrılacak % 3 teminat karşılığını ayırıp ayırmadıklarını kontrol ederler. Şirketin iç işlerinde ne gibi hileler döndüğünü, hasar ödemelerinde ne gibi gizli anlaşmalar yapıldığını kayıtlardan anlamaya imkan olmadığı için haksızlığa uğrayanların şikayetleri dışında bu dalaverelerin iç yüzünü kavramaya hem bilgileri ve hem de vakitleri yetersizdir. Şirketler üzerinde genel bir kontrol yapmakla görevli olan Milli Reasürans T.A. Şirketi yıllarca önce düşük Cumhurbaşkanının oğlu tarafından kurulduğu yıllarda bazı hastalıklarla malul olarak meydana çıktığında bu Şirketin yüksek kademedeki idarecileri dahi politik zorunluluklarla diğer şirketlerin idarecileriyle iyi geçinmeye ve onların kusurlu davranışlarına göz yummaya mecburdurlar. Esasen bu şirketin kendi bünyesi içinde başını ağrıtacak o kadar pislik işleri vardır ki “örneğin sahip olduğu binaların düşük kiralarla politika kodamanlarına kiralanması, taşınmaz mallar karşılığında hatırlı kimselere büyük paralar ikraz edilmesi gibi…” bu dertlerden kendini kurtarıp 40 Şirketin muamelelerini kontrole vakit bulamamaktadır.

Nitekim yıllardan beri tasfiye muamelesi uzayıp giden Sanayi Sigorta Şirketi 1960 yılında 600 bin liralık zarar göstermiş olup 2 milyon lira sermaye ile kurulan ve milyonlarca liralık prim toplayan bir Sigorta Şirketinin her yıl 500-600 bin lira zarar etmesi de anlaşılamayacak bir olaydır. Bu şirketin ödemiş olduğu hasarlar ince bir elekten geçirilmiş midir? Ne gibi büyük rizikolar bu şirketi tasfiye haline sokmuştur? Bazı muvazaalı ve hileli ödemelerin bu neticede etkisi var mıdır? Bütün bu hususlar uzun uzun incelenmesi lazım gelen konulardır.

Aksi halde arka arkaya tasfiyeye gidecek birkaç Sigorta Şirketi yurttaşlarımızda yeni yeni uyanmaya başlayan Sigorta inancını yıkarak bu sanayin körleşmesine sebep olacaktır. Kısaca değindiğimiz bu örnekler bizleri sigortacılık faaliyetinin hileye çok elverişli ve halk yığınlarının kolayca sömürülmesine imkan sağlayan bir konu olduğu ve geri toplumlarda bu faaliyetin Devletleştirilmesinden başka çıkar yol bulunmadığı inancına götürmektedir.

Hayat branşı dışında yılda 150 milyon lirayı aşan safi prim gelirini birkaç yüz açıkgözün elinden kurtarmak için İşçi Sigortalarında olduğu gibi Devlet eliyle işleyen bir Genel Sigorta Kurumuna ihtiyaç bulunduğu kanısındayız.

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir