Hikmet Kıvılcımlı – Hey gidi, gözünü sevdiğim Osmanlılık, hey!

5 Şubat 1968 tarihli bu yazı, Türk Solu gazetesinde yer alması için hazırlanmış “Dede Hande” mahlası ile yazılmış, bununla birlikte gazetede yer almamıştır. Bu yazının yayınlandığı tarihten sonra 6 Şubat 1968 tarihinde 12. sayı yayınlanmıştır. Köşeli parantez içindeki notlar tarafımıza aittir.

ŞAKA DEĞİL
Hey gidi, gözünü sevdiğim Osmanlılık, hey!

Epey sövdük sana. Hepimiz, karınca kaderince: ana, avrat sövdük. Bizi senden kurtardığı için 40 yıldır Atatürk’ü övdük, övüyoruz. Ve sana bol keseden sövüyoruz, ey Osmanlı İmparatorluğu! Hadi yeni kuşaklar seni tanımıyorlar: söverler. Ya biz, senin “Mekteb’i İptidai”nde, “Mekteb’i Rüştî”nde, “Mekteb’i İdadi”nde (Lisesinde) ve “Darülfünun”unda (Üniversitende) okumuş, adam olmuşlarımıza ne oluyor? Biz de, herkesten çok, çok şeyler bilirce, sana ey koca İmparatorluk, sana ey Osmanlû, ağız dolusu sövüyoruz…

Niçin?

Çünkü sen, Acem Körfezi’nden, Ummân’dan ve Kızıldeniz’den ve Nil kaynaklarından, Kaf dağının ötelerine, Vardar, Tuna, Adriyatik, Trablus, Fas, Cezayir, Fas boylarına dek bizleri hepimizi bir Ümmet etmiş, toplamıştın. Türk, Kürt, Azeri, Arap, Acem, Gürcü, Çerkez, Tatar… daha ne bileyim Rum, Arnavut, Bulgar, Sırp, Ulah, Hırvat, Boşnak, Macar dememiş hepimizi Memâlik’i Mahr’usa’i Şahane’nde, evel Allah, Osmanlû kılmıştın.

Kim bizi senden ayırdı? Allah’ından bulsun! Kim?

Herhalde Padişahımız değil; Paşalarımız hiç değil. Hani, Mustafa Kemal Paşamıza haşa! O iftirayı kimse yapamaz. Mütareke’de gâvur İstanbul’a topu ile, tüfeği ile girdiği, yerleştiği halde, Osmanlı Harbiye Nazırı olup İmparatorluğu kurtarmaya az mı ahdetmişti? Kısmet değilmiş. İsmet Paşa mı? “Hadi canım sen de!” Şu Yeni Bahçeli haşarının tuzağı olmasa, o zamanki Miralay İsmet Bey Osmanlı Harbiye Nezareti Müsteşarlığını bırakıp, Anadolu illerine düşer miydi? Kendisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde biraz öfkelenince şöyle bağırmamış mıydı?

“Arkadaşlar! Biz İstanbul’dan buraya isteyerek gelmedik. Neden yalan söyleyeyim, koğulduk da geldik!”

Müşir Fevzi Çakmak mı? O gene “Heyeti Nâsıha” (öğüt verici) olarak gönderildiği Anadolu’da çocukların “Esir almaca oyunu gibi, tutsak edilmese, çoktan geri Padişahımız Efendimiz yanına dönecekti.

E, kim öyle ise bizi Kutsal Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayırdı? İşte Cumhuriyet’in üç muzaffer kırıcı Paşasından hiçbirisi o günahı işlemedi. Kim ayırdı bizi Osmanlılıktan, Yârabbi? Sen misin yoksa?

Allah’mı ? Celle celâlühû, öyle insafsızlık edemezdi. Kendi Yeryüzündeki gölgesi (Zillüllah’u Fil Arz) Padişahımızdan bizi Irak etsin?.. Sümme hâşâ!

“Sen ölmedin ey Osmanlû! Seni öldürdüler.” Öldürenler de o zaman İmparatorluğu it dalmış keçiye çeviren, İstanbul’dan Batum’a, İzmir’den Antalya’ya, Adana’ya dek her yerimize baskın yapan İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Amerikalılar… Senin anlayacağın, bugünkü aziz ve ulu NATO müttefiklerimiz oldu. Alman o sıra can havline düştüğü için, Alman’dan gayrı bütün NATO müttefiklerimizdir ki bizi senden ayırdılar, ey sevgili, rindmeşrep [derviş tabiatlı], tevekelli [yok yere] Osmanlı İmparatorluğu!.. Sebep olanlar sebepsiz kalsınlar.

Ama, paşalarımızdan Allah bin razı olsun. İşte “Çıktı gene açık alınla…” bir paşamız, sağ olsun Sayın Reisicumhurumuz Orgeneral Cevdet Sunay Paşa Hazretleri, yemedi, içmedi. Uçtu, uçtu kuş uçtu, önce Mekke’ye kondu. Arafat’a çıktı. Biizmillâh, Başkan Hacı Paşa oldu. Oradan kalktı. Uçtu, uçtu, kuş uçtu. Libya’ya kondu. Barbaros’un ruhunu türbesinde şâdetti. Fizan’ın Sünusiler Kralı üç gün üç gece şenlik ilân etti.

Ne mutlu Türk Müslümanım diyene. Kalkın, ey ehl’i Vatan! Öyle hoşumuza gitti. Öyle mutlu, kutlu, İbnissünûsi’li ve İbnissuut’lu oldu ki, değme gitsin. Severiz böyle Osmanlıca cümbüşleri pek. Canımız feda, Osmanlı İmparatorluğu sana. Milletçe mübarek yerlere yüz sürmüş hacı Cumhurbaşkanımız Sayın Cevdet Sunay Paşa Hazretlerinin kadem’i şerifleri Türk topraklarına şeref bastıkları gün Osmanlı İmparatorluğu’nun “velîme cemiyeti” adına kırk gün kırk gece davul zurnayla düğün bayram etmeyene ya kırk katır, ya kırk satır atmalı!

“İşte biz böyleyiz” dostlar. Severiz Osmanlılığı. Cennetmekânları olsun Padişahlarımız Efendilerimiz kendileri “irtihal’i dâr-i bekaa” [ahirete göçüş] etseler bile, Paşa evlâtlarına Tanrı uzun ömür vermiştir. Osmanlılığın eksikliğini hissetmeyiz, diye hep Osmanlılığımıza kavuşmak gözyaşları döküyorduk ki…

Şu kör olası emperyalist basın, bu Milli Kurtuluş Savaşı devrini Anti-Empeyalist dünyaya ilk ve son olarak vermiş Türkiye topraklarına neden sokulur bilmez ki? Şu emperyalist ajanslar, gazeteler, dergiler, Allah rızası için yasak edilsin artık kurtuluş bayrağını dünyanın gırtlağına dikmiş bulunan Türk milletinden.

TİP’in ısmarlama “değişmez şefi Mehmet Ali Bey” bir, şu kâfir emperyalist ajans ve gazeteleri iki: hep “kursağımızda bırakıyorlar” bizim. Çok görüyorlar Türk milletine neşeyi. Olmaz olaydı emperyalist basın: nice bir yüreğimizi ferahlandırıcı Osmanlû “Bâsübâdel mevt” [ölümden sonra dirilme] sevincimizi kursağımızda bırakmadı mı? AP’nin eğer Demirel’i demirelse, Allah’ı aşkına olsun Demirkıratın başı için: Seçim Kanunundan önce, yıldırım ivediliği ile tez bir kanun çıkartsın: Emperyalist Basın aşırı komünist olmuş! İmdât!.. Avrupa, Amerika’dan Türkiye’ye bir tek satır haber sokan emperyalist ajansı sansürden idam sehpasına gönderilsin.

Kıskanç, habis emperyalistler, milli keyfimizi ve Osmanlı huzurumuzu kaçırtmak için, sanki biz paşalarımızı bilmezmişiz de, onlardan öğrenecekmişiz gibi, sanki biz, lehülhamd [Allah’a hamdolsun], bunca yıl firakına petrolle yandığımız Osmanlı İmparatorluğunu, evel Allah sonra Amerika sayesinde kavuşacağımızı anlamazmışız gibi ne katırlar, ne yalanlar, martavallar etmiyorlar ki!..

Tanrı yazdıysa bozsun. Güya ikinci Cihan Savaşından beri, İngiliz yerini yavaşça Amerika’ya bırakmış. Amerikalı da Truman Doktrini ile İngiliz’in yerine önce Yunanistan’da Türkiye’de geçmiş, kurulmuş. İngiliz muhafazarkârlığı ile Fransız sosyalizmi Süveyş’e saldırınca, Ortadoğu’nun payplaynlar [pipeline] belkemiğine kama gibi sokulan İsrail kaçıklarını Suriye’den Hindistan’a dek aylıklı haydut gibi kullanıyormuş.

Örnekler de veriyor, Emparyalist Basın, şimdi biz enayi imişiz gibi de, inanırmışız gibi. Mısır’ı,Ürdün’ü, Suriye’yi sekiz saatte yerle bir eden Deccal gibi Yekçeşim (Tek gözlü) İsrail Dayanları imiş. Yemen’de, Amerika’dan yağlı aylık alan ücretli “Kralcı” askerlerin kumandanları CIA’nın yetiştirdiği Yahudi subayları ve Yahudi Teknisyenliği imiş. Habeşistan’da Haile Selasiye’nın bütün polis ve jandarma ve muhafız kuvvetlerini “Eğiten” uzmanlar Yahudi ajanları imiş.

Yok devenin pabucu: Habeşistan’a bağlı, Kızıldeniz’in kilidi Müslüman Eritre’de altı yıldır sinsi bir savaş varmış. Duydunuz mu? Yalan. Yahudi ajanların emniyeti altında egemen olan Kralların Kralı Habeşle Amerika, Irak ve Suud Arabı ile dövüşürmüş. Maksat, Asmara’da Amerika ile Vietnam gangsterlerini bağlayan telekomünikasyon (telle ulaşım) üssünü Somali, Kenya, Sudan sömürgeleştirmeleriyle desteklemekmiş. Hem kan dökerlermiş, hem gizli tutarlarmış. O yüzden sayın Cevdet Sunay Paşamızın “ziyaret” ettiği Hicaz’ı “enfes” Arapça konuşan Amerikan pasaportlu, Tel-Âviv (Çıfıt) vatandaşı eksperler vızır vızır “ziyaret” ederlemiş.

Sebep? Akdeniz’le Hint Denizi arasını boşaltan İngiliz’in yokluğunu hissettirmemek için, Amerika (Atina – Kıbrıs – Tel-Âviv – Süveyş – Hicaz – Yemen – Habeşistan – Nairobi) arasında Kızılay gibi bir Kızıldeniz Hilâli kurup Pakistan’dan Libya’ya dek, Türk’ü, Acem’i, Arab’ı (İran’ı – Kuveyt’i – isterse Demirel ‘in gittiği Irak’ı ve eli kulağında geçen yıllar misafirliğimize gelen Burgiba Tunus’unu, belki Fas ve Mağribi) de içine alan masrafı içinden çıkacak bir Semadâni Petrol İmparatorluğu kurmak imiş …

Haydi efendim, kime yutturuyorlar? İnanmayınız öyle kökü dışarıda kapitalist dedikodularına. Hatta Bizim Radyo’ya da inanmayınız. Sakın o kökü dışarıdaki gomüniz Bizim Radyo sanmayın: Ankara payitahtımızdaki TIRT adlı radyo yok mu? Ondan da Demirelgil ne denli şüphe etseler yeridir: Tam sayın Sunay Paşamız Mekke’de iken Suud’un Petrol Saltanatını çıtlattı. Tam S.S. Paşa Sunusîler Kralı ile Atatürk’ün Trablus Gaziliğini anarken Libya’daki zengin Petrol kuyularına taş attı. Bu çenen pırtı TIRT radyosunu da önümüzdeki seçimlerden önce petrolla yakmalı.

Hazır aklımıza gelmişken dokunalım. Cumhuriyet gazetesi tekin değil. Dikkat! Beyrut çıkışlı. A.A. rümuzu ile aynen, başka söylenecek laf bulamamışca, tam S.S. Paşa Mekke’den Trablusgarp Ocaklarına uçarken şu haberleri sütunlarına geçirmekten çekinmedi:

“Irak siyasetinde daima önemli rol oynamış olan 22 kişinin Cumhurbaşkanı Abdurrahman Arif’e sunduğu muhtırayla, 1964 Geçici Anayasası’nın öngördüğü ‘İntikal devresi’nin artık bir son bulması ve en kısa zamanda parlamenter demokrasi sistemine dönülmesi istenmektedir. “

Bayram değil, seyran değil, enişteleri Arif’i niye öpüyorlar?.. Biz bu çeşit ültimatomları çok görmüşüzdür. Tek Parti “siyasetinde önemli rol oynamış” Bayarlar ve Menderesler İnönü’ye böyle ültimatom vermişlerdi. Çok Parti “siyasetinde” az rol oynamamış İnönü: “En kısa zamanda parlamenter demokrasiye dönülmesi” için 27 Mayıs ihtilallerine öyle ültimatom vermişti.

Ültimatomların hangi petrol kuyusundan fışkırdıkları hiçbir zaman İran’da Musaddık için yapıldığı gibi açıklanmaz. Ne var ki, ültimatomların arkasından hangi “Demokrasi”nin “dönüştüğünü” biliyoruz: Ya Menderes demokrasisi, ya Demirel demokrasisi!.. Her ikisinden sonra “Petrol kuyusunda yangın var! ” derce “Memlekette irtica var!” diye haykıran hep sayın İnönü paşamız oldu. Irak’ın Paşası da yok. Ne Nuri Sait Paşa, ne Kaasım…

“Demokrasi” isteyenlerin 3 teklifi aynen şu zıtları biraraya getirmiş :
1 – “Milli Birlik” için “Kürtlerle anlaşma”
2 – “Silahlı kuvvetleri takviye” için “ordudan ayrılmışların… yeniden ordu saflarına dönmesi”
3 –“Yeni Seçim Kanunu… Kurucu Meclis… Anayasa hazırlama”

Hınk dedin burnumuzdan mı çıktın be mübarek Irak?

Bu son “Irak Petroleum” havadisi, kumarcıların ellerindeki kartları bile değiştirmeye lüzum görmeksizin, bir yol Pentagon’da plânlanan oyunu sürdürüp götürdüklerine inandırmak istiyor.

Hayır. Safız dediysek, o denli de aptal değiliz. “Çok alâmetler belirdi”… ve geliyor. Ne “Petrol İmparatorluğu” ?.. Halt etmiş onu söyleyenler. Biz “Osmanlı İmparatorluğumuza” bakarız.

Yaşasın ilk Osman Gazi, yaşasın son Gaazi Mustafa Kemal, yaşasın Atatürk’ün hayrülhalefi Sunay Paşamız. Varolsun Osmanlı İmparatorluğu. Çatlasın da, patlasın, bizi çekemeyen.

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir