Hikmet Kıvılcımlı – Dış Ticaret Dolapları

Yön DergisiSayı: 24 – 30 Mayıs 1962Halim Köylü takma adı ile kaleme alındı.

İhanetin Belgesi

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, milyonlarca yurttaşımızın kanını iliğini sömüren Dış Ticaret Dolabının nasıl döndüğünü anlatmadan önce vaktiyle kulağımıza gelen küçük bir olayın hikayesiyle başlayalım. Yıl 1943, İkinci Dünya Savaşının bütün insanlığı kasıp, kavurduğu günler. Yurdumuz döviz sıkıntısı içinde kıvranıyor. 123 kuruşa ithal edilen bir tüp Ültraseptilin bazı gözü kanlı Eczacılar elinde satış fiyatı 50 lira, Kinin, Kassülün ateş pahasına, işte bu günlerde İzmir’de Milli Koruma Kanunu uygulanmasına gözcülük eden, Müfettişe önemli bir ihbar yapılıyor. Şehrin en ünlü ve saygıdeğer Tüccarların dan birisi yurtdışına ihraç ettiği, “yaş deri balyaları arasında, üzerindeki yünleri kırkılmamış, derileri de kaçırıyor!” diye haber veren bir ihbar mektubu.

O günlerde bu deriler, Gümrükler de İhracat Kontrolörlüğünce, kontrolları yapılıp, temiz kâğıtları verilmiş bile. Görevine namus borcu olarak bağlı bulunan Müfettiş, kolları sıvayıp, işin üzerine atlıyor.Bir Cumartesi günü, saygıdeğer Tüccarın hem evinde ve hem yazıhanesinde aramalar yaparak, ticari yazışmalarıma el koyuyor. Gümrükteki Balyalar açılıyor, ihbar edilen konu dosdoğru çıkıyor. Üstten bir dizi yünü kırkılmış yaş deri, Denklerin orta kısımları, silme yünlü deri. Bizim derilerimiz çok ince ve sakat olduğundan dışarıda para etmez. Ama üstündeki yün, harp yıllarında altın değerinde. Tabiî İhracat beyannamesinde yaş deri fiyatı üzerinden çok az bir değer konulmuş. O kadarcık döviz yurda sokulacak. Yün paraları ise dışarıda kalacak. Daha önemlisi ise sayın Tüccarın Fransızca mektupları arasında bir ibret belgesi ele geçiyor. Bu belgede aynen şu satırlar yazıyor.

“Aziz Baylar, son olarak gönderdiğimiz şu kadar balya yaş deri üzerindeki, şu kadar kilo yün bedelinin aramızdaki anlaşmaya göre falan Bankadaki hesabımıza Dolar olarak transfer edilmesi, bu günlerde sayın firmanızı ziyaret edecek olan Mösyö X’e döviz temini konusunda gerekli kolaylığın gösterilmesinde. …dendikten sonra, aramızdaki müşterek menfaatlerin devamı için bazı bilgilerin sizlere ulaştırmasını faydalı gördüğümüzden, bu günlerde memleketinize gelecek olan Türk Ticaret Heyetiyle yapacağınız temaslarda aşağıdaki hususları göz önünde tutulması lazım geldi. Ticaret Odası ve Borsa kayıtlarından aldığımız inanılır belgelere göre, memleketimizde geçen yıl ürünlerinden. … kilo Tütün, … kilo Fındık ve …ton İncir ve Üzüm stoku bulunduğu, harp yıllarının doğurduğu malî güçlükler dolayısıyla bu stokların Hükümetçe bir an önce elden çıkarılması icap ettiği, Türk Ticaret Heyetiyle temaslarda bulunacak resmi makamlara bu hususların duyurularak, fiat konusunda uyanık bulunulması ve bu bilgilerin derlenmesi için yapmaya mecbur olduğumuz masraf karşılığının, falan bankada ki hesabımıza transfer edilmesi…” Üstün saygı ve iyi dilekleriyle bildirilmektedir.

Bu mektubu okuyunca, görevini namus bilen genç Müfettişin tepesi atıyor. Türlü rica, tavsiye ve tazyik denemelerine boş vererek gerekli raporunu yazıyor. Bekliyor ki, bu döviz kaçakçısı hakkında, Savcılık koğuşturma yapacak, Bakanlık İhracat Belgesini elinden alacak ve bu vatansız sahtekarın başına türlü belalar gelecek. Halbuki bilmeyerek Esmayı üstüne sıçratmıştır. Teftiş görevleri bitmeden, hemen oradan kaydırılıp başka bir bölgeye kaydırılıyor. Ve arkasından çeşitli sebeplerle bir yığın zılgıt mektupları yazılıyor. Bu iş böylece yüzüstü kalıyor. İzmir CHP. teşkilatının önemli kişilerinden biri olan, bu adam evinde ve yazıhanesinde yapılan bu aramalar yüzünden, ticari şerefinin çiğnendiğini ileri sürerek Partisine küsüyor ve bir yıl sonra kurulan Demokrat Partisinin kodomanlarıyla anlaşarak, bu Partinin kuruluş masraflarına büyük yardımlarla katılıyor. Demokrat iktidar zamanında bu şerefli işadamının ne gibi kolaylıklar sağlandığını, ne dolaplar döndürüldüğünü, ayrıca anlatmamız gerekli olmasa gerek.

Bu işler neden böyle oluyor :

İthalat ve ihracat ürünleri üzerinden milyonlarca liralık kârlar sağlayan Özel Teşebbüs kodomanları, neden bu hileli yollara sapıyorlar. Bilmem hiç düşündünüz mü? İşlerin doğal zorunluğu, eski terimce “tabiatı eşya ” bunu gerektiriyor da ondan. 19. uncu yüzyılın kurnaz İngiliz Liberalleri, geri kalmış milletleri sömürmek için Manchester Bezirganlarıyla elele vererek öyle bir düzen kurmuşlardı ki , her memleketin Dış Ticaret Dolabı, sayıları çok az kişilerin elinde bulunan ve bu mutlu kişiler, kendi aralarında anlaşarak, kârları rahatça bölüşebilsinler. Giderek daha da ince metodlarla gelişen bu sistem, her memlekette Dış Ticaret piyasasını elinde bulunduran Yahudi Kurmaylarının yardımıyla, öyle çarpaşık bir makine halini almıştır ki, en iyi Devlet adamlarının bile bu düzeni kavramasına ve hile yollarını tıkayabilmesine imkan kalmamıştır. Şimdi bu düzeni ana çizgileriyle açıklayalım :

İHRACAT DOLABI

İhracat düzeninde daleveranın çeşitli yolları vardır. Bu hilelerin uzun boylu izahı bir makale çerçevesine sığmayacağından, küçük misaller vermekle yetineceğiz :

1- En çok kullanılan hile yolu, dışarıdaki alıcı ile anlaşarak, fiyatın düşük gösterilmesi ve gerçek fiyatla, faturada gösterilen fiyatın arasında ki farkın döviz olarak dışarıda tutulması.Bu sistem çok ilgi görmüş ve kullanılmıştır. İhraç mallarının fiyatları, tüccarların kendileri tarafından kurulan Ticaret Odasında kontrol edildiğinden, bu odalarda ki sayın meslektaşlarına , istedikleri fiyatı kabul ve tescil ettirebilmektedirler.Bu suretle dışarıda biriken dövizler bazen resmi makamların da bilgisine ulaştığından, bu paralar karşılığında, yurda mal girebilmesini sağlamak için zaman zaman serbest ithal rejimleri çıkartılmakta ve Tüccarın “hediye ve hibe “adıyla yurda soktuğu milyonlarca liralık malın karşılığı aranmamaktadır.

2- Bilhassa doların resmi kuru ile karaborsa kuru arasındaki farkın çok yüksek olduğu yıllarda, bu sistem geniş çapta uygulanmış olup, ihracatçı sattığı malın dövizlerini dolar başına, Merkez Bankasına 230 kuruştan satacağına, bu doları karaborsa da 9-10 liraya satmak suretiyle, normal kazancının 3-4 misli kâr sağlamaktadır. Karaborsa farkının çok yüksek olduğu 1947 -57 yılları arasında 8 Milyar liralık ihracat yaptığımıza nazaran, bu malların fiyatları %25 nispetinde noksan gösterilmiş olsa, 2 milyar Türk lirası karşılığında ki dövizler dışarıda bırakılmış, bir netice bu dövizler , doların karaborsa fiyatı olan 9…liradan satılarak, 6 Milyar liralık gayrimeşru bir kâr sağlanmıştır. Bu yıllarda İhracat işleriyle uğraşan ihracatçı firmalar sadece 1200 mutlu kişi tarafından idare edildiğine göre, bunların arasında en geniş çapta iş yapan 200 ana firmanın yıllık ortalama kazançları, ikişer milyondan aşağı düşmemiştir.

Bu Tüccarlar elbetteki Demokrat Partiye büyük bağışlarda bulunurlar. Vatan Cephesi Ocaklarını kururlar. Ve aksaçlı muhalefet liderine protesto telgrafları çekerler.

İTHALAT DOLABI

Bu daha geniş bir örgüte dayanmakta ve daha karışık bir sistemle çalışmaktadır. İhracat tüccarı dışarıya çıkardığı malın değerini noksan göstermeye çalışırken, ithalat tüccarı aksine bu değeri yükseltmeye ve bu mal için ödeyeceği paradan daha fazla dövizin dışarıya çıkmasına çalışmaktadır. Bunun için Dış memleketlerde Özel bürolar kurulur. Sahte ve şişirilmiş faturalar düzenlenir, türlü yollarla ithal malının fiyatı yükseltilir. Kısaca anlatılması çok zor olan bu konuyu özetlemeye çalışacağız.

Evvela Ticaret Odasının kayıtlarına göre İthalatçı tüccar sayısı toplamı 14.000 kişiye yükselmekte ise de bunların %70 i birkaç voli vurabilmek için bu işe giren ve fakat sonradan piyasadan çekilmeye mecbur kalan kaptıkaçtı serüvencilerdir. Onun için son 10 yılda devamlı olarak İthalatçlıkla uğraşan firmalar elenecek olursa, toplam 5-6 bin kişiyi geçmez. Bunların % 80’ni büyük firmalar tarafından, bazı dolaplar döndürmek için, el altından ana firmaya bağlı ,ikinci plândaki “İş evleri “olup, Türkiye deki ithalatın % 90’nı en geniş tahminle 700 -800 ana firmayla yapılmaktadır.

O halde bu dağılış ve üreyiş nedendir?

Çünkü Devlet Baba aldığı bazı tedbirlerle piyasada kontrol sağlayacağını, yolsuzlukları önleyeceğini sanmıştır da ondan. Halbuki bu gün dahi sürüp giden bir lisans ticareti vardır ki, bir damla alınteri dökmeden kazanılan bu paralar, malların fiyatına binmekte ve bunun yükünü de fakir halk yığınları çekmektedir. Yürürlükte olan ithal rejimine göre her firma, Yüksek Bakanlıktan aldığı ithal lisansını başkanına satabilir. Bunun kârını defterine yazar ve bu lisans elden ele dolaşarak en son ithalcinin üzerinde kalır. Bu adam da getirdiği mala, bu lisansı almak için ödediği primleri ekleyerek % 15 ithalatçı kârını, % 20 toptancı kârını ve %? süt payını ilave eder ve bu donsuz millete 5-10 misli fiyatla satar. Bu iş Liberal Ekonomi düzeninde çok normaldir. Özel Teşebbüs anlayışına göre, permi ticaretinin hiç bir hileli yönü yoktur. Zaten Devlet Baba da lisans alana sormaz ki, madem bu malı ithal etmeyeceksin, neden lisans aldın be adam? Sorsa öyle bir cevaplar alır, öyle mazaretler dinler ki, sormamasıda daha doğrudur. İşte bu lisans ticareti yüzünden sulak yerlerdeki mantarlar gibi binlerce ithalat firması türemekte ve bunları üreten ana tavuk üzerine oturduğu yüzlerce yumurtanın cılk çıkmaması için elinden gelen yardımı esirgememektedir.

İstanbul’da Talimhane semtine yolu düşenler görüp şaşırmışlardır, bütün bu Apartmanların bodrum katları yedek parçacı. Her küçük dükkanın bir köşesinde oturan kuşkulu bakışlı bir adam sabahtan akşama kadar elindeki gazetelerin çapraz kelime oyunlarını çözer durur. Ama altı ayda bir kere eline bir ithal lisansı geçirip de onu telleyip, pullayıp bir sattı mı, yahut piyasada bulunmayan bir yedek parçanın karaborsasını yaptı mı, sadece bir tek işten dükkanın kirası da çıkar. apartmanın kirası da, Büyükada’daki villanın kirası da…

Bunlar çok alçakgönüllü ve becerikli kişilerdir. Kapıdan uğrayıp “şu parça var mı “diye sorunca ne var , ne yok derler… Aziz Nesin’in Y.P. T.A.Ş.da çok güzel anlattığı gibi “Arayalım Beyciğim, bulmaya çalışalım Beyciğim “diye gülümseyerek, gözlerinizin içine bakarlar. Tabiî o parça tanımadığı Trakyalı bir şöför tarafından kendisine bırakılmış, 300 liradan aşağı satma denmiş ,zaten piyasada mevcutu yokmuş, masallar, masallar. Böylece her kuytu semtte, hamam böcekleri gibi kaynaşan bu ikinci el simsarları, kendi itiraflarına göre ne karaborsacı, ne ak borsacıdırlar. Sadece alaca borsada çalışıp, bir kaç lokma ekmek yerler, o kadar.

Her firmanın bolca miktarda ithal lisansı alabilmesi için de bir takım hileli yolları vardır. Bugün yürürlükte olan ithal rejimine göre, bir maddeden her tüccara verilecek en yüksek ithal lisansı, en son kota’da, o maddeye ayrılan dolar miktarının% 20’sini geçmez, Devlet Baba herkese karşı adil ve tarafsız olmak için, hiç olmazsa bu hakkı beşe bölmeyi düşünebilmiş? Ama gerçekte lisans almak için baş vuran beş firmanın da, 500 firmanın da ipleri kaç kodoman firmanın elindedir. Haddi ise ortaya yeni bir firma çıksın. Ne yapıp, ne edip lisans almasını önlerler. Alsa bile o malın yurda sokulmasına engel olurlar.

Her maddeye ait ithal lisansının satış fiyatına gelince, bunun ölçüsü çok değişiktir.O mala karşı duyulan ihtiyacın az veya çok oluşuna, dışarıdan getirilebilme imkanına, kota da o maddeye ayrılan dolar miktarına ve yurt içindeki stok durumuna göre bu prim iner, çıkar. Çok acı çekmeye alışmış olan zavallı milletin, karabibere olan ihtiyacı çokmuş ki, son zamanlarda en yüksek lisans primi bu madde üzerinden işlemektedir.Bu gün memlekette 10 dolarlık karabiber ithal edecek bir tüccar sadece ,ithal lisansını alabilmek için 90. . liralık resmi kur fiyatı üzerine 3000… lira da lisans primi ödemek zorunluluğundadır.

Bu prim yükseldikçe, çekilmiş karabibere karıştırılan güvercin gübresinin miktarı artmakta ve zavallı millet hiç olmazsa acı yemekten kurtulmaktadır. O halde Milletçe yediğimiz çeşitli gübrelerin miktarı, ithalatçı tüccarlarımızın elindeki ithal lisansının prim fiyatına göre azalır, çoğalır. Sayın büyüklerimiz Liberal Ekonomi Sistemine rağbet olarak, Özel Teşebbüsün namuslu kişilerine el uzattıkça, zavallı milletimizde gübre yemekten kurtulamayacaktır.

Geçen yazımızda beş milyarlık milli gelirin 5000 Toprak ağası, büyük tüccar, Bankacı ve Sanayici arasında nasıl bölüşüldüğünü anlatırken, bunun % 20 nispetinde, bir milyarının sadece 1000 firmanın elinde bulunduğuna dokunmuştuk. İşte bu bir milyar, 1000 firma arasında bölüşülürken bile kavga dövüş olmaz. Çünkü yıllardan beri her firmanın eşindiği çöplük ayrılmış, hangi firmaların neler ihraç edip, neler ithal edebileceği, bazı Musevi kurmayların yardımıyla çok güzel tespit edilmiştir. Mesala önemli ihraç maddelerimizden Bakır cevheri sadece 4, Balmumu 2, Gülyağı 6, Krom 5,Keten kendir tohumu 2,Kurşun 3, Mangeniz 2, Küpe 6, Palamut hülasası 2 ve Susam 2 firmanın elindedir.

İhracatçıların rağbet ettikleri ve düşük fiyat hilelerinin en kolay işleyebildiği maddeler bakliyat, yağlı tohum, hububat, tütün, incir, üzüm ve fındık gibi nitelikleri standard olmayıp, fiyat kontrolü müşkül olan maddelerdir. Devletin gözü önünde adeta meşrulaşan bu yollarla yapılan bu ithalat,ihracat hilelerinden, başka kayıtlara uğramadan, gangsterlik metodlarıyla kaçırılan bazı mallarda vardır. Nitekim 1959 yılında bazı Demokrat kodomanlarının da adının karıştığı, küçük motorlarla yapılan fındık kaçakçılığı da bunlardan biridir.

KOOPERATİFLERİ DOLAP

Ne kadar acıdır ki evvelki yazılarımızdan birinde kısaca değindiğimiz gibi, bu işleri yapan bazı Devlet Müesseseleri bile serbest piyasa ile sürtünme yerlerinden çürüyerek, hile ve dalevera yollarına sapmışlardır. 27 Mayıs Devrimin den sonra yapılan istatistikler, İstanbul’da Yaş Meyve ve sebze T.S. Kooperatifleri Birliği ve Giresun da Fındık T.S. Kooperatifleri Birliği Umum Müdürlüğünün de, İhracat ve İthalat işlerinde Liberal Ekonominin hile metodlarını kullanarak, kendi çıkarlarına çalıştıklarını ve kısa zamanda zengin olduklarını ortaya koymuştur . Bu adamlar başlarında bulundukları, Kooperatiflere kayıtlı binlerce ortağının Kooperatifçilik inancını yıkıp giderken, kendilerini kalkındırmışlar ve Özel Teşebbüsün mutlu kişilerinden olmuşlardır. Ve üzülerek söylemeye mecbur ki bazı Devlet İşletmelerinin başında bulunan sorumlu kişiler dahi, Devletçiliğe inanmamakta ve namuslu bir adam olarak bu işten ayrılmalıları lazım gelirken :Şahsi çıkarları için sömürmektedir.Bu gün Özel Teşebbüsü savunan ünlü kişiler incelenecek olursa, bunların çoğunun Devlet kapısında yükünü tutarak, piyasaya atılmış oldukları anlaşılır. Yurdumuzun en büyük ekonomik teşebbüslerinden bir kaçı, kendi sahalarına Devlet sektöründen, memur çalabilmek için yarışa girmiş durumdadırlar. Bunlar peyledikleri Müdürlere, daha masa başında iken bazı yolsuz işlemler yaptırmakta ve daha sonra yüksek paralar vererek, kendi aralarına almaktadırlar. Böylece sabote edilen Kamu İktisadi Teşekkülleri, iş alanında başarı sağlayamıyor diye yapılan propagandanın kökü buradan gelmektedir.

Sorumlu olduğu için heyecanını duymadan, sadece kâğıt imzalamakla gününü dolduran, İdareciler başta durdukça veya kişisel çıkarları için bu müesseseleri sömürenler bulundukça, Devletçilik tatbikatı elbette iflas edecektir. Bizim çağrımız Aydın, namuslu ve feragatli kişiler içindir. Üst yanı boş.

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir