Hikmet Kıvılcımlı – Nötralize!

30 Ocak 1968 tarihinde son hali verilerek Türk Solu gazetesine gönderilen bu yazı, gazetede yayınlanmamıştır. Kıvılcımlı, yazının başında şöyle bir not düşmüştür; “Bu yazı üstündeki tarihten de belli: 18.7.1966 günü yazılmış. Bugün 1968 başı. Yazılanda yapılacak tek bir değişiklik görmüyorum. Dr. Hikmet Kıvılcımlı

Duydunuz mu? (Okudunuz mu? “demiyorum. Okuyanlara sözüm yok. Bizim yüzde doksan dokuz buçuk kişimiz okumaz. Kulaktan kapar, işitir, duyar ancak. Onlara soruyorum) İşittiniz mi? Sayın CHP’nin (Halk Partisi) saygıdeğer Genel Sekreteri (yani “Paşa”dan sonra gelen en yetkili kişi) Bay Kemal Satır şöyle buyurmuş: “İçinde CHP’lilerin, şerefli kumandanların, vatansever basın mensuplarının bulunduğu o listede imha edilecek insanların, vatan yolunda, millet yolunda hiçbir şeyden pervaları yoktur…. ve ilh.”

Tehdide karşı meydan okuyuş mu? Mesele şu: İktidar Partisinin (AP’den) bir yetkili, Amerika casusu Albay Dikson’a bir liste vermiş. Orada adı geçenleri “nötralize” ettirmek istiyor, Amerikan casusları da. Bunun Paşa’nın Milli Birlik Komitesi‘ndeki sözcüsü Senatör O.Tunçkanat Büyük Millet Meclisi’ne okudu. Paşa’nın Partisindeki sözcüsü de yukarıdaki sözü ediyor.

AP’li casus “nötralize” demiş. Bay Satır bunu Arapça “imha” diye çeviriyor. Bu çeviride önce bir yanlışlık var: imha “yok etmektir.” AP’deki casusun “nötralize” sözcüğü “tarafsızlaştırma” anlamına gelir. “İmha” yalın kat, kolay anlaşılan bir “yok etme”dir. “Nötralize” etmekte yok etmek de vardır ama yok etmekten çok daha geniş, derin, korkunç anlamlar gizlidir. AP’de “güdücü” olan Amerikan casusları bunu bilmeyecek kadar toy Amerikalı efendilerin uşaklığını yapmıyorlar. Amerika deli mi “yok etsin?” O “nötralize” etmeyi daha kârlı, çok yararlı bulur. Örneğin, Amerika Vietnam’ı “yok etmek” istemiyor, “nötralize” etmek istiyor. “Nötralize” yani: karın ağrısı diyemez hale getirmek!

“Vahşi” düşmanını yiyerek yok ederdi. Amerika “Medeni”dir: düşmanı yok edeceğine nötralize eder; elini kolunu bağlayıp sömürmek ister. Bu tıpkı örümceğin ağına düşürdüğü sineği salyası ile örüp kendini savunmasız duruma sokmasıdır:  ondan sonra yavaş yavaş avının kanını emersin, gerekince canını da alırsın. Nötralize’nin içinde hepsi var. Amerika enayi değildir,insanları yok etsin: sonra kimi çalıştıracak? Kimi sömürecek? Kime mal satıp, ödünçle haraca bağlayıp kazık atacak? Amerika insanları yok etse,bütün milyarlarını denizin dibine atmış olur. Bu sürü sahibinin, bütün davarlarını kılıçtan geçirip, sonra açlıktan ölmeyi göze almasına benzer. Amerika o intiharı yapmaz. Amerika milyarderlerine insan sürüsü lazım. Gerekince kârlarından  biraz kısarak ,”yardım” sadakarı dağıtarak insan davarını çoğaltmak lazım. Yeter ki bu davar “nötralize” edilmiş bulunsun: daha bin yıl, Amerika milyarderlerinin binbir tezatlı anarşik düzenini sürdürmek için, kafadan gayrimüsellah “nötralize” insanlar çoğalsın.

E, mesele bu olunca, azıcık eğri oturup doğru konuşalım mı?.. Türkiye “nötralize” midir, değil midir? Sivas Kongre’sinde, rahmetli İttihatçı beyler ve hanımlar, İstanbul’un “Liberal-Batıcı” bezirganlığı adına Türkiye’yi “Amerikan mandası” biçiminde “nötralize” etmeye pek yeltendiler. Olmadı. Olamazdı. Çünkü millet Sivas Kongre’sinden önce bir yol düşmana ateş açmıştı. Onun için, Sivas Kongre’sinin “Amerika’dan heyet” çağırmak için aldığı karar o sıra meyva vermedi. Ya Sivas Kongresi’nden 46 yıl sonra, bugün işler ne alemde?

Türkiye’nin bütün silâhlı kuvvetleri, Kıbrıs meselesinde farkına varıldığı gibi, NATO’nun emrindedir. NATO kimin emrinde? Amerikan generali Lemnitzer’in… Türkiye’nin bütün cahilleri, 19’uncu Yüzyılın Çin limanlarında görülen “Exterritorilisme” ile, (“hâric’i ez memleket”: yani, Türk kanunlarının işlemediği, Türk vatandaşının değil, Türk bakanlarının bile kapısından içeriye giremediği salavatlı, salavatsız adım atamayacağı) Amerikan üsleriyle süslenmiştir. 27 Mayısçılar bile, Dündar Seyhan’ı Amerika’ya rehin göndermeksizin, “NATO’ya, CENTO’ya sadıkız” demeksizin Menderesi düşüremediler. Bu ne demektir efendiler, beyler, Paşalar? Açıkçası:Türkiye Amerika için, –“yok edilmiş” değil, hâşâ- sadece “nötralize” edilmiştir. Abdal [1] mıdır o kadar Amerikan emperyalizmi, 30 milyon nüfusu yok etsin? Nötralize etmiştir.

Tek başına Amerika Birleşik Devletleri, ta 3000 kilometre ötedeki uzaklardan, dışarıdan Türkiye içine öyle beş Dikson‘la, yahut beş altı yüz “Barış Gönüllüsü” ile, yahut beş altı bin “uzman”la, hatta Altıncı Filo’nun gölgesinde elli altmış bin yabancı askerle 30 milyon Türk’ü nötralize edebilir miydi ? Paşa gibi söyleyelim: “Hadi canım sende…”, olmaz öyle şey. Olsa Uzak Doğulu Vietnam’da Altıncı Filo’nun 6 misli önemde  Yedinci Filo ile, yarım milyon yabancı en modern savaş askeriyle, uçaklar, füzeler, zehirli gazlarla birkaç milyonluk Vietnam milletini “nötralize” ederdi.

Öyleyse, kim nötralize etmiş koca Türkiye’yi? İşte konu budur. Bırakalım, yakayı ele verdiği için dangalaklığını “okey” deyip teşekkür borçlu olduğumuz mister Dikson’ları. İçimize bakalım. 30 milyon Türk’ü yıllar yılıdır “nötralize” etmiş bulunan Emperyalizm’in, 30 kapıkulunu nötralize etmesinden mi korkuyoruz? Böyle kaba şakalarla oyalanıp büyük trajedimizi dikkatten kaçırmayalım. Eğer Dikson’a parmakla gösterilen otuz kırk CHP’li, şerefli “vatansever” 30 milyon Türk’ün içindeyseler (ki öyle görünürler), çoktan “nötralize” edilmişlerdir. Islanmışın yağmurdan korkusu olmamalıdır. Neden şımşırık olduğumuzu düşünüp yağmura, doluya göğüs gere gere karşı gelmeye çalışmalıyız. “Vatan yolunda, millet yolunda hiçbir şeyden pervamız yok” ise, şunu itiraf etmekle işe başlayalım: Türkiye’yi bu hale getirenlerin başında CHP gelir. Pahalı ve lüks polis devleti ile köylüyü kentliyi jandarma dayağından, memur yeyiciliğinden ta Emperyalizmin kucağına düşürünceye değin DP’lerin, AP’lerin kolları arasına atanlar en başta CHP ulularıdır.

CHP ulularının geç de olsa, güç de olsa 30 milyon Türk arasında kendilerinin nasıl “nötralize” (edileceklerini değil) edilmiş bulunduklarını anlamaları, vatan, millet adına gösterecekleri en yerinde “pervasızlık” olur. Kimsenin kimseden “kan davası” güdeceği zamanda değiliz. Ne CHP’yi, ne de hatta DP’yi yahut AP’yi (öteki ufaklıklar bir yana) suçlamak aklımızdan geçmiyor. Bütün kaygımız UYARMAK’tır, UYANMAK’tır. Kendimizi olduğumuz gibi göremezsek, milletçe “nötralize” edilmekten kurtulamayız. Sağın, solun, hepimizin günahlarını ortaya dökme cesaretinden yoksun isek, bizi, büyük Amerika Birleşik Devletleri de değil, en geri Franko’nun İspanya’sı bile, Filistin çölceğizine kene gibi yapışmış sığıntı İsrail bile,taş atıp kolunu yormaksızın “nötralize” edip gidecektir.

Yalnız kazığın ucu beş on kişimizin ince yerine değdiği için “nötralize” olmaktan gocunmayalım. Tarihte yollar açmış koca bir milletin “nötralize” edilmesinde oynadığımız anti demokratik, halk düşmanlığı rolünden vazgeçelim.

[1] Burada Kıvılcımlı, kelimeyi meczup – aklını yitirmiş kimse – anlamında kullanıyor.

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir