Gerçek George Orwell

Anti Imperialist Action Ireland (Anti Emperyalist Eylem İrlanda) internet sitesinde Unmasking Saint George (Aziz George’un maskesini düşürmek) başlığı ile yayınlanan yazının Türkçe çevirisini sizlerle paylaşıyoruz.

***

Aziz George’un maskesini düşürmek
Gerçek George Orwell

Orwell bugün sosyalizmin biricik peygamberi, onun biricik ahlaki savunucusu olarak görülmektedir.

Orwell’in yazıları ilericiler, sosyalistler, liberteryenler, muhafazakarlar ve her türlü aydınlar tarafından sıkça alıntılanmaktadır. The Guardian, ‘1984’ kitabını 20.yüzyılın en açıklayıcı kitabı [1] olarak değerlendirmektedir. Bir biyografici Orwell’i “Shakespeare’den bu yana yaşamış en etkili ve önemli yazar” olarak değerlendirmektedir.

“Siyaset hakkında sağlam yazı” için “Orwell Ödülü”

Bu konu,bu yüzden fazlaca önem arz etmektedir.

Belki de ilericilerin Orwell’i alıntılamaları iyi niyetlidir, fakat onun hakkında çok bilgi sahibi olmadıklarından dolayı gerçekleşmektedir.

Belki de bu “sosyalistlerden” bazıları bu geleneği onun hakkında bilgi sahibi olmalarına rağmen bilinçli olarak sürdürmektedirler.

Her şekilde Orwell’in yaşamının ve yaptıklarının  bilimsel bir şekilde incelenmesi onun kişiliğini ve neyi temsil ettiğini anlamamızda bize yardımcı olacaktır.

Bu yazının amacı da budur.

***

Aile Kökeni ve Gençliği

Orwell’in hem annesinin hem de babasının aileleri Avrupalı koloni aristokratlarıydı.

Büyük büyük dedesinin Jamaika’da birkaç tane şeker kamışı tarlası ve 200 adet kölesi bulunmaktaydı.

Jamaika’da İngiliz Plantasyonları

1833’de kölelik İngiltere’de yasaklandığında (Haiti’de daha önce yaşandığı gibi Karayipler’de meydana gelen güçlü köle ayaklanmalarının Avrupa kolonilerini yok etmesinin önüne geçilmesi amacıyla)  hükümet tarafından zararı karşılanmıştı.

Orwell’in annesinin kökeni Fransız koloni yatırımcılarına dayanmaktadır.

Teyzesi Orwell’i finansal olarak birçok kez kurtarmıştır.

Orwell de İngiliz Hindistan’ında doğmuştur: İngiliz İmparatorluğunun “tacının mücevheri” olan Hint kolonisi (İngilizler bu koloniden yaklaşık 45 trilyon dolar yağmalamışlardır).

Orwell’in babası ise afyon müfettişiydi. 

Hindistan’da İngiliz Afyon Üretim Yeri

1840’larda İngiltere, Çin’e karşı “Afyon Savaşı” başlatmıştır: İngiltere’deki “özgür ticaret” in parçası olan Hint koloni tarlalarında yetişen afyonun zorla İngiliz tüccarlar tarafından Çin’e (İngiliz savaş gemilerinin tehdit potansiyeli nedeniyle imzalanan antlaşmalar “gambot diplomasisi” terimini ortaya çıkarmıştır)  satılması için gerçekleştirilen askeri bir işgal.

Afyon Savaşlarının “Zaiyatları”

On milyonlarca Hint ekimlerin afyona yoğunlaştırılması nedeniyle açlıktan öldü ve Çin şehir nüfusunun %30’u afyon bağımlısı haline geldi.

Çin ve Hint halklarının yağmalanması İngiltere’yi yüz yıldan fazla bir süre boyunca bir süper güç olarak tutmuştur.

Afyon Savaşları zamanından bir karikatür

Orwell hizmetçilerin kendilerine lordlar olarak hizmet ettiği bir ailede büyüdü.

İngiliz asilini taşıyan Bengalli bir kadın

Yaşamının geri kalanında, “sosyalistken” bile, Orwell koloni halklarını asla kendisiyle eşit olarak görmedi.

1912’de ailesiyle birlikte İngiltere’ye taşındı.

Orwell “İlk defa İngiliz havasını içine çektiğini” ve İngiltere’yi asla terk etmek istediğini söylemiştir.

Eton Okulu Erkek Öğrencileri

Eton Koleji’ne (ülkedeki en elit okullardan biri) katılmıştır. Okulun mezunları arasında fazlaca başbakan mertebesine gelen kimseler olduğundan okul bunun onuruna ayrı bir tatil günü yaratmıştır.

1914’te Büyük Savaş’ın patlak vermesinden sonra, 11 yaşındaki Orwell, yazarlık kariyerinin geri kalanında yankılanacak olan savaşı destekleyen bir şiir yazdı.

Eric Blair, George Orwell’in gerçek adı… 14 yaşında

Ölüm tarlalarına gitmeye tereddüt edenleri kınayan genç efendi Orwell,  yönetici sınıfın generallerine askerleri düşmana karşı bir satranç taşı gibi “savurmaları” için yalvarıyordu. Orwell hiçbir zaman bu çocukça görüşü benimsemeyi bırakmadı, 50 yaşında bir adam olarak öldüğünde bile.

Okuldan mezun olduktan sonra 19 yaşındaki Orwell, İngiltere’nin Birmanya’daki Hint İmparatorluk polisine katılma kararı aldı.

***

Birmanya Macerası

Genç İngiliz aristokrat, Birmanya’ya ulaştığı vakit 250,000 kişilik bir şehirde kanun ve nizamın korunmasından görevli bir memur yapılmıştı.

İngiltere tarafından yönetilen Burma/Myanmar

Ülkede Budist keşişlerin yönettiği milliyetçi bir hareket yayılmaktaydı. Bunun dışında başka anti-kolonici hareketler de yayılıyordu.

Genç Orwell’e İngiliz koloni yönetimi tarafından ayaklanmalara karşı bir eğitim verildi. Bu teknikleri Orwell bütün hayatı boyunca kullancak, özellikle bu teknikler onun yaşlılık zamanlarında MI6’ya muhbirlik sağlamasına yardımcı olacaktı.

Fakat Orwell buradaki 6 yılında eğlenmeyi de bildi, düzenli olarak genelevleri ziyaret eder ve afyon içerdi. Yattığı genç kızlar hakkında tiksindirici şiirler yazardı. Tanıdıkları yıllar sonra onun Birman kızlar hakkında özlemle bahsettiğini söylediler.

Tabii Orwell’in bir sürü hizmetçisi vardı, günlüğünde onu kızdırdıkları zaman hizmetçilerini nasıl dövdüğünü anlatırdı.

Ayrıca 12 yaşında bir oğlan hizmetçisinin ona nasıl bir “kadın gibi dokunduğundan” bahsediyordu, artık ne demekse bu.

“Çok fazla hizmetçin olduğu zaman tembel alışkanlar edinirsin ve ben de bir seferinde Birman oğlan bir hizmetçimin benim kıyafetlerimi çıkarmasına izin verdim. Çünkü o diğer Birmanlar gibi iğrenç değildi; İngiliz bir hizmetçimin benim kıyafetlerimi çıkarmasına izin veremezdim. Bu Birman oğlana neredeyse bir kadına karşı hissettiğim gibi hissetim. Diğer bütün ırklar gibi Birmanların da ayırt edici bir kokuya sahiptir—tam olarak tarif edemiyorum, ama bu koku dişlerimin karıncalanmasına neden oluyordu—fakat bu koku beni tiksindirmiyordu. (Bu arada Doğulular da bizim koktuğumuzu söylüyor. Sanırım Çinliler beyaz bir adamın ceset gibi koktuğunu söylüyorlardı. Birmanlar da aynını söylüyor)”

George Orwell
Birmanya’daki Memur Orwell

Orwell aynı zamanda Birman koloni vatandaşları kendisine saygı göstermeye tenezzül ettikleri zaman öfkelenirdi. Bir keresinde bir grup okul öğrencisini sokakta “sarı suratları” kendini “gıcık ettiği” için dövmüştür.

“Bu baskıcı sistem benim vicdanımda kötü bir etki yaratmıştı. Hatırladığım sayısızca suratlar—limandaki mahkumların, ölüm hücresinde bekleyen adamların, kabadayılık tasladığım astlarımın ve küçümsediğim yaşlı köylülerin, sinirlendiğim zaman dövdüğüm hizmetçilerin ve kulilerin suratlarını(doğuda neredeyse herkez zaten böyle yapıyor: Doğulular aşırı gıcık olabiliyor)”

Orwell’in Burma’dan yazdığı yazılardan

Orwell’in koloni polisiyken yazdığı üç kitaptan yola çıkarak ruhsal olarak sıkıntılı ve İmparatorluk hakkında kısmen eleştirel olduğunu söyleyebiliriz.

Fakat, detaylıca incelendiğinde, bu acıların kaynağının yerlilerin gördüğü zulümden ziyade (Orwell koloni karşıtı yazılarında Birmanlara asla bir insan olarak hitap etmez, onlara ırkçı bir tavırla cani bir kalabalık olarak hitap eder) yerlilerin onu bir hayvan seviyesine düşürdüğünü hissetmesinden kaynaklıdır.

“Sorun bir hastalıktı. Birmanlar o kadar alçaktı ki kahramana hastalığı bulaştırıyorlardı; o ve arkadaşları hastalıktan sakınmak için Birmanya’dan vazgeçmeliydiler. Fakat hikaye onların bir seçim hakkının olmadığını ortaya koyuyor; İmparatorluk zaten kaderine terk edilmişti. İngiliz İmparatorluğu zaten acınacak bir durumdaydı: “Birmanya’da genç bir adamken İmparatorluğun çöktüğünü bilmiyordum. İngiltere’nin, yerini alabilecek daha genç imparatorluklardan çok daha iyi olduğunu da kavrayamıştım.”

War Nerd’ John Dolan on George Orwell

“İngiliz Hindistan’ının sıcağına katlanan ve ihtişamı hakkında durmadan konuşan kalitesiz karakterlerin korkunç kabalığı, on beş kırbacın yerlilerden gelen her türlü saygısızlığı cezalandırdığı zamanlarda, yaptıklarının bütün çekiciliğini bitiriyor.”

Review of Burmese Days in 1935

***

İngiltere’ye Dönüş

5 yıllık turunu koloni polisi olarak tamamladıktan sonra Orwell, yazarlık konusunda tutkulu olduğuna ve İngiltere’ye dönmeye karar verdi. Londra’daki ailesinin evine taşındı ve bazı gazeteler için yazmayı denedi.

“Orwell’in şiirlerine gelince, herhangi dikkat çekici bir değere sahip olduklarını söylemek bin şahit ister. Bazı örnekleri dışında genelde orijinal olmayan, aşırı ciddi ve renksiz şiirlerdi.”

The Orwell Foundation

Orwell gecekondu turizmi hakkında yazılar yazmaya başladı. Serseri gibi giyinip kirli bir suratla Londra’daki evsizler ile arkadaşlık kurardı – hikayelerini magazine satabilmek için.

Paris’teki  birkaç genelevi ziyaret ettikten sonra “Down And Out In Paris And London” adında bir kitap yazdı.

 “Down And Out In Paris And London” George Orwell ismini ilk defa kullandığı kitabıydı. Asıl ismi Eric Arthur Blair’di, ailesinin serseriler ile ilişkilendirilmesini önlemek için bu rumuzu kullanıyordu.

1930 Londrasından evsiz bir adam

“Ben de bir Katoliğim, söylemek gerekirse 17 yıldır günah çıkarmaya gitmedim, fakat hala dini duygularım var, tamam mı? Ayrıca manastırlar her zaman bir genç piliçlerle tanışmak için iyidir…”

Orwell’in ‘Down And Out In Paris And London’ kitabında İrlandalılar hakkındaki izlenimi

Orwell’in Naziler 1933’de iktidara geldikten sonra yayınladığı kitabındaki evsiz Yahudiler hakkındaki ırkçı tasvirleri, kitabının ilk kez Yahudiler tarafından boykot edilmesine sebebiyet verdi.

“Bu kitapta Yahudiler için kullanılan bütün tabirler adi ve iğrenç. Kendimi bu sempatik ve samimi protestoya katılmakta yükümlü hissediyorum.”

Orwell’in 1933’deki boykotuna katılan bir Yahudi

Fakat Orwell ölümüne kadar yahudilere yazılarında derinden bir nefret besliyordu.

“Neden en aşırı milliyetçilik ve radikallik bir İrlandalı tarafından benimsendiyse tolere edilebiliyor?”

Orwell, “anti-English racism”

***

İspanya

Orwell yavaş yavaş “sosyalizme” kayıyordu (1937’de İngiltere Komünist Partisi 1937’de Orwell’i Lancashire’a “işçi sınıfının nasıl yaşadığını öğrenmek” için gidip nasıl koktuklarına odaklandığı için azarlamıştı [2] – ayrıca patronlarının yaşamlarını nasıl dayanılmaz kıldığından da hiç bahsetmemişti) ve İspanya’da sivil savaş çıktığında, Orwell karısına (kendisi de yetenekli bir yazardır ve muhtemelen Orwell’in “en iyi” kitabının, “Hayvan Çiftliği” nin, yazarıdır [3]) hemen İspanya’ya gideceğini açıklamıştı.

Uluslararası tugaylar Komintern tarafından organize edilmişti; ve İngiltere Komünist Partisi Orwell’i anti-komünist görüşlerinden dolayı reddetmişti.

Bu yüzden Orwell “radikal” İşçi Partisi lobisinden (Bağımsız İşçi Partisi) bir mektup aldı ve POUM Trotkist milisine bağlı İngiliz Trotkistler grubuna katıldı.

Orwell’in bu gruptaki İngiliz ve başka “yoldaşları” İngiliz istihbarat ajanı (ayrıca faşist) çıktı.

George Kopp, Orwell’in komutanı – Daha sonra MI5 ve faşist çift taraflı casus olduğu ortaya çıktı

Orwell’in bu özelliği (gizli Askeri İstihbarat geçmişi) başarılı bir yazar oluktan seneler sonra Orwell’in çevresindeki aydınlar ve yazarlar tarafından da keşfedilmişti.

Orwell Aragon cephesinde görevlendirilmişti ve orda fazla hareketlenme yoktu.

Fakat bir keskin nişancı tarafından yaralandığından dolayı Barselona’da tedaviye gönderildi.

Orwell oradayken POUM milisi İspanya Cumhuriyeti’ne karşı bir darbe düzenledi, Orwell de buna katıldı.

Eğer Orwell İç Savaşta herhangi birine saldırdıysa, bu muhtemelen faşistler olarak İspanyol komünistlereydi.

Başarısız POUM darbesinden sonra Orwell kısa süreliğine İspanyol Cumhuriyetçi Polisi (Hitler’in “Mein Kampf” kitabını yanında bulmuşlardı) tarafından tutuklandı.

Serbest bırakıldıktan sonra Orwell birkaç hafta boyunca Barselona’da lüks bir biçimde yaşadı, en pahalı ve özel yemekleri yiyerek, faşistler şehri kuşatırken geceleri duvarlara grafiti çizerek zamanını geçirdi.

Sonrasında tren seyahati ile Fransa’ya, ordan da İngiltere’ye İspanya hakkında Sivil Savaş hakkında  dünya tarafından “kesin tarih” olarak anılacak bir kitap yazmaya gitti.

Orwell’ın İspanya’daki vizesi
Orwell’ın kitabından uyarlanan film

Orwell İspanya’ya varmadan 6 ay önce uğraştığı işi vizede “dükkâncı” olarak verdi, fakat dönerken Fransız sınır polisine karşı kendini iş gezisine çıkmış zengin bir beyefendi gibi tanıttı.

***

Majestelerinin Gizli Sosyalisti

Orwell İngiltere’ye döndüğünde deneyimlerinden yararlanarak “Homage to Catalonia” yı yazdı.

Fakat kendisinin küçük sol görüşlü yayınevi Orwell’in yazdığı bu anti-komünist yazıyı yayımlamakta tereddüt etti, çünkü Nazilere karşı savaş ufukta beliriyordu.

Troçkist yayıncı ve MI6/CIA elemanı Frederic Warburg, Orwell’in yayınladığı kitaplarla ilgili şunları söyledi: “Muhafazakar Parti’ye tamı tamına bir milyon oy değerinde.”

Orwell kitabını yayımcı Frederic Warburg’a götürdü, “Mein Kampf”ın ilk İngilizce çevirisini yayımlayan anti-komünist bir MI6 ve CIA ajanı.

İspanyol Cumhuriyeti’nin son günlerinde Orwell platformunu Cumhuriyetin faşist eğilimli olduğunu açıklamak ve yıkılışını kutlamak için kullandı. Sonrasında bunun hakkında yanıldığını kabul etti, ayrıca “Homage to Catalonia” nın ana fikri hakkında da yanıldığını kabul etti. Fakat bu ana fikri asla kitaplarında kullanmaktan çekinmedi. Bu kendi imajı hakkındaki umarsızlığından değildi, “Burmese Days” adlı kitabını sonradan “politik doğruluk” açısından daha iyi görünmek için düzenledi ve BBC’deki işinden onun “radikal solcu” imajını zedelediğinden ayrıldı.

Savaştan sonra Warburg, Orwell ve onun gibi bazı anti-komünist yazarlara MI6 küresel propagandası “Information Research Department” ın parçası olarak “Tribune” ve “Encounter” gibi bazı“sosyalist” dergiler açmasında yardım etti.

Tribune, başlangıçta MI6 “Bilgi Araştırma Departmanı” projesi sırasında yayınlandı ve “Dürüstlük Girişimi projesi” sırasında yeniden başlatıldı

O zamanlarda Orwell kendisine “Tory anarşisti”, ki bu kendisi için uygun bir terimdir, olarak hitap ediyordu.

Bu dönemde İngiltere hükümeti 1938 Münih Antlaşması ile Nazi Almanyası ile tarafsızlık anlaşması imzalamıştı.

İngiltere & Fransa 1938’de Hitler ile anlaşma imzaladı

“Vatansever bir sosyalist” olarak Orwell o zamanlar Nazi Almanyası ile barışı destekliyordu ve arkadaşlarına Almanlara karşı açılabilecek herhangi bir savaşı sabote edeceğine dair övünüyordu.

Fakat SSCB Nazi Almanyası ile tarafsızlık antlaşması imzaladığında Orwell taraf değiştirdi ve savaşı şiddetli bir biçimde desteklemeye başladı. Ulusal gazetelerdeki pasifistleri tutumları dolayısıyla azarlıyordu.

“Pasifizm objektif olarak faşizm yanlısıdır. Bunu bir ilkokul çocuğu bile kavrayabilir. Eğer bir tarafın seferberliğini baltalıyorsanız, otomatik olarak öbür tarafa yardım ediyorsunuz demektir. Böyle bir savaşta savaşın dışında kalmanın da herhangi bir yolu yoktur. Pratik olarak, ‘dostum olmayan düşmanımdır’.”

Orwell, 1940’da anti-faşistlere saldırdığında kendine karşı kullanılan aynı argümanı pasifistlere karşı kullanırken

Devlet Propagandacısı

2.Dünya Savaşı başladığında Orwell Home Guard’a gönderilmişti. Sonrasında doğduğu yer olan Hindistan’a eğitimli Hintliler arasında seferberliğin destek görmesi için BBC’de bir radyo programı düzenlemeye gönderildi.

O sıralarda Bengal’de yaşanan, 3-4 milyon kişinin ölümüne neden olan açlık hakkında bir şey söyleyip söylemediğini teyit edemiyoruz.

Bengalli Kadın

Programın kayıtları bir süre sonra yok edildi. Hem Orwell hem de BBC’nin sahipleri Orwell’in sesinin kalitesizliğinden ve radyo programının etkisizliğinden şikatçiydiler.

Orwell’in BBC’ye gönderdiği mektuplar: 1) Orwell, bir devlet propagandacısı olarak çalışmasının bir ‘solcu’ olarak itibarına zarar vereceğinden şikayetçi ve 2) istifa ederek başka yerlerde daha etkili propaganda çalışması yapabileceği üzerine…

Orwell’in karısı da İngiltere’deki ofisinde sensörcü olarak çalışıyordu.

Orwell’de ona katılmak üzereydi. Orwell İngiliz kültürünün çay, çörek, kartpostal gibi şeyleri hakkında yazmadığı zaman MI6 destekli bir savaş muhabiri olarak çalışıyordu.

“İngiliz mizahı yeni, büyük oranda feminen bir toplumun yararı için arındırılıyor.”

Orwell’in “Nancy Boys” ve politik doğruculuk hakkında şikayeti

Sovyetler Nazi organize suç örgütünü Stalingrad’da geri püskürtürken George “Rusya ve Stalin’in” eleştirilmesinin “aydın cesaretinin” bir gerekliliği olduğunu yazıyordu.

Stalingrad’da Nazileri yenen Sovyet askerleri

Aynı zamanda da meşhur kitabı “Hayvan Çiftliği” ni yazıyordu.

CIA’nın ilk animasyon filmi

Açık olmak gerekirse, bu kitap muhtemelen Orwell’in karısı tarafından gizlice yazılmıştı -kendisi de mektuplarından anlaşıldığı gibi yetenekli ve ilginç bir yazardır-.

Orwell’in diğer bütün yazılarındaki ağır ve ruhsuz tutumunun aksine, hayvanlar hakkındaki ilginç kinayesi kendisinin yazım stiline uyuyordu.

Fakat kendisi 2.Dünya Savaşı bitmeden kısa bir süre önce hayatını kaybetti. Orwell ile evlilikleri, Orwell’in kendisini aldatmayı alışkanlık haline getirmesinden (arkadaşları, tanıdıkları ve fahişeler ile – bazen rızaları olmadığı halde) ve Orwell’e yardım etmek için kendi kariyerinden vazgeçmesinden dolayı hiç de mutlu bir evlilik değildi.

MI6 ve CIA “ Hayvan Çiftliği” kitabının potansiyelini fark ettiklerinden dolayı bu kitabın iyi tanıtıldığına ve onlarca dile çevrildiğinde emin oldular.

CIA film için telif haklarını satın aldı ve Orwell öldükten biraz sonra popüler bir animasyon filmi yaptılar.

“Hayvan Çiftliği” Orwell’in ilk çok satan kitabı oldu, bekar kalan yazarımız elini çabuk tutarak kız arkadaşlarına para karşılığı cinsel ilişkiye girmeyi teklif etmeye koyuldu.

Fakat sağlığı gittikçe kötüleşiyordu, dinlenmek ve 1984 kitabını yazmak için İskoçya’daki kulübesine çekilmişti.

***

Orwell için #ZamanDoluyor mu?

“Joseph Konrad’ın dehasının en açık kanıtı kadınların eserlerini beğenmemesidir”

George Orwell

1984’ün en göze batan özelliklerinden birisi de kadın düşmanlığıdır, kitaptaki tek kadın karakterin akılsız bir seks düşkünü olarak tanıtılmasıda bunun en somut kanıtlarındandır. Orwell’in “çocukluk aşkı” bu karakterin kendisinden esinlenerek oluşturulduğunu anladı ve Orwell’e bir mektup yazdı, Orwell ise ona karşı suçlayıcı ve soğukça bir cevap vererek geri döndü. Sonrasında Orwell’in kendisine 17 yaşında bir oğlanken tecavüz etmeye çalıştığını açıkladı.

“Arkadaş canlısı ve hoş ilişkimizi, hazır olamadığım bir biçimde acele ettirerek mahvetti.”

Jacintha Buddicom, Orwell’in çocukluk arkadaşı, 1921’de yaşanan tecavüzü tarif ederken.
Buddicorn ailesinden çocuklarla genç George Orwell, birkaç yıl sonra kız kardeşine cinsel saldırıda bulunacaktı

Orwell başka bir sürü tecavüz suçlamaları ile karşılaştı: Bir keresinde BBC’de bir meslektaşına karşı, başka bir tanesi okulda bir öğretmenine karşı ve birçok kez de kendi arkadaşlarına karşı. Çok sayıda cinsel partneri kendisinin altında çalışan kimselerdi; mesela birçok kez sekreterleriyle cinsel ilişkiye girdi. 27 yaşındayken evinde öğretmenlik yaptığı 15 yaşındaki bir kıza aşk şiiri yazdı. Orwell ayrıca cinsel aktivitelerinin kaydının tutulamayacağı yoksul ve kolonileştirilmiş ülkeleri “seks turisti” olarak ziyaret etti.

“When I was young and had no sense/In far-off Mandalay/I lost my heart to a Burmese girl/As lovely as the day.

Her skin was gold, her hair was jet,Her teeth were ivory;I said, “for twenty silver pieces, Maiden, sleep with me”.

She looked at me, so pure, so sad,The loveliest thing alive,And in her lisping, virgin voice,Stood out for twenty-five.”

George Orwell’dan “Fahişelik hakkında ironik şiir”

“Orwell’in Southwold’daki günlerinden Blyth Nehri yakınlarındaki kendinden kaçmaya çalışan, eve vardığında nişanlısı tarafından dövülen, Dorothy Rogers adlı bir kızı kovalaması ile ilgili garip bir olay vardır.”

DJ Taylor, Orwell’in biyografi yazarı

“Binalardan uzakken çimenliğe otururduk, ve bana sarılırdı. Bu gerçekten garip bir durumdu. O beni cezbetmiyordu, hatta bozuk sağlığı nedeniyle içimde bir tiksinti oluşturuyordu. Aynı zamanda, hasta bir adam olduğu gerçeği, karısıyla herhangi bir cinselliğe giremediği gerçeği onu reddetmemi zorlaştırıyordu. Kuşkusuz beni öpmesinden zevk aldığım için izin verdiğimi sanıyordu. Fakat ben almadım.”

Lydia Jackson, Orwell’in bir tanıdığı

“Merak ediyorum, acaba gitmeden önceki gece sana asıldığımda sinirli miydin yoksa şaşırdın mı… Senin yalnız ve mutsuz göründüğünü düşündüm ve senin biraz daha yaşlı olduğunu sandığım için bana karşı ilgi duyabileceğin düşüncesi makul gözüktü. Fakat senin gibi genç, güzel ve hayattan beklentileri olan birine karşı uygun olmadığımı tamamıyla kabul ediyorum… Tabii ki de benim gibi yaşlı birisinin seninle cinsel ilişkiye gireceğini düşünmesi çok saçma. Demeni istemiyorum, anlayışına sığınarak, fakat eğer bana hayır dersen herhangi bir biçimde gücenmeyeceğim veya kalbim kırılmayacak. Neyse, bana nasıl hissettiğin hakkında dönüş yap.”

George Orwell, ev arkadaşı Anne Popham’a

“Orwell bir Mayıs 1941 öğleden sonrası Holden ile hayvanat bahçesinde akşam yemeğine çıktıktan sonra onun üzerine atlaması hakkında Holden “Şiddeti ve aceleliği nedeniyle hayretler içerisindeyim” yazdı.”

Inez Holden’ın günlüğünün gözden geçirilmesi

Orwell’in “seks turizmi” sırasında herhangi bir çocuk sahibi olduğunu bilmiyoruz. Fakat biricik ülkesi için “vatansever” gerekçelerle kürtajın yasaklanmasını destekliyordu.

“Herhangi bir devlet, hemencecik, çocuk sahibi olmamayı büyük aileler gibi dayanılmaz bir ekonomik yük haline getirebilir: fakat hiçbir devlet daha fazla nüfusun işsizliği fazlalaştıracağı gibi cahilce bir fikir yüzünden bunu yapmadı. Aynı şekilde kimse şu ana kadar çocuk taşıyanların cesaretlendirilmesi veya genç çocuklu kadınlara hükümet tarafından maaş verilmesi ve ev dışında çalışmaktan kurtarılmaları fikrini de önermedi.”

George Orwell, “The English People”

***

Anti-Komünist

“Faşizm ile komünizm arasında pek bir fark yoktur.”

George Orwell 1947

Orwell “Hayvan Çiftliği” ve “1984” ü yazarken Sovyet yazarı Yevgeny Zamyatin’in veya karısının fikirlerinden büyük oranda etkilendi (veya direkt çaldı da diyebiliriz).

Orwell’in fikir hırsızlığının başka bir kurbanı da Gertrude Elias’dı, Nazilerden İngiltere’ye kaçan ve Orwell ile beraber İstihbarat Bakanlığı için çalışırlarken onunla 1941’de tanışan Avusturyalı Yahudi sığınmacı.

Yetenekli sanatçı, Nazileri bir çiftliği ele geçiren domuzlar olarak resmederek kinayeye almıştır. Orwell de yazar olduğundan Elias bu fikir üzerinde beraber çalışabileceklerini düşündü.

George Orwell tarafından çalınan ve tahrif edilen, komünist sanatçı Gertrude Elias’ın Hayvan Çiftliği hikayesi için çizimler

Orwell bu fikri çaldı, ve anlamını değiştirdi: Naziler hakkında bir uyarı yerine SSCB ve komünistleri hedef aldı.

Bu Orwell’in rutiniydi: Komünistlerin çalışmalarını çalmak ve anlamlarını çarpıtmak.

Bunun en ünlü örneği 1984 adlı romanda geçen “2+2 = 5” fikriydi.

“Nihayetinde Parti iki artı ikinin beş yaptığını açıkladığında buna inanmak zorundaydınız… Sapkınlığın sapkınlığı sağduyu olarak tanımlanıyordu. Fakat korkutucu olan sizi farklı düşündüğünüz için öldürebilecekleri ihtimali değil, doğru olabilecekleri ihtimaliydi. Yani İki artı ikinin beş yaptığını nerden bilebilirdik ki? Ya da yerçekimi kuvvetinin var olduğunu?”

“1984”deki 2+2=5

Orwell bu motifi oluştururken muhtemelen SSCB’nin katı eleştirisini hakkındaki (önce komünist, sonra troçkist, ondan sonrasında yeni muhafazakâr olan Eugene Lyons’un kitabından esinlendi, bu kitapta da aynı başlıkta bölümler vardı.

Orwell’in amacı komünistleri beyinleri yıkanmış, liderleri onlara yerçekiminin olmadığını söylediğinde inanan, aptallar olarak göstermekti.

Fakat bütün bu iftiraların altında yatan gerekçe 1931’deki bir posterden geliyor. Bu poster bir kutlama için oluşturuldu: Birinci Beş Yıllık Planın sadece 4 yılda başarıya ulaşması kutlanıyordu.

Bu Orwell’in Marksizmi karalamasının tek nedeni değildi. Kendilerinin gaddarca davrandıkları köpeklerinin Marx’ın ardından adlandırılması hakkında bir şaka ile birlikte karısına yazdığı mektuplarda Marx’ı anlamadığını itiraf etmiştir.

1984’deki anti-marksizm sosyalizmin dayanağı olan diyalektik materyalizme karşı olan tavrından açıkça anlaşılır durumdadır.

Diyalektik toplumun ve tarihin sınıflar arasındaki savaşımlar olarak değerlendirilmesidir, kapitalist sistemi savunmaya uğraşan burjuva sınıfı ve sosyalizmi kurmaya çalışan işçi sınıfı arasındaki savaşım örneğindeki gibi.

Toplumun bu iki karşıt sınıf tarafından oluşturulduğu görüşü Orwell tarafından 1984’de şöyle alaya alınıyor:

Çifitdüşün birisinin aklında iki çelişen düşünceyi bulundurması ve ikisini de doğru olarak kabul etmesinin gücü demektir. Partinin aydınları anılarının hangi yönde değiştirilmesi gerektiğini bilir; bu sebeple de gerçeklikle oynadığının farkındadır; fakat çiftdüşünün kullanılması kendisini gerçekliğin ihlal edilmediğine kendisini ikna etmesini sağlar. Bu süreç bilinçli olmak zorundadır, yoksa yeterli kesinlikte olmaz, fakat aynı zamanda bilinçsiz olmak zorundadır, yoksa kişiyi yanlışlık ve suçluluk hissine maruz bırakır.”

Burdan da görülebildiği üzere sınıf bilincine sahip marksistlerin kendine göre yozlaşmış bir “çiftdüşür” olması, beynini akla karayı bir görmeye zorlamış ve Orwell’in yarattığı diğer saçmalıklara inanmış olması neticesiyle dalga geçmiştir.

Marksizm üzerine başka bir saldırısı da “Büyük Birader” in ağzından çıkmaktadır:

Altyazı “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cahillik güçtür.”

Bu “karamsar” (distopyan) sözcükler kaz kafalı Orwell’in kapitalizmin marksist eleştirisini sunmasından ibarettir!

– “Savaş barıştır”: Emperyalist savaşım toplumsal barışı ülkedeki burjuva sınıfı için sağlar.

– “Özgürlük köleliktir”: Liberal köle sahipleri (Benjamin Franklin veya Thomas Jefferson gibi) burjuvazinin biricik “kapitalist özgürlük” kavramının bugünkü mimarlarıdırlar.

– “Cahillik güçtür”: Burjuva sınıfının gücü, işçi sınıfının kendi sınıfsal güçleri ve tarihsel görevleri hakkında cahil bırakılmasından gelir.

Bilimsel sosyalizmin, işçi sınıfının özgürleştirilmesinin biricik yolu, alaya alınmasının haricinde Orwell işçi sınıfının kendisini alaya almak için de efor sarf etmektedir.

Hayvan Çiftliği kitabında işçi sınıfı (at olarak temsil edilmektedir) şöyle tasvir ediliyor:

“Onların en sadık müritleri iki beygirdi, Boxer ve Clover. Bu ikisi kendi başlarına düşünmekte zorluk çekiyorlardı, fakat domuzları öğretmen olarak kabul ettikten sonra, anlatılan her şeyi dikkatle dinlediler ve diğer hayvanlara da basitçe anlattılar.”

Kendisinin kolonileşmiş işçi sınıfına nefreti çok daha açıktı. Orwell Birmanya’daki zamanlarından şöyle yazıyordu:

“Bir polis memuru olarak sürekli hedef oluyordum ve tongaya düşüyordum. Bir keresinde çevik bir Birman bana futbol sahasında çelme taktı fakat hakem (başka bir Birman) bunu görmezden geldi, seyirciler iğrenç bir kahkaha patlattı. Bu birkaç defa oldu. Genç adamların alaycı sarı suratlarını her yerde görüyordum, ben yeterince uzaklaştıktan sonra bana edilen hakaretler çok fena sinirimi bozuyordu. Genç Budist rahipler aralarından en kötüsüydü. Her şehirde onlardan birkaç bin tane vardı ve herhangi birinin cadde köşelerinde pinekleyip Avrupalılara sataşmak dışında bir işi yok gözüküyordu.”

Marakeş yığınları hakkında Orwell şunu yazıyordu:

“Bunun gibi yaklaşık 200.000 nüfuslu bir şehre girdiğinde, yaklaşık 20.000 tanesinin giydikleri paçavralar haricinde hiçbir şeye sahip olmadığı da düşünülürse, buradaki insanların nasıl yaşadığını gördüğümde ve ne kadar kolayca öldüklerini de gördüğümde onların insan olduğunu düşünmek cidden zorlaşıyor. Bütün koloni imparatorlukları şu gerçek üzerine kuruludur: Kahverengi suratlılar- ayrıca onlardan çok fazla var! Onlar cidden senin gibi bir insan mıdır? İsimleri bile var mı? Ya da onlar sadece farksız kahverengi şeyler, bir arı veya bir mercan böceğinin olabileceği kadar insanlar mı? Dünyaya geliyorlar, terliyorlar ve birkaç yıl boyunca açlık çekiyorlar, ve sonrasında kimse farkında olmadan ölüp gidiyorlar.”

1984’deki ana karakterin fare işkencesinden korkunçca “kendinden geçmesiyle” biten son bölüm, muhtemelen Nazi lideri Dietrich Eckhart’ın bu gibi suçları “Yahudi Bolşeviklerin” “Rus Hristiyanlarına” yaptıkları olarak nitelendirmesinden esinlenmiştir.

Orwell’in zamanından günümüze antisemitik-Antikomünist yalanlar

Liste

“Once a whore, always a whore” [4]

Orwell New Statesman editörünü ifşa ederken, sonrasında onu MI6’ya ihbar etmiştir

1984’ü yazarken Orwell sürekli sosyal çevresinden aydınlar tarafından ziyaret ediliyordu. Hem “sosyalist” hem de gericiler, birçoğu istihbarat servisi ile bağlantılara sahipti. Bunlardan birisi meslektaşı eski “sosyalist” (sonrasında yeni muhafazakar) Stephen Spender’dı, hem de Orwell ondan eşcinsel olduğu için zayıf olarak değerlendirip nefret etmesine rağmen.

Bu bizi Orwell’in meşhur listesine götürüyor.

Orwell’in bir arkadaşı olmak, ayrıca onun gibi anti-komünist “sosyalist/muhafazakar ve İngiliz askeri istihbarat teşkilatına çalışan bir aydın olmasına rağmen, Stephen Spender’ı Orwell’in hayatının son aylarında MI6’ya verdiği listede yer almaktan kurtarmadı.

Orwell’in bağlantılarından birisi de Celia Kirwan’dı, araştırmacı ve  Information Research Department’da bir ajan –İngiliz ordusu tarafından küresel çapta yürütülen, hem batı halkarını hem de kolonileşmiş Güney Yarımküre ülkelerini hedefleyen yoğun anti-komünizm propogandası.

IRD “progresif” İşçi Partisi’nin Clement Atlee döneminde, 1948’de hazırlanmıştı. Kendilerinin ilk amacı topluma hayali Sovyet toplama kamplarının Sovyetler tarafından özgürleştirilen Nazi toplama kamplarından çok daha kötü olduğu düşüncesini aşılamaktı. Bunun nihai amacı halkın dikkatini İngiltere’nin Malezya ve Kenya’daki toplama kamplarından ve soykırımlardan uzaklaştırmaktı.

“Sosyalist” Clement Atlee, “sosyalist” George Orwell tarafından desteklenen kanlı sömürgecilik

Kirwan’ın MI6 IRD’deki patronu, SSCB hakkında kara propagandanın yaratıcısı,“tarihçi” Robert Conquest’di –1930’ları “Büyük Terör” olarak adlandırmak kendisinin fikirlerinden birisiydi.

George Orwell’in MI6 sorumlusu, kurumdaki “tarihçi” Robert Conquest’in patronu olan Celia Kirwan’dı.

Orwell’in para miras bırakmak karşılığı evlilik teklif ettiği kadınlardan birisiydi Kirwan.

Kendisi bu teklifi reddetti, fakat Orwell’in hayatının son aylarında kulübesini propaganda stratejileri tartışmak için düzenli olarak ziyaret etmiştir.

Orwell’in MI6’ya propaganda stratejisini tartışan son mektubu

Orwell hayatı boyunca derlediği listeyi Kirwan’a teslim etmişti.

İstihbarat işlerinde 19 yaşından beri eğitilen bir polis olarak Orwell, dost ya da düşman, bütün bağlantıları ve popüler kimseler hakkında detaylıca notlar almıştı. ,

Orwell’in MI6 denetimcisine verdiği liste notlarıyle birlikte en az 130 isim (Orwell yüzlerce isim bulunan 3 farklı liste de vermiş olabilir) bulunduruyordu–bu listedeki isimlerin üçte biri hala İngiliz devlet sırrı olarak gizli tutuluyor.

Galli madencilere şarkı söyleyen muazzam Paul Robeson. Orwell’in muhbir listesinde onun hakkındaki görüşü “fazla beyaz karşıtı” idi.

Açıklanan isimler Orwell’in taraflılığını gösteriyor. “Beyaz karşıtı”, “İrlandalı”, “Yahudi?” gibi cahilce sıfatlar listede bolca görülebilir. Bu gerikafalı polis raporunun net olmaması durumunda, sömürgeleştirilmiş halklara, İrlandalılara ve Yahudil halklarına yönelik aşağılama ve küçümseme ile dolu tüm çalışmalarına danışılabilir.

Orwell bu notları MI6’ya verdikten kısa bir sonra hayatını kaybetti.

***

Aziz George’un Azizleştirilmesi

Amerika’da asla sanatçıları, müzisyenleri ve halkı desteklemek için bir “Kültür Bakanlığı” olmadı – ironik olarak bir CIA cephesi olan “Kültürel Özgürlük Kongresi” dışında.

Bu “kongre” sayesinde CIA kapitalist sanatın ve batı üstünlüğünün aydınlar arasında yayılabilmesi için sivil toplum örgütleri ve kuruluşlar ağı yarattı.

Filozof Bertrand Russell, teorist Michel Foucault, sanatçı Mark Rothko, film yapımcısı Cecile B. DeMille, feminist Gloria Steinem CIA tarafından şan ve şöhrete kavuşturulan bir sürü insandan sadece birkaç tanesiydi.

CIA tarafından yaratılan Kültürel Özgürlük Kongresi gibi, İngiltere’de IRD tarafından benzer küresel bir proje de “sosyalist” ve “progresif” aydınlar tarafından dergiler çıkarılmasıydı – tek bir şartla: Yazarlar anti-komünist olmak zorundaydı.

“[Tribune] açıkça çuvallayacak gibi ve ben bunu Soğuk Savaş’ı düşünerek söylüyorum, dergi New Statesman’a karşı mücadele etmeye devam etmeli.”

MI6’dan Malcolm Muggeridge’in (aynı zamanda Orwell’in “sosyalist” tecavüzcü arkadaşı) Tribune editörü (Orwell’in siyonist, MI6 ajanı arkadaşı) Tosco Fyvel’e İngiliz askeri istihbaratının  sosyalist dergiyi 1950’de satın alması üzerine yazdığı mektup

Kültürel Özgürlük Kongresi’ni tasarlayanlardan birisi de başka bir “eski komünist”, CIA ajanı Arthur Koestler idi. Orwell onunla iyi arkadaştı; Orwell gibi Koestler da tecavüzden suçlanıyordu. Koestler Orwell’in MI6’da listeyi verdiği Celia Kirwan’ın ikiz kardeşiyle evliydi.

Orwell aslında bu organizasyonun kilit isimlerinden bir tanesiydi. 1945’de “Özgürlüğü Savunma Komitesi” nin oluşturulmasına yardım etti,  komünist insan hakları ağının anti-komünist düşmanı. Arthur Koestler ile bu şekilde tanıştı. Birlikte Kültürel Özgürlük Kongresi konseptini tasarladılar. Birlikte 15 yıl sonra kurulan Uluslararası Af Örgütü gibi bir insan hakları grubu oluşturmaya çalıştılar – Uluslararası Af Örgütü  ABD’deki Kara Panterler gibi radikal gruplarda muhbirlik yapan ve Fred Hampton’un suikastine yardım eden FBI ajanı bir avukat tarafından kurulmuştur [5].

Orwell, Koestler ve Bertrand Russel birlikte “yeni sol” adı altında anti-komünist bir manifesto yayımladılar. Bu 2006’daki “üçüncü dünya diktatörlüklerine” karşı “ilerici emperyalizmi” savunan “Euston manifestosuna”  çok benzemektedir. Euston manifestosunun yazarları da, Orwell’in hizibi gibi,  Guardian yorumcularıydı ve aynı Orwell’in hizibinin gizlice MI6 IRD tarafından organize edilmesi gibi, Euston manifestosunun yorumcuları da bugün MI6 Integrity Initiative grupları tarafından organize edilmiştir. Farklı isimler, eski amaçlar.

Orwell bu gruplarda çok önemli bir rol oynamıştır, fakat Soğuk Savaş’ın başlamasından kısa bir süre sonra ölmesi sebebiyle bu “yaşam boyu-polis” çalışmalarını bir ileri adıma taşıyamadı. Kendi arkadaşları başarılı yazarlar, editörler ve bu kültürel propaganda organizasyonlarının kurucuları oldular.

Orwell’in kendisi zaten bu propagandacılar için bir “Koruyucu Aziz” haline gelmişti, Hayvan Çiftliği kitabının film versiyonu, sadece CIA’in ilk filmi değil aynı zamanda ilk İngiliz uzun metraj filmidir.

Birinci görselde: Orwell’in eşi Sonia, Horizon dergisinde çalışırken onunla tanıştı
– İkinci görselde: Orwell’in eşi, Hayvan Çiftliği’nin ilk eskizleri ve filmin New York 1951’deki gala galasında. Clark Gable ile bir randevu karşılığında CIA’ya yalnızca filmin haklarını söylediği söyleniyor.

***

Orwellianizm

Orwell bugün okul müfredatlarının standart bir parçası haline gelmiştir, hem genç öğrencilere hem de yetişkin akademisyenlere konu Orwell oldu mu eleştirel düşünmeyi bir kenara bırakmaları öğretilmiştir.

Fakat onun kişisel düşüncelerini (kişisel günlüğünde ve mektuplarında gösterildiği gibi), açık görüşlerini (kitaplarından ve yazılarından alınanlar) ve onun eylemlerini (katıldığı projeler, aktiviteler ve kampanyalar) incelediğimizde kendisini şöyle özetleyebiliriz: Cinsiyet ayrımcısı, ırkçı, emperyalist [6], anti-komünist gecekondu turisti, devlet propagandacısı, iki yüzlü ve kötü bir yazar [7].

Orwell’in heykeli bugün BBC genel merkezinde duruyor. Öğrenmek isteriz; acaba İngiliz elitlerinin arasında ne çeşit “mahrem espriler (Private joke)” dönüyor?

“Eğer özgürlük herhangi bir anlam ifade ediyorsa bu, insanlara duymak istemedikleri şeyleri söyleyebilmektir.”
Mahrem bir şaka?

[1] The Guardian – 1984 ‘is definitive book of the 20th century’ (İngilizce)
[2] İskoçya Komünistleri – Harry Pollitt’s review of Orwell’s “The Road to Wigan Pier” (İngilizce)
[3] Unbound – Eileen: The Making of George Orwell (İngilizce)
[4] “Fahişe, her zaman fahişedir” – Can çıkar, huy çıkmaz şeklinde çevrilebilir.
[5] Our Hidden Story – Luis Kutner: The Declassified Life of a Human Rights Icon (İngilizce)
[6] The Exiled – Big Brrothers: George Orwell ve Chistopher Hitchens Exposed (İngilizce)
[7] Yeni İşçi Partisi sitesinden – Review of 1984, Isaac Asimov (İngilizce)

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir