Hikmet Kıvılcımlı – Düşsel Kalkınma “Varsayımlar Plânı”

Sosyal Adalet DergisiSayı: 19 – 5 Ağustos 1964. Halim Köylü takma adı ile kaleme alındı.

Ulusça bel bağladığımız Beş Yıllık Kalkınma Plânının esasını teşkil eden bilgiler sağlam istatistiklere, inanılır kaynaklara dayanmadığından milli gelir tahminlerinde olduğu gibi, özel sektör yatırım miktarlarının da gerçeklere uymadığı kanısındayız. Devlet Planlama Teşkilatı da bu noksanlığa işaret etmeği gerekli bularak 1964 yılı programının “Özel Sektöre rehberlik” bölümünde şöyle demektedir:

“Yurdumuzda Özel Sektörün yatırımlarını yakından izlemeğe ve değerlendirmeğe imkân veren istatistik bilgiler son derece yetersizdir. Bu boşluk ilgili müesseselerin iş birliği ile Özel Sektöre yapılan direkt temaslarla kapatılmaya çalışılmaktadır. Nitekim 1963 yılı Mart ayında Özel Sektörün imalât sanayi alanındaki 1962 ve 1963 yatırımlarını ve 1964 yatırım niyetlerini tespit etmek için Sanayi Bakanlığında kayıtlı 5725 firma arasında bir anket tertiplenmiştir.”

Programda sözü geçen bu ankete dayanılarak 1963 ve 1964 yıllarında Özel Sektör yatırımları gerçekmiş gibi gösterilmiş ve mesela 1964 yılında sadece imalat sanayi kolunda Özel Sektörün 1374 milyon liralık yatırım yapacağı ciddiyetle kabul edilmiştir. Yine aynı anketin bilgilerine dayanarak 1964 yılı imalat sanayinde üretim toplamı 23,5 milyar lira olarak gösterilmiştir.

Şimdi gelelim bu anketteki bilgilerin doğruluk derecesine:

  1. Önce şunu bilelim ki, imalâtçı hazineye ödeyeceği vergi ve bankalardan alacağı kredi durumuna göre yatırımlarını ve imalatını ya çok fazla veya çok az gösterir. Beyannameli vergi mükelleflerinin verdikleri kazanç beyannamelerinden ancak %70’nin hatalı veya hileli olduğu bilinmektedir. Devlet Planlama Teşkilatının istediği bilgilerin her ne kadar vergi işleriyle ilgisiz olduğu düşünülebilirse de imalatçı verdiği beyannamenin sonradan kendisini bağlayabileceğini göz önünde tutarak yatırım mahiyetinde harcadığı paraları çok gösterme eğilimindedir.
  2. Keza bütün imalatçılar bankalardan kredi alabilmek için çok az miktardaki yatırımlarını yüksek göstererek fazla para çekmek ve bu paranın düşük faizinden faydalanmak isteğindedirler. Nitekim, Sanayi Kalkınma Bankası ile Sanayi Yatırım Bankasına verilen kredi talepnamelerinde gösterilen makine, tesisler ve bina değerlerinin kontrolörlerce yapılan expertizlerinde bu değerlerin %50’den aşağı olduğu tespit edilmekte ve Bankalara paralarını sağlam teminata bağlayabilmek için gösterilen değerlerin yarıdan aşağısı üzerinden kredi açmaktadırlar.
  3. Hele son vergi kanunlarıyla ödenecek vergilerden yatırım indirimleri yapılması kabul edildiğine göre imalatçının ne yapıp ne edip yatırım miktarlarını yüksek göstermesi ve şişirilmiş faturalarla masrafları yükseltmesi menfaati icabıdır. Bunu yapmayacak kadar beceriksiz ve dürüst iş adamlarını piyasa affetmeyeceğinden, er geç bu genel gidişe uymak zorunluluğundadırlar.

İlk bakışta soyut bir tahmin gibi görülen bu düşüncelerimizi son aylardaki yurt gezilerinde rastladığımız birkaç olayın somut izlemlerine dayandırırsak daha inandırıcı olacağını sanmaktayız.

  1. Halı ipliği bükme fabrikaları bulunan bir ilimizdeki altı özel fabrikanın hazineye ödedikleri kazanç ve gider vergileri toplamı aynı ilde bulunan ve kapasitesi bu fabrikaların yarısından aşağı olan bir tek Sümerbank fabrikasının ödediği vergilerin yarısını bile tutmamaktadır. Şimdi bu fabrikalar kazançlarını gizleyebilmek için bir yandan iplik imalatını saklamakta ve öte yandan eski fabrikalarına bir takım yeni tesisler ilave edilmiş gibi göstererek yatırım miktarlarını çoğaltmaktadırlar.
  2. Ege bölgesinde resmi bir bankadan kredi almak isteyen muteber bir tüccarın, banka müdürüne “… Beyefendi, siz maliye beyannamelerine bakmayın. Benim işlerim meydanda. Piyasadan bir tahkik buyurun. Müessesemiz zarar etse her halde bu kadar masrafı göze almaz…” diye yüzsüzce cevap verdiğini kulağımızla duymuşuzdur.
  3. Keza Ege bölgesinde büyük bir ilçeye yıllardan beri ilk defa gelen hesap uzmanı için “Zalimler çarşıyı pazarı yakıp yıktılar” diye konuşulduğunu duymuş ve sonradan bir maliyeciden bu ilçede tetkik edilen elli beyannamenin mükelleflerinin otuz milyon liradan fazla vergi kaçırdıklarının tespit edildiğini öğrenmişizdir.

Şimdi iş ahlâkı bu derece bozuk olan piyasa şartları içinde iş sahiplerinin beyanlarına dayanılarak program yapmanın ve bu hayali rakamlarla %7’lik kalkınma hızına ulaşıldığını savunmanın ne derece dayanaksız olduğu ortaya çıkmaktadır. Amma sayın plâncılar bizim kadar karamsar ve kuşkulu olmadıklarından 1964 programında:

“Örnekleme metoduyla tertip edilen bu anket sonuçları, özel sektörün plânda kendisi için ön görülen yatırım miktarlarını gerçekleştirdiği ve hatta bu miktarların biraz üstünde yatırım yapmakta olduğunu ortaya koymuştur.” Denilerek özel sektörün kağıt üzerinde gösterdiği milyarlarca liralık yatırımlar gerçek olarak kabul edilmektedir.

Kaldıki, özel sektörün beyanlarına dayanılarak programa alınan imalat sanayi üretim toplamının gerçekten 23,5 milyar liraya ulaştığı kabul edilirse ve bu imalattan 3,5 milyar liradan ibaret olan kamu iktisadi teşebbüslerinin mamulleri çıkarılacak olursa, geri kalan 20 milyar liralık imalatın vergi matrahı Devlet bütçesinin dörtte birini karşılamaya kâfi gelir. İmalat fiyatı üzerinden imalatçının en aşağı kâr haddi ile %20 kazandığı kabul edilirse, piyasaya 20 milyar liralık mamul mal çıkaran 5725 mutlu kişinin yılda en az dört milyar safi kâr sağlamaları ve bunun üzerinden vergi vermeleri icap eder. Halbuki 1964 yılı bütçesinde 3 milyar liraya ulaşmayan gelir vergilerinden ancak dörtte birini, yani 750 milyon lirasını, imalatçıların ödedikleri vergiler teşkil etmektedir. Keza üretim üzerinden alınan istihsal vergisi toplamı 800 milyon lirayı aşmadığına göre, 23 milyarlık istihsalin ancak %3,5’u nispetinde vergi ödeniyor demektir.

Zavallı memurcuklarla, ücretli işçiler ve dar gelirli vatandaşlar ancak ekmek peynir parasını karşılayan gelirlerinin %20-30’u arasında vergi ödedikleri düşünülürse (Vasıtalı vergiler hariç) kalkınma programlarındaki rakamların vergi adaleti bakımından ne gibi manalar ifade ettiğini ayrıca değerlendirmemiz gerekmektedir.

Bundan başka Devlet Planlama Teşkilatı anketlerinin yapılmasından önce 1959 yılında yapılan sanayi sayımının resmi sonuçlarına göre imalat sanayi bölümünde gösterilen 5284 işyerinin yıllık imalat toplamı 8 milyar lira olarak tespit edildiği halde, planlama devresine rastlayan üç yıl içinde bu miktarın %200 artarak 23,5 milyar liraya ulaşmış olmasını da kuşkuyla karşılamaktayız. Zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına, derler. Bu gidişle planlama uzmanları hesabın ucunu kaçırıp kalkınma hızını birdenbire %37’ye çıkarırlarsa şaşmamak lazımdır. Eski plancılar, bu gidişle %7 kalkınma hızına inanmadıklarından gitmişlerdi. Korkarız ki, yenileri de bu baş döndürücü hızı kesemeyip %37’ye çıktıklarından ayrılmaya mecbur kalmasınlar. Haydi hayırlısı…

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir