Gezi Direnişçisinden Açık Mektup (İstanbul Direniyor)

analiz-gezi-direniscisiHükümetin Taksim meydanını yok etme planının sonucu olarak Taksim’i eylemlere kapatması üzerine 2013 martında düzenlenen basın açıklamasından (yani Geziyi başlatan sebeplerden biri olan Taksim’in demokratik gösterilere kapatılmasından), Berkin Elvan’ın cenazesinin düzenlendiği 2014 martına kadar (Taksim-Gezi isyanının son konağı olan eyleme kadar) her eylemde bulunmuş, eylemlerin dışında “ne yapabiliriz” diye düşünmek için toplantılarda, forumlarda geç saatlere kadar zaman harcamış, bu dönemde işsiz kalmış “flamalı” bir gezi direnişçisiyim.

Tıpkı benim gibi çeşitli dönemlerde meydanlarda yer alan 10 milyon insan gibi, Türkiye’nin iç ve dış savaşa sürüklenmesi izliyoruz. Milyonlarca insanın görüşleri, talepleri, istekleri, hatta sınıf ve tabakaları farklı olsa da, istediğimizde nasıl birleşeceğimizi ve bir isyan dalgası yaratabileceğimizi gösterdik. Ancak hep başkalarının istekleri, talepleri, arzuları ve onların tabakalarının bakışı açısından yargılandık.

Aynı tavır, bugün Suriye’de bir ilçede iktidar kavgası veren Kürt ulusal hareketinin taleplerini dayatmak üzere yaptıkları isyan girişiminde de devam etmekte. Eylemlerde “halk burada, Geziciler nerede” diye sorulmakta. bu dayatma eylemlerini Kobanî’de haklı olarak ortaçağcı gericiliğe karşı direnen, kendi basiretsiz yöneticilerinin kurbanı olan halka destek olma amacıyla sokaklara dökülen parti, örgüt, sendika ve dernekler, halkı sokağa çağırmakta (en son FKF başkanı, halkı sokağa çağırdı).

Ancak biri bile sormamakta, Gezi direnişçisi neden sokağa çıkmıyor diye. Medeni Yıldırım için sokağa dökülenler neden çıkmıyorlar diye sormuyorlar. Sorgulamaksızın destek istiyorlar. Çünkü biliyorlar ki sadece Doğu’da halkın sokakta olması yetmeyecek. AKP hükümetine yaptıkları dayatmanın aynısını biz Gezi direnişçilerine de yapmak istiyorlar.

Üzgünüz, biz AKP’li değiliz. CHP’nin içinde bir parça radikal gazetesi okuyan, Y-CHP döneminde partiye dahil olmuş, HDP’li ağzı ile konuşan bir kaç”özgürlükçü sosyal demokrat” eylemlere katılacağını söylese de, hani Y-CHP’li değiliz de, CHP’li hiç değiliz. Lakin ilk gün Esenler’de size destek veren CHP’nin binasına da saldırı yapılmış. Ama CHP’ye oy veririz, hem de milyonlarca. Çünkü AKP’ye karşı CHP’yi bugüne kadar çare gördük çoklukla. Güçlü, birleşik, devrimci bir sosyalist parti olmadığı için, hep sosyal demokratlara verdik oyumuzu. Ancak bizden sosyal demokrat da olmaz. Hatta bazen MHP’ye de verdik, lakin biz MHP’li de değiliz. Sistemin öğrettiği ezberleri aşamadığımız için MHP’li gibi düşünebiliriz arada. Lakin biz ne Kürt düşmanı olduğumuz için, ne faşist ideolojiyi benimsediğimiz için, ne de burjuva hegomonyasına razı geldiğimiz için sokağa çıkmıyor değiliz (bu arada tespit edilebileceği gibi, öznel durumumdan bahsetmiyorum, genel bir gezi direnişçisi portresi çiziyorum).

Bunun tek sebebi var. Yöneticilerimize ve yöneticilerinize güvenmiyoruz. ne R.T.E.’ye, ne A.Davutoğlu’na, ne Kılıçdaroğlu’na, ne M.İnce’ye, ne Karayılan’a, ne M.Salih’e güvenmiyoruz. Yurdundan edilen Kürt, Arap ve Türk halkı için, Kobanî, Kesseb, Halep, Şengal ve Tel-Afer için sokağa çıkmaya can atıyoruz, atmasına da, sizin gibilere güvenmiyoruz. İstiyoruz ki, bu kişilere karşı aynı güvensizliği siz de duyun.

Biz neden sokağa çıktık? Üç sebebi var. Birincisi laiklik, yani özgür bir yaşam kaygımızdan dolayı. 4+4+4’den, imam-hatipten, beğenin ama beğenmeyin, saygı duyduğumuz önderlerin “iki ayyaş” diye aşağılanmasından, içtiğimize, yediğimize, giydiğimize karışılmasından dolayı kızgındık. Aylarca oluşan baskılar ve bunların açık teröre dönüşmesi sonucu bir gedik bulduk ve isyanımızı başlattık. İkincisi ise BOP projesi ile ülkenin kasap elinden geçer gibi binbir türlü şeriatçıya açılması, Kürt sorununda kaygılarımızın iplenmeden “tepeden” açılımlar yapılması ve bu çalışmalarda tek birimizin bile ikna edilmemesi, bizi sokağa çıkardı. Üçüncüsü ise, çok fazla dillendirilmese ve hissedilmese de, işsizlik ve pahalılıktan dolayı, G-20 ülkelerinde beklenen ve gerçekleşen ekonomik krizden dolayı sokağa çıktık. Başka kişiler başka sebepler söyleyebilir ancak genel yönelim olarak bu yüzden sokaktaydık.

Ancak herkes bizim sokağa çıkmamızı kendine göre yorumladı. Kimisi bilmem ne kuşağı dedi, kimisi kaygılı laikler dedi, kimisi post-modernist kimlik siyaseti zaferini ilan etti… Kısacası bizim ne istediğimiz dışında herkes kendi istediğini söyledi.

O yüzden Berkin Elvan eyleminden sonra, örgütsüzlük ve programsızlıktan dolayı yapabildiğimiz en iyi işi yaptık. Sandığa gittik. Kaybettik. Umudumuzu kaybettik. Çünkü adaylar seçilirken, her zaman olduğu gibi, bizlere sorulmadı. Hemen hemen tüm burjuva partileri, bölgenin mafyalaşmış adamlarını aday olarak önümüze koydu. Sonra işimize gücümüze döndük. hastalığımız olan “tepeden iş bekleme” durumuna geri döndük. İkinci Lice olayları sonrasında da “fabrika ayarlarına” geri döndü bazılarımız. Bazılarımız, ama çok çok çok azımız, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “yakışıklı” bulduğumuz Demirtaş’a oy verdik. Sağolsun, bize cumhurbaşkanı olan katili alkışlayarak teşekkür etti(!) Çoğumuz da CHP-MHP ortak adayı olan, ne idüğü belirsiz ibişe oy vermedik. Tatile gitmekle, yan gelip yatmakla suçlandık. Ancak birilerinin emrettiği gibi “tıpış tıpış” sandığa gitmemiştik sadece.

Şimdi canım kardeşlerim, neden sokakta olmadığımızı anladığımıza göre, ne zaman ve hangi taleplerle sokağa çıkabileceğimizi belirtebiliriz.

Öncelikle, birilerinin yazdığı gibi ATM, otobüs ve postane sevdalısı kişiler değiliz. Çünkü Taksim-Gezi isyanında kendimizi korumak için biz de otobüs devirip, bir yerlere sığınmak zorunda kaldığımız için bir yerleri kırdık. Ayrıca bu yerlerin çoğu bizim değil, patronlarındır. Kamu malı dememize rağmen, görüyoruz ki ondan gelen para birilerinin ayakkabı kutularına dolmaktadır. Ancak insanların nefret ettiği nedir biliyor musunuz? Otobüsün içindeki insanların yanabilecek olmasıdır. Bunun da utanmazca, her seferinde MİT’e, hani şu çok sevdiğiniz Hakan Fidan’ın MİT’ine mal etmenizdir. O yüzden Kobanî’deki insanları kurtaracağız ya da hükümete bir şeyler dayatacağız derken birine zarar gelirse, sokağa çıkmayız.

Penguen medyasının kandırmacalar yapabileceğini biliyoruz, biz ona da güvenmeyiz. Ancak söz konusu baskılara karşı tepki göstermek için öfkenizi TÜSİAD-MÜSİAD ve türevlerinin, yani savaşın gerçek yaratıcılarının, ceplerini dolduranların kalelerine yöneltmek yerine, ortak düşman IŞİD’e yöneltmek yerine, çok alakasız bir şekilde Türk bayrağı ve Mustafa Kemal heykeli yakarsanız (ki bunlar hakkında öznel olarak mutlak bir sahiplenmem yok) sokağa çıkmayız.

Her ne kadar bir kaç anarşist gerizekalı IŞİD’i desteklese de, laikliğin ne kadar önemli olduğunu yukarıda belirttik. bundan geri dönmemiz söz konusu bile değildir. Yıllarca da şeriatçılar “anti-emperyalist” tavır alıyor diyerek üniversitelerde kavgaya girmeyi bırak, 28 Şubat’da kol kola girdi “bağzı arkadaşlar”. Emperyalizme karşı dişe diş, kana kan mücadele eden, ABD emperyalizminin kıskacı altına giren Esad ile ittifak yapmak yerine, Arap, Türkmen, Dürzi ve Ermenileri katleden ÖSO’lularla ittifak kurarsanız, sokağa çıkmayız.

Her ne kadar tezkereye karşı tavır takınılsa da, oylama sonrası “AKP’nin attığı adımlardan memnunuz” diyerek, TSK’yı, yani dolayısıyla çocuklarımızı, kardeşlerimizi, babamızı Suriye’ye ya da Irak’a sokmaya çalışmayın. Her ne kadar militarist gözüksek de, ne bir tane Kürt çocuğunun, ne bir Türk çocuğunun burnunun kanamasına karşıyız. Bu saatten sonra silahlarımızın doğrulacağı tek mecra, emperyalizmin kendisidir denmedikçe, ABD’nin hava bombardımanlarından medet umuldukça sokağa çıkmayız.

Eylemlerinizde “faşizme karşı omuz omuza”, “hükümet istifa” sloganları atılmadıkça, katledilen Kürt halkı kadar Arap, Dürzi, Ermeni ve Türkmen kardeşlerimiz anılmadıkça, sizinle eylemlere katılmayız. Ama merak etmeyin, sokağa çıkarız. Lakin sizin ufak dayatma şovunuzun bitmesini bekleriz.

Eğer ki Taksim-Gezi isyanında sokağa çıkan 10 milyonu tekrardan sokakta ya da yanınızda görmek istiyorsanız, şartlarımız budur. Gezi ile Kobanî, ancak bu şekilde birleşmiş olur. ha AKP’ye yaptığınız dayatma çakallıklarınızı bize karşı yaparsanız, siz bilirsiniz.

Biz de biliyoruz ki, ya birleşeceğiz ya da sürüleceğiz. Umarım siz de farkındasınızdır.

İstanbul Direniyor’dan Özgür

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir