Hikmet Kıvılcımlı – Roma Antika Medeniyetinin Çöküşü

melk4Hikmet Kıvılcımlı’nın  “İlkel Sosyalizmden Kapitalizme İlk Geçiş – İngiltere” kitabından yaptığımız alıntı, aynı şekilde F.Engels’in

Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni”
kitabından konu ile ilgili alıntıları da derlemekte.


Doğu ile Batı arasındaki Tarihsel Gidiş yarışında, Roma, Batı ve Kuzey Avrupa’yı kaplayınca, taşıyamayacağı yükün altına girmiş gibi oldu:

“Romen idaresi ve hukuku, her yanda ırk bağlarını ve onlarla birlikte mahallî ve millî en son bağımsızlık kalıntısını eritmişti. Roma Kentdaşının taptaze kalitesi bir taviz yerine geçmiyordu; o, hiç bir milliyeti ifade etmek şöyle dursun, yalnız milliyet yokluğunu ifade ediyordu. Her yanda yeni millet elemanları vardı; Lâtin lehçesi çeşitli eyaletlerde gittikçe birbirinden farklılaşıyordu; vaktiyle İtalya’yı, Galya’yı, İspanya’yı, Afrika’yı bağımsız ülkeler haline getirmiş bulunan tabiî sınırlar hâlâ olduğu gibi duruyordu ve kendini hissettiriyordu. Ama hiç bir yerde bir gelişim kabiliyetinin, bir dayanış gücünün, hele bir yaratıcı kudretin izine tozuna rastlanmıyordu. Bu uçsuz bucaksız ülkenin koskoca insan yığınını birleşik tutan bir tek bağ vardı: Roma Devleti. Ve bu devlet de, zamanla o insan yığınının en berbat düşmanı ve zâlimi haline gelmişti. Eyaletler Roma’yı iflâs ettirmişlerdi; Roma’nın kendisi de, ötekiler gibi bir eyalet şehri olmuştu… Roma Devleti, işi gücü tabalarını (uyruklarını) sömürmek olan dev yapılı bir karışık makine haline gelmişti. Her çeşit vergiler, angaryalar ve müsadereler, halk yığınını her gün daha derinleşen bir yoksulluğun içine atıyordu. Valilerin vergi tahsildarlarının, askerlerin keyfî vergi ve resim kesişleri dayanılmaz bir dereceye çıkmıştı. Dünyaya Roma Devleti’nin egemen olması işte bu sonuca varmıştı; bu devlet varolma hakkını içeride düzeni koruma ve dışarıda barbarlara karşı kanat germe üzerine dayandırıyordu. Ama, onun düzeni, en hoyrat kargaşalıktan beş beterdi; barbarlara karşı yurttaşları koruduğu iddiasında bulunuyordu; yurttaşlarsa barbarları kurtarıcı gibi bekliyorlardı. (Roma medeniyeti ile denkleşen Barbarlık: Avrupada millet gelişimini billûrlaştırdı. H.K.)

“Sosyal durum daha az umutsuz değildi. Cumhuriyetin son günlerinden beri Roma egemenliği, zaptedilmiş eyaletlerin hayâsızca sömürülmesi noktasından yola çıkmıştı; İmparatorluk bu durumu ortadan kaldırmamıştı, belki tersine düzenlemişti. İmparatorluk çökmeye yüz tuttukça, vergiler ve müsadereler daha çok artıyor, memurlar daha büyük bir vicdansızlıkla çapul ediyorlar, sıkıştırdıkları halkın suyunu çıkarıyorlardı. Uluslar egemeni geçinen Romalıların: Ticaret ve sanayi hiç bir zaman yaptıkları iş değildi; onlar yalnız tefecilikte bütün kendilerinden önce ve sonra gelmiş, gelecekleri aşıp geçmişlerdi. Vaktiyle var olup muhafaza edilen ticaret adına ne kalmışsa, o memurların keyfi vergi, resim kesişleri altında yok edilmişti; ticaret diye kalan şey ancak imparatorluğun Grek bölümünde bulunuyordu, o da incelememizin dışında idi. Genel fukaralaşma, ticaretin, el işinin, güzel sanatın gerilemesi, nüfusun azalması, şehirlerin çökmesi, ziraatin daha aşağı bir duruma dönmesi: İşte Roma’nın evrensel egemenliğinin en son neticesi bu olmuştu. (Bezirgân ekonominin hazıryiyiciliğini azdıran Tefecilik, bütün toplum üretici gelişimini eritti. H.K.)

“Bütün kadim dûnyanın başlıca üretim kolu olan ziraat, bundan da bin kere daha kötüleşmişti. İtalya’da, Cumhuriyet sonundan beri hemen bütün araziyi kaplamış bulunan uçsuz bucaksız çiftlikler (Latifundia), iki tarzda değerlendirilmeye konulmuştu; ya otlaktılar da ahalinin yerine koyunlarla sığırlar geçmişti, bunların bakımı pek az sayıda köleyle oluyordu; yahut arazi villa olmuştu: Orada köle yığınları, kısmen mal sahibinin lüksü, için kısmen şehir piyasaları için, büyük ölçüde bahçıvanlık yapıyorlardı. Derken, büyük otlaklar muhafaza edilmiş, ve hattâ daha da genişletilmişti; villa çiftlikleri ile tumturaklı bahçıvanlıkları: Mal sahiplerinin züğürtleşmeleri ve şehirlerin çökkünlükleri yüzünden yok olup gitmişlerdi. Köle emeği üzerine temel atmış bulunan latifundia işletmesi artık kâr bırakmıyordu, öyleyken o zamanlar büyük ziraatin mümkün olan tek şekli o idi. Küçük ekim, yeniden yararlı biricik şekil olmuştu. Villa’lar, birbiri ardından küçük parçalara bölünerek, bir miktar para ödeyen irsî çiftçiye, yahut, çiftçiden ziyade rejisör (idareci) olan ve emeklerine karşılık yıl ürününden altıda bir, hattâ bazan dokuzda bir pay alan Partiani’lere tevdi olundu. Ama en çok tercih edilen, o toprak parçalarını, yılda fiks bir faizi karşılık olarak ödeyen “Colon”lara vermekti. Kolon’lar, sözün öz deyimiyle köle değildiler, ama, hür de değildiler; onlar hür kadınlarla evlenemiyorlardı ve aralarında olan birleşmeler, tamamıyla mûteber bir evlenme sayılmıyordu, ancak kölelerinki gibi basit bir kapatmalık (contubernium) sayılıyordu. Bunlar, Ortaçağ serflerinin müjdecileri oldular.” (F. Engels: L’Origine etc. s. 189-191) *

Bu kısa ve özlü tasvir, hemen bütün Antika büyük Medeniyetlerin İmparatorluk çağırıdaki durumlarının sonucunu bütün canlılığı ve gerçekliği ile anlatır. Bu hale gelen medeniyet tarih yolunu tıkayan trajik bir molozdur. İnsanlığın ilerleyebilmesi için, o molozun kaldırılması işini barbarlardan başka kimse beceremez. Çöküşün ekonomi temeli her yerde, aynı Tefeci Bezirgân kemirişi idi:

“Paranın ödeme aracı olarak gördüğü ödev fâizi, ve faizle birlikte para sermayesini geliştirir. İsrafçı, çürütücü zenginliğin istediği şey; para olarak para, herşeyi satın alma (ve gene borçları ödeme) vasıtası olarak paradır. Küçük üretmenin herşeyden önce paraya muhtaç olması, ödemeler içindir: (Toprak beyine ve Devlete ödenen aynî mükellefiyetlerle, tevdiatın para iradı yahut para vergisi haline geçişi burada büyük bir rol oynar.) (Onun için, âşarın kaldırılması köylüyü tefeci eline esir düşürür. HK.).. Hazine teşekkûlü ancak tefecilikte gerçekleşir tümüyle veya kısmen emeğe… bizzat üretim şartlarının bir kısmına hükmeder… Sadece kötü yıllar, köylünün tohumluk buğdayını aynen yerine koymasına engel olunca, pahalılaşan yaşama araçları ile hammadde, ürün tutarından çıkarılıp telâfi edilemez. Roma patricileri, harpler yüzünden, plebleri savaş hizmetlerine zorlayarak, çalışma şartlarını yeniden üretmelerine engel olarak, dolayısı ile de fakirleştirerek iflâs ettirdiler… Aynı savaşlar, patriçilerin mağaza kilerlerini: Ele geçirilmiş ve o zaman para yerine geçen bakırla doldurdu. Pleblere, doğrudan doğruya muhtaç oldukları buğday, at, boynuzlu hayvan gibi malları vereceklerine, işlerine yaramayan bakırı ödünç verdiler; böylece pek büyük tefeci faizi sızdırarak yararlandılar; ve o faiz yoluyla plebleri kendi borçlu köleleri durumuna soktular. Büyük Charle zamanında da, Frank köylüleri gene böyle iflâs ettiler; sonra da kendileri için borçlu toprakbend haline girmekten başka çıkar yol kalmadı.” (KM.: Das Kapital, III 36, Ön kapitalizm. t. 8).

Antika çağla, ortaçağın farkı bu idi: Birincisi köle, ikincisi toprakbent yaratan hep aynı insan düşmanı Tefeci-Bezirgân oyunu oldu. Bu soysuzlaşma ne zaman ve nerede olursa, karşısına sosyalist insan kaynağı barbarlık çıkacaktı.

Batı Roma basamağı, ardarda gelen büyük barbarlık HECMEleri ** geçirdi. Bu hecmeler ilkin Avrupa’daki medeniyetler üzerine barbarların saldırması biçiminde oldu. Sonra, onların hemen bir yüzyılı geçemeyecek kadar arkalarından Haçlılar Seferi (Crolseda) kılığına girdi: O da, Avrupa yarı barbarlığının Avrupa dışına saldırması demekti.

Batı Roma İmparatorluğunu, kendi iç ekonomik ve sosyal zıtlıkları ölüm döşeğine yatırdı; Roma’da:

“Antika köleliğin vakti dolmuştu. Ne kırların büyük ziraatinde, ne şehir el imâlâthanelerinde kölelik artık zahmetine değecek bir kâr getirmiyordu. Kölelerin yaptığı ürün için gerekli piyasa, pazar ortadan kalkmıştı. Çiçeklenmiş İmparatorluk zamanlarındaki devce iri üretimin iflâs etmesi ile ortaya çıkan küçük ziraat ve küçük sanayi sayıca kalabalık kölelere yer vermiyordu. Ama, can çekişen kölelik, gene de her türlü üretici emeği kölelerin yapacağı ve bir Romalı’ya yakışmayan bir iş gibi göstermeye yetiyordu. Onun için, bir yandan fazla gelen kölelerin gittikçe artar sayıda azatlanmaları, öte yandan, şurada Colon’lar (Yarı hür çiftçiler), burada hür başıbozuklar (gueux: İşsiz güçsüz berduşlar) çoğalıyordu… Kölelik artık kâr getirmediği için ölüyordu, ama, ölürken zehirli dikenini, hür insanların her türlü üretici emeği hor görüşlerini bırakıyordu. Roma dünyasının içine düştüğü çıkmaz bu idi: Kölelik ekonomice imkânsızdı, hür insanların çalışmaları ahlâkça imkânsızdı. Kölelikle iş olamıyordu, hür insanın işlemesi ise, henüz sosyal üretimin temeli haline gelemiyordu. Bu durumun tek ilâcı tam bir devrimdi.” (F.E. L’Origin, s. 192, 193) *

İsa tarihinin 400’üncü yıllarında, Roma çözülüşünün en göze çarpan kördüğümü Galya’da (şimdiki Fransa’da) idi. Barbarlıkla medeniyet en çok orada ileriye doğru gidişe elverişli harmanını yapmıştı.

“Colonlar cihetinde, henüz hür olan köylüler vardı. Bunlar, memurların, hâkimlerin ve tefecilerin yalnız zorbalıklarına karşı kendilerini emniyete almak üzere, çok defa bir kudretli varlığın patronluğu altına sokuluyorlardı; hem bunu yalnız tek başına kişiler değil, olduğu gibi tümüyle komunalar da yapıyorlardı; o kadar ki, IV’üncü yüzyılın İmparatorları, bu konuda bir çok kere yasaklayıcı buyrultular çıkardılar… Romalı memurların ve büyük beylerin zulmü o kadar çetinleşmişti ki; “Romalılar”dan çoğu barbarların işgal ettikleri bölgelere kaçıp gidiyorlardı… Cermen Barbarlar, Romalıları kendi devletlerinden kurtarmak için, Romalı toprakların üçte ikisini ellerinden alıp aralarında paylaştılar.” (Keza s.193,194).

Bu Cermen Barbarlarının Roma medeniyetine son “coup de grâce” kurşununu sıkması idi.

* “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni”, “Germenlerde Devletin Oluşması” bölümünden alıntı

** Şiddet

 

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir