Erkan Baş, Barış Atay ve Ahmet Şık “Sol Tabelalı Şark Ekspresi”nin Yeni Yolcuları

24 Haziran 2018 tarihi itibarı ile bir Seçim Aldatmacası daha geride kaldı halkımız adına, ülkemiz adına. Bunun üzerine, seçim sonuçları ve kampanyaları üzerine, adaylar ve katılan partiler üzerine yazıp çizdik daha önce pek çok kez. Gelen felaketi bir kez daha haykırırcasına, çığlık çığlığa anlattık. Önümüzdeki 30 Mart 2019 tarihli başka bir Seçim Aldatmacası öncesi yine gelen felaketi aktarmakla yükümlüyüz.

Muhalif olduğunu öne süren kitlelerce desteklenen Cumhuriyet yazarı Ahmet Şık, oyuncu Barış Atay ve TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın ABD’nin Sol Tabelalı Şarkı Ekspresi’nin lokomotifi HDP’ye yolcu olarak katılma seçimi oldu 24 Haziran seçimleri. Amerikancı Beşli Çete’nin diğer unsurlarıyla birlikte AB-D Emperyalizmi’nin Umut Kaynağı, Project Democracy’cileri ile etle tırnak oldular böylece.

AHMET ŞIK’IN PARLATILMASI

Biz bu olacakları öncesinden haber vermiştik, özellikle Ahmet Şık’ın bu yörüngede dolandığı çok öncesinden belliydi. Bizler bunu anlatmaya çalıştık ancak nafile… Muhaliflik bekleyen kitleler, Şık Beyefendi’nin metafiziğe dayandırılan ve Türkiye gerçekliğine kör savunmasını okuyup sahiplenmiş, fanatikçe arkasında durmuştu bile.

Ahmet Şık hakkında biz devrimcilerin kaleme aldığı yazıyı aktaralım bundan yaklaşık 1 yıl öncesine ait:

“Cumhuriyet Gazetesi Davası” olarak bilinen davanın en sansasyonel duruşması geçtiğimiz günlerde görüldü.

Gazeteci Ahmet Şık’ın, “Savunma yapmıyorum, itham ediyorum” dediği duruşma kamuoyunda geniş bir yankı uyandırdı. Sosyal medyada bir anda “Tarihi Savunma” başlığıyla Ahmet Şık’ın AKP’giller’i ve Pensilvanyalı İmam’ı “itham et”tiği savunmanın tam metni yayımlanmaya, paylaşılmaya başlandı. Ahmet Şık, bir anda AKP karşıtlarının kahramanı oluverdi.

Hakkını yemeyelim; aynı davadan yargılandığı ve tamamen teslimiyet bayrağını çeken diğer meslektaşlarına göre yaptığı savunma hem biçim olarak hem de içerik olarak farklıydı.

Biçimsel olarak baktığımızda Ahmet Şık, aslında yapılması gerekeni yaptı. Örneğin, Ergenekon, Balyoz vb. gibi CIA Operasyonlarında o anlı şanlı paşaların düştüğü hataya düşmedi. Hatırlanacağı gibi bu CIA operasyonlarının kurbanları, Partimizin ısrarlı uyarılarına rağmen tepeden tırnağa siyasi olan bu hukuk maskeli saldırılar karşısında sadece hukuki savunmalar yapmakla yetindiler. Sonuçta da “Yargıç” olarak kabul ettikleri tetikçiler tarafından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına çarptırıldılar. Müebbet hapis cezası almayanların aldıkları cezalarsa toplamda yüzlerce yılı buluyordu. ABD Emperyalistleri ve AKP’giller iktidarı canla başla hukuki savunmalar yapmaya çalışan bu zavallıları tümüyle teslim aldığına kanaat getirdiği anda onları serbest bıraktı. Ancak geride sadece birer kişilik enkazı kalmıştı. Sadece kendileri diz çökmekle kalmadılar, aynı zamanda Türk Ordusu’nun bugün içine düşürüldüğü içler acısı trajedinin de en büyük günahkârlarından biri oldular.

Ahmet Şık, işte bu hataya düşmedi. Mahkeme salonunu bir propaganda alanı olarak kullanmayı bilecek kadar zeki olduğunu gösterdi. Ve bu davranışıyla da AKP tiranlığından bezmiş olan kitleler üzerinde belli bir etki yarattı.

Bu, işin biçimsel yönüydü…

Gelelim “Şık Savunma”nın içeriğine…

Ünlü Fransız Hukukçu Jacques Vergès, “Savunma Saldırıyor” şeklinde özetlediği “Kopuş Savunması”formülasyonunda şöyle diyor:

“Savunma politikasında her zaman iki yöntem olmuştur: Var olan adalet mekanizmasını kabul eden uyum savunmaları (Dreyfus, Challe) ve yeni bir gerçekliği gözler önüne sermeyi hedefleyen kopuş savunmaları (Sokrates, Dimitrov). Birinciler kafalarını kurtarırken, ikinciler davalarını kazanmışlardır.”

Bizim iflah olmaz Sevr’ci Soytarı Sahte Solcular ve başka birtakım kesimler tarafından “Devrimci Savunma”, “Tarihi Savunma” olarak lanse edilen bu savunmayı içerik bakımından incelemek için biz de Vergès’in formülünden yola çıkalım isterseniz.

Vergès, yukarıdaki alıntıda bir “Kopuş”tan söz ediyor.  “Var olan adalet mekanizmasını kabul eden uyum savunmaları ve yeni bir gerçekliği gözler önüne sermeyi hedefleyen kopuş savunmaları”, diyor. Ve bu Kopuş Savunmaları için de Sokrates ve Dimitrov’u örnek gösteriyor.

Ahmet Şık’ın “Tarihi Savunma”sı bir Kopuş Savunması mıdır?

Kesinlikle hayır…

Biz Gerçek Devrimcilerin anladığı manada “Kopuş”, tamamıyla düzenden kopmak anlamına gelir. Bu sömürü, vurgun düzeninden, bu hayvancıl sistemden kopmak anlamına gelir. Dolayısıyla bir kopuş savunmasında teşhir edilmesi gereken, mahkûm edilmesi gereken unsurlar; bu sömürü ve vurgun düzeninin sahipleri olmalıdır.

Kimdir bu sömürü ve soygun düzeninin sahipleri?

ABD-AB Emperyalistleri…

Ya şu anda emperyalistlerin icazetiyle iktidarlarını sürdüren AKP’giller, yerli işbirlikçiler?

Onların tek işlevi bu hayvancıl düzenin bekçiliğini yapmaktır. AB-D Emperyalistlerinin Ortadoğu’daki aşağılık, halk düşmanı politikalarının hayata geçirmek için en satılmış unsurlardan derlediği siyasi parti görünümlü suç örgütüdür onlar. 1950’lerde Menderes’leri, 60’larda-70’lerde Morrison Sülü’leri, daha sonra Özal’ları, Çiller’leri, Molla Necmettin’leri çıkarlarına bekçilik yaptıran ABD-AB Emperyalistleri son 15 yıldır bu işi AKP’giller’e yaptırmaktadır. Bunlar içinde en uzun süre iktidarda kalanı AKP’giller’dir çünkü satılmışlıkta, halk düşmanlığında, Amerikan uşaklığında öncüllerini fersah fersah geçmişlerdir.

Ahmet Şık’ın savunmasında, bırakalım kendisini, emperyalizm olgusunun iması dahi bulunmamaktadır. 

Oysa sayfalarca “Tarihi Savunma” döktüren Ahmet Şık emperyalizmi bilmez mi?

Bilir…

Ne diyor “itham et”tiği savunmasında?

“Türkiye’yi siyasal ve toplumsal olarak beraber dönüştüren iki güç olan AKP ile Gülen Cemaati’nin birlikteliği ve yancı desteğiyle sürdürülen, adına iktidar denilen kanalizasyon patladı. ‘Yeni Türkiye’ denilen garabeti inşa eden, amaca ulaşmak için her türlü araca başvurmanın uygun olduğu Makyavelist bir anlayışın hâkim olduğu iki güç; AKP ve Cemaat ayrıştı.” (https://goo.gl/e2UXyB)

“Türkiye’yi siyasal ve toplumsal olarak beraber dönüştüren iki güç olan AKP ile Gülen Cemaati”, öyle mi?

Peki, bu “iki güç”ü yaratan, palazlandıran, bu vatan hainlerine kendi amaçları doğrultusunda el ele, kol kola Laik Cumuhuriyet’i yıktıran, ülkemizi bu halk düşmanları eliyle parçalanmanın eşiğine getiren başka bir güç yok mu?

Var: ABD-AB Emperyalistleri…

Ahmet Şık bunu bilmez mi?

Bilir, bunu da bilir… Bilir de yüreği yetmez…

Eğer zülfüyâre dokunursa, yani ABD Emperyalistlerine laf ederse başına neler geleceğini de bilir. Çünkü zekidir. Ve bu zekâsının karşılığında Batı’nın köklü, ajan yayın organlarından Times’ın övgülerine mazhar olur:

“İngiliz Times gazetesi bugünkü sayısında Cumhuriyet davasında tutuklu yargılanan sanıklardan Ahmet Şık’ın Çarşamba günkü savunmasına sayfalarında yer verdi.

“Times, gazeteci Ahmet Şık’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetini çok sert bir dille eleştirdiğini yazdı.

“Gazetenin İstanbul’daki Türkiye muhabiri Hannah Lucinda Smith’in imzasını taşıyan haberin başlığı, “Yargılanan gazeteci, Erdoğan’ın ‘kirli hanedanlığını’ eleştirdi.” (http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-40749007)

Gördüğümüz gibi, Ahmet Şık’ın sadece yerli işbirlikçileri kendi ifadesiyle “itham et”tiği savunması bir kopuş savunması, bir devrimci savunma değildir. Bu haliyle tamamen düzen içi-sistem içi bir savunmadır.

Peki, bugünün koşullarında Kopuş Savunması ya da Devrimci Savunma nasıl yapılır?

Gelin bunu da MİT TIR’ları Davasında HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un AB-D Emperyalistlerini ve yerli uşaklarını kelimenin gerçek anlamıyla yargıladığı, “itham etme”nin ötesinde onları mahkûm ettiği savunmalarını içeren “MİT TIR’ları Davası” kitabından birkaç bölüm aktararak gösterelim:

“Hırsızlar İmparatorluğunun kodamanları bizi korkutup yıldırabileceklerini sanıyorlar. Bizi Meclisteki ibiş muhalefetle karıştırıyorlar. Bilmiyorlar ki bizi dünyada hiçbir güç yıldıramaz, korkutamaz, kararlılığımızı, yiğitliğimizi sınayamaz.

“Biz Mustafa Kemal Samsun’a çıkarken, daha 17 yaşında emperyalist Yunan Ordusu’na karşı, Ege’de savaşmak üzere Yörük Ali Efe Çetesi’nde kavgaya giren Hikmet Kıvılcımlı’nın öğrencileri ve yoldaşlarıyız. Dünyanın ve tarihin en meşru kavgasını, mücadelesini, davasını sürdürüyoruz. Eninde sonunda ABD Emperyalistlerinin, insan soyunun başdüşmanlarının Ortadoğu’daki ve ülkemizdeki işbirlikçisi olan bu iktidarı yıkacağız. Onlar yargılanmaktan ve bu adliyede suçlarının hesabını bir bir vermekten asla kurtulamayacaklar. Bundan kaçışları yok.

En halkçı halife olan Hz. Ali’nin deyişiyle; “Doğruyla savaşan yenilir.” Eninde sonunda yenilecekler. Bunların tamamı Anayasa dışına düşmüş mücrimlerdir, hesap vermekten kaçamayacaklar.” (Nurullah Ankut, MİT TIR’ları Davası, s. 129)

“Bu iktidar, Türkiye’nin felaketi olmuştur. Çünkü bu iktidarın büyük ve küçük patronları ABD’nin BOP’unun eşbaşkanlarından bir tanesi olduklarını defalarca dile getirmişlerdir kürsülerden, televizyon ekranlarından. Türkiye’ye bu rolü oynatmışlardır. Ve ne yazık ki o hainane projenin hayata geçirilmesinde ABD Emperyalistlerince kendilerine verilen rolü eksiksiz oynamışlardır, oynamaya da devam etmektedirler.

“Meclisteki 4 Amerikancı Parti de yani AKP de, CHP de, MHP de, HDP de; IŞİD de, ÖSO da, El Kaide de, El Nusra da, Fetih Ordusu da; PKK de, PYD de, YPG de ABD’nin değişik enstrümanlarıdır, oyuncularıdır, piyonlarıdır. ABD bunları oynatır, birbiriyle kapıştırır, kimisini şeytanlaştırır, kimisini melekleştirir, süreç içinde bu şeytan ve meleklere yer değiştirtir, rol değiştirtir, oyunun sonunda da amacına, en azından büyük ölçüde ulaşır. İşte bunu yapıyor 25 yıldan bu yana Ortadoğu’daki kanlı savaşlarıyla.” (age, s. 149)

İşte sömürü ve vurgun düzeninden, bu düzenin bir aracı olan, egemen sınıfların “adalet” mekanizmasından kopuş budur. Devrimci Savunma, Tarihi Savunma budur…

Şunu da belirtmeden bitirmeyelim; burada söz konusu olan, bir kişinin yaptığı savunmanın eleştirisi değildir. Bu bir yaklaşım meselesidir. Her zaman ifade ettiğimiz gibi günümüzde devrimciliğin, demokratlığın, ilericiliğin en başta gelen kriteri antiemperyalist olup olmamaktır. Emperyalizmden bağımsız, bu gerçeğe değinmeyen her iktidar eleştirisi “şık” olabilir ancak kesinlikle doğru ve çözüm getirici olmaz. Aksine, AKP zulmünden bunalmış halkımız nezdinde gerçek suçlular teşhir edilmemiş, gizlenmiş, hatta korunmuş olur. Ve kimilerinin gafilliğinden, kimilerininse hainliğinden dolayı ülkemizde yaşanan aydın sefaletinin sebebi budur. [1]

Görüldüğü gibi gayet kararlı, tutarlı, devrimci teorinin ışığında net bir şekilde ortaya koymuşuz Ahmet Şık’ı.

Onun, HDP listelerinden aday olmasıyla; halkçılığının da, demokratlığının da bir samimiyeti olmadığını bir kez daha görmüş olduk. En kör gözler dahi görmüştür artık.

ATMA BARIŞ! KARNIMIZ TOK!

Gelelim Barış Atay’a…

Barış Atay Mengüllüoğlu, bildiğimiz üzere bir oyuncu; sanatçı duruşuyla halkımıza örnek olması gereken bir kişi. Kendisini de muhalif hatta daha ileri götürerek sosyalist olarak  niteliyor ve görünen o ki niteleyecek. Daha önce Emek Sahnesi’nde sergilediği “Sadece Diktatör” adlı oyunu beğeni kazanmıştı.

Kısacası Atay, muhaliflerce takdir edilen bir oyuncuydu. Ancak Yeni Sevr yanlısı BOP’çu Sol’un yörüngesinde dolaştığı da yadırganamaz bir gerçekti.

En sonunda tam anlamıyla tarafını belli etti…

Yeni Sahte TKP’nin pasifist, mücadele kaçkını Okuyan-Güler Şeflere görece daha militan duruştaki Erkan Baş ile beraber Türkiye İşçi Partisi’ne katıldı ve bu parti HDP ile ittifak yaptıklarını belirtiyor.

Öncelikle tabiî bizler, sol ortamda hatırası olan adların kullanılmasına karşıyız, değinmeden geçmeyelim.

Kıvılcımlı Usta’nın ABA Oportünizmi olarak adlandırdığı TİP, devrimci çizgiden uzak bir tavır izlemektedir, bunlar da öyledir. Ancak tek fark, TİP koskoca bir oportünizme rağmen yine de AB-D Emperyalistleri’nin Sahte Solu’nda yer alacak kadar alçalmamıştır.

O zamanlar bu kadar alçalan, devşirilen tek isim Doğu Perinçek ve PDA Tekkesi’dir, ”Sovyet Sosyal Emperyalizmi” adındaki zırva tezler ve ”Dengizm” saçmalıklarıyla…

Görüldüğü gibi, TİP ve dolayısıyla Barış Atay bu denli alçalmıştır…

Aslında bu türden bir ihanet Barış Atay’a çok uzak değildi. Gezi Parkı Direnişi’ni örgütlemek ve yaymak için o denli çaba gösteren, görece militan ruhuna rağmen devrimci çizgiyi bir türlü tam anlamıyla bulamamış Erkan Baş da, 5 yıl öncesini unutup rotayı Sevrci Sahte Soytarı Sol’a kırmış durumda.

Gelgelelim bakınız bu ihanetlerini nasıl savunuyor Barış Atay, dinleyelim:

SEYİRCİ OLMANIN ETİK OLMADIĞINA KARAR VERDİM

Neden Adaysınız?

Uzun yıllardır bir şekilde bildiğim yöntemlerle siyasi mücadelenin içerisindeyim. Lisede de üniversitede de meslek hayatımda da mücadele içerisinde yer aldım. Politik görüşü olan ve kendisini siyasetin içerisinde hisseden bir oyuncu olarak gündemden ve Türkiye’nin ulusal ve uluslararası sorunlarından kendimi ayrı tutmadan mücadelemi vermeye çalıştım. Özellikle 16 yıldır yaşadığımız bu gittikçe gericileşen düzenin sorumlusu AKP’nin mimarlarının, yönetici kadronun Türkiye’ye yaptığını düşündüğüm şeylerin hesabını vermesi ve adil bir şekilde yargılanmaları gerektiğini düşünüyorum. Ama geldiğimiz noktada bu sorumluluğu başkalarına yüklemenin ve buna seyirci kalmanın kendim açısından çok etik olmadığına karar verdim. Bunun bir parçası olmak ve bir tarafından tutmam gerektiğini düşündüm. Öte yandan da Türkiye İşçi Partisi olarak Halkların Demokratik Partisi ile bir ittifak açıkladık. Devrimci dayanışmaya, Türkiye’deki sol sosyalist güçlerin ittifakına inandığımızı söyledik. HDP’nin barajı geçme gerekliliği de malum. Barajı geçmediği bir durumda AKP’nin ne denli güçlenebileceğini herkes biliyor. Bütün bunları topladığınızda böyle bir şeyin içerisinde olmam gerektiğini düşündüm.” [2]

Yahu bu türden bir kendini savunmanın, ortaya konan nedeninin bugüne kadar pasifistlikle suçladığın hareketlerden ne farkı var Barış Atay Beyefendi sormak gerekir sana.

Evet, AKP’giller iktidarı AB-D Emperyalistleri’nin BOP adlı hainane planı ve felaket senaryosu kapsamında halkımızı perişan etmiş ve cehennem çukurunun dibine sürüklemiştir ülkemizi. Ancak buna tepki verecek hareket, 2009 ile 2015’in 7 Haziran’ı arasında bunlarla iş tutan, Kürt Sorunu’nun BOP çerçevesindeki Amerikancı Çözümü konusunda anlaşıp Kürt Halkı’nı defalarca kez mağdur eden, Türk ve Kürt Halkına da ihanet eden, çıkar hesaplaşması sonucu BOP’un dayattığı savaşa girişen ve iki halktan gençlerin ölmesine sebep olan Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi PKK’nin legal kanadı HDP midir?

Kesinlikle hayır…

Bu ne devrimcilikle, ne de demokratlıkla bağdaşır Barış Atay Efendi…

DİĞER PARTİLERİN GERİCİ DÜZENİ KIRMA DERDİ YOK

Neden HDP’yi seçtiniz?

Toplumun farklı farklı kesimlerinden temsil kabiliyeti olan bir parti olmasının getirdiği o enerji bizlerin onlarla ittifak kurmasını kolaylaştırdı. Türkiye’de gerici bir düzen olduğundan bahsettik. Görünen o ki diğer partilerin bu gerici düzeni kırmak gibi bir derdi yok. O açıdan Türkiye İşçi Partisi kadroları olarak ittifak yapmamız gereken partinin HDP olduğuna karar verdik. 7 Haziran’dan sonra başlayan süreçte HDP’nin doğal tabanının, özelilikle Kürt halkının yoğun yaşadığı bölgelerin AKP tarafından yaşadığı zulmü gördüğünüz zaman bırakın siyasetle ilgilenen bir insan olarak, siyasetle ilgilenmese dahi bir yurttaş olarak vicdanen sessiz kalmak mümkün değildir. Bu zulmün getirdiği dönemin sonucunda 6 milyon insanın bilfiil oy verip seçtiği temsilcilerin Meclis’te Anayasaya aykırı bir şekilde dokunulmazlıklarının kaldırılması kendini sosyalist olarak tanımlayan insanlar için de dayanışmayı zorunlu kılmıştır. Bu süreç, HDP’nin üzerindeki bu baskı ve TİP’in işçi sınıfı hareketleriyle, sınıf mücadelesiyle ilgili tavrı ortaklaşmayı, faşizme karşı beraber mücadeleyi gerektirdi.” [3]

Yahu bu laflar birbirini tutamıyor ki, kendi kendisini doğrulamıyor?

HDP’nin ne gericilikle, ne de AKP’giller’le (çıkar hesapları dışında) aslen bir derdi yoktur. İlericilik gibi bir hedefi yoktur.

Ne çabuk unutuldu Demirtaş’ın Gezi’ye karşı Tayyip’in yanında yer alması ve A. Öcalan’ın ”Kaçak Saraylı’ya başkanlığı altın tepside sunduğu”?

Hayırdır Barış Atay Bey, hafıza kaybı mı geçirdiniz?

Bizce geçirmediniz.

Öyleyse daha önce Gezi’ye destek veren biri olarak yaptığınız apaçık dönekliktir.

Tabiî Barış Atay Efendi, aynı röportajında daha sonra “Yüzümüzün Güleceği Bir Türkiye için Çalışacağız”, “Tüm Demokratlar HDP’ye Oy Vermelidir”, “Türkiye’nin En Önemli Sorunu Ekonomidir” diyerek oyalamaca ve uyduruk tezler öne sürüyor. Dönekliğini bir ölçüde olsun, en azından taraftarı olan insanlarımızı kandırmaya yetecek kadar olsun meşrulaştırmaya, meşru göstermeye çalışıyor.

TBMM’DE BİR (SİYASİ) RAHMETLİ: ERKAN BAŞ

Gelelim Erkan Baş’a…

SİP geleneğinden gelme, Yeni Sahte TKP’nin en hızlı, en eylemci ve gençliğin en fazla kendini kaptırdığı bir ismiydi Erkan Baş. Erkan Baş, bugünkü TİP’in kurucularından ve şeflerindendir. Erkan Baş, Yeni Sahte TKP içerisinde Okuyan-Güler pasifizmine karşı görece daha eylemci, daha atak bir yapıya sahip isimdi. O sebeple gençler genel itibariyle kendi aralarında Erkan Baş’ın bu yanını gördüklerinden onu birer “eylem adamı” olarak görüyor ve öyle zannediyorlardı.

Örnek olsun diye, hafızalarımızda canlanması için “İskendurun Limanı Baskını” adını verdikleri eylemlerini şöyle bir hatırlayalım. Erkan Baş, eylemin önderliğini yapıyor ve hararetli bir konuşma ile kitlesine hitap  ediyordu değil mi? Peki eylem esnasında ne diyordu?

“Emperyalistler kaybedecek!”

“İşgalciler her zaman kaybeder!”

Söyledikleri yanlış mıydı? Hayır… Zaten Yeni Sahte TKP’ye aldanan, içtenlikli ve samimi gençlerde onun bu eylemlerini ve mücadeleci eksenini seviyor ve destekliyordu.

Buraya kadar sanki her şey normalmiş gibi görünebilir ve hatta çoğu saf insanımızda olduğu gibi Erkan Baş’a bir “gönül verme” söz konusu da olabilir. Lakin olanı olduğu gibi ortaya koyduğumuz da ve gösterdiğimizde büyük bir aldanma trajedisi karşımıza çıkıyor. Diyalektik olarak gidişleri incelediğimiz de ve enine, boyuna bir analize girdiğimizde Marksizm-Leninizm (Gerçek Bilim) metotları bize ortada büyük bir riyakarlık olduğunu gösteriyor.

Bir Marksist-Leninist için, düşünce ve davranış bir birinden bağımsız olamaz. Türkiye Devriminin Önderi, Türkiye’nin sınıfsal yapısını ve orjinalitesini incelemiş ve Türkiye’nin koşullarına göre teoriyi yazmış olan Hikmet Kıvılcımlı Usta’nın da söylediği üzere “Düşünce ve davranış birbirinden ayrılamaz!”, “Düşündüğü gibi davranmayan aydın, ya uşak, ya gafildir!” Bu denklem, bu denli basit ve bilimin metotlarınca da sabittir.

Yeni Sahte TKP’de eylemleriyle ve söyledikleriyle anti-emperyalist bir hattı savunan Erkan Baş, hafıza kaybı mı geçirmiş olmalı ki tüm söylediklerini ve yaptıklarını hasır altı edip, Amerikancı Burjuva Kürt Hareketinin siyasi uzantısı HDP’nin kontenjanına kendisini atmış olsun?…

Uzun uzadıya HDP’nin sınıfsal karakterini, ne tür bir siyasi parti olduğunu açıklamaya gerek yok diye düşünüyorum, ama özet olarak biraz değinelim.

Hepimizin bilebileceği bir basitlikle söylemek gerekirse; sosyal bölümlülükleri, yani sosyal sınıfları ve bölünmeleri ortadan kaldırmaya yönelik kurulan partilere sosyalist parti deniliyor. Birde tam zıttı olan, Sosyal bölümlülükleri tabir-i caizse mahşere kadar sürdürmek isteyen ve bu amaçla kurulan partilere de faşist partiler deniliyor.

Siyasi Partilerin hangi amaçla ve niçin kuruldukları meselesine gelecek olursak doğrudan sözü Kıvılcımlı Usta’ya bırakmak gerekir. Kendisinin de bir sözü vardır, “Parti kurmak turşu kurmaya benzemez” diye… “Siyasi Parti niçin kurulur?” sorusuna doğrudan Kıvılcımlı Usta’nın kendisinden alıntı yapalım.

“Genel kural olarak, bir siyasi parti niçin kurulur?

Bir sosyal bölük insanı temsil etmek için ve temsil ederek kurulur. Bunun dışında siyasi partiden söz etmek, ya ne dediğini bilmemek, yani aldanmak yahut insanları gözlerinin içine baka baka aldatmak olur.” [4]

HDP’nin karakteri bugün sermaye partisi olmasının en doğal gerekliliği ve getirisi olarak parababaları partisi olarak karşımıza çıkıyor.

Görüldüğü üzere siyasi partiler bir sosyal bölüğü yani bir sosyal sınıfı temsil ederek ve etmek üzere kurulurlar. Pek ala Erkan Baş, TİP’i kurarken hangi sosyal sınıfı temsil etmek üzere bir iddia ile kuruldu? Adından da anlaşılacağı üzere “Türkiye İşçi” sınıfını değil mi? Buraya kadar açık! İşte dedik ya “düşünce davranıştan ayrılamaz” diye. Pek ala Erkan Baş Beyefendi, bu iddia ile bir siyasi parti kurmasına rağmen neden IMF‘ci, TÜSİAD‘cı, NATO‘cu parababaları partisi olan Amerikancı Burjuva Kürt Hareketinin siyasi partisi HDP ile sarmaş dolaş olmuştur? Bir sermaye partisinin kontenjanından nasıl ola ki onun tam zıttı bir sınıf yapısına sahip, karakteristliğine sahip bir sosyal bölüğü temsil edeceksin, etmek iddiasında olacaksın? Bu eşyanın tabiatına aykırı!

Yeni Sahte TKP içerisinde NATO karşıtı eylemlere imza atan, gençleri bu heyecan ve devrimci durumlarla peşine sürükleyen bir insanın, şimdilerde NATO meclisine üye veren ve verdiği için büyük keyif duyan bir sermaye partisinin kucağında ne denli devrimciliği olabilir? Bu bilesiye, davullu zurnalı teslimiyeti göz göre göre eli kulaklarında karşılayan bir karşı-devrim hareketine hangi amaçla gidilir? Türkiye işçi sınıfının, yoksul ve emekçi halkımızın temsiliyeti amacıyla gidilemeyeceği kesin! Öyleyse Erkan Baş, riyakarlıkların en iğrencine, en düzanbaz haline karmıştır. Kendisine samimiyetle, içtenlikle inanmış olan gençleri, insanları hayasızca aldatmış ve kandırmıştır.

Bu yapılanlar riyakarlığın daniskasıdır! TİP’in oportünist meşrebinin dışa vurumudur!

Erkan Baş’ın binbir türlü süslü sözlerle, daha doğrusu siyasi bilinçleri bulandırdığı sebeplerce HDP ile olan birlikteliğini nasıl açıkladığını biliyoruz. İşte “AKP’nin tek başına iktidar olmaması için, HDP’nin barajı geçmesi gerekmektedir. Bu sebeple gücümüzü burada yoğunlaştırıyoruz.” gibi birçok açıklamaları oldu. Bir sosyal bölümlülüğü, sosyal sınıfı temsil ettiği iddiasında bulunan bir insan, nasıl olur karşı-devrim cephesinin çelişkilerine adeta orman yangınına koşan bir AFAD ekibi gibi koşabilir? Bunun adı herkesçe bilineceği üzere oportünizmdir. İşçi sınıfının siyasi ve ekonomik çıkarlarından, yoksul emekçi halkımızın çıkarlarından başka her türlü küçük hesapları yapmak girişimidir.

Washington’a gidip adeta emperyalist ağa babalarından görevler dilenen, “bizi de gör” diye en aşağılık, en karaktersiz avuç açmalarla tüm siyasi varlıklarını AB-D emepryalistlerinin hizmetine sunanlarla neyin devrimciliği yapılabilir?

Kürt Sorunu meselesini bile sırf ün, makam ve poz için AB-D emperyalistlerinin ellerine teslim etmek isteyen, Kürt halkını değil de Kürt burjuvazisinin çıkarlarını savunan ve ağababaları ABD’nin BOP projesi kapsamında “Bizi kullan. Bize devlet kurdur, bizde bunun karşılığında sana petrol bekçiliği yapalım. Senin bölgede ki çıkarlarını savunalım.” diyen yerli işbirlikçilerle neyin devrimciliği yapılabilir?

Erkan Baş, bu çelişkileri bilmeyecek veya göremeyecek kadar kör mü? Sanmayız…

İşte tüm bu yapılanlar egemen sınıfların alt sınıfları oyalayışından başka hiçbir şey değildir.

Bir başka işveren sınıfının partisi olan, sermaye partisi HDP’nin kendi kontenjanından meclise taşıdığı TİP Oportünizmi aslen egemen sınıfların, kendi çapını ve derecesini kendisinin ayarlamış olduğu “burjuva sosyalizmi“nin ta kendisidir! Kürsü ötürgenliği, kürsü bülbüllüğünden öteye gidemez. Gitmek bir yana dursun, egemen sınıfların çapından ve derecesinden dışarı çıkamaz. Sınıfsal çelişkileri ortaya koyuyormuş gibi gözükür, alt sınıfların gazını bu denli alır. Öte yandan egemen sınıflar, kendi talan, yağma ve vurgun düzenlerini sürdürürler. Çünkü çapını kendilerinin belirlemiş olduğu ve hatta adının “işçi partisi” olmasından hiç çekince duymadığı bir partiyi kendi kontenjanlarından “gaz alıcı” olarak tayin etmişlerdir.

Erkan Baş’ın içinde bulunduğu tüm riyakarlıklar, ikircikli davranışlar ve “hafıza kayıpları” bundan ibarettir. Arkasında yatan sosyal ve maddi sebepler budur.

İhale peşinde koşan, her türlü parababaları düzeninin kurnazlıkları ile dolu olan belediyecilik anlayışını hepimiz yakından biliriz. Tek bilinen RANT yağmasıdır! Bir avuç asalağın, bir avuç belediye bürokratının çıkar ve menfaat uğruna girişmediği ihale kurnazlığı, rant nemalanması ve menfaat işleri kalmamıştır. Ovacık’ta her ne kadar kör-topal olsa da devrimci bir anlayış ve halkçı bir program ile bir avuç asalağa ve vurguncuya inat “halkçı belediyecilik” anlayışı doğrultusunda sürdürülen, öyle veya böyle halka alternatif olan SMF‘nin adayı Fatih Maçaoğlu’nun karşısına yine “Devrimci Güç Birliği” adı altında hayatını ve tüm varlıklarını Amerikancı Burjuva Kürt Hareketine pazarlamış olanlar çıktı. Bu karşı-devrimci güç birliğinin içinde adları “sosyalist” “işçi partisi” olan egemen sınıfların oyuncağı haline gelmişler yer aldı. İçlerinden bir tanesi de “katılımcı” sıfatıyla Erkan Baş Beyefendi’nin ta kendisi. Varın gerisini sizler düşünün. Bariz, apaçık ve hiç saklamadan egemen sınıfların alt sınıfları nasıl oyaladığını ve nasıl siyasi bilinç kargaşası yarattıkalrını görün.

Uzun lafın kısası riyakarlıklar, ikircikli davranışlar ve omurgasızlıklar hiçbir devrimcinin meşrebi olamaz, olmamalıdır.

Gayrı iflah olmaz böyle “devrimciler” (!) …

Ancak biliriz ki Tarih, onu aklamayacaktır.

“İçimizdeki İrlandalılara” İnat:

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

Katkıda bulunanlar

Aydın Direniyor’dan bir yoldaş
Adana Direniyor’dan Fatih
İstanbul Direniyor’dan Özgür

Notlar

[1] Şık bir savunma mı, devrimci savunma mı? – Halkın Kurtuluş Yolu Gazetesi, Ağustos 2017
[2] Cumhuriyet Gazetesi
[3] A.g.e.
[4] Hikmet Kıvılcımlı – Genel Olarak Sosyal Sınıflar ve Partiler, s.49

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir