Ece Sevim Öztürk: “İnsanlar hikaye dinlemek istemiyorlar artık, değişim istiyorlar”

2010 yılında yayın hayatına başlayan Çağdaş Ses sitesi, günümüzde siyaset üzerine habercilik yapmanın çok zor olduğu bir dönemde çalışma yapmakta. Türkiye Direniyor ekibi olarak, Çağdaş Ses Genel Yayın Yönetmeni Ece Sevim Öztürk‘e merak ettiklerimizi sorduk.

Türkiye Direniyor: Merhaba, öncelikle sizi ve sitenizi kısaca tanımayı dileriz. Bu mesleği neden seçtiniz, gazeteyi kurma kararını neden aldınız?

Ece Sevim Öztürk: Çağdaş Ses, baskı ve sansür alanı genişledikçe bağımsız bir platform kurabilmek amacıyla 2010’da dergi olarak yola çıktığımız, birkaç sayının akabinde internet haber portalına dönüştürdüğümüz, sekiz yıllık sürede pek çok değerli ismin köşe sahibi olduğu, politik gidişatı sadece aktarmak ile kalmayıp, analizlerle de o alana müdahalede bulunmayı amaçladığımız ve o noktada büyük oranda başarıyı yakaladığımız bir yaşam alanı bizler için. Bana gelecek olursak.. 17 Ağustos depremini Gölcük’te yaşayan bir çocuk olarak, 16 yaşında inşaat mühendisliği bölümünü kazandım, Zonguldak’ta dört yıl geçirdim. Deprem gibi hayati bir gerçekliğin oluşturacağı yıkımın önüne bilimin geçebileceğini zanettim. Okuldayken anladım ki, deprem politikti. Bugün bile deprem haritasının güncellenmediği memleketimde bilime önem vermemeyi bırakın, insani değerlerin bile hiçe sayıldığı korkunç bir düzen olduğunu sezmem aynı yıllara tekabul ediyordu. Yine o dönemde Zonguldak’ta çok değerli maden mühendisleriyle bir araya gelme fırsatı yakaladım, madenci ölümlerine dair incelemelerde bulundum. Soma katliamıın akabinde 2.5 yıl bölge üzerine çalışmamda Zonguldak’taki gözlemlerimin katkısı büyüktür. Bu mesleği neden seçtiğime gelirsek… Üniversitede kulüplerle, kendi düzenlediğim etkinliklerle, yerel gazetelerde yazdığım yazılarla yapmam gereken mesleğin gazetecilik olduğunu anlamıştım. 2010’da eşimle birlikte kurduğumuz Çağdaş Ses’te bu mesleğe başladım. Her şeyi merak ediyor, doğrusunu öğrenmeden içim rahat etmiyordum. Pınar Dağ’ın Veri Gazeteciliği atölyelerine katıldım, kodlama, grafik tasarım üzerine kurslar bitirdim, araştırma yaparken kaynaktan tam anlamıyla emin olabilmek için Osmanlıca öğrendim, ileri seviyedeyim şimdi. Yani bu işin özünde “merak” ve “gelişim” var. Bir de “anlamak”. Bu ülke insanını anlamaya çalışmak. Bu merakla başladığım sosyoloji bölümünü de bitireceğim seneye.

T.D.: Günümüzde ülkemizde siyaset üzerine habercilik yapmak oldukça zor. Başınıza gelen birkaç zorluğu bizimle paylaşabilir misiniz?

E.S.Ö.: Pek çok zorluk var aslında. Genç gazeteci adayları haberlerimizden, yazılarımızdan ilham alıyorlar, kimi zaman gelip soruyorlar; “seçmeli miyim bu mesleği” diyorlar… Ben onlara da bu işin zorluklarını anlatıyorum öncelikle. Hele ki OHAL koşullarında gazetecilik… Haftanın en az iki günü Adliye koridorlarında geçiyor. “Sanığın ifadesini neden haberleştirdin” diye tutuklanan meslektaşlarımız var. Erk sahipleri değişse de gerçeğin peşinde olan ve ilke sahibi gazetecilerin, kimi ekran yüzleri gibi kredilerle yalılarda oturmayacağını ve ana akımda kendilerine yer bulamayacaklarını bilmelerini söylüyorum gençlere. Olur da tutuklanmadıysanız sosyal medyada güç odaklarının maaş ödeyerek üzerinize gönderdiği kullanıcıların siber zorbalıklarına maruz kalacaksınız demektir. Bizim gibi bağımsız bir platformda çalışma fırsatını yakalayamamışsanız, yine bu odakların patronlarınıza açtığı telefonlarla sansüre uğruyor, daha da kötüsü otosansürü benimsetiliyorsunuz demektir. Ülke koşullarından bağımsız bir şekilde konuşacak olursak da, bu mesleği yapan insanların genel sıkıntısı sosyal ilişkilerinizin çoğu zaman sekteye uğraması ve mesleğinizin öncelik sıralamasında oldukça yukarıda bir yerlerde konuşlanması. İyi bir arkadaş olamayacaksınız demek anlamına geliyor yani.

T.D.: CHP Kurultayı’nda canlı yayın gerçekleştirdiniz Ege Türk TV ile birlikte. Siyaset üzerine habercilik yapan birçok site vardı, o sitelere nazaran sizin yayınınıza ilgi nasıldı?

E.S.Ö.: CHP’yi yakından takip ediyorum, biliyorsunuz. Çünkü bugün geldiğimiz noktada bir şeyler yanlışsa bunun müsebbibi salt iktidar değil; muhalefettir aynı zamanda. Zira, ana muhalefet teslim olmuşsa, yalnızca kendi konfor alanlarını korumak saikiyle hareket ediyor ve “-mış gibi” bir muhalefet anlayışı ile hareket ediyorsa, erk sahiplerine istediklerini yapabilecek alanı açmış ve önünde hiçbir set oluşturamamış demektir. Yani Yenikapı’da boyun eğen ve Tansu Çiller, Mehmet Ağar gibi isimlerle bilrlikte poz veren bir CHP Liderinin, mevcut iktidarın karşısında “Durun, yanlış yapıyorsunuz” demesi ne kadar inandırıcı bulunabilir? Ya da 2014’te Ekmeleddin İhsanoğlu’nu adaylaştırarak seçimi AKP’ye hediye eden CHP Lideri, 2019’da benzeri bir hamlede bulunmayacağını kim garanti edebilir? 7 Haziran sürecindeki özgürlük ortamının yarattığı koalisyon iklimi malumunuz. 1 Kasım’a giden süreçte kanın oya tahvil edilmesi sürecinin de farkındasınız. Bu gelişmeler göz önündeyken, HDP’lileri cezaevine göndermeyi planladığı açıkça ortada olan mevcut fezlekeler üzerindeki dokunulmazlıkların kaldırılması yasasına “Anayasa’ya aykırı ama olsun” diyerek nasıl “evet” dersiniz? Üstelik sizi uyaran CHP’li vekillere “siz de cezaevine gireceksiniz, yan gelip yatmakla olmaz” diye bağırdınız ve Enis Berberoğlu cezaevine girdiğinde de hesabı sizden sorulmasın diye 450 km yol yürüdünüz. Üstelik siz o yasaya evet demeseydiniz, Berberoğlu cezaevine girmeyecekti. Referandum’da da HDP daha iyi çalışabilecekti. Referandumda kazanılmış seçimin üzerine kaybediş konuşmasını yaptınız ve sonucu meşrulaştırdınız. Yedi seçim kaybetmeniz de cabası. 2019’da %50’ye CHP’nin şapka olabilmesi için sağdan isimlerle değil, tepeden dayatma isimlerle değil, değişimle, milyonların iradesi ile bir aday belirleme süreci için bu kurultayın önemli olduğunu düşünüyorduk. Bunu Çağdaş Ses – Ege Türk TV ortak yayınında salondan gerçekleştirdiğimiz röportajlarla anlattık. O yüzden çok ciddi izlenme oranları oldu. İnsanlar hikaye dinlemek istemiyorlar artık, değişim istiyorlar, huzur istiyorlar. Sabahın köründe çocuklarını, kendilerini bekleyen safsata dolu müfredatlarla hazırlanan 200 yıl önceki öğretim modeline teslim etmek istemiyorlar. İş cinayetine kurban gitmek, minibüste tecavüze uğrayıp öldürülmek, aldığı maaşın her ay yeniden erimesi, pazarda 15 TL’den satılan bibere karbondioksit basılması vs. Sahici gündemlerinin kamuoyunun önüne taşınması ve hukukla taçlandırılmış özgürlük ortamının sağlanması için önce muhalefetin düzelmesini istiyorlar. Sekiz seçim kaybeden Kılıçdaroğlu’nun, 1200 delegenin 1000 tanesinin imzasıyla adaylaştırılmasının adının demokrasi olmadığını biliyor sokak. Biz de o kurultayda sokağı anlattık.

T.D.: Yazarlarınızdan biri de CHP Genel Başkan Aday Adayı Ömer Faruk Eminağaoğlu oldu. Kendisinin gelecek dönemdeki sürecini nasıl görüyorsunuz?

E.S.Ö.: Ömer Bey aynı zamanda Çağdaş Ses’in yazarlarıdan. Yargıtay’da Siyasi Partiler Bölüm Başkanlığı yapan değerli bir savcıydı. Şimdi de aynı hukuk mücadelesini avukatlık mesleğini icra ettirirken sürdürüyor. Tertemiz, koltukları reddederek doğru bildiğini dillendiren, “aman biz böyle yaparsak kabul görmeyiz” korkaklığıyla muhalefet yaptığını iddia edenlerden değil, Cuma Hutbesinin bile Anayasa’ya aykırı olduğunu dillendirebilecek cesareti sergileyebilen bir isim. Kocasakal adaylığını ilk açıklayan isim olduğu için ana akım medyanın ilgisini çekti, ismi Ömer Bey’den daha fazla dillendirildi. Bazı insanlar hayatlarının her döneminde haksızlığa uğruyor galiba. Ömer Bey’in adaylığı “tepki adaylığı” idi aslında. Anlatmak istediklerini Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında açıkladı, tavrını ortaya koydu. Bu saatten sonra da mücadeleden vazgeçmeyecektir.

T.D.: Türkiye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Sizce bulunduğumuz durumdan bir çıkış yolu var mı ve bunu başaracak yapının ilkeleri ne olmalı?

E.S.Ö.: Beni endişelendiren tek bir konu var. İhbarcılık. Otobüste giderken Whatsapp üzerinden yazışan kişiyi önce gizlice gözetliyor, sonra polise ihbar edip tutuklanmasına neden oluyor kişi. Devlet dairesinde memur, sevmiyor müdürünü. Yazıyor BİMER’e; ‘bu kesin FETÖ’cü, namaz kılardı şimdi gece hayatına başladı’ diyor, onun yerine müdür oluyor. Oysa kırk yıl karşılıklı oturdukları komşularına iftira atıldığını bilse dahi sesini çıkarıp “Yahu durun, o öyle şey yapmaz” diye tanıklık etmiyor. Bu durum çok üzücü. İhbarcılık bir topluluğu kemiren en tehlikeli hastalıktır. Erk sahipleri tarafından teşvik edilse de, bundan vazgeçmek, ilkeli durmak gerek. İlke her şeyin anahtarı. Zaman ve koşullar şekillenince bir sözün, bir duruşun peşine bir anda düşebilir milyonlar. Bu da ancak ilkeyle olur. Benim ilkem hep bu oldu; vicdanı pusula kılmak lazım; hiç yanıldığı olmaz. İlkelerine, ahlakına uymuyorsa itiraz edeceksin. “Ama” demeyeceksin, “ama” diyorsan çıkarın rehberin demektir. Yanlışsa itiraz et. “-Ama bana da cemaatçi derler, ama bana da darbeci derler, ama beni de işten atarlar, ama beni de hapse atarlar”… Bakın tüm “ama”lar gizli bir menfaat barındırıyor cümlede. Bu ülkede, zalimin sağcısı, solcusu, orta yolcusu yok; gücü elinde tutanı ve tutamayanı var. Bu dönemde anlayabildim bunu ancak. Önceden ‘iyi insanlara zulmeden kötü insanlar’ tahayyülündeymişim. Biz dün hakkaniyet arayışındayken engel olanlar için hak arıyorum bugün. Dün insanlık için doğru tarafta olduğunu sandığım pek çok isim, bugün sürüye sopayla dalan çobanın yanında ‘vur vur’ diye bağıran aç kurtlar gibi. Size zulmedeni bile zalimin insafına terk etmez, onun için adalet aramaya başlarsanız her şey değişir.

T.D.: Samimi açıklamalarınız için teşekkür eder, başarılar dileriz.

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir