Hikmet Kıvılcımlı – Günün Parolası (Gençlik+Ordu+Adalet) Elele

Türk Solu – Sayı 79 – 20 Mayıs 1969

Finans-Kapital tepeden kişisel sloganını atmıştır: (İNONÜ + BAYAR + DERMİREL) ELELE!.. demiştir. Buna karşı Türk milletinin parolası şu oluyor: (GENÇLİK + ORDU + ADALET) ELELE!..

Küçükburjuvazi her zaman iğrenç güçlüklerin süslü sözlerle maskelenmesine aldanır. Bu yolda gene, hiç değilse CHP tabanındaki halk insanları: “Kalkınma sorunları-zorunları”, “Devrimci davranış-kavranış”, “27 Mayıs doğrultusu-iğriltisi”, “Devrimin ülküsü-tilkisi”.. gibi zurnalı palavralarla bir daha aldatılacaktır. Aldatıla aldatıla bilinçlenecektir. Bu son aldatışta Finans-Kapital tepeden kişisel sloganını atmıştır: (İNÖNÜ + BAYAR + DEMİREL) ELELE!,. demiştir. Buna karşı Türk milletinin parolası ister istemez şu oluyor: (GENÇLİK + ORDU + ADALET) ELELE!..

Niçin?

1—Türkiye’yi kim idere eder?

“Çanlar kimin için çalıyor?” bir kolay edebiyattır. “Türkiye’yi kim idare ediyor?” kırk yıl sürmüş güç bir düşüncedir. Karşılığı aşırıca basittir: Dünyayı kim idare ediyorsa, Türkiye’yi de o idare ediyor. Allah mı?

Dünyayı 1917 sonlarına dek KAPİTALİZM idare ediyordu. Ondan sonra dünyayı iki güç idare etmeye başladı: Kapitalizm – Sosyalizm.. Türkiye de o iki rahmetten biri ile idare edilir. Geri kalan herşey, ancak çocuk kandırmaya elverişli oyuncak düşünceler ve davranışlardır. Dünyada veya Türkiye’de bir kuşun kanadı çırpınsa, nedeni o iki alanda aranmadıkça bulunamaz.

Son İ.İ.Paşa’nın attığı sis bombası da bize yalnız o gerçekliği bir yol  daha ıspatlamaktan başka birşey yapmanıştır. Çok büyük rütbeli, ulu yetkili ne Sultanlar, ne Paşalar, Beyler, Efendiler hep Türkiye’yi “İDARE” eder göründüler. Ya kendilerini, ya başkalarını aldatmakla kaldılar. Türkiye’yi aslında idare eden etti: Dünyayı idare eden etti. İdare ediyorum sananlar, bu kubbede ya hoş, ya boş birer sadâ kimi bırakıp, kimi bırakmaksızın çekip gittiler.

İ.İ.Paşa’nın sis bombasını kim attı? Kendisi, görünüyor. Atana bakma, attırana bak: Kim attırdı? Onun belki Paşa’nın kendisine bile sorsak alacağımız karşılık: “Hadi canım, sen de!”den başka bir şey olmayacaktır. Osmanlı şâirinin de bir bildiği olmasa, söyler miydi?… “Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler!” Son yarım yüzyıllık denemenin ikinci belirgin hakikati de bu oldu. Bizim en astığı astık, kestiği kestik “SORUMLU” görünenlerimiz, yaptıklarından çoğu bir sinek kadar “SORUMSUZ” biçarelerdir. DP’liler de öyle, AP’liler de öyle, YTP, MHP yahut MP, TİP güdücüleri de öyle. Gidişattan kalkıp bir Celâl Bayar’ın ensesini sorumlu tutmak, komiklikten öte determinizm dışında kalmaktır.

Daha Bayar dururken Menderes’in göçürülmesi bir tek şeyi ıspatlamıştı: Finans-Kapital öyle istemiştir. 27 Mayıs’ın kanı kurumadan Bayar’ların affa uğramaları aynı isteğe uymuştur. Çıkar çıkmaz Bayar’ın “Bizim Radyo”ya naziyre: “BİZİM EV”lerde yer yer el öptürmeleri, yer öptürmeleri başka ne idi? Hep şimdi İ.İ. Paşa eliyle attırılan sis bombasının dokuz yıldan beri tezgâhlanışı idi. Kendi açısından anormal, beklenmedik, şaşılacak hiçbirşey yok, şu güneşin altında.

2- Eski bir pis oyun

Dünyanın her yerinde olduğu gibi, Türkiye’de de, pis bir oyun vardır. Devrimle kurulan Anayasalar, dalga geçinceye dek, önce rafa kaldırılır; sonra ucundan tırtıklana tırtıklana “evrimle” acaip kuşa çevrilir.

Birinci Büyük Millet Meclisi’nde ilk çıkarılan Anayasa’nın ne kusuru vardı? Hiç. Gizli çalışan Finans-Kapital çetesi, o Anayasa’yı “Dünyada benzeri yok!” diye önce rafa kaldırdı, sonra kuşa çevirtti. 1961 yılı kaldırılan Anayasa’nın ne kusuru vardı? Hiç. Gizli çalışan Finans-Kapital çetesi Türkiye’de bir Anayasa bulunduğunu ağzına aslanları “AŞIRI” diye yeraltı zindanında sıkboğaz etti. 27 Mayıs, o Anayasa’yı KURTARMAK için iktidara çıktı, kapalı oturumların gizli pazarlıkları ile o Anayasayı ORTADAN KALDIRDI!

Neden? “Müeyyide”si yokmuş Birinci Cumhuriyet Anayasasının. Oysa bal gibi varmış: ORDU “Görev Tüzüğü” yeryüzünün biricik gerçek müeyyidesini: süngü gücünü o Anayasaya vermiş. 27 Mayıs da, o rafta uyutulan TEK müeyyideyi ilk defa uygulamış. Kaldırılan o ez çok Devrimci gelenekli Anayasanın yerine oturtulan yeni Anayasaya inanılmayacak denli ÇOK müeyyideler sokuşturuldu.. Bu neye benzedi? Hekimlikte bir hastanın tek ilâcı varsa, tedavisi var demek olur. İlâcı çok hastalığın ilâcı yok demektir. Yeni Anayasaya öylesine “ÇOK” ve sözde “MÜEYYİDELER” sokuldu ki, ortada tutulacak müeyyide kalmamışa döndü. Finans-Kapitalin, kaldırılan Anayasa ile vatandaşa adanmış ne denli gerçek hak varsa, hepsini kuşa çevirmek üzere, sürüyle Anayasaya aykırı çıkardığı kanunlardan biriciğinin olsun kılcağızına dokunulmadı.

Tersine, bütün o anti-demokratik kanunlarda eski Anayasaya ikide bir toslayan maddeler: yeni Anayasanın dört bir bucağına serpiştiriliverdi. Oldu da bitti, maaşallah: Finans-Kapital çetesinin gizli oturumlarda yakıştırıp yutturduğu sözümona “müeyyideler”: Halkın değil, Ordunun bile artık ANAYASAYA SAHİP çıkması yolunu tıkamakla özetlenebilirdi. Koskoca Türk Ordusunun yerine, Mecliste nazar boncuğu gibi bırakılan ve ikide bir kalleşçe “nazar değdirilen” beş on “TABİİ SENATÖR”, yeni Anayasanın biricik dişe dokunur “müyyidesi” olarak gösterildi.

3- Açık “Komando” – Gizli polis

Bu müeyyidenin “korkuluğu” altında neler yapılmadı? Türkiye’nin alınyazısı, Amerikan Elçisinin dosyaya giren, yahut PENTAGON-CIA’nın dosyadan çalınan bir mektubu ile çizildi. Millete gelince, onun hesabı daha kolay görülürdü. Konakta viski içip, Eyüp’te Cuma namazına gelen, yahut Kur’anı sabah kahvaltısı eden Başbakanlar “Demirkırat”a bindirilip kanunlar çiğnetildi. Her mahallede bir milyonerin emrinde bol bol Kur’an Kursu, İmam-Hatip Okulu, Yüksek İslâm Enstitüsü üretilerek, her siyaset veya tarikat toplantısında: “Af: Af: Af!” diye “hû“ çekildi. Eski Anayasayı rafa kaldıranlar, yenisini kuşa çevirmek zanaatlerini işletmezlerse, Muhammed ümmetine kanı akıtılmamış haram ölü eti ile, Amerikan domuzundan yağı mis gibi yedirilip, gırtlağa dek borca batılamazdı.

Ya “sol”dan Anayasa mırın kırını edilirse? Bugüne bugün demokrasi var. Tekparti usulü demokrasi diyeni tabutluğa çekip işkenceye uğratmak örtbas edilmeyebilir: Anayasa. Evet, karakolda gizlice yapılmadığı zaman, “Alâmele’in-nâs” sokakta yapılır, o işkencenin daniskası. Demokraside “Sol”un “Sağ”ı da olacak. Gizli sivil polis gençlerini Üniversiteye müzmin talebe yazıp, tabancalı “Sağcı gençlik” kılığında saldırtırsın. Basarlar, yakarlar, kırarlar. Sırra kadem basalar. Onları suçüstü yakalamaya kalkan olursa, oraya coplu-kalkanlı resmî Toplum polisi girer. Suçluları yakalamaya kalkanları sille tokat “tutuklayıp, Adâletin pençesinde teslim” eder. Demokrasi dediğin böyle olur.

Gene de, 25 kuruşa bir formalık perişan broşürcük biçiminde tozlanan Anayasayı ciddiye alanlar bulunursa, artık sıra ona gelir. Bir sabah, bütün “Hür Basın”ın birinci sayfalarında, 36 puntoluk harflerle: Şâki Özbay’ın teklifi yanında, eski “Milli Şef”, yeni “Ortamın Solu” İ.İ.Paşa’nın teklifi piyasaya sürülüverir. Özbay’lar Yasa eşkıyalığını Açık dağbaşında yapmıştır; Bayar’lar Anayasa eşkiyalığını gizli “LOCA”larda tertiplemişlerdi. Memlekete dört elif miktarı “HUZUUR” lâzım…

Özbay’la Bayar “Af! Af! Af!” edildiler mi, Finans-Kapital “Huzûr”a kavuşur… Ya 27 Mayıs? Hiç huzursuzlanmasın: o, Anayasa Müeyyidleri, yasa teminatı altındadır. “Altında” olduğu için göze görünmese bile, Bayar’ı onun üstüne doğrudan doğruya çıkarmak için Anyasaya bir merdiven dayamalı. O zaman “Altı Kaval” (27 Mayıs), “Üstü Şişhane” (Yassıadalılar) Anayasa, Paşa gibi oturaklaşır. İ.İ.Paşa ne “Öç-İntikam” istiyor Türkiye’de, ne “Eziyet-Iztırap”. Hoş hoş söylüyor:

“İntikam fikri iki başlıdır. Felâkete uğraşmışların çektikleri ıztırapları yeterli bulmayarak eziyete devam etmek, yahut, geçmiş hâdiseleri yaratmış olduğu zan olunan insanlardan öç almak fikri… Her iki fikrin de karşısındayım.

4- Kim kime acıyor?

Ne yufka yürekli kişiymiş sayın İ.İ.Paşa! Kimdir o “felâkete uğramışlar”? İnsan şöyle çevresine bakıp, neredeyse kendi üstüne alınacak. Acır mı, acır: Paşadır bu. Kimlere acır? Jandarma karakolunda veya köy ortasında bir işaretle eşek sudan gelinceye dek dayak yiyip doğduğuna pişman edilen köylülere mi? Hayır. Geceyarısı polis baskınıyla yatağından kaldırılıp başaşağı Üniversite penceresinden atılan gençlere mi? Hayır. Gündeliğini beş on liradan biraz yukarı çıkarmak, iş saatini 12’den 8’e indirmek için grev yapar yapmaz, dipçik ve kurşun yağmuruna tutulan işçilere mi? Hayır. Resmen izin ve güzergâh verilmiş Kanlı Pazar günü miğferli polisin copla yere yıkıp, 25 liraya şirketten gönderilmiş Nurcu-Süleymancının kasap etine şiş batırırca bıçakladığı aydının çoluk çocuğuna mı? Hayır. “Komando” maskeli gizli polisin dernekte otururken basıp yaraladığı kanuna inanmış vatandaşlara mı? Hayır.

Bunlardan hiçbirisi “felâkete uğramış” değildir. Türkiye’de “ıztırap çeken” bir tek kişi vardır: Finans-Kapital hazretlerinin Osmanlı Bankası’ndan mezun, okur yazar olmasa de, İş Bankası Umun Müdürlüğünden İktisat Vekilliğine sivrilmiş, Türkiye’de ilk “Vesikalı” komünist kapıkulu Celâl Bayar ve de onun Yassıada’da, üniversitelileri öldürdükleri için birkaç yaz ayı güneş banyosuna çekilmiş birkaç Finans-Kapital kabadayısı.

Bunlar Kayseri Cezaevinde epey “ıstırap”lı kuzu dolması şölenleri, kahramanlık pozları çektiler. Onların “eziyete devam”larını da sayın İ.İ.Paşa’nın büyük şefkatle “Yeter” dediği günün gazetesinde şöyle okuyoruz:

Önümüzdeki günlerde CHP Genel Başkanı İnönü ile görüşmesi beklenen eski DP lideri Celâl Bayar, Demokrat Parti’nin 14 Mayıs’ta iktidara geçişinin yıldönümünü kutlayacaktır.”

Hem nerede? Ne Türk köylüsünün, ne Türk işçisinin önünden salavatsız geçemeyeceği Genel Milyonerler Randevu Evi muhteşem Çelikpalas hamamlarında:

“14 Mayıs akşamı Çelikpalas’ta yapılacak eğlenceler için İstanbul’dan birçok sahne yıldızı dâvet edilecektir.” (11.5.1969-Gazeteler)

5- Esrarlı “Vazife” nereden?

İş Bankası, Amerikan Bankası Finans-Kapital çetesi, Siyasî Partiler Kanunu’nun 104.cü maddesini “Demirkırat”a paçavra gibi çiğnetiyor. Cinayeti Anayasaya girmiş bir partinin “İktidar Yıldönümü” kutlanıyor. “Aman! Kanun yolu” uğruna çırpınan İ.İ.Paşa, huzursuzlanmıyor. İttihatçı ideolog Ziya Gökalp’in: “Gözlerimi kaparım, Vazifemi yaparım!” şiiriyle: “Benim için vazife ifa etmek bahis konusudur” buyuruyor. “Bunu bir öden, memleketin huzur vasıtası sayıyoruz.”

Bu “Ödev-Vazife”yi, tam 1969 Mayıs’ının birinci haftasında İ.İ. Paşaya kim verdi?

Türk milleti, dünyasından habersiz. Zavallıcığı bu işe olsun âlet edemeyiz. Paşa o gece Milletle yatıp rüyasında “Vazife” mi görmüştür? Zaten Türkiye Devleti ve Devletlûları, yapacaklarını Millete sormazlar. Haşa!

Türkiye Devleti ne âlemde? İ.İ.Paşanın “Vazife”si önünde “LÂL” oluşundan belli. Gazetelerce: “MBK’ciler, Cumhurbaşkanı’nın da kendileriyle aynı, endişeleri taşıdığını müşahede etmişlerdir.” (Akşam). Demek, Devlet Başkanı İ.İ.’ye “Vazife” vermek göyle dursun, o “görev”den “endişeli” bile. Demirel: “Bu niyetlerle konuşuyorum, iyi niyetlerle ve sevinçle mukabele ediyorum” derken, hiç beklemediği bir sürprizle karşılaştığını, dilinin dolaşmasından belli ediyor. Demek Hükümet Başkanı İ.İ.’ye bu “Vazife”yi vermemiş.

Geriye ne kaldı? Adâlet ile Ordu mu? Bu iki mâsun çocuk, oldu olası, siyasette karantinalı yasaklıdırlar. İrticaın kendisini mezarında bile kovaladığını gören Adâlet, dün cübbesiyle sokağa kendisini attı. Tavizcilik “Vazife”sini İ.İ.’ye nasıl verebilir? 27 Mayıs Ordu’nun eseridir. Milli Birlik Grubu, İ.İ.’nin “Vazife”sini: “Anayasanın temel felsefesi ve ruhu ile çelişen bu gayretler, Anayasanın meşruiyetini zedeliyebilecek sonuçlar doğuracak ciddiyettedir” diye protesto etti.

Acep CHP mi o “Vazife”yi Genel Başkanına verdi? Yazılıyor: “Parti Meclisi üyelerinden bazıları, İnönü’nün bu konudaki davranışına aleyhtar olduklarını ifade etmişlerdir. İnönü’nün tutumunu beğenmeyenler tarafından üzerinde ısrarla durulan hususlardan biri de, İnönü’nün Parti Teşkilâtı organlarından hiç birisiyle bu konuda herhangi bir temas yapma lüzumumu duymadan harekete geçmiş olmasıdır. Bu keder önemli bir konuda “KENDİ BAŞINA HAREKET EDEBİLDİĞİ” tartışmanın diğer bir yönüdür.” (Yeni Gazete). Demek CHP de, İ.İ. “Görevi” önünde beyninden vurulmuşa dönnüş.

6- Finans Kapitalin gizli emri

Ve İ.İ.Paşa da bunu saklamıyor Şöyle diyor:

“Her tarafta güçlüğe uğrayabilirim. Partilerde, filânlarda. Ama yenmeye çalışacağım.”

Yâni Finans-Kapital için Demokrasi, İ.i.Paşa’nın “Partilerde, filânlarda” dediği takım taklavatıdır! “İnönü basına açıklamasından önce konuyu Merkez Yönetim Kurulu’na getirdiğini ve onların eğilimini tesbit ettikten sonra harekete geçtiğini bildirmiştir.”

Dikkat edelim. İ.İ.Paşa “Merkez Yönetim Kurulu’na GETİRDİĞİNİ” söylüyor. Bir yerden almış o “Görevi”, “GETİRİYOR”, O yer Millet değil, Devlet değil, İktidar değil, Muhalefet değil… Neresi? Bizli bir “Makam”. Her sabah Kur’anla kahvaltı eden Demirel’in veya İttihatçı yemini yapmadan önce İsmet Bey’in girdikleri Parmason locaları gibi “Esrarengiz” bir KAT.. “Hâtıf”ten “EMİR” veriliyor. Ve “Ana-Muhalefet” CHP ile “Baba-İktidar” AP göbeğinde ardarda iki bomba birden patlıyor! İ.İ.Paşa’nın “HUZUR” bombası, Ay.Ya. Beyin “İSTİFA” bombası.

Olayların gidişine göre Paşa ile Bey “İşbölümü”,”Görev bölümü” yapıyorlar. Paşa, Ortanın Solundan ilericilere; Bey, Ortanın Sağından gericilere şut çekiyor. Paşa “31 Mart Vak’ası” ardında sinip 27 Mayıs’a bomba attı; Bey “27 Mayıs Olayı” ardında sinip 31 Mart’a bomba attı..

7- Emrin öz gerekçesi

I – Mayıs 3 günü “Bu memleket sahipsiz değildir” diye tabancasını çeken Tuğgeneral Nâbi Alpartun, “Memleketin sahibi” Paşayı cenaze töreninden kaçırdı.

Mayıs 4 günü Paşa teşhisi koydu: “Parlâmento Devlete ve Anayasaya sahip çıkmalıdır… Olay her manâsıyla, kesin bir ölçüde 31 Mart Vak’asıdır.”

Parlâmento ne “Devlete”, ne “Anayasaya sahip çıkmadı”.

II – Mayıs 7 günü: 1000 yüksek hukukçu, 10.000 yüksek öğrenci, 100 bin Ankaralı halk(ve izinsiz çıkmış memur), “Dünya ve hukuk tarihinde ilk ve en büyük HUKUKÇULAR ‘YÜRÜYÜŞÜ’NÜ” yaptı.

Felce uğrayan Ankara’da Başbakan: “Talky Walky” telsizinin başında. Polis âmiri sık sık emir veriyor: “En ufak harekete müsamaha etmeyeceksiniz.” “Hareket”, (Hukukçuların değil) gericilerin baskını idi. Ve “Hareket” olmadı. Demek “müsamaha” görmese “Gerici” kımıldamıyormuş! Yalnız hâkimler gençlikten tecrit ediliyor.

GENÇLİK: “Hükümet istifa”, “Amerika evine git”, “Kahrolsun CIA” diyor. ASKER: Çelenk taşıyor. Kadınlı Halk: “Yaşasın hukukçular” diyor. Ve hukukçular Anıtkabir’deki özel deftere yazıyorlar:

“Aziz Atatürk, Türk Hâkimleri ve Cumhuriyet Savcıları, DEVRİMLERİNİN koruyucusu ve savunucusu olmakta EDEBİYYEN devam edeceklerdir.”

Ertesi gün (Mayıs 8): İ.İ. Paşa tapayı attı: “Bayarla görüşmeye hazırım.”

Daha ertesi gün (Mayıs 9) Aydın Yalçın tempo tuttu:

“Bugün bir Devletin yapısını teşkil eden Kazaa organları yürüyüş yapıyor. Bunlar 20 yaşındaki Harbiye öğrencileri değil. Durum daha vahim ve âcil görünüyor… Türkiye’de bir 27 Mayıs olayı cereyan etti.” (Çankaya AP Gençliğine Söylev)

Ve Demirel: İ.İ.Paşa’nın “Huzûr” davuluna “Barış” tokmağını vurdu ha, vurdu:

“Memleketin bir BARIŞ ortamına götürülmesinde..”

“Memleketin bir BARIŞA götürülmesi yolunda..”

“Memleketi götürmek istediğimiz BARIŞ, devamlı BARIŞ hedefinde..”

“İç BARIŞIN köklü ve güçlü olmasında..

Ve ilh., ve ilh…

KANLI PAZAR’da dirilere karşı, ÖKTEM’İN CENAZESİ’nde ölülere karşı “Devlete sahip” geçinerekten, kalleşçe zorba “SINIFLAR SAVAŞI”nı uygulayanlar, ektiklerini biçince, hangi BARIŞI istiyorlar? 60 Yassıada artığı ile aralarındaki danışıklı horoz dövüşünde, yâni: kendi aralarında BARIŞ!.. Patronun işçiye karşı, Tefeci-Bezirgân Hacıağanın köylüye, esnafa karşı, Finans-Kapitalin tüm Türk milletine karşı yürüttüğü amansız SINIF SAVAŞI onlarca bitmemeli, tükenmemelidir bu memlekette.

Sayın İ.İ.Paşa iftihar etmeli değil mi: (GENÇLİK + ORDU + ADALET) Devlete, Anayasaya, Demokrasiye “SAHİP ÇIKIYOR”. Hayır!

8- Yaranılacak mı?

60 Finans-Kapital ajanı: Gençliğin, Ordunun, Adâletin üstünde İMTİYAZA kavuşturulmazsa, DEMOKRASİ olamaz. Bayar kimdir? Onu hep sayın İ.İ.Paşa’dan öğrendik. Bayar’ın başvekilliği sırasında zimmetine yüzbinlerce (şimdiki milyonlarca) lira aşırışını örtbas ettirmek için başvurduğu İ.İ.Paşa TBMM oturumunda açıkladı. Bayar’ı Cumhurbaşkanlığı sırasındaki Anayasaya, Demokrasiye ihanet, suiistimal suçlarıyla idamdan kurtaran da aynı (Finans-Kapital kulislerinde) İ.İ.Paşadır.

Şimdi gazeteciler: “21 Mayıs hükümlüleri de affa uğramak istiyorlar” deyince, İ.İ.Paşa:

“Şu anda siz söylediniz de hatırıma geldi. Onlar içim bir şey düşünmedim.” diyebiliyor. Ama o herkesten iyi bildiği ve teşhis ettiği Bayar’a bütün Cumhurbaşkanlığı “hak”larını bir Şirket imtiyazı gibi tapulamayı hiç hatırından çıkarmıyor. Bütünüyle ülkücü Ordu Gençliği tüm Bayar mülküne feda!.. Böyle mi?

Binlerce vatandaş, beraat ettikleri siyasi davalardan ötürü yurtta işsiz bırakılır, yurt dışında ekmeğini kazanmasına pasaport verilmez. Mevcut kanunlar vatandaştan esirgenir. 60 ihanet suçlusu için Anayasa hükümleri yok edilerek “siyasi hak”tan söz edilir.

Yeni Gazete: “CHP’nin (CHP’deki Finans-Kapital kodamanlarının) seçim hesapları yönünden tutarlı gibi görünmektedir.” diyor. Belki öyle kandırılacak CHP tabanı. Finans-Kapitalin 1945-50 yılları Paşa gölgesinde milletin başına belâ ettiği (Tefeci-Bezirgân, Hacıağa, Eşrâf, Âyân, Finans-Kapital) cinlerini Öktem’in tabutu başında gören Paşa, o dağıtamadığı cinlerin “oylarıyla” iktidara gelmeyi “Demokratik nizam” mı sayıyor? Gazetecilerin kulağına fısıldıyor:

“Size mahremine söyleyeyim: Herhalde geçen seçimlerden çok, pek çok alacağız.”

Sayın İ.İ.Paşa o kulak üstüne yatmış görünüyor, yahut CHP tabanı yatırmaya çalışıyor. Buna iştahlanan külâh kapıcılar da olacak.

Ancak Finans-Kapital irticaının sınangılı ecinni başısı daha Anayasayı dilediği kılığa sokmadan ne diyor? Yassıada banyosunda kravatı ile boğazını sıkarak intihar taklidi yapan C.Bayar, nasıl bir “HUZUR”la hangi “İNTİKAM”a hazırlandığını, CHP’ye de, Anayasaya da şöyle tükürüyor:

“Tabiî Senatörlük HAKKIM’dan açıkça, hattâ beyanat ile ilân ederek vaz geçiyorum. Millî irade dışında hükümle Mecliste bulunmayı SUÇ addederim.”

İş Bankası “sihirbazı” daha şimdiden böyle konuşuyor.

Kimdir o “Milli irade dışında hükümle Mecliste bulunan” “SUÇ”lular? Sözde “Seçim” dışı: Cumhurbaşkanı kontejanından gelmiş Senatörler gibi, en başta 27 Mayısçı “Tabiî Senatörler”:

Kumar ve küstahlık açıktır. Bayar ve şürekâsı, 27 Mayıs Anayasasının kendilerini “Tabii Senatör” yapmasını “HAK” sayıyor. “HAKKIM” diyor Bayar hazretleri. Ne hakkı? Finans-Kapital kılıcının hakkı!.. Aynı Anayasanın Finans-Kapital ajanlarından başkasını, irticaya karşı sözde bekçi olarak, “Tabii Senatör” yapmasını: “SUÇ” sayıyor.

27 Mayıs, Bayar’ı “Suçlu” olarak cezalandırmış. Bayar, 27 Mayısı “Suçlu” gördüğünü şimdiden belirtiyor. Bu iki “SUÇ” Mecliste “birbirine yaklaşmış” olunca, İ.İ.Paşa’nın “Huzur vasıtası” hâline gelir mi?.. Sormaya değmez.

İnsanlarımıza tek bir düşünce kalıyor. Böylesine yüzeyde kalmış zorla tehlikeli hokkabazlık perendeleri atmak masayı üç kağıtçılarına devirir mi, devirmez mi?

9- Siyasi Af değil, Siyasi cinayet işleniyor

Efendilerimiz, kul saydıkları 30 milyon vatandaşımızla alay ediyorlar. Sayın İ.İ.Paşa diyor ki:

“AP Milletvekili ve Senatörlerinin kanun teklifini gördüm. Siyasî hakları kısıtlayan hükümler kaldırılıyor.” (12.5.1969). “Memlekette kin gütmek dâvasını kaldırmak bende imân halindedir.” (Keza)

Doğru mu? 219 AP seçkini imzasıyla verilen teklifte sahiden “siyasi hakları kısıtlayan hükümler kaldırılıyor” mu? Hayır. Öyle olsa, yani en kaba burjuva adâlet prensibine olsun uyarak bir siyasî af çıkarılmak istense, namusluca şöyle denirdi:

“Bugüne dek herhangi siyasî suçtan hüküm giymiş olan vatandaşların cezaları ve bütün hak kısıtlanışları kaldırılmıştır.” O zaman sağcı, solcu ayırt edilmeksizin her vatandaş eşit siyasî hakkına kavuşturulur… 219 imzalı teklif tam bunun tersini yapıyor. Ve marifetini şu ikiyüzlü iki madde ile açıklıyor:

a) “Yüksek Adâlet Divanınca mahkum edilip de affedilmiş olanlara 38 sayılı Tedbirler Kanunu ile mahkum edilip affedilmiş olanlara seçilme yasağı uygulanamaz.” Yâni bütün sağcı, gericiler, çoktan “affedilmişler”. Onlar bir yol daha affedilecekler. 68. Anayasa maddesinin değiştirilmesi budur.

b) 7 Temmuz 1961’den önce “Yüz kızartıcı olmayan bir suçtan kesin hüküm giydikten sonra… affedilmiş bulunanlar”, Anayasanın geçici 11. maddesiyle seçilebiliyorlar. Teklif bu maddeyi toptan kaldırıyor. Yâni bütün ilericiler, affa uğramış olsalar bile, Anayasa geçici 11. maddesiyle kendilerine tanınan siyasî haklardan edebiyyen yoksul bırakılacaklardır.

Bunun neresi: “Siyasî hakları kısıtlayan hükümleri kaldırmak”tır? Göz göre göre: bir avuç gerici Finans-Kapital ajanı Anayasaya karşı çıkılarak kayrılacak; binlerce ilerici Anayasanın kendilerine verdiği siyasî hakların geri alındığını göreceklerdir. Demek “Memlekette KİN gütmek davası” sayın İ.İ. Paşa’nın gölgesi altında kıyamete dek sürdürülecektir. Kime karşı? Halka ve ilericilere karşı.

“İç barış” dedikleri şey kaç kişi için yapılıyor? 12 Mayıs günlü gazetede okuyoruz: “Bayar’la görüşmüş olan eski DP Bakanı… bu seçimlerde adaylık koyacak eski DP’lilerin altmışı aşmayacağını tahmin ettiğini söylemiş, bunların çoğunun AP’den adaylık koyacağını sandığını belirtmiştir.”

Demek “İÇ BARIŞ” dedikleri şey bu 60 Finans-Kapital ajanını Meclise sokmakla sağlanncak! 60 vurguncu Türk Milletinin başına geçirilirse, AP’den 60 sunturlu daha aday çıkarılırsa, her yer güllük gülistanlık olacak! Hem de milletin gözbebeği olan ilerici gençliği, “Devletin yarısı” olan Adâlet organlarını, 27 Mayısı yaratmış bulunan toplumumuzun “Vuran kalbi” Ordu vurucu gücünü karşılarına alarak..

Bu “yalnız cinayet değil, cinnet de” olan tutum, ne denli “bıçak kemiğe dayanmış” olmalı ki, göze alınıyor? Finans-Kapitalin Yerli malı çevreleri bile, “şok” un nereden geldiğini ve neye dayandığını bilememek şaşkınlığı içinde.

12 Mayıs günü şöyle yazıyor:

“Anayasamızın “BAŞLANGIÇ” kısmı… Demokrat Parti iktidarını suçlayan bir fıkra ihtiva etmektedir… Acaba Demokrat Parti devri sorumlularına siyas’i hayata dönme şansının verilmesi, bı sözlerle çatışma doğurmayacak mıdır?” (Yeni Gazete)

O gece kim bilir hangi Entelicensin gizli teli işliyor? Ve ertesi gün şu Başyazıyı okuyoruz:

“Ancak İnönü’nün kişiliğinin bu tepkilerin üstesinden gelecek kadar güçlü olduğu şüphesizdir.” “Bu çevrelerin (ilericilerin) baskısını her zaman ezecek kuvvettedir.” (Yeni Gazete, 13 Mayıs 1969)

Hani “siyasi hak” veriliyordu? “KİN” kaldırılıyordu? Bu “her zaman ezecek kuvvet” gösterisi niye? Ve “nereden”?

Besbelli Kanlı Pazar günü önünde secdeye kapanılan 6.cı Filo ile, milleti “her zaman” kül edip havaya uçuracak içimizdeki casus teşkilâtlı yüzlerce Amerikan üslerinden.

Besbelli, uluslararası Finans-Kapital, de Gaulle’ü devirmekle, Türkiye’deki şubesini sayı ile kendine getiriyor. İnönü-Bayar kayıkçı dövüşü 27 Mayısı getirdi. İnönü-Bayar sarmaş dolaşı artık 27 Mayıs’ın SON kalıntılarını da “Şeytan alıp satamayınca” öbür dünyaya götürmeliydi. “İt öldürene sürütürler!” Yoksa son “Muhteşem Adliye Yürüyüşü” de gösteriyor ki, Türkiye’de bilinçli Demokrasiyi ciddiye alanlar az buz değillerdir ve her gün “Dev-Güç” olarak çoğalmaktadırlar.

İşin bu İçyüzünü sayın İ.İ.Paşa 12 Mayıs günü şöyle açıkladı:

“BAŞKA hâdiseler içerisinde, bu meselenin halli için bir vaziyet almak imkânını buldum. İsabet ettiğimi anlıyorum.”

Yâni İ.İ.Paşa “Ortanın Solu” ile “Baba bir hırsız tuttum”a dönmüştür. “Getir! Gelmiyor.. Koyver! Gitmiyor..” Sen git de Ecevit’le köyde, kentte Tefeci-Bezirgân Hacıağalığının “ipliğini pazara çıkar”!.. Ya Finans-Kapital Anadolu’nun göbeğinde kime dayanacak?

Yâni, “geçmiş yaraların sarılması” (Demokrasinin dürülüp rafa kaldırılması) için, 60 vurguncuyu suyun başına geçirip: Gençliğin, Ordunun, Adliyenin bağrında “yeni yaralar” açılacak. Bu bir siyasi cinayettir. “İsabet” mi? “Kendi düşen ağlamaz”.

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir