Ey Halkımız! Konuşmama Hakkına Sahipsin! (Muğla Direniyor)

analiz_kilicdaroglu_binali_cayAKP’nin, daha doğrusu T. Erdoğan’ın anayasa değişikliği teklifi pazartesi günü meclise düştü. 9 Ocak 2017, Türkiye Cumhuriyeti tarihi için başka bir “milat” olacak. “Laik Türkiye Cumhuriyeti” için de, eğer kabul edilirse, -ve eğer ülkemizin ilerici, aydın, Mustafa Kemalci, devrimci, sosyalist güçleri gerekli direnci ve toplumsal derlenişi-örgütlenmeyi başaramazlarsa- sonun başlangıcı olacak. Gerçi son, AKP’nin CIA eliyle iktidara gelmesiyle başladı.

2014’teki Cumhurbaşkanı seçimlerinden sonra belki de en çok duyduğumuz “hukuki” terim “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması oldu. Terimin kendisi hukuki diyelim hadi, ama içeriği ve uygulanışının hukukla uzaktan yakından alakası yok! “Hakaret”ten kasıt nedir, bunun sınırlaması nedir, 2014’ten beri muammâ! Eleştiri, normal şartlar altında hakaret değildir fakat 2014’ten beri her eleştiri hakaretle eşdeğer tutulmaktadır. “Cumhurbaşkanı” hakkında söylenen her muhalif söz hakaret damgası yiyor.

“Reis” hakkında söylediğiniz sözler içerisinde küfür etmenize gerek yok. Onuru zedeleyici bir söz zikretmenize gerek yok. Keza, bunları söyleyecek insanlar da değiller “hakaret” suçlamalarına maruz kalanlar. Siyasi eleştiri yaparsanız, onun “zillullâh-i fil-âlem” olduğunu, Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi ve halifesi olduğunu kabul etmiyorsanız, ona tam bir teslimiyet içerisinde boyun eğmiyorsanız ağzınızdan çıkan herhangi bir söz, herhangi bir politik değerlendirme sonucunda kendinizi “Cumhurbaşkanına hakaret”ten yargılanıyor bulabilirsiniz!

Bir örnek verelim: En az 301 madencimizin iş cinayeti sonucu Soma’da katledilmesinden sonra şirket sahiplerine açılan davada Halkın Kurtuluş Partisi, siyasi tespitlerini içeren bir pankart açtı. Pankartta “Soma’nın Katili Tayyipgiller’in Bekçiliğini Yaptığı Sömürü Düzenidir” yazıyordu. Bu pankart, “Reis” cumhurbaşkanı olmadan evvel de taşındı bir çok yerde ve bir çok defa. “Reis”, reis-i cumhur olmadan önce hiçbir hakaret davası açılmadı. “Şahsa yönelik hakaret” davasına konu olmadı. Ne zaman ki Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonuçlandı ve seçilen seçildi, ondan sonra hemmen “Cumhurbaşkanına hakaret”ten dolayı Halkın Kurtuluş Partisi üyelerine dava açıldı! İşbu dava, halen Akhisar’da devam etmektedir.

Demem o ki, bu örnekte olduğu gibi söylemin hakaret içerip içermemesi önemli değil. Asıl mesele: Malum makamda oturan kişinin “söz söylenemez” oluşudur! Amaç bu yöndedir. Herhangi bir muhalif söylem, suç unsuru sayılmaktadır!

Şu an, AKP’ye yönelik tespitlere “hakaret” kılıfında davalar açılamıyor, henüz. Yalnızca mevcut yasa kullanılarak “Cumhurbaşkanına hakaret” davaları asılsızca ve haksızca açılabiliyor.

Fakat 9 Aralık 2017’de anayasa değişikliği mecliste 330’dan fazla oy alır, referanduma gidilip oradan da “evet” çıkarsa her türlü muhalefet için vaziyet daha da vahim bir hal alabilir. Çünkü AKP’nin anayasa değişikliği isteminin en önemli ve en simgesel değişiklik önerisi, Cumhurbaşkanının partisiyle ilişiğinin kesilmemesi. Bu durumda Cumhurbaşkanı aynı zamanda partili olacak. Yani hem partisinin genel başkanı, hem de “cumhur”un “başkan”ı. Yani hem tüm “millet”in temsilcisi olacak, hem de partisinin en yetkili kişisi. Dolayısıyla bunun ucu AKP’nin tüm milleti, devleti, diyaneti, siyaseti.. bizzat ve tek başına mutlak temsiliyetine çıkacak!

Malum kişinin adını ağzımıza euzü-besmele’yle aldığımız şu günlerde artık o AKP’yi de temsil edeceği için artık iktidar hakkında, hükümet hakkında sarf edeceğimiz her muhalif söylem, her siyasi analiz sonucunda “hakaret” davalarıyla karşı karşıya kalma ihtimalimiz misliyle artacak! “Zulmün karşısında susan dilsiz şeytandır” diye yeri göğü inletenler solun, devrimciliğin ve Mustafa Kemal’in, laikliğin dilini kesmeye yelteniyorlar. Önümüzdeki günler “Padişahım Çok Yaşa!” diyenlerin bundan başka hiçbir “söz”e geçit vermeyecekleri günler olabilir.

Bu yalnızca “söylem” açısından görülen gidişattır. Bunun dışında zaten adı kazınmış laiklik, ortadan zaten kaldırılan bilimsel ve parasız eğitim, aydın düşünceye dair zaten ezip geçilen ne varsa hepsi “yasayla sabit” bir biçimde yok edilecektir. Tek kişinin sözüne bağlı bir yönetimin yasayla sabit hale geleceğini de düşününce aklımıza tek bir model geliyor. Bu model, Hitler ve Nazi modelidir, yıllardan beri söylediğimiz gibi. Kendilerinin de ifade ederek mevcut anayasaya göre suç işledikleri fiili vaziyeti yasallaştıracaklar. Bizdeki “Reis”; yasal olarak da “Führer” olacak, “Sultan” olacak.

Bugünlerdeki oylamanın ve olası referandumun sonucunda değişiklik hayata geçerse, yukarıda anlattığım “muhalif söylemler”e dair durum –olası gözükmeyebilir ama- gayet yaşama geçebilir. Bu mevzi emekçiler, aydınlar, solcular tarafından kaybedilirse nihayet varılacak yer budur. Eğer bu seferliğine AKPgiller geri itilebilirse bile, çok geçmeden aynı şeyi farklı ve ya aynı yoldan tekrar deneyeceklerdir, o zaman yine nihayet varılacak nokta aynıdır.

Fakat! Bu bizim kaderimiz değil. Eğer halkımız, işçi sınıfımız, emekçiler, aydınlar, Mustafa Kemalciler, laikliği savunanlar, solcular, devrimciler, sosyalistler bu anayasa değişikliği gündemindeki mevzu kaybedilse de kazanılsa da, nihai çözüm için artık ne yapacaklarını görmeliler. Bu hususta Halkımız, kendilerine altın kapılar açacağını iddia eden ama aslında çelik bıçaklarla derilerini yüzmeye meyilli parababalarına ve parababası partilerine aldanmamalıdır. AKP’ye “karşı” MHP’nin durumu ortadadır. HDP ise hala pazarlık peşindedir. Meclisteki oylamadaki “boykot” kararları, kendileri reddetseler de referandumda “evet”e hizmet edecek bir boykota dönüşebilir. CHP’nin ise “solcu, sosyal-demokrat, Atatürkçü” ambalajına aldanılmamalıdır. Daha yeni gördük: “Düşük profilli” yani “vasıfsız” başbakanımız Milyonali, bunların kulisine ziyarete geldi. Pek samimi bir muhabbet döndürdüler! Kılıçdaroğlu’nun yanında sosyal-demokrat ambalajlı Gürsel Tekin ve solcu ambalajlı Özgür Özel, başbakanlarıyla birlikte ağızlarını tatlandırdılar. Kılıçdaroğlu yalnızca “Teklifi çekseniz ne güzel olur” diyebildi. Bu zavallı tavır, hem halkımıza hem de CHP’nin devrimci, demokrat, Mustafa Kemalci kitlesine hakarettir.

Ey gafiller! Ey hainler! Memleket elden gidiyor! Siz, birbirinizle kanki olup kulislerde çay içedurun!
Onlar kulislerde çaylarını içsinler. Saygıdeğer halkımız, tüm bunları görüp yapacağımız tek şey kalmıştır:

İkinci Kurtuluş Savaşımızı, İkinci Kuvayimilliyeciliğimizi top-yekün bir şekilde örgütlemek ve bunun için de en başta gerçek Halk Kurtuluş Cephesi’ni örmek için devrimci hatta örgütlenmektir. Bu emekçi halk olarak yegane sorumluluğumuz ve onurumuzdur. Zorluklarla başarılacak bu toplumsal ödev için yol gösterici sözler, Hikmet Kıvılcımlı’ya aittir:

“Onur, yaşamdan değerlidir!”
“Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense ölmek yeğdir!”

Muğla Direniyor’dan Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir